Diyanet İşleri Başkanlığı’nda düzenlenen devir teslim töreniyle, 8 yıldır başkanlık görevini yürüten Ali Erbaş, koltuğunu İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş’a devretti. Törende her iki isim de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti.
Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı'na göre, Diyanet İşleri Başkanlığına 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 7'nci maddeleri gereğince İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş atanmıştı. Yapılan devir teslim töreninde 18. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, yeni Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş'a görev tesliminde bulundu.
Arpaguş, törende yaptığı konuşmada, "Diyanet İşleri Başkanlığımızın üstlendiği vazife, yalnızca idari bir görev değil aynı zamanda ilim, irfan ve hikmetle yoğrulmuş bir sorumluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Kur'an'ın aydınlığı, sevgili Peygamber'imizin sünneti ve rehberliğinde milletimizin dini hayatına rehberlik eden bu kurum, tarih boyunca olduğu gibi bugün de toplumumuzun birlik, beraberlik ve kardeşliğini pekiştiren müstesna bir mihver olmuştur" ifadelerini kullandı.
İKTİDARIN SLOGANLARINI KULLANDI
"Bilgi, ahlaktan yoksunlaştıkça insanlık değer kaybetmektedir. Eğitimin ruhundan, ilmin mana ve gayesinden mahrum bırakılan nice genç, bağnazlık, şiddet ve teröre savrulabilmektedir. Bu hususta hepimize düşen sorumluluk, öncelikle doğru bilginin ve sağlam kaynağın peşine düşmek, ilmi ehil ellerden almak, sonradan öğrendiğimiz ile amel etmektir" diyen Arpaguş, sözlerinin devamında, AKP'nin sloganı olan "Türkiye Yüzyılı" ve Cumhur İttifakı'nın yürüttüğü "Terörsüz Türkiye" isimli sürece de vurgu yaparak "Türkiye Yüzyılı ve Terörsüz Türkiye ideali, sloganı 'yeryüzünde iyilik hakim oluncaya kadar' olan bu kurum ve fedakar neferlerinin çaba ve gayretleri sayesinde vücut bulacaktır" dedi.
Arpaguş, görevi kendisine veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da şükranlarını sundu.
Prof. Safi Arpaguş kimdir?
Görev yaptığı Marmara Üniversitesi internet sitesinde yer alan bilgilere göre Arpaguş 1967 yılında Amasya-Gümüşhacıköy'de doğdu.
Gümüşhacıköy İmam-Hatip Lisesi'nden 1985 yılında, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden 1990 yılında mezun oldu.
Aynı üniversitesde tasavvuf anabilim dalında 1992 yılında araştırma görevlisi olan Arpaguş, Yüksek lisansını 1994 yılında "Aziz Mahmud Hüdâyî'nin Nasâyıh ve Mevâiz İsimli Eseri" adlı çalışmasıyla tamamladı.
Ardından 2001 yılında "Mevlânâ'nın Dîni Anlatım Metodu" isimli tez çalışmasıyla doktorasını tamamladı.
Arpaguş 2008 yılında doçent olmadan önce İngiltere ve Suriye'de (2010) bulundu, 2014 yılında da profesör oldu. 2021'de ise İstanbul Müftülüğü'ne atandı.
Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesi tasavvuf anabilim dalı öğretim üyesi olan Arpaguş'ın Mevlânâ ve İslâm, Algı ve Anlatım; Mevlevîlik'te Manevî Eğitim; Aziz Mahmud Hüdâyi, Sohbetler; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi, -Heyet-, I-XIII; İsmail Rüsûhî Ankaravî, Minhâcü'l-Fukarâ gibi eserleri bulunuyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı ne zaman kuruldu, faaliyetleri neler?
Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924'te Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle ve 429 sayılı kanunla başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak kuruldu.
Görevleri; İslâm dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekti.
Diyanet, 9 Temmuz 2018'de cumhurbaşkanlığına bağlandı.
Anayasanın 136. maddesinde, "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir" hükmü yer alıyor.
Türkiye'de camilerin inşası ve maaşlı imamların görevlendirilmesi gibi konulardan sorumlu.
Türkiye Diyanet Vakfı aracılığıyla yurtdışında da cami inşaatları gerçekleştiriyor.
2023 Sayıştay Denetim Raporu'na göre, Diyanet'in personel sayısı o yıl itibarıyla 140 bin 859'du. Diyanet'in 2025 bütçesi ise yaklaşık 130,2 milyar.
Ali Erbaş: Diyanet'in en çok tartışılan başkanı
Pelin ÜNKER / DW Türkçe
17 Eylül'de görev süresi sona eren Prof. Dr. Ali Erbaş'ın Diyanet İşleri Başkanlığındaki sekiz yılı dini rehberlik konularının ötesinde yoğun bir siyasal-toplumsal tartışmaya sahne oldu.
Erbaş döneminde Diyanet'in kamusal görünürlüğü arttı, hutbelerin dili güncel siyasetle daha sık temas etti. Bu fay hatları, Ayasofya'daki "lanet" cümlesi ve Yargıtay binasının duayla açılışı gibi yüksek sembolik olaylarda daha da öne çıktı. 2025 yazında ise peş peşe yayımlanan "hayâ ve giyim" ile "kul hakkı - miras" hutbeleri tartışmayı derinleştirdi.
Tepki çeken söylemlere makam aracı (Audi A8) polemiği de eklenince, Diyanet'in söylemi kadar kurumsal pratikleri de kamu etik ve güveni açısından mercek altına girdi.
Başörtüsü ve yaşam tarzı tartışması
1 Ağustos 2025 tarihli "Hayâ: Allah'ın Emri, Fıtratın Gereği" başlıklı hutbe, kıyafet ve mahremiyet vurgusuyla geniş tepkilere yol açtı. Resmî metinde "Kısa giysiler ve şeffaf kıyafetler giyilmesi... Allah'ın örtünme emrini ihlaldir, haramdır" ve "uzuvları belli edecek şekilde dar elbise giyenler… 'giyinik çıplaklardır'" ifadeleri yer aldı. Eleştiriler, bunun "yaşam tarzına müdahale" anlamına geldiği yönünde yoğunlaştı. Diyanet ise hutbeyi "ahlaki hatırlatma" olarak savundu.
Tepkilerin sembolik yüzlerinden biri, feminist yazar Berrin Sönmez oldu. Sönmez, son hutbeyi "başörtüsü zorunluluğunun işaret fişeği" olarak okuyup "başörtüsü zorunluluğu ihtimaline karşı şimdiden başımı açıyorum" diyerek kişisel bir protesto başlattı.

Muhafazakâr yazar Berrin Sönmez, Erbaş'ın hutbesi sonrası başını açmıştı
19 Temmuz 2024'te de Düzce Akçakoca'da hutbe irad eden Erbaş, "Tesettür her şeyden önce Allah'ın bir emridir, kişisel bir tercih değildir" sözleriyle tepki çekmişti.
Kadınların bedeni ve kıyafetine ilişkin kullandığı "Tesettür kişisel bir tercih değildir" ifadesi ve "Kısa/şeffaf kıyafetler haramdır" şeklindeki hutbesi, kadın örgütleri ve feminist çevrelerde "yaşam tarzına müdahale" uyarılarını tetikledi.
Hukuka karşı dini referans gerilimi
15 Ağustos 2025'te okunan "Kul Hakkı Ateşten Gömlektir" hutbesinde ise miras paylarına ilişkin "Karşılıklı rıza olmadan Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek ilahî adalete aykırıdır" denildi. Ayrıca "kız çocuklarını mirastan mahrum bırakmak" ve "Allah'ın takdir ettiği hakka razı olmamak", "kul hakkı" olarak nitelendi.
Kadın örgütleri ve hukukçular, Türk Medeni Kanunu'nun eşit miras rejimi ile dini miras hükümlerinin yan yana getirilmesinin "kazanılmış hakları gölgelediği" görüşünde birleşti; Diyanet de hutbenin "yasal düzenleme çağrısı değil ahlaki öğüt" olduğunu vurguladı.
LGBTİ+ hutbesi: Nefret söylemi tartışması
24 Nisan 2020'de pandemi koşullarında verilen hutbe de LGBTİ+'lar ve HIV ile yaşayanları hedef aldığı gerekçesiyle çok sayıda baro ve hak örgütünün tepkisini çekti. İstanbul Barosu, konuşmayı "nefret söylemi" olarak değerlendirdi. Ayrıca uluslararası insan hakları kuruluşları ortak kınama yayınladı. Diyanet de bu kez hutbenin "Kur'an ve sünnet referanslı uyarılar" içerdiğini savundu.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan / Fotoğraf: Murad Sezer/REUTERS
Ali Erbaş, hutbede şu ifadeleri kullanmıştı:
"Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, Eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikahsız hayatın İslamî literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim."
Ayasofya'da "lanet" vurgusu ve kılıçla minber
Erbaş, 86 yıl sonra yeniden ibadete açılan Ayasofya'daki ilk hutbeyi kılıç geleneğiyle irad etti ve Cuma namazını kıldırdı. "Bizim inancımızda vakıf malı, dokunulmazdır, dokunanı yakar; vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar" sözleri tepki çekerken minbere kılıçla çıkması da sembolik anlamı nedeniyle geniş yankı buldu.
Erbaş, isim vermedi ama sözleri nedeniyle "Atatürk'e lanet okuyor" denilerek eleştirildi. Diyanet Başkanı, eleştirilere yanıt olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret etmediğini savunurken "Uğramıştır demedim, 'Çiğnerse lanete uğrar' dedim" diye konuştu.
Yargıtay binası ve adli yıl açılışı
1 Eylül 2021'de Yargıtay Yeni Hizmet Binası ve 2021–2022 Adli Yıl Açılışı töreni de Ali Erbaş'ın okuduğu duayla başladı. Törende "Bu eserin açılışını besmeleyle gerçekleştiriyoruz… hayırlı ve mübarek eyle Allah'ım" sözleri kameralara yansıdı; yargının tarafsızlığı ve laiklik ilkesi bağlamında tartışmalar büyüdü. Devlet-din-yargı ilişkisinde Ayasofya'daki "lanet" cümlesi ve Yargıtay binasının duayla açılışı, laiklik ve tarafsızlık tartışmalarını yeniden canlandırdı.

Prof. Dr. Ali Erbaş, 2021'deki adlı yıl açılışında. Cübbesiyle dönemin Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
Kurum ve iktidar kanadı, "vakıf hukuku" ve "dua geleneği" vurgusuyla bu adımları meşrulaştırırken muhalefet ve hukuk çevreleri, yargı gibi tarafsız olması gereken alanlarda dini sembolizmin güçlenmesinin demokratik dengeyi zedeleyebileceğini savundu. Bu başlıklar, Diyanet'in kurumsal konumunu salt din hizmeti veren bir yapıdan siyasal sembolizmin taşıyıcısı olarak algılanan bir aktöre doğru kaydırdığı yönündeki kanaatleri besledi.
Atatürk'ün anılmaması polemiği
Diyanet'in milli günlere denk gelen bazı Cuma hutbelerinde Mustafa Kemal Atatürk'ün adının geçmemesi, 2025'te 30 Ağustos haftasında tekrar gündem oldu. Medyadaki haberlerde hutbede Atatürk'ün anılmadığı, buna karşın kurumun ertesi gün yayımladığı 30 Ağustos mesajında Atatürk'e yer verdiği aktarıldı; muhalefet "laik cumhuriyet değerleriyle mesafe" eleştirisini yineledi.
Ocak 2021'de Boğaziçi Üniversitesi'ndeki sergi polemiği sırasında Ali Erbaş, "Kâbe'ye saygısızlık" diyerek olayı kınadı ve "yasal yollara başvuracağız" ifadesini kullandı. Aynı günlerde Diyanet-Sen dâhil kurum çevresinden benzer kınamalar geldi. Takip eden haftanın hutbesi gençliği "değerler/ahlak" ekseninde uyarı tonuyla çerçeveledi; muhalefet bunu Diyanet'in güncel siyasete eklemlenmesi olarak, iktidar ise "kamu düzeni ve dini değerlerin korunması" olarak yorumladı.
Eski CHP milletvekili Berhan Şimşek'in 2021'de dile getirdiği "hutbeler AK Parti Genel Merkezi'nde hazırlanıyor" iddiasını da Diyanet yazılı açıklamayla yalanladı ve yasal yollara başvurulacağını bildirdi. Açıklamada her hafta okutulan hutbelerin Din Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı uzman ekipler tarafından hazırlandığı vurgulandı.
"Sigara haramdır" çizgisi
Erbaş, 16 Şubat 2019'da Erzincan'da din görevlilerine hitabında "Sigara haramdır ve her birimiz… milletimize anlatmalıyız" dedi; sonraki yıllarda da "sigaranın haram olduğu" vurgusunu çeşitli vesilelerle yineledi. Destek verenler, bunun kamu sağlığı lehine dini uyarı olduğunu savunurken eleştiriler "Diyanet'in fetva alanını genişlettiği" iddiasında toplandı.
Makam aracı dosyası: Bir Audi'yi çok gördüler
Erbaş'ın kullandığı makam aracı da dönem dönem gündem oldu. Diyanet, 17 Mayıs 2024'te yaptığı açıklamayla "Başkanlığımız hizmetinde kullanılan 1 adet Audi A8 araç iade edilmiştir" dedi; tartışmalar yıl boyunca sürdü. Aralık 2024'te Erbaş, bir söyleşide "Ben rektörken sekiz sene önce aynı Audi'yi kullanıyordum ama Diyanet İşleri Başkanı'na çok gördüler" ifadelerini kullandı. Muhalefet ve bazı medya organları israf ve şeffaflık başlıklarını gündemde tuttu; kurum kanadı ise tasarruf genelgesine uyulduğunu belirtti.
Kamu etik ve tasarruf alanında makam aracı polemiği, Diyanet'in sembolik ağırlığının bütçe ve protokol pratikleri üzerinden de tartışıldığını gösterdi. Erbaş'ın "Bize bir Audi'yi çok gördüler" çıkışı ve güvenlik/protokol gerekçeleri, "israf" ve "kamuda tasarruf" eleştirileriyle karşı karşıya kaldı. Bu dosya, kurumsal meşruiyetin sadece söylemle değil, pratiklerle de sınandığına işaret ediyor.
Erbaş dönemi Diyanet'i, dinî rehberlik ile devletin laik ve çoğulcu yapısı arasındaki denge çizgisinde sürekli tartışmanın odağında tuttu. Görev süresinin bitişi ise kurum açısından iki temel sınavı öne çıkarıyor: Siyasete mesafe ve kurumsal tarafsızlık; kamusal güveni güçlendirecek şeffaflık ve tutarlılık.
Bu sınavların nasıl verileceği, yalnızca Diyanet'in değil, Türkiye'de din–devlet–toplum ilişkisinin seyrini de belirleyecek.


