CHP Genel Başkanı Özel: "İddianame boş değil bomboştur"

CHP Genel Başkanı Özel:
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu'na özgürlük ve erken seçim talebiyle başlattığı "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" miting serisinin 69'uncusunun gerçekleştiği Sultanbeyli Kent Meydanı'nda konuştu.

Dün tahliye olan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in de bir konuşma yaptığı mitingde Özel, "İlk kez bugün, mitingden saatler öncesinden başlayarak bu otobüsün üzerinde müzik çalmadı, çalmayacak. Çünkü bugün yüreğimiz dağlanıyor. Azerbaycan'ın Zafer Bayramı törenlerine katılan sonra yurda dönen kahraman askerlerimizi taşıyan askeri kargo uçağı Gürcistan-Azerbaycan sınırında düştü. 20 yiğit evladımızı, 20 iyi yetişmiş pırıl pırıl askerimizi, canımızı kaybettik. Onun için bugün burada şarkı yok, burada neşe yok, ben burada Sultanbeyli'den sizi ve televizyonlarının başında bizleri izleyen herkesi bir dakikalık saygı duruşuna ve ardından İstiklal Marşımızı hep birlikte okumaya davet ediyorum" ifadesini kullandı.

Şehitler için İstiklal Marşı ve dua okundu

Özel'in sözlerinin ardından bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu. İstiklal Marşı'nın ardından aynı zamanda imam olan CHP Arnavutköy İlçe Başkanı Tekin Aras, şehitler için dua okudu. Duanın ardından Özel, şunları kaydetti:

Son zamanlarda çok kötü haberler aldık. Gebze'de çöken binada 4 vatandaşımızı kaybettik. Dilovası'nda yangında 3'ü çocuk 6 kadın işçimizi kaybettik. Diyarbakır'da iskele çökmesinden dolayı 4 işçimizi kaybettik. Hem onların hem iş kazalarında, iş cinayetlerinde, vatan savunmasında hayatlarını kaybedenlerin, tüm şehitlerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Bu memleket için görev yapan herkesi, polisimizi, askerimizi Allah korusun, böyle acıları bir daha yaşamayalım inşallah.

"Siz böyle durdukça zulmeden abad olamayacak"

Dün ilk kez bir güzel haber aldık ve dün bu saatlerde Silivri Cezaevi'nde olan seçildikten sonra 209 gün görev yapabilen ardından 377 gün hapiste yatan, dün bu saatte cezaevindeki hücresinde olan Ahmet Özer, özgürlüğüne kavuştu. Onun bir an önce görevine dönmesini beklerken, Silivri'de, İzmir'de, Antalya'da, Afyon'da, Gebze'de, Bolu'da hem partimizin belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, bürokratları hem de Türkiye'nin tüm cezaevlerindeki siyasi tutsakların özgürlüklerine kavuşmasını ve hep birlikte onları bu otobüsün üstünde özgürlüklerini kutlayacağımız günleri bekliyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin İstanbul'da en güçlü olduğu ilçelerden birindeyiz. Geçmişte gücümüzün çok düşük olduğu, güç kazandığımız ama arzu ettiğimiz noktada olmadığımız bir ilçedeyiz. Bugün Silivri'deydim. Dün devletin ajansının ve televizyonunun alet edildiği haysiyet suikastları duruyordu. Ama onların hiçbirisi başlarını öne eğmemişlerdi. Hepsi bir şeye bakıyordu. Bakalım bugün iddianameden sonra ilk miting ne olacak, Sultanbeyli nasıl olacak? Verdiğiniz destek için, bu tarihi duruşunuz için tüm arkadaşlarımız ve aileleri adına teşekkür ediyorum. Siz böyle durdukça zulmeden abad olamayacak. Biz kazanacağız, haklılar kazanacak, masumlar kazanacak, adalet kazanacak.

"Adalet krizinin içindeyiz"

Silivri'deki ve tüm cezaevlerindeki yiğitler, Sultanbeyli'nin bu sesini duyuyor, hücreleri bu sesle umut doluyor. Öyle bir adalet krizinin içindeyiz ki 19 Mart sivil darbesinden 237 gün sonra, neredeyse 8 ay sonra nihayet o iddianame yazıldı. Aylardır bekledik. Artık sabrımız kalmadı dedik. Yazın şu iddianameyi de hem iftiralarla hesaplaşalım hem kendimizi savunalım, hem de bu iddianamedeki haksızlıkları, yalanları yargılayalım dedik. Ekrem Başkan, bütün arkadaşlar, parti olarak biz, bütün aileler bekliyoruz ki cesaretiniz varsa yargılamaları canlı yayınlayın, millet haklıyı da görsün, iftiracıyı da görsün. Ben bunu söylediğimde Devlet Bahçeli de destek vermişti. Bunu bütün muhalefet partileri destekliyor. Adalet ve Kalkınma Partisi'nden ses çıkmıyor çünkü onlar yaptıkları kumpası biliyorlar, bu davanın hukuki değil siyasi olduğunu, Ekrem Başkan'ın önünü kesmek için olduğunu, CHP'yi iktidardan uzaklaştırmak için olduğunu biliyorlar. Değilse sayın Erdoğan hodri meydan. Canlı yayın istiyoruz, milletin önünde hesap vermek istiyoruz. İstifaya davet ettiğiniz kişi güya soruşturma gizli, 'Bir ahtapot var, kolları bütün Türkiye'ye uzanıyor' dedi. O gün o bunu dediğinde karşısına gerçek ahtapotu çıkarıp gösterdik. Kollarını gösterdik. O gün bugün ahtapot demedi ama iddianamede daha ilk sayfada ahtapot yazıyor, 4 kez yazıyor. Buradan soruyorum, ya bu iddianameyi yazan her zaman söylendiği gibi haftada bir gidip yürütmenin başına bilgi veriyor, emirlerini alıyor, ya da bu ülkeyi yöneten kişi bu yargılamayı yapanlara doğrudan talimat veriyor. Hangisi olursa olsun o ahtapotun kolları değil ama bu milletin adalet arayan iki eli yakanızdadır, bunu bilesiniz.

"Bu kadar büyük kul hakkı yenmez"

İddianamenin başında Ekrem Başkanı suçluyorlar. Zenginleşmek için yaptı diye. Ekrem Başkanın, siyasete gelene kadarki zenginliği belli, edindiği mal mülk belli, siyasetten sonraki kısmı belli. Arkadaşlarımız masumdur, iddianame bir iftiranamedir. Bırakın boş olmayı bomboştur. Buradan Sultanbeyli'den geçmişte son seçimde de en çok oyu AK Parti'ye veren Sultanbeyli'den Sultanbeyli'nin vicdanına, insafına sığınarak, şahitliğine başvurarak soruyorum. Var mısın Sayın Erdoğan. Çıkaralım Siyasi Ahlak Kanunu'nu bir günde. Tüm siyasetçilerin senin de benim de Ekrem Başkan'ın da siyaset öncesinden bugüne kadar kim zenginleşmiş, kimin varlığı artmış, kim haram yemiş, millet görsün, hodri meydan. Burada Özgür Özel'in alyansı var. Hani diyordun ya, 'Siyasete girerken bu vardı. Siyaseti ben bırakırken zenginleşmişsem bilin ki çalmışımdır'. Benim, Ekrem Başkan'ın bizim yüzükten geldiği noktada izah edemeyeceğimiz tek kuruşumuz yok. Ama sen o yüzüğün üstüne neler koydun be adam, neler koydun. Bunu anlat önce. Millete itibar suikastı yapmak kolay. İnsanların haysiyetiyle oynamak kolay. Ama bu kadar büyük kul hakkı yenilmez. Kendinden bildiğin işi başkasına kara diye çalma. Otur oturduğun yerde.

"15,5 milyon insan İmamoğlu'nu aday yaptı"

Ekrem Başkan, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olmak istiyormuş, biz onu cumhurbaşkanı adayı yapmak istiyormuşuz. Bunu iddianameye suç gibi yazmışlar. Be adam, 23 Mart günü 15,5 milyon insan Ekrem İmamoğlu'nu aday yaptı, suçsa biz bu suçu 15,5 milyon kişi sokaklarda, meydanlarda, sandıklarda işledik. Seçim kazanmaya çalışıyormuşuz. Bugün Türkiye'de yapılan anketlerde en düşük oranla, yüzde 60'la millet iktidar değişsin istiyor, senin gitmeni istiyor, huzur istiyor, iş istiyor, aş istiyor. Seni değiştirmeye çalışmak suçsa, memleketin yüzde 60'ı ortaktır bu suça.

Daha iddianame kabul edilmeden, yargılama olmadan, karar verilmeden, istinaf edilmeden, Yargıtay'da kesinleşmeden her gün hem de başsavcılık eliyle masumiyet karinesi zedeleniyor. Her gün Ekrem İmamoğlu suç örgütü deniyor. Dün de şemalar yayınlayıp milleti inandırmaya çalışıyorlar. Bu şemaları en son Ergenekon'da Balyoz'da yapıyorlardı. Kimseye suçu ispatlanmadan suçlu diyemezsiniz. Olmayan bir örgütü var diye gösteremezsiniz. Mahkeme yerine geçemez, karar kesinleşmeden kimseye suçlu muamelesi yapamazsınız. O örgüt dediklerinin faaliyetine başladığı tarihi yazmışlar, o tarihte yapılan şikayetle Büyükçekmece'de mahkeme görüldü. Geçen hafta Ekrem Başkan o iddiadan beraat etti. Dünkü iddianamede bu suç örgütünün başlangıcını o olaya dayandırmaya çalışıyorlar. İddianame dün çıktığı anda temel dayanağından, taşıyıcı kolonundan yoksun olarak çıkmıştır.

"Burası adaletin arandığı değil, bir kumpasın kurgulandığı iddianameye dönüşmüştür"

Basit bir şekilde iddianameyi özetleyecek olursak; iddia şudur: Birileri, yani gizli tanıklar, ilk başta 3 taneydi bunlar. Bunlar kimsenin bilmediği, yüzleri kapalı, adları gizli iftiracılardı. Bunların sayısı şimdi 15'e çıkarmışlar. Bu 15 gizli tanık, söyledikleriyle iftiralar atıyor. Başsavcı diyordu ki, 'Kimseyi sadece tanık beyanıyla suçlamıyoruz, mutlaka kanıtını koyuyoruz'. Dün iddianame çıktı ve onlarca arkadaşımızın suçlamalarında gizli tanığın söyledikleri ya da iftiracıların söyledikleri var. Buradan bir çok üzerinde konuşacağımız bir bombayı ifade edeyim. İlk başlarda bir 'Çınar' vardı, her iftirayı o atardı. Sonra bu 'Çınar'la araları bozulmuş. Bu 'Çınar'ın söylediği sözler, verilen vaatler, attığı yalanlar birbiriyle örtüşmemiş. Bu 'Çınar'ı 7'nci kata almamaya başlamışlar. Bu 'Çınar', 6'ncı katta intihara kalkışmış. Buradan bütün adliye muhabirlerinin bildiği intihara kalkışma olayındaki kişi 'Çınar'ın ta kendisidir. Şimdi o 'Çınar'ın aylar önce söylediği ifadeleri 'Çınar'dan almışlar 'İlke' diye yeni bir gizli tanığa söyletmişler. Yalan olduğu, kumpas olduğu buradan belli bir soruşturmada, gizli tanığın sekiz ay önce söylediklerini alıp 'İlke' denen gizli tanığa veriyorlar. Burası adaletin arandığı değil, bir kumpasın kurgulandığı iddianameye dönüşmüştür. Hepsinin farkındayız sonuna kadar da peşindeyiz.

Özel, Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan iddianamede delil bulunmadığını vurgulayarak, "969 kez 'hatırladığım kadarıyla', 691 kez 'mışlar, muşlar', 516 kez 'bildiğim kadarıyla' ifadeleriyle iddianame hazırlanmış. Bu iddianamede iddia var ama kanıt yok. İddianameye boş demiyorum, bomboştur" dedi.

Özel, konuşmasında şunları söyledi:

Biliyorsunuz her darbe döneminin yargılamalarında kendi eli ayağına dolaşır, kendi kendilerini rezil ederler. 12 Eylül öncesi ve sonrasındaki yargılamaları bilenler fıkralaşmış hikayeler bilirler. Dün akşam iddianame çıktı, iddianamede casusluk örgütünden bahsediyor. İngiliz istihbarat örgütü MI6 yazacağına 'İngiliz İstihbarat örgütü M 16' yazmış. Bu da 19 Mart darbecilerinin elinin ayağının karıştığı durumdur. Bir yerde bir suç varsa üstüne gidilmelidir. Suçun üstüne şöyle gidilir. Belediyelere müfettiş yollarsın denetler. Suçu bulur, delili arar, oradan suçluya gider, cezayı verir. Bugün yapılan iş suçtan suçluya gitmek değil, Tayyip Bey'in bildirdiği suçludan bir suç uydurmaktır. Suç uydurmak için delil bulmaktır. Delil bulamadığı için iftiracı yaratmaktır, gizli tanık yaratmaktır. Başsavcıya söylüyorum. Başta Kadriye Kasapoğlu, onlarca arkadaşımız sadece tanık beyanıyla içeridedir, onları derhal bırakmak boynunuzun borcudur.

"Bütün yaz konuştunuz, bin 388 konser iddianamede nerede?"

Biz yargılanmak için değil, yargılamak için iddianame istiyoruz dedik. 19 Mart gününün sabahında Başsavcılık 560 milyar TL yolsuzluk yapıldı demişti. 273 gün geçti, 560 TL'lik yolsuzluk ispat edemediler. Dün de 140 milyar TL demiş. Yurtdışından metro kredisi bulmuşuz da, metrolar bitmemiş de, demek ki bu paraları Ekrem mi yemiş. Bak, bak, bak kafaya bak. Bir kör kuruş ispat edebilen varsa çıkacak karşımıza. Buradan açıkça söylüyoruz, ilk günkü büyük yalan çökmüştür. Bir garaja girdiler, lüks arabaları çektiler, günlerce televizyonlarda oynattılar. MHP'nin milletvekillerinin arabası çıktı. Şimdi soruyorum, iddianamede nerede bin 200 cep telefonu, nerede İmamoğlu'nun lüks araç garajı, nerede? Bütün yaz dediniz ki 'Pandemide konserlere büyük paralar ödendi'. İddianame çıktı, bir tane konserden bahseden yok. Bütün yaz konuştunuz, bin 388 konser iddianamede nerede, nerede, nerede? Bitmedi.

"KİPTAŞ'taki 100 daireden bir tanesi bile yok iddianamede"

KİPTAŞ'tan 100 tane daire, beşte biri fiyata yakın arkadaşlara ve kurultay delegelerine verildi. Dedim ki 'Yalan. Bir tane kurultay delegesi bulun, istifa ederim' dedim. İddianame çıktı, KİPTAŞ'taki 100 daireden bir tanesi bile yok iddianamede. Yandaş basın, sana soruyorum. Senin ahlakın nerede? Şimdi bunların yüzlercesini her hafta konuşacağız. Ama bir tanesini şahit huzurunda konuşayım. Ne dediler? Geldiler, kameraları bantladılar. Valizlerle para taşıdılar. Öyle mi? Gördünüz mü o yalanı? Valizlerle para taşıdılar. O valizi İstanbul İl Başkanı getirdi Özgür Çelik. Valizi ayağının dibine koydu. Açtı dedi ki 'Bunların içinde para yok, jammer vardı' dedi. Bütün Türkiye’ye gösterdi. Bakın iddianame çıktı, iddianame diyor ki 'Valizlerin içindeki jammerlar' diyor. 'Para var' diyorlardı, 'Jammer var' var dedik. İddianameye para yazamadılar, valiz yalanının içinden jammer çıktığını gizleyemediler. Şimdi de 'Jammer varmış' diye iddianameyi servis ettiler. Soruyorum, o paralar, o bavullar nerede? Yandaş basın, senin ahlakın nerede?

"Sen çık karşıma da bu yalancıları, bu sahtekarları savun bakalım"

Murat Ongun’un 10 yaşındaki oğlunun karton kumbarasında para arayanlara ve genç kızının kulağındaki altın sandığı küpeye dedektör tutanlara, o küpeyi alıp zapta geçirmeye çalışanlara ve bunların üzerinden çoluğu, çocuğu ağlatanlara, eşleri yıldıranlara söylüyorum: Yaz boyunca attığınız yalanlar nerede? Sizin ahlakınız nerede? Tayyip Erdoğan diyor ki, 'Özgür Özel çıkmış şunu savunuyor, bunu savunuyor.' Ben 12 yaşındaki çocuğun, 14 yaşındaki gencin, gözü yaşlı annenin, sabahın altısında evi basılıp eşi yatak odasından gözaltına alınan eşlerin hakkını, hukukunu, arkadaşlarıma atılan iftiralar karşısında onların şerefini savunuyorum. Zevkle savunuyorum. Onurla savunuyorum. Gururla savunuyorum. Sen çık karşıma da bu yalancıları, bu sahtekarları savun bakalım. De ki 'Bu yalanları şöyle atmadılar, böyle atmadılar.'

Her gece çıkıp televizyonda haysiyet cellatlığı yapanlara söylüyorum. Köşelerinden oturup arkadaşlarımıza iftira atanlara söylüyorum. Eğer kendinize güveniniz varsa mahkeme salonu orada. Ben orada olacağım, biz orada olacağız. Gelin iftiracılar. Sizin boyunuzun ölçüsünü orada alacağız. Kendine güvenen canlı yayını savunur. Kendine güvenen mahkeme salonuna gelir, karşımıza oturur. Gözümün içine bakar, bu iftiraları savunur. Buradan bütün İstanbul’a, bütün Türkiye’ye bilhassa gençlere sesleniyorum: 'istanbuliddianamesi.com' internet sitemizdir. Bu sitede atılan iftiralar ve cevapları vardır. Bu siteye girin, yalanı - gerçeği görün. Karşımızdakilerin ne kadar kötü niyetli, ne kadar gözü dönmüş, ne kadar korkak ve bizim bu konuda ne kadar haklı ve ne kadar cesur olduğumuzu görün. Hodri meydan. Ekrem Başkan ne hırsızdır, ne yolsuzdur, ne casustur, ne teröristtir, ne de birisi gibi diplomasızdır. Evelallah dört dörtlük bir Cumhurbaşkanı adayıdır.

"102 yıllık dev çınar ayakta duracaktır, düşmanların hepsi sefil olacaktır"

Bu darbenin ve davanın savcısına vaktiyle eleştirilerde bulundum. Kızdırdı, kötü söz de söyledik. Ama ben kimseye beddua etmedim. Bu savcının yazdığı, başsavcının savunduğu bu iddianameyi görünce kendisine şöyle söylüyorum: Allah senden razı olsun. Ben buraya çıkıp da bu iddianamenin siyasi bir iddianame olduğunu asla ve asla bu kadar güzel anlatamazdım. Diyorsun ya ‘Bunların amacı Ekrem İmamoğlu’nu Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı yapmak.’ Diyorsun ya ‘Bu sebepten dolayı bunların partisi kapanmalıdır.’ ‘Cumhuriyet Halk Partisi kapansın diye Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçmelidir’ diyorsun ya. İşte sen kendi ağzınla bu davanın hukuki olmadığını, Ekrem Başkan’a ve diğer arkadaşlara söylenenlerin gerçeği yansıtmadığını, amacın siyasi olduğunu, talimatın Recep Tayyip Erdoğan’dan geldiğini itiraf ediyorsun. Bu parti, Tayyip Bey’in kurduğu parti gibi bir apartmanın dubleks çatı katında, bir rezidansta kurulmuş, bir avukat bürosunda kurulmuş bir parti değildir. Bu parti, milli mücadelenin partisidir. Bu parti, savaş meydanlarında kurulmuştur. Bu partinin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin birleşmesiyle oluşmuş Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan, bu Cumhuriyet Halk Fırkası’nın mücadelesinden çok yılanlar oldu. Bizi sokmaya çalışan çok yılanlar da oldu. Bu mücadelede yılan oldu, yılmayan oldu. Gün geldi, Kenan Evren bu partiyi kapatmaya kalktı. Milletimizle birlikte yine açtık. 102 yıllık dev çınar ayakta duracaktır, düşmanların hepsi sefil olacaktır, beter olacaktır.

"Recep Tayyip Erdoğan siyasette havlu atmıştır"

Erdoğan’ın partisine kapatma davası açıldığında heyetler kurup, dünyayı gezip, anlatıp, ‘Türk demokrasi tarihine vurulmuş bir darbedir’ diyordu. Dünün mazlumu, dünün mağduru şimdi bugün gelmiş karşımıza bugünün zalimi olmuş. Parti kapatmak darbecilerin işi değil midir? Parti kapatmak senden korkanların işi değil midir? Demokratik siyaset yarışarak yapılacakken, yenemediğinin sırtını hakimlerle, savcılarla yere getirmeye çalışmak korkaklık değil midir? AK Partililere sesleniyorum: Artık Recep Tayyip Erdoğan siyasette havlu atmıştır. Kendi kadın kollarına, gençlik kollarına güvenini yitirmiştir. Yargı kollarıyla seçim kazanmaya çalışmaktadır. Bu milletin artık takdiri değil. Bu millete zorla kendini dayatmaktadır.

Türkiye’deki bütün demokratlara sesleniyorum: Vakit parti kapatmalara karşı birlikte direnmek; vakit demokratik siyaseti birlikte savunmak; vakit siyasetin mertçe, dürüstçe ve serbestçe yapılmasını savunmaktır. Dün demokrasi ile gelenlerin bugün demokrasiden vazgeçmesi seçmeni de peşinden götürecekleri anlamına gelmez. Yarınları sizin demokrasiye inancınızla hep birlikte kurabiliriz. Darbecilerin arkasında durmayın. Darbecilerin karşısında, demokrasinin arkasında duralım. Biz hep birlikte Türkiye’yiz. Biz Türkiye İttifakı’yız. AK Parti‘ye mecbur değilsiniz. Bunlara katlanmak zorunda değilsiniz. Birlikte olacağız, güçlü olacağız, sabırlı olacağız, kararlı olacağız. Hep birlikte kurtulacağız. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.

"Erdoğan kameraların karşısına geçip özür dilemeli"

Sultanbeyli’den Erdoğan'a bir çağrım var. Yarın sabah kameraların karşısına geçmelisiniz. 237 gündür 'hırsız' deyip, 'yolsuz' deyip 'Belediyeleri soydular' deyip, 'casus' deyip hakkını yediklerinize, kul hakkına girdiklerinize, onların bu değerli ailelerine karşı bir özür borcunuz var. Buradan Erdoğan'a Türkiye siyaseti açısından bir dönüm noktası olabilecek bir çağrı yapıyorum. Eğer bu ailelerden özür dilerse, arkadaşlarımızdan özür dilerse, 'Bana da öyle söylediler, ama kanıt olmadığını gördüm. Bunların bir düzen olduğunu gördüm. Bundan benim sorumluluğum yok, beni de kandırdılar. Tanrım, milletim ve Rabbim beni affetsin' diyorsan, bir kez daha bu milletten özür dilersen, ben bundan sonra siyasi mücadeleyi seninle sandıkta yapmaya varım. 'Önümüzdeki baharda' diyorsan baharda, 'Yok iki ay sonra karda kışta' diyorsan, karda kışta. Sandığın gelmesine, aday olursan seninle yarışmaya, olamazsan seni emekli etmeye, aileyle, eşle çocukla uğraşmayacaksan zaten niyetimiz yok; senle, aileyle, eşle, çocukla uğraşmayacağız.

AK Parti’nin kara düzeninde suç işleyenler elbette hesap verecekler. Yol yakınken yarın Ekrem Başkan’dan, arkadaşlarımızdan ve ailelerinden özür dilemek suretiyle bu AK Toroslar çetesinin arkasından çekilin, yeni bir Türkiye’ye uyanalım. Bu çetenin arkasından çekilmez, bu çeteyle bir bizi iktidara getirmemek için iftiraya devam ederseniz; bilin ki yılmayacağız, teslim olmayacağız, susmayacağız. Biliyorum ki biz bir kelime eksik söylersek, bu milleti susturacaksınız. Biz bir adım geri gidersek, bu millete 100 yıl geriye gidiş yaşatacaksınız. Biliyorum ki biz bir santim eğilirsek, siz bu millete diz çöktüreceksiniz. Ama biz diz çökmeye değil, geri adım atmaya değil, susmaya değil, teslim olmaya değil, mücadele etmeye kararlıyız. Biz mücadele edeceğiz ve bu kara düzeni değiştireceğiz. Erdoğan, yarın bu ailelerden özür dilerse, bu zulümden dönerse, bir sandık getirirse kolay yol oradadır, demokratik yol oradadır. Yoksa o sandığı bulana kadar, ucundan tutana kadar, bu iktidarı değiştirene kadar; sokak sokak, meydan meydan mücadeleye var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? Biz korkmuyoruz, biz geri adım atmıyoruz."

Meşe'nin yerine İlke'yi koyup Meşe'nin ifadelerini İlke'ye şarj etmişler

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kabataş Meydanı ve Transfer Merkezi Açılışı'na katıldı.

Özel konuşmasında şunları kaydetti:

Ekrem Başkan 239 gündür hapiste tutuluyor. Ve o günden beri talep ettiğimiz, ‘Hadi’ dediğimiz, adeta fasikül fasikül yandaş medyaya servis edilen, güya soruşturmanın gizliliği var, bunun altını dikkatle çiziyorum. HSK’ya, Hakimler Savcılar Kurulu’na resmi başvuru yapacağız, hazırlıyoruz. Buradan da ilanen söylüyorum. İstanbulluların huzurunda bütün Türkiye’ye canlı yayınlarda ifade ediyorum. Soruşturma güya gizliydi, avukatlara bile çok kısıtlı bilgiler veriliyor, kendi ifaden dışında hiçbir şey göremiyordun. Ama iki güne bir, bir büyük yalan söylediler. İki günde bir, bir iftira attılar. İki günde bir, bir haysiyet cellatlığına giriştiler. Şimdi karşınıza bir iddianame ile nihayet çıktılar.

İddianameyi ikiye ayıralım. İki sözüm de doğrudur. Şimdi ikisinden de bahsedeceğim. İddianamede bilinmedik bir şey yok, bilmediğimiz bir şey yok. Ama bildiğimiz bir şey de yok. İddianamede televizyonlara söylenen ‘Şu oldu, bu oldu’ dedikleri bütün fasiküllere, hani eskiden gazeteler diyordu ya ‘Fasikül fasikül ansiklopedi’ her gün yandaşlara ne sızdırdılarsa, son gün buna bir kap yapmışlar, ‘Ansiklopedi gibi iddianame’ diyorlar. Güya soruşturmada gizlilik vardı, yandaş bazına sızdırdıkları her şey iddianamenin içinde bir kısmı ile. Bu konuda olmayan şey; ‘Kanıtlayacağız, ispatlayacağız, biz sadece sözle yapmayız.’ Daha 2 Eylül günü söyledi. Dedi ki ‘Tanık beyanıyla tutuklu olan kimse yok. Varsa söyleyin, yarın salalım’ dedi. İddianame çıktı, başta Kadriye Kasapoğlu, Özel Kalem Müdürü Ekrem Başkan’ın, Mehmet Pehlivan, Ekrem Başkanımızın avukatı, Kadir Öztürk, Sabri Caner Kırca ve Hüseyin Yurttaş ve daha niceleri sadece tanık beyanıyla şu anda tutuklular. Sözünüzün bir ağırlığı varsa, sözünüzün eriyseniz, arkasındaysanız onlarca arkadaşımızı derhal serbest bırakmanız lazım.

“Ortada bir tek kanıt yok”

İddianamede sadece tanık beyanı yok, kanıt var’ diyordu. Kanıtlanmış bir kör kuruş yok. Bir delikli para yok. Kanıtladığı varsa etkin pişmanlıktan iftira atanların sıkıştıkları noktada söyledikleri var, kendilerine dair. Ekrem Başkanımıza dair, namuslu belediye bürokratlarımıza dair, İstanbul’a hizmet eden bu kıymetli kadrolara dair bir kör kuruş, ne ispat, ne kanıt, hiçbir şey yok. Ne var? 969 kez ‘hatırladığım kadarıyla’ var. 691 kez ‘-mışlar, -mişler, -muşlar’ var, 546 kez ‘duydum’, 499 kez ‘olabilir’, 235 kez ‘ben böyle düşünüyorum’, dokuz kez ‘hissettim’ var. Kanıt yok, ortada bir tek kanıt yok.

Ama kanıt olmayınca mesela ne var ortada? Ekrem Başkan’ın oğlu para istemiş, resmi hesabından para yollamış. 772 bin lira. Altı metrelik bir tekne almış 27 yaşındaki oğlu kendine. 772 bin lira, bir daire 20 milyon, 30’da biri bir dairenin. Ve Anadolu Ajansı sehven, TRT yanlışlıkla bu 772 bin lirayı, 772 milyon lira yazmışlar. İddianamenin ilk günü ‘772 milyon lira yolladığı anlaşıldı.’ Dekont 772 bin lira. Söylenenin binde biri. Ve para babanın oğluna yolladığı, oğlunun da namusuyla çekip kendine altı metrelik, altı metrelik, ‘Bir gemi var, gemicilik var’ deyip 250 metrelik gemilere ‘gemicik’ diyedursun altı metrelik böyle herhangi bir yerde satılan bir basit meseleyi 1000 katı diye söylediler. Uğraştık, aradık. Dün akşam benim konuşmamdan sonra yayından kaldırdılar. ‘Özür dileyin’, ‘Kaldırdık işte, özür diletmeyin.’ Hakan Bahçetepe’nin Gaziosmanpaşa Belediyesi’ndeki kasasından böyle dolar çıkarıyor görüntüleri vardı. Gördüm, inanamadım. ‘Hemen arama tutanağı gelsin, bu paranın ne işi var belediyede?’ dedim. Arama tutanağı geldi. Mühür var, hard disk var. ‘E para?’ TRT’yi aradık, ‘Ne yapıyorsunuz siz?’ ‘Anadolu Ajansı yolladı.’ ‘Ne yapıyorsunuz siz?’ ‘Elimize görüntü ulaşmamıştı, stok görüntülerden yolladık.’ FETÖ'cülerin AK Partililere verip de AK Partililerin böyle paraları çıkardığı görüntüleri, sanki şimdinin görüntüleriymiş gibi yolladılar. Mustafa Akın’ın yayladaki kasasından 48 tek mermi çıktı. Ruhsatlı beylik silahına ait. Bir kuruş para yok. Orada Euro gösterdiler, Gaziosmanpaşa’da dolar gösterdiler. İddianame çıktı, ikisinin de kasasından hiçbir şey çıkmadığı ortaya çıktı.

"CHP'ye kapatma davası açmaya çalıştı hadsizler"

Buradan açıkça söylüyorum. Atılan iftiralar var, arkası boş. Kanıtı yok, ama buradan bir tane gerçekten sorumluluk alacak, namuslu, ‘Ben de kandırıldım, özür diliyorum’ diyecek TRT’den bir yetkili bekliyorum. Anadolu Ajansı’ndan bir yetkili bekliyorum. A Haber’den bir haysiyetli yönetici bekliyorum. TGRT’den özür dileyecek namuslu, erdemli birini bekliyorum. Merkez medyadan haberin doğruluğunu soruşturmadan yayın yapan yayın yönetmenlerinden özür bekliyorum. Bunların hepsini birden organize eden Recep Tayyip Erdoğan’dan açıkça özür bekliyorum, özür bekliyorum.

Bu söylediğim isimlerin hepsine söylüyorum: İlk gün servis edilen 560 milyar liralık yolsuzluğun, 560 lirasının kanıtı nerede? Kanıtı nerede? Günlerce ‘İBB’den bin 200 cep telefonu alındı, dağıtıldı’ dediniz. Bir tanesinin ispati nerede? İddianamede ne 560 milyar var, ne bin 200 tane cep telefonu var. ‘İmamoğlu’nun lüks araçları’ dediniz, MHP milletvekilinin çıktı. Hani özür nerede? ‘Pandemide bin 388 konser verildi, konserlere fahiş fiyatlar, milyonlar ödendi’ dendi. İddianamede adı bile geçmiyor. ‘KİPTAŞ 100 daireyi beşte bir fiyata delegelere dağıttı’ dediniz. Delegelerin adı bile geçmiyor. 100 değil bir tane daire hakkında bile iddianameye bir kelime bile yazamadılar. ‘Para dolu valizler’ dediler. Özgür Çelik Başkanım valizi açtı jammer’ı gösterdi. ‘İddianamede göreceksiniz paraları, para kulelerini’ dediler. İddianamede ‘Valizlerin içinde jammer var, hangi gizleyecek konuşmalar yapılmış? Jammer’a neden ihtiyaç duyulmuş?’ diyor. Buradan açıklıyorum. Mevcut Cumhurbaşkanı, attığı her adımda arkasında jammer kamyonu ile gezerken, her toplantıda jammer o ilçenin neredeyse bütün iletişimini keserken, elini yıkamaya lavaboya giderken jammer çalıştırma ihtiyacınız hangi ihtiyaçtan doğuyorsa, mevcut Cumhurbaşkanı niye jammer kullanıyorsa, bir sonraki Cumhurbaşkanı da o yüzden jammer kullanıyor.

İşin özünü, sözünü kimse çarpıtmasın. Bunların sonunda Cumhuriyet Halk Partisi’ni kapatma davası açmaya çalıştı hadsizler. Millet bir ayağa kalktı, ‘Savaş meydanında Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu partiyi Kenan Evren kapatamadı. Sen mi kapatacaksın?’ dedi, alnını karışladı bunların. Bir yanda hemen başsavcılıktan yazı: ‘Bizim kapatma ile ilgili bir şeyimiz yok, bildirim yaptık.’ Millet daha beter yüklendi, ‘Efendim biz kapat demedik, sadece görevimizi yaptık.’ Ama yazdıkları yazı çıktı ortaya. Anayasanın parti kapatma maddelerini hatırlatan, bu fiillerin süreklilik arz ettiğinde kapatmanın şart olduğunu söyleyen yazılarını, başsavcıyla rekabet halinde oldukları savcı sızdırdı medyaya yolladı. Şimdi AK Parti bu kadar yanlışın yanında kendisi kapatma davalarının mağduru olmuş bir siyasi hareket olarak, Cumhuriyet Halk Partisi’ni kapatmaya çalışan, kapattırmaya çalışan bir siyasi hareket olarak bir kez daha suçüstü yakalandı.

Özel'den gizli tanık açıklaması

Son suçüstü dün akşam gerçekleşen bir mesele. Hani Tayyip Bey bazen diyor ya ‘Bu Allah’ın bir lütfu.’ Bana bu nazarı da Nuri Aslan değirdi, ‘Efendim 69 miting oldu, önünde notlar var. Notlara bakmadan konuşuyor, nasıl böyle konuşuyor? Genel Başkan nasıl konuşuyor?’ Dün akşam nota bakmadan konuşurken dilim sürçmüş Meşe diyeceğime Çınar demişim. Allah’ın bir lütfu. Çınar desem susup oturacaklar. Meşe deyince; ‘Meşe diye bir şahit vardı, yalancı şahit vardı. Sizin gizli tanık dediğiniz, mahkemede bile yüzünü buzlayacağınız, adını gizleyeceğiniz Meşe diye bir tanık vardı’ diyeceğime Çınar demişim. Odunların adını karıştırmışım. Meşe diyeceğime Çınar deyince hemen bir açıklama yaptılar. ‘Efendim Çınar diye bir gizli tanığın beyanını geri çektiği, sonra intihara giriştiği, yedinci kata çıkamadığı söylendi. Böyle bir şey yok.’ Ben ‘Çınar’ın ifadelerini İlke’ye yüklediniz’ derken açıklama yaptılar Allah’ıma bir şükür. ‘İlke, 18 Kasım 2024’te ifade vermiştir’ diyor.

Şimdi öyle bir suçüstü ile karşı karşıyayız ki bütün İstanbullular, aziz milletim. 19 Mart tarihinde üç gizli tanık vardı; Meşe, Ladin, Çınar. Bugün 15 gizli tanık var. Ama 19 Mart’ta Ekrem Başkan alındığında, ilk arkadaşlarımız alındığında onlara söylenen ifadelerde dön - dolaş ‘Meşe, Ladin, Çınar.’ Özellikle de Ekrem Başkan’a dünya kadar Meşe ifadesi. O gün İlke diye biri var mı? Yok. O gün, Meşe var. Bu Meşe’ye bir sözler vermişler. Meşe yedinci kata girememeye başlayınca, sözler tutulmayınca… Oralara da geleceğiz çok yakında. Meşe artık gizli tanık olabilecek özelliği kaybetmiş. ‘Konuşurum’ demiş, ‘Doğrusunu anlatırım. Beni kandırdınız’ demiş. Beyefendiler iddianameyi yaparken Meşe’nin ifadelerini çıkarmışlar, iddianamede şimdi Ekrem Başkan’a ve arkadaşlara sorulan Meşe ifadelerinin hiçbiri yok, Meşe yok. Yerine İlke’yi koymuşlar. 31 Mart’ta İlke yoktu. Şimdi diyor ki ‘18 Kasım 2024’te İlke ifade verdi. Meşe’nin çektiği ifadeleri İlke’ye şarj etmişler. O yalanları ‘İlke’ diye yazmışlar, nasıl bir suçüstü yakalanmışlar.

İşte ispatı; satır satır, sayfa sayfa. Düşünün ki Ekrem Başkan’a şöyle soruyorlar, gizli tanık Meşe 17 Mart’taki ifadesinde şöyle söylemiş: ‘Reklam İstanbul isimli şirketin asıl yatırımcısının Murat Ongun ve Serdal Taşkın olduğuna dair elimde ses kaydı var’ demiş. Kim? Meşe. Bunu bizim arkadaşlara; Serdal’a, Murat Ongun’a, Ekrem Başkan’a sormuşlar. İddianamede Meşe diye biri yok, bu iddianameyi İlke diye bir gizli tanığın verdiğini söylüyorlar. Satırı satırına aynı. Meşe ne dediyse, iddianamenin 203’üncü sayfasında ‘İlke bunu söyledi’ diye tekrarlıyorlar. ‘Bu ihale işlerinin hak edişini Barış Kırıç yönetir, Murat Ongun yanındadır.’ Meşe gitmiş, yerine İlke gelmiş. Yine aynı sayfada, aynı ‘kopyala - yapıştır’la ‘Emrah Bağdatlı üzerinden para dağıtımı yaparlar, ben bunu biliyorum demiş’ Meşe. Meşe ile anlaşamamış, gitmişler şimdi oraya İlke yazmışlar. Şimdi en çarpıcılarından biri; Gazetecilere atılan iftiralar Meşe’nindi ya. Gazetecilere ‘Size para veriliyor, ona göre yazıyorsunuz’ diye Meşe söylemişti. Meşe şimdi bunu öyle söylemeyeceğini söyleyecek diye, apar topar atılınca yerine İlke yazmışlar.

HSK'ya başvuru

Şimdi soruyorum vatandaşlarımıza, 19 Mart günü ifadeler varken o gün söylenen cümle, o gün olmayan İlke’ye bugün yazılıp Meşe çıkarılıyorsa ifade Meşe’nin midir, İlke’nin midir, yoksa bu bir iftiradır. Gizli tanık vazgeçince gizli tanık değiştirilmiştir. Noktasına, virgülüne kadar aynı ifade. Arada sekiz ay fark var. O gün İlke diye biri yok. Bugün İlke diye biri var. Şimdi Hakimler Savcılar Kurulu’na başvuruyu arkadaşlar hazırlıyor. Bunu mahkemede savunuruz. Hakimin gözünün önüne koyarız. Çünkü bizim elimize 19-20-21 Mart’ta, ‘Bunları Meşe söyledi’ var. Şimdi Meşe yok. Yerine İlke var. Demek ki sözün gerçekliği değil iftiraya aranan biri sahip, o gün o bulunmuş, bugün arıza çıkarmış. Yerine yepyeni bir isim konmuş. Ne yapacaklarmış bir de bunu buzlayacaklarmış, ‘İnan ki bu gizli tanık doğru söylüyor’ diyeceklermiş. HSK’dan bu işe el koymasını isteyeceğiz.

"Cesaretiniz varsa canlı yayın istiyoruz"

Ekrem Başkan masumdur, arkadaşlarımız masumdur. Atılan iftiralar çürüyecek. Millet doğruyu görecek. Eninde sonunda Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacaktır. Söz veriyoruz. Bugün de, bu güzel günde, dünya kadar yandaş kanal, kalem, ittir kaktır o pespaye boş değil bomboş iddianameyi savunamazken, ‘Hadi bakalım iddianame çıkınca ne yapacaksınız, savunun görelim’ diyenlere diyorum ki: İşte buradayım. En güvendiklerini çıkarsınlar, iddianame için istedikleri kanalda tartışmaya hazırız. Ama Sayın Bahçeli’nin sözünü de unutmasınlar. TRT başta isteyen her kanalın duruşmaları canlı yayınlayacağı bir yargılama istiyoruz. ‘Hodri meydan’ diyoruz. Atın iftirayı, alın cevabı. Cesaretiniz varsa canlı yayın istiyoruz.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.