Dezenformasyon ve sahte haberler, günümüz haber ekosisteminin ayırt edici unsurlarından biri haline geldi. Sosyal medyanın yükselişi, bu tür içeriklerin yayılma hızını ve görünürlüğünü daha da artırdı.
Eurobarometer anketine göre, Avrupa genelinde dezenformasyon ve sahte haberlere maruz kaldığını düşünenlerin oranı artıyor. 2025 yılında Avrupa Birliği’nde (AB) her üç kişiden biri (yüzde 36), son yedi gün içinde “sık sık” ya da “çok sık” dezenformasyon ve sahte haberle karşılaştığını söyledi. Bu oran 2022’de yüzde 28 seviyesindeydi. Ankete katılanların yalnızca yüzde 12’si ise dezenformasyonu tanıyabildiğinden “çok emin” olduğunu belirtti.
Peki, Avrupa’da hangi ülkelerde dezenformasyona maruz kalındığı algısı daha yüksek? Avrupalılar bu tür içerikleri ayırt etme konusunda kendilerine ne kadar güveniyor?
Algı var, doğrulama yok
Araştırmanın, gerçek ve doğrulanmış dezenformasyon vakalarını değil, katılımcıların algısını ölçtüğünü vurgulamak gerekiyor. Ankette katılımcılara, sahte haber olduğunu düşündükleri içeriklerle karşılaşıp karşılaşmadıkları soruldu; ancak bu içeriklerin gerçekten yanlış olup olmadığı teyit edilmedi.vamı
“Çok sık” ve “sık sık” yanıtları birlikte değerlendirildiğinde, dezenformasyona maruz kalındığı algısı Finlandiya ve Almanya’da yüzde 26 ile en düşük seviyedeyken, Macaristan’da yüzde 57 ile en yüksek düzeye ulaşıyor.
Romanya’da katılımcıların yüzde 55’i, İspanya’da ise yüzde 52’si sık sık sahte haber gördüğünü düşünüyor. Bu oran Bulgaristan’da yüzde 48, Lüksemburg ve Malta’da yüzde 45, Yunanistan’da yüzde 43, Güney Kıbrıs ve İrlanda’da yüzde 42 olarak ölçüldü.
Listenin alt sıralarında Finlandiya ve Almanya’nın yanı sıra Çekya (yüzde 29), İsveç (yüzde 30), Litvanya (yüzde 30) ve Fransa (yüzde 30) yer aldı. Hollanda, Letonya ve Belçika’da da oran üçte bire yakın seviyelerde kaldı.
Genel tablo, Doğu ve Güney Avrupa ülkelerinde dezenformasyona maruz kalma algısının daha yüksek, Kuzey ve Batı Avrupa’da ise daha düşük olduğunu gösteriyor. Ancak bu eğilim her ülkede birebir geçerli değil. Örneğin Lüksemburg ve İrlanda görece yüksek oranlar bildirirken, Çekya, İtalya ve Portekiz bulundukları bölgelere kıyasla daha düşük seviyelerde kaldı.
AB genelinde katılımcıların yüzde 31’i, son yedi gün içinde “bazen” dezenformasyon ve sahte haberle karşılaştığını söyledi. Bu oran Macaristan’da yüzde 24’e kadar düşerken, İsveç’te yüzde 40’a çıktı.
“Bazen” yanıtı da dahil edildiğinde, AB’de dezenformasyona maruz kaldığını düşünenlerin oranı yüzde 66’ya yükseliyor. Bu da algılanan maruziyetin son derece yaygın olduğuna işaret ediyor.
AB genelinde yalnızca yüzde 7’lik bir kesim, hiç dezenformasyonla karşılaşmadığını söylerken, yüzde 16’sı “nadiren” yanıtını verdi. Bu iki grup birlikte değerlendirildiğinde toplam oran yüzde 23’te kaldı. Ayrıca katılımcıların yüzde 10’u bu soruya “bilmiyorum” yanıtını verdi.
22 ülkede artış kaydedildi
2022 yılıyla karşılaştırıldığında, AB genelinde “sık sık” ya da “çok sık” dezenformasyona maruz kaldığını söyleyenlerin oranı 8 puan arttı. Bu artış 22 AB ülkesinde görülürken, dört ülkede gerileme kaydedildi.
En dikkat çekici artışlar Danimarka ve Hollanda’da yaşandı; her iki ülkede de oran 19 puan yükseldi. Lüksemburg (18 puan), Malta (17 puan), İsveç (14 puan) ve İspanya (13 puan) bu ülkeleri izledi.
Avrupalılar dezenformasyonu ayırt edebiliyor mu?
AB genelinde katılımcıların yüzde 62’si, dezenformasyonla karşılaştıklarında bunu tanıyabileceklerine güvendiklerini söyledi. Bu grubun yüzde 12’si “çok emin”, yüzde 49’u ise “kısmen emin” olduğunu belirtti. Buna karşılık, katılımcıların yaklaşık üçte biri (yüzde 32) kendini bu konuda yeterince güvenli hissetmiyor.
Bu güven düzeyi, 2022’ye kıyasla AB genelinde 2 puan geriledi. Ülkeler arasında büyük farklar dikkat çekiyor: Dezenformasyonu tanıma konusunda kendine güvenenlerin oranı Polonya’da yüzde 49 iken, Malta’da yüzde 84’e ulaşıyor.
Araştırma, dezenformasyona maruz kalındığı algısıyla, onu tanıyabilme konusunda duyulan güven arasında güçlü bir ilişki olmadığını da ortaya koyuyor.
Medya okuryazarlığı ve kamu yayıncılığı etkisi
Medya Çoğulculuğu ve Medya Özgürlüğü Merkezi’nde araştırmacı olan Konrad Bleyer-Simon’a göre, bu algıları açıklamak zor. Çünkü bireylerin kendilerine dair değerlendirmeleri, gerçek yetkinlikleri ya da sorunun gerçek boyutuyla örtüşmeyebiliyor.
Bleyer-Simon, “Bir ülkedeki medya okuryazarlığının seviyesi ve doğrulama faaliyetlerinin yaygınlığı önemli bir rol oynayabilir. Ancak insanların kendi becerilerini ve maruziyetlerini olduğundan az ya da çok değerlendirmesine yol açan psikolojik faktörler de etkili,” dedi.
Bleyer-Simon ayrıca, dezenformasyonun etkisinin; siyasi kutuplaşmanın yüksek olduğu, ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği, eğitim sisteminin zayıf performans gösterdiği, kurumlara duyulan güvenin düşük olduğu ve siyasetçilerin daha çatışmacı ve popülist bir dil kullandığı toplumlarda arttığını vurguladı.
Ona göre ülkeler, güçlü ve bağımsız kamu yayıncılarına sahip olduklarında, özel medya için etkili özdenetim mekanizmaları işlediğinde, haberlere duyulan güven yüksek olduğunda ve halk haberlerini sosyal medyadan ziyade doğrudan haber kuruluşlarından aldığında dezenformasyona karşı daha dirençli hale geliyor.
KAYNAK: Euronews Türkçe



