Tutuklu eski HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, eski Meclis başkanı AKP’li Bülent Arınç’ın kendisine atfettiği sözleri isim vermeden yalanladı.
Demirtaş bundan sonra arkadaşları dışındaki siyasetçilerle de görüşmeyeceğini açıkladı.
AKP kurucularından olan ve FETÖ konusundaki tutumu nedeniyle de sık sık eleştirilen eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, geçtiğimiz günlerde Selahattin Demirtaş'ı ziyaret ettikten sonra bir Youtube kanalına açıklamalarda bulunmuştu.
Arınç, Demirtaş'ın Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ile görüşmek istediğini, "Sayın Erdoğan'la görüşme talebi var. Yani görüşeceğini tahmin etmiyorum ama bakarsanız Sayın Cumhurbaşkanı da ona sadece şunu söyleyeceğim dedi" sözlerini ileri sürdü.
Arınç, 11 Kasım’da Demirtaş’ı cezaevinde ziyaretinin ardından katıldığı sosyal medya programında ‘Demirtaş’a ait’ diyerek şu sözleri aktarmıştı:
“Yani ben cinayetten dolayı beraat ettim. Kaldı ki orada bir şey daha öğrendim. Biz dedi aslen Bingöl’den geldik Elazığ’a.
Aynı zamanda Yasin Börü de Bingöllüdür. Uzaktan da akrabamız vardır, akrabalığımız vardır dedi. Ben nasıl olur da bu katledilen insanlar karşısında acı duymam, üzüntü duymam?
Ben bunlardan inanın habersizdim. Bu yapılan eylemlerin hiçbirisine katkıda bulunmadım. Sadece bir tweet veya açıklamadan bahsediliyor. O tweet’le bu olaylar arasında çok zaman farkı var. Ondan dolayı da suçlanmamız doğru değil.”
Arınç devamında Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşmek istediğini iddia etmiş, ona (Erdoğan’a) söyleyeceklerini kendisine şöyle ilettiğini öne sürmüştü:
“Yaşanmış olayları bir kenara koyalım. Ben bu olaylarda hiçbir zaman terörün destekçisi olmadım ama partimin içerisinden veya partimin dışarısından bu olaylara bizi karıştırmak isteyenler olabilir.
Ben siyaseti tercih ettim. Terörü tercih etmedim. Şiddeti asla düşünmedim ve teşvik etmedim. Ben iyi bir siyasetçi olmaya çalıştım.
Arkadaşlarımın yaptıklarından, söylediklerinden elbette sorumluluğum olabilir ama suçlandığım Kobani olaylarından dolayı ben hiçbir cinayetin içerisinde olmadım ama size karşı kin duymuyorum.”
Demirtaş'ın bu açıklamaları gündem olmasının ardından yanıt geldi.
Demirtaş, el yazısı ile X hesabından paylaştığı mektupta kendi açıklamaları dışında başka hiçbir açıklamanın doğru kabul edilmemesini istedi. Bir diğer ifadeyle “kibarca” Arınç'ın “yalan söylediğini” ifade etti.

"YA BAŞIM DİK ÇIKAR YA ÖMRÜMÜN SONUNA KADAR KALIRIM"
Demirtaş, hiçbir şekilde geri adım atmadığının altını çizdi; "Ben buraya onurumla, başı dik girdim, onurumu kimseye çiğnetmeden ve yine başı dik çıkarım veya burada ömrümün son gününe kadar kalırım" dedi.
AYRINTILAR ŞÖYLE:
Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, barış sürecine dair yaptığı yeni açıklamada, sürecin içerisinde olduğunu ve PKK lideri Abdullah Öcalan ile arasında rekabetin olmadığını söyledi.
Demirtaş, "ismi üzerinden yapılan tartışmaların barış sürecini de etkilemesi" nedeniyle birkaç konuya açıklama getirmek istediğini söyledi.
20 Kasım Perşembe günü yaptığı açıklamada Selahattin Demirtaş, "Barış girişimlerinin içindeyim, yanındayım, arkasındayım" dedi ve PKK lideri Abdullah Öcalan ile bu konuda aralarında bir "rekabetin, ayrılığın ya da çatışmanın sözünün bile edilemeyeceğini" söyledi.
Öcalan'ın "rolü, misyonu ve tarihi sorumluluğunun son derece önemli" olduğunu ve bunu ancak kendisinin yerine getirebileceğini söyleyen Demirtaş, "Benim demokratik siyasetteki rolüm ve misyonum da barış çabalarını destekleyecek ve tamamlayacak niteliktedir. Bunu da benim dışımda ve benim adıma kimsenin yerine getirme şansı yoktur" dedi.
Demirtaş'ın X hesabından yayımlandığı mektup şöyle:
"9 yıl boyunca suçsuz yere bir hücrede tutulmanın bir tane zorluğu vardır. Ancak halkın özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinin parçası olmak, tüm zorluklara karşı dayanma gücü, çelikten irade sağlar.
Beni en çok zorlayan şeyse, imasında dahi bulunmadığım sözlerin, düşüncelerin bana mal edilerek dışarıda kamuoyuna aktarılmasıdır. Bunu yapanların niyetini sorgulayacak değilim fakat şunu herkes bilmeli ve emin olmalıdır; ben buraya onurumla, başı dik girdim, onurumu kimseye çiğnetmeden ve yine başı dik çıkarım veya burada ömrümün son gününe kadar kalırım. Benim için bunun alternatifi yoktur.
İyi niyetle dahi olsa hiç kimsenin benim adıma konuşma yetkisi yoktur, gerektiğinde ben düşüncelerimi kamuoyuyla zaten paylaşıyorum. Benim doğrudan paylaşmadığım hiçbir açıklama, yorum, düşünce beni bağlamaz. Çarpıtma, uydurma, yanıltma amacıyla yapılan ve bana mal edilen düşünceleri de şaşkınlıkla, üzüntüyle karşılıyorum. Maalesef ki hapiste olmanın dezavantajıyla yıllardır bu yapılıyor ve her birini düzeltmeye çalışmak bile ayrı külfete dönüşüyor.
Anlayışınıza sığınarak, bundan böyle kendi arkadaşlarım hariç siyasetçi ve avukatlarla görüşmeyeceğimi belirtmek istiyorum. Çünkü bu çarpıtma ve suistimalleri önlemenin başka yolu kalmadı.
Hepinize içten selam, sevgilerimle..."
Erdoğan: Yargı ne derse ona uyarız
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Demirtaş'ın serbest kalması ile ilgili kararının kesinleşmesinin ardından son haftalarda serbest kalabileceği iddiaları gündeme gelmişti.
Selahattin Demirtaş dokuz yıldır Edirne F Tipi Cezaevi'de tutuklu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 Kasım'daki grup toplantısı sonrası eski Demirtaş'ın tahliyesine yönelik Devlet Bahçeli'nin sözlerine ilişkin soruya yanıt vermişti.
Erdoğan, "Yargı ne derse ona uyarız" şeklinde konuşmuştu.
Bu değelendirme öncesi de Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, TBMM'de gazetecilerin sorularını yanıtlamıştı.
AİHM'in kararının kesinleştiğini hatırlatan Tunç, ilgililerin [tahliye] müracaatı durumunda, mahkemenin değerlendireceğini söyledi.
"Bu süreci hep birlikte beklemek gerekecek" dedi.
AİHM'in Türkiye'nin itirazını reddetmesiyle birlikte karar kesinleşmişti.
Bu da Demirtaş'ın tahliye edilebileceği beklentilerine yol açtı.
AİHM'in kararı, Demirtaş'ın tutuksuz yargılanması gerektiğine işaret ediyordu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de 4 Kasım'daki grup toplantısı sonrası Demirtaş'ın tahliyesinin "hayırlı" olacağını söyledi.
'Kardeşlik hukuku her şeyden kıymetli'
Demirtaş, AİHM kararına ilişkin yazılı açıklamasında "Özgür günlerde görüşebilmek umuduyla" demişti.
Demirtaş'a ait sosyal medya hesabından siyasetçinin el yazısıyla paylaşılan açıklamada, AİHM kararının önemli olduğunu ancak "86 milyon açısından kendi aramızdaki kardeşlik hukuku"nun "her şeyden kıymetli" olduğunu belirtildi.
DEM Parti ise kararla ilgili X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere arkadaşlarımızla ilgili bugüne kadar verilmiş çok sayıda AİHM kararı da dikkate alınarak ve en son AİHM'in 8 Temmuz 2025 tarihli kesinleşen kararı gözetilerek arkadaşlarımız vakit geçirilmeden serbest bırakılmalıdır" ifadelerine yer verdi.
Türkiye, AİHM ikinci dairesi tarafından Demirtaş hakkında verilen ihlâl kararına 7 Ekim'de itiraz etmişti.
Adalet Bakanlığı dosyanın AİHM'in Büyük Dairesi'nde yeniden ele alınması talebinde bulunmuştu.
AİHM, 8 Temmuz 2025'te açıkladığı kararında, Demirtaş'ın Kobani Davası bağlamında tekrar tutuklanmasını "hukuki açıdan sorunlu" bulmuştu.
Türkiye'nin karara itiraz etmesi için son gün 8 Ekim idi.
AİHM kararları Türkiye açısından bağlayıcı ancak diğer ülkeler gibi Türkiye'nin de uygulamadığı kararlar mevcut.
Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala kararları bunların en çok bilinenleri.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Türkiye'nin uygulamadığı kararlara ilişkin denetim süreci ise sürüyor.
DEM Parti itiraza tepki göstermişti
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yapılan itirazın "hukuksuzlukta ısrar etmek ve toplumsal barışa ve adalete zarar vermek" olacağını savundu.
Sosyal medya hesabından bir mesaj paylaşayan Hatimoğulları, "Barışa katkı vermeleri gerekenleri demir parmaklıklar ardında tutarak adaletsizlikte ısrar etmeyi ne biz ne de yüreği barış için atan milyonlar kabul eder" dedi.
DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, yapılan itiraz ile "ortaya bir kötü niyet konduğunu" öne sürdü.
Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Çandar, Kürt vatandaşların ve Türk kamuoyunun duygularının umursanmadığını söyledi ve "En önemlisi, iç barış konusunda büyük umutlara yol açmış 'Süreç' ciddi olarak yaralanmıştır" dedi.
Dava süreci ile ilgili neler biliniyor?
Demirtaş ile ilgili AİHM davalarının konusu Kobani olayları ile ilgili mahkumiyeti.
Kobani olayları, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün, Eylül 2014'te Suriye'de Kobani'ye yönelik bir saldırı başlatmasının ardından Türkiye'de yaşanan protesto ve şiddet olaylarını kapsıyor.
Kobani olaylarıyla ilgili ilk soruşturma 2014'te başlatıldı.
Bazı HDP'li siyasetçiler, "adam öldürme", "yağma", "kamu görevlisini silahla yaralama", "bayrak yakma", "devletin birliğini, ülkenin bütünlüğünü bozma" gibi suçlamalarla yargılandı.
Demirtaş Kasım 2016'da tutuklandı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021'de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi, 26 Nisan 2021'de ilk duruşma yapıldı.
Davada 108 kişi yargılandı, sadece 12 kişi beraat etti.
15 Mayıs 2024'teki karar duruşmasında eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş 42 yıl, Figen Yüksekdağ 30 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Kobani olayları sırasında HDP MYK Üyeleri Pervin Oduncu, Alp Altınörs, Nazmi Gür, Zeki Çelik ve Zeynep Karaman'a 22 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
AİHM'in Demirtaş kararları
AİHM, Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğuna ilişkin olarak 2017'de yaptığı başvuruyu 20 Kasım 2018'de karara bağladı.
Kararda en çok dikkat çeken unsur, AİHM'in Demirtaş'ın tutukluluğunun "hukuki değil siyasi amaçlara dayandığı" sonucuna varmasıydı.
Demirtaş, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) güvenlik ve özgürlük hakkını düzenleyen 5., ifade özgürlüğüne ilişkin 10., haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanmasıyla ilgili 18., bireysel başvurularla ilgili 34. ve Ek Protokol'ün serbest seçim hakkına ilişkin 3. maddesinin ihlal edildiği tezini işlemişti.
Mahkeme yaptığı değerlendirme sonucu Türkiye'nin 10. ve 34. maddeler dışındaki maddeleri ihlal ettiği sonucuna vardı.
AİHM, Türkiye'nin, Demirtaş'ın gözaltına alınmasının ve tutuklanmasının makul şüpheye dayandığı yönündeki tezini kabul etti.
Ancak bununla birlikte tutukluluk halinin uzatılmasına neden olan yargı kararlarında sunulan gerekçelerin, tutukluluğun devamını meşru kılacak yeterlilikte olmadığına hükmetti.
Türkiye'den, Demirtaş'ın tutukluluğunun devamını meşru kılacak yeni nedenler ya da kanıtlar ortaya atılmaması halinde tutukluluk halini sona erdirecek önlemleri mümkün olan en kısa sürede alması istendi.
AİHM'in Türkiye'nin 25 bin Euro ödemesine hükmettiği bu karar, itiraz üzerine temyiz organı olarak görev yapan ve 17 yargıçtan oluşan Büyük Daire'ye götürüldü.
Büyük Daire, 22 Aralık 2020'da açıkladığı kararında, 2018'deki kararda olduğu gibi Türkiye'nin ihlalde bulunduğuna hükmetti.
Büyük Daire kararında Türkiye'nin Demirtaş'a mahkeme masrafları dahil olmak 60 bin 400 Euro ödemesine hükmedildi.
Bu karar nihai nitelikte.
Demirtaş'ın tutukluluk haliyle ilgili bir başka dava ise 2 Mart 2020'de AİHM gündemine taşındı.
Bir önceki başvuruda olduğu gibi bu başvuruda da Türkiye'nin AİHM'in bazı maddelerini ihlal ettiği, Demirtaş'ın 20 Eylül 2019'da yeniden tutuklanması ve bu tarihten sonra tutukluluğuna temel oluşturan gerekçelerin yetersiz olduğu tezi işlendi.
AİHM, 8 Temmuz 2025'te açıkladığı kararında, Demirtaş'ın Kobani Davası bağlamında tekrar tutuklanmasını "hukuki açıdan sorunlu" buldu.
Delilleri de yetersiz bulan AİHM, iç hukuk makamlarının tutuklamaya alternatif tedbirlerin uygulanma olasılığını göz önünde bulundurmadığına dikkat çekti.
Tutuklama kararının asıl amacının "başvuru sahibinin siyasi faaliyetlerini engellemek" olduğu sonucuna varan AİHM, Demirtaş'ın tutuklanması konusunda AYM'ye yaptığı üç bireysel başvuruya ilişkin karar sürecinin uzunluğunu da ihlal olarak gördü.
AİHM, Türkiye'nin mahkeme masrafları dahil 55 bin 745 Euro tazminat ödemesine karar verdi.
Türkiye bu karara 7 Ekim'de itiraz etti.


