Sevgililer Günü'nün sorusu: Ruh ikizi diye bir şey var mı?

Sevgililer Günü'nün sorusu: Ruh ikizi diye bir şey var mı?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Pallab Ghosh
BBC Bilim Muhabiri

Sevgililer Günü atmosferinde, dışarılarda bir yerlerde "doğru insanın" olduğuna inanma eğilimimiz de artıyor: Ruh ikizimiz, mükemmel eşleşme, birlikte olmamız gereken insan.

Tarih boyunca insanlar aşkın rastgele olmadığı fikrini hep çekici bulmuşlardır.

Antik Yunan'da Platon bir zamanlar dört kollu, dört bacaklı, iki yüzü olan bir bütün olduğumuzu düşünmüştü.

Işıltımız o kadar parlaktı ki tanrı Zeus bizi ikiye ayırmıştı. O zamandan bu zamana bir yarımız diğer yarımızı aramak için dünyada dolaşmaktaydı.

Antik Yunan mitolojisindeki bu anlatı, bize modern ruh ikizi kavramı için şiirsel bir köken verirken, bir yerlerde bir kişinin en sonunda bizi tamamlanmış hissettireceğine dair vaadi de canlı tuttu.

Orta Çağ'da ise ozanlar ve Kral Artur efsaneleri bu arayışı "saray aşkı" olarak yeniden yorumladılar.

Şövalyelerin çoğu zaman ifade bile etmedikleri aşkları için kendilerini feda ederek değerlerini kanıtladıkları, hiddetli ve çoğu zaman yasak olan derin bir adanmışlık tarif edildi.
İki imaj. Sol tarafta Platon, sağ tarafta Zeus heykeli var.<p>
Platon (solda) bir zamanlar insanların dört ayaklı, dört kollu ve iki yüzlü bir bütün olduğunu bir bütün olduğunu; Zeus'un bizi ikiye böldükten sonra bir yarının diğer yarısını aradığını düşünmüştü

Rönesans dönemine gelindiğinde Shakespeare gibi yazarlar "kaderin ayırdığı aşıklar" anlatısına döndüler.

Büyük bir bağ ile birbirine bağlanmış olan çiftler aile, talih veya kader sebebiyle ayrı kalıyorlardı.

Sanki evren hem onların aşk hikayelerini yazmış hem de mutlu sona ulaşmalarını yasaklamış gibiydi.

Yakın zamanda Hollywood ve aşk romanları da bizlere peri masalı tarzı aşk hikayelerini sattı.

Peki son bilimsel araştırmalar ruh ikizi hakkında ne söylüyor? Bir yerlerde bizim için özel biri var mı?

'Doğru kişi' nasıl hayatımıza girer?

Cambridge'deki Anglia Ruskin Üniversitesi'nde (ARU) Sosyal Psikoloji Profesörü olan Viren Swami, çağdaş Avrupa'daki romantik aşk anlayışının izini, ortaçağ Avrupa'sında sürerek tüm kıtayı etkisine alan Camelot, Lancelot, Guinevere ve yuvarlak masa şövalyeleri gibi kahramanlık hikayelerini inceledi.

Swami, "Bu hikayeler öncelikle tek bir kişiyi eş olarak seçmeniz gerektiği fikrini öne sürdü. Ve bu kişi hayatınız boyunca eşiniz olmalıydı" diyor.

"Bundan önce Avrupa'nın büyük bir bölümünde istediğiniz kadar kişiyi sevebilirdiniz, aşk akışkandı ve bu çoğu zaman cinsellikle ilgili değildi" diye ekliyor.

Sanayileşme insanları tarımsal topluluktan uzaklaştırarak tanıdık bağlarını kopardıkça insanlar daha da "yabancılaştı" diyor Swami:

"Onları kurtaracak bir kişi aramaya başladılar. Bu kişi hayatlarının sefaletinden onları çekip çıkaracaktı."

Lancelot ve Guinevere çizimi

Viren Swami günümüzdeki romantik aşk fikirlerinin kökeninin orta çağ Avrupa hikayelerine dayandığına inanıyor. Fotoğrafta Lancelot ve Guinevere var

Günümüzde flört uygulamaları bu hikayeyi bir algoritmaya dönüştürdü.

Swami buna "ilişki alışverişi" diyor.

Bir ruh ikizi arayışı, aradığımız şeyin tam tersine dönüştü: "çoğu insan için gerçek anlamıyla ruhsuz bir deneyim."

"Partner alışverişine çıkınca, 'artık durmam gerekiyor' noktasına gelene kadar flört uygulamasında onlarca insanı inceliyorsunuz" diyor Swami.

İdeal kişi

ABD Brigham Young Üniversitesi Evlilik ve Aile Çalışmaları Profesörü Jason Carroll, "ideal kişi" arayışına sempati ile yaklaşıyor.

"Biz bağlanma temelli varlıklarız" diyor Carroll, "o bağı arzuluyoruz".

Ancak deslerinde öğrencilerine ideal olana duydukları arzudan vaz geçmeden ruh ikizi fikrini bir kenara bırakmaları gerektiğini söylüyor.

Çelişkili gibi görünse de Carroll için burada kader ile emek arasında önemli bir fark var:

"Ruh ikizi sizin için önceden yaratılmış, sizin yalnızca bulduğunuz bir şey.

"Ancak ideal olan, iki kişinin yıllarca uyum sağlayarak, özür dileyerek, bazen dişlerini sıkarak birlikte şekillendirdikleri bir ilişkidir."

Ruh ikizi tuzağı

Carroll'un argümanı onyıllar süren araştırmalara dayanıyor.

Araştırmaların sonucunda "Ruh ikizi tuzağı" adıyla bir rapor yayımlanmış.

Rapor, psikologların "kader inançları" olarak adlandırdığı ve doğru ilişkinin çaba gerektirmediği fikri ile "gelişim inançları" olarak adlandırılan ve partnerlerin ilişkiyi yürütmek için neler yapabileceğine odaklanması arasında bir fark ortaya koyuyor.

Houston Üniversitesi'nden Profesör C. Raymond Knee'nin liderliğinde1990'ların sonlarında ve 2000'lerin başlarında yapılan bir dizi çalışma büyük yankı uyandırmıştı.

Bu araştırmaya göre ilişkilerinin "öylesi gerektiği için öyle olduğuna" inanan insanların, ilişkilerindeki çatışmaların ardından bağlılıklarından şüphe duyma olasılıklarının daha yüksek.

Gelişim odaklı bakış açısına sahip olanlar ise tartışma yaşadıkları günlerde bile ilişkiye bağlı kalmaya meyilli.

Gelişim odaklı bakanlar da ilişkilerin özel olmasını istiyorlar, ancak zorlu dönemler olacağının da farkındalar.

Carrol bu çiftlerin, ilişkilerini daha iyi bir noktaya getirmek, geliştirmek ve büyütmek için neler yapabileceklerini soran kişiler olduğunu belirtiyor.
 

Bir çiftin silüeti.

Araştırmalar ilişkiler konusunda "gelişim" inançları olan insanların da özel bir ilişki istediğini ancak ilişkilerde zorlukla karşılaşmaya da hazırlıklı olduklarını gösteriyor

Ona göre "ruh ikizi" inancı bir tuzak.

Ama bu tuzak romantizmden değil, aşkın asla zor olmaması gerektiği beklentisinden kaynaklanıyor.

Uzun süreli ilişkilerin en "anlamlı" tarafı, "birbirlerinin yalnızca güçlü anlarına değil, zorluklarına ve zayıflıklarına da tanık olmak."

"Burası oldukça kutsal bir yer" diyor Carroll "Bunları ancak onlar bizim orda olmamıza izin verdikleri için görebiliyorz" diye ekliyor.

Carroll için aşk kader olarak görüldüğünde insanlar gösterişsiz şeyler yapma konusunda daha isteksiz oluyor. Ki aslında bu hareketler aşkı canlı tutuyor.

Carroll'a göre ruh ikizi tuzağı bir ilişki ilk ciddi sorunla karşılaştığında işleri daha da zorlaştırıyor.

"Bir sorun yaşadıklarında akıllarına gelen ilk şey şu oluyor: 'Senin ruh ikizim olduğunu sanıyordum. Ama belki de değilsin. Çünkü ruh eşlerinin sorunlarla uğraşması gerekmiyor'.

"Ancak uzun süren tüm ilişkilerde sorunlarla başa çıkabilmek şarttır."

Kimya mı travma mı?

Londra'da yaşayan aşk koçu Vicki Pavitt, genellikle ruh ikizini bulduğunu düşünen ancak peri masalının duygusal manipülasyon, tekinsizlik ve sürekli bir kaygı duygusuyla birlikte geldiğini keşfeden insanlara yardım ediyor.

"Kimya çok güçlü olduğunda ve arada bir 'elektrik' olduğunda bazen bunun eski sağlıksız kalıplarla veya eski yaralarla ilgili olabileceğini düşünürüm" diyor Pavitt:

"Tutarsız veya bir sıcak bir soğuk davranan bir kişi sizde 'onu tekrar görmek için sabırsızlanıyorum' hissi uyandırabilir.

"Ancak orada olan şey bu kişinin sizde çok fazla endişe yaratması ve bu endişenin de daha fazlasını istemenize yol açmasıdır.

Vicki Pavitt beyaz bir ceket ve siyah bir bluz giymiş.

Aşk koçu Vicki Pavitt çoğunlukla ruh ikizini bulduğunu düşünen ancak bu ilişkinin onlara kaygı getirdiğini fark eden kişilere yardım ediyor

Pavitt'e göre kader gibi hissettiğimiz şey, daha önce canımızı yakan bir şeyi tanıyan sinir sistemimizin bunu düzeltme çabası olabilir.

Bu örüntüye terapistler "travma bağı" diyor.

Bu bağ aşk gibi görünebilir diyen Pavitt, aslında bu insanlara mükemmel bir eşleşme gibi gelen bu durumun, tanıdık gelen sağlıksız dinamiklerin içine mıknatıs gibi çekilmelerinden kaynaklandığını belirtiyor.

Kanadalı psikologlar Donald Dutton ve Susan Painter'in 1993 tarihli çalışması bu konuda sıklıkla alıntılanıyor.

Çalışmada, psikologlar British Columbia Üniversitesi'ndeyken istismarcı eşlerinden ayrılmış 75 kadını takip etmişti.

Ekip kadınların eski eşlerine ne kadar güçlü bir şekilde bağlılık hissettiklerini ölçtü ve bunu ilişkilerinin geçmişteki haliyle karşılaştırdı.

En güçlü bağın sürekli şiddete maruz kalan kadınlarda değil, çekicilik ve acımasızlık arasında gidip gelen partnerleri olan kadınlarda olduğunu buluyorlar.

İki el fotoğrafı. Birinin küçük parmağı diğerinin işaret parmağı birbirine kırmızı bir kurdele ile bağlı.

Pavitt bazen kader gibi hissettiren şeyin travma bağı olabileceğini söylüyor

Dutton ve Painter travma bağı kavramının, insanların kendileri için tartışmasız kötü olan ilişkilere neden girdiklerini açıklamaya yardımcı olduğunu anlatıyor: İnsanlar sağlıklı olduğu için değil tehlike ve şefkatin karışımı tanıdık olduğu için bu ilişkilere çekiliyor.

Pavitt'in koçluk yaparken ortaya çıkarmaya çalıştığı fark da bu: "Hissettiğiniz kimya bu insanın sizinle uyumlu olduğunu mu gösteriyor yoksa tanıdık bir kaygı hissi mi?"

"Ben kendi dilimde ruh eşlerinden asla bahsetmem" diyor Pavitt.

"Kişisel olarak her kişi için özel bir insan olduğuna inanmıyorum. Ancak bir insan için 'o özel kişiye' dönüşebileceğimize inanıyorum" diye ekliyor.

Gerçek kimya

Ruh ikizi fikrinden uzaklaşmak romantizme karşıymış gibi görünüyorsa, çekim biyolojisi de aynı yöne işaret ediyor.

Hormonal doğum kontrol ilaçları da çiftlerin birbirine karşı hislerinde belirleyici olabiliyor.

Araştırmalar doğurganlığın doğal gel gitlerini durduran hapların, adet döngüsü içinde meydana gelen çekim değişimlerini de etkileyebileceğini gösteriyor.

Bu durum eş seçiminde de değişim yaratabiliyor.

İlaç dolu raflara uzanan bir el.

Bazı araştırmalar hormonal doğum kontrolü ilaçlarının çiftler arasındaki çekimde üstü kapalı bir etkisi olabildiğini gösteriyor

365 heteroseksüel çift üzerinde yapılan büyük bir araştırmada, kadınların cinsel tatminlerinin, mevcut doğum kontrol yöntemlerinin partnerlerini ilk seçtikleri zamankiyle aynı olması durumunda daha yüksek olduğu bulundu.

Bu da hap kullanımındaki değişikliklerin deneyimi değiştirebileceğine işaret ediyor.

Bu etkiler çok küçük olabilir ancak çiftlerin aralarındaki kimyanın zaman içindeki değişimini anlamakta da yardımcı olabilir.

Eğer hormonlar ve haplar kimin "ideal kişi" gibi hissettirdiğini değiştirebiliyorsa, bir yerlerde tek bir tane, kaderin birleştirdiği bir kişi olduğunu savunmak da zorlaşır.

Bu noktada da devreye matematikçiler giriyor.

Biricik ama tek değil

Psikoloji ve biyoloji bizlere "ideal kişi" hakkında düşünmek için bir yol sunarken, matematik bir adım daha atıyor.

Vanderbilt Üniversitesi'nden Dr. Greg Lao, bir uyum algoritması geliştirdi.

Buna göre, bir değil birden fazla ideal kişiniz olabiliyor.

Lao, Kamu Ekonomisi dergisinde yer alan "Ruh Eşlerini Eşleştirme" başlıklı araştırmasında, bilgisayar simülasyonlu bir flört havuzunda binlerce dijital olarak yaratılmış flört birbirlerini sıraya koyuyor.

Bu algoritma "birinci derece ruh eşlerini" seçiyor.

Bu eşler istikrarlı bir şekilde eşleşmelerde birbirlerini seçen çiftler. Bu kişileri çıkarıp tekrar sistem tekrar çalıştırıldığında ikinci dereceden ruh eşleri elde ediliyor.

Ve bu böyle devam ediyor.

Bu simülasyonlarda bir kişinin ilk seçimiyle eşleşmesi çok nadir oluyor. Çoğunlukla insanlar ikinci veya üçüncü seçimleriyle eşleşiyorlar.

Bu senaryoda çiftler birbirlerinin seçim listelerinin üst sıralarına yakın kişiler olduklarında ve ikisi de daha çok tercih ettikleri bir kişi bulmadılarsa mutlu sayılıyorlardı.

Bu sadece sayısal bir hesaplama olabilir ama aşk algoritması bize tek bir "doğru kişi" değil birçok uygun partnerin olabileceğini söylüyor.

Önemsiz şeylere kafanızı takmayın

Peki çiftler hayatlarının aşklarını birlikte nasıl yaratabilirler?

Open University Sosyoloji ve Samimiyet Profesörü Jaqui Gabb, 2015 yılında Sociology dergisinde yayınlanan "Kalıcı Aşk" projesinde bunu incelemişti.

Yaklaşık 5 bin kişiyi kapsayan ve 50 çifti çok detaylı bir şekilde takip eden bu araştırmada günlükler, istatistikler, röportajlar ve evde yaşananlarla ilgili "duygu haritaları" bir araya getirildi.

İnsanlara kendilerini en çok neyin takdir edilmiş hissettirdiğini sorduklarında çiftlerin akıllarına ilk gelen Paris'e yapılan sürpriz geziler ya da gün batımında yapılan evlilik teklifleri olmadı.

Akıllarına gelen "sürpriz hediyeler, düşünceli jestler ve bazen yatağa getirilen bir fincan çay" oldu.

Soğuk bir günde önceden arabanın ısıtılması, dışarıdan toplanmış yaban çiçeklerinin bir vazoya konulması, bir partide özel bir şakayı paylaşmak...

Gabb'in projesi niceliksel olarak bakıldığında "günlük hayattaki özenli davranışlar" olarak tanımlanan bu hareketlerin büyük romantik jestlerden çok daha güçlü olduğunu gösterdi.

Yapılan ankette annelerin %22'si ve çocuğu olmayan kadınların %20'si bu tür jestlerin kendilerini değerli hissettiren şeylerin başında geldiğini ve değerli hediyeler veya büyük programlardan daha ön sıralarda olduklarını söylüyordu.

Verilerindeki ilişki memnuniyeti öncelikli olarak para ya da romantizmle ilgili değil, daha çok "özel bir yakınlık" ve bunun gündelik yaşamdaki ifadeleriyle ilgiliydi.

Genç bir çiftin günlüğünde bir kadın partnerinin eve gelmesini, pişirdiği yemeği, koridordaki bir kucaklaşmayı, aynı masada yemek yemelerini mutlulukla aktarmış.

"Mükemmel" diye yazmış araştırma günlüğüne.

"Yalnızca biz ve yemek. Daha fazla ne isteyebilirim ki?"

Oturma odasında kendiliğinden bir dans, çimenlerde bir yürüyüş, eşinin çok sevdiği bir fotoğrafını telefonunun ekran görüntüsü yapması...

Bir peri masalından ziyade gündelik bir öykü gibi görünüyor, cam ayakkabı yok ama lastik çizmeler var.

Öte yandan Gabb bu tatlılığın arkasında mali sıkıntılar, ailevi yükümlülükler ve depresyon geçmişinin de bulunduğunu ancak çiftin birlikte bunları yönetmeyi öğrendiğini de ekliyor.

"Buradaki ruh ikizi duygusu hayattan kopuk değil.

"Çiftin bu sorunlarla başa çıkışı sayesinde, hayat tarafından ilmek ilmek işleniyor."

Sevgililer Günü yemeği

Caroll'a göre bilim romantizmi öldürmüyor. Aksine iyi günde ve kötü günde serpilmesine yardımcı oluyor.

"Özel ve eşsiz bir ilişki içinde olma arzusundan çok uzak değilim. Yeter ki bunun birlikte yaratılması gereken bir şey olduğu unutulmasın" diyor.

Pavitt ise şöyle düşünüyor:

"Gerçekten harika bir bağ kurabileceğiniz birçok insan olduğunu bilmek ve kimsenin mükemmel olmasını beklememek şartıyla, o doğru kişinin bir yerlerde olduğuna inanmakta hiçbir sakınca yok, hatta faydalı bile olabilir."

Ruh ikizine gelince, bilim bir paradoksa işaret ediyor: İlişkileri "kadermiş" gibi gözüken çiftler genellikle kaderi beklemeyi bırakıp harekete geçen, karşısındaki kusurlu kişiye "haydi bir ilişki yaratalım" diyen kişiler oluyor.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.