Donald Trump MAGA hareketini nasıl küreselleştiriyor?

Donald Trump MAGA hareketini nasıl küreselleştiriyor?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Honduras'taki başkanlık seçimlerinde kıyasıya bir yarış yaşanıyor. Liberal Salvador Nasralla ile sağ muhafazakâr rakibi Nasry Asfura'yı bir ara yalnızca yaklaşık 500 oy ayırdı. Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump'ın desteklediği aday Asfura için yeniden sert bir çıkış yapmasına yetti. Trump, kendi kısa mesaj platformu Truth Social'da Honduras'ın seçim sonucunu manipüle etmeye çalıştığını ileri sürdü. Böyle bir durumda ciddi sonuçlar doğacağını belirterek "Eğer bunu yaparlarsa bunun bedeli cehennem olur!" ifadelerini kullandı.

Günlerdir her iki taraf için de usulsüzlük iddiaları dile getiriliyor. Honduras'ta bu tablo yeni değil; 2013 ve 2017 seçimleri de şaibe iddialarıyla gölgelenmişti. Buna rağmen Honduras dünya siyasetinde küçük ve etkisi sınırlı bir ülke.

Peki ABD Başkanı'nın bu derece sert tepkisinin sebebi ne?

Trump "siyasi nüfuz alanları" oluşturmayı seviyor

Bertelsmann Vakfı'nın transatlantik uzmanı Cathryn Clüver-Ashbrook, Trump'ın siyasi nüfuz alanları fikrinden hoşlandığına dikkat çekiyor. Ona göre Trump, Beyaz Saray'daki rolünü neredeyse imparatorlukvari görüyor ve dünyanın kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesini istiyor. Clüver-Ashbrook, bu çıkarların "geleneksel Amerikan dış politikasını değil, onun kişisel önceliklerini" yansıttığını vurguluyor.

Büyük bir ABD bayrağı açan bir Trump yanlısı

Trump'ın öncülüğünü yaptığı MAGA hareketi ABD dışında da varlık gösteriyor  

Bu yaklaşımın merkezinde ise Latin Amerika bulunuyor. Uzman,Venezuela yakınlarındaki askeri faaliyetleri, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'ye seçim desteği için aktarılan 20 milyar doların üzerindeki fonu, Kolombiya Devlet Başkanı'na yönelik baskıyı ve Honduras seçimlerine ilişkin tehditleri hatırlatıyor. Ona göre ABD, uzun süredir olmadığı kadar aktif biçimde Latin ve Güney Amerika'daki komşularının iç politikalarına müdahil oluyor.

Avrupa'ya yönelik müdahaleler

Bu yalnızca Latin Amerika ile sınırlı değil. Trump, Polonya'da ulusal muhafazakâr ve Avrupa Birliği (AB) karşıtı Karol Nawrocki'yi açıkça destekledi. Macaristan'da Viktor Orban'ı favori olarak görüyor. Almanya'da ise ABD yönetimi, Almanya için Alternatif (AfD) partisinin iç istihbarat kurumu Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından "kesin olarak aşırı sağcı" olarak sınıflandırılmasını eleştirdi. Kısa süre önce Washington, Avrupalı diplomatlarına daha göç karşıtı bir politika savunmaları yönünde talimat verdi.

MAGA (Amerika'yı Yeniden Muhteşem Yap) hareketine yakın kuruluşlar, örneğin Heritage Foundation (Kültürel Miras Vakfı), AB'nin iklim koruma düzenlemelerine karşı lobi faaliyeti yürütüyor. Aynı kuruluş, ABD'nin devlet yapısında köklü dönüşüm öngören "Proje 2025" (Project 2025) adlı belgeyi yayımlamıştı.

İkinci görev döneminin ilk yılında ABD Başkanı dış politikasını belirgin biçimde değiştirdi; müttefik ülkelerin iç işlerine karışmama yönündeki teamülü seleflerinin çoğundan daha radikal biçimde terk etti.

Amaç: ABD'deki kültür mücadelesini dışarı taşımak

MAGA hareketinin düşünürleri tarafından da desteklenen Trump, dış politikayla ABD'yi "liberal ve dış kaynaklı kısıtlamalardan kurtarmayı" hedefliyor. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi'nin (ECFR) Mayıs 2025'te yayımladığı bir araştırma da bu sonuca varıyor.

Araştırmanın yazarı Celia Belin, Trump'ın dış politikayı Amerikan kültür mücadelesinin bir uzantısı olarak gördüğünü belirtiyor. Ona göre Trump, içeride liberalleri ve Demokratları düşman olarak tanımlarken dışarıda özellikle Avrupalıları onların uzantısı gibi değerlendiriyor. Trump, AB'yi "Amerika'yı sömüren parazitler" olarak görüyor.

Beyaz Saray önünde Trump yanlısı eylem yapan MAGA savunucuları

ABD Başkanı seçimi MAGA sloganıyla kazanmıştı      Fotoğraf: Tayfun Coskun/Anadolu Agency/picture alliance

Clüver-Ashbrook da Project 2025'in temel belgelerinde bu ideolojik yaklaşımın açıkça görüldüğünü söylüyor. Bu belgelere göre ABD dış politikası çok daha katı muhafazakâr değerler doğrultusunda şekillendirilmeli. Steven Bannon'ın kısa süre önce "Rusya ABD için daha doğal bir müttefik, çünkü beyaz ve Hristiyan bir ulus" sözleri, ABD dış politikasının yerleşik temellerinden kopuşu gözler önüne seriyor. Bu yaklaşım, MAGA hareketinin stratejik dış politika hedefleriyle örtüşüyor.

Buna Honduras'ta olduğu gibi sağ muhafazakâr liderlere verilen destek de dahil.

Avrupa'ya yönelik aleni küçümseme

Clüver-Ashbrook'a göre, ABD yönetiminde bazı isimlerin liberal Avrupalılara yönelik küçümseyici tavrı birçok kez gözlemlendi. ABD merkezli haber dergisi The Atlantic tarafından sızdırılan bir Signal yazışmasına göre ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, ABD'nin Yemen'e saldırısından Avrupalıların orantısız şekilde fayda sağlayacağını yazarken Savunma Bakanı Pete Hegseth'in "Avrupa'nın fırsatçılığından nefret ediyorum, bu çok acınası" dediği iddia edildi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance

Ukrayna görüşmelerinde de Avrupalıların sürekli ikinci plana itildiği belirtiliyor. Bu haftaki Bannon röportajı ise ABD yönetiminin Avrupalılara karşı beslediği hoşnutsuzluğu açıkça ortaya koydu:

"Zayıflar, hiçbir şey yapmıyorlar, güvenliğe katkı sunmuyorlar; neden hâlâ buradalar?"

MAGA yönelimli dış politika

ECFR'den Pawel Zerka, Avrupa'nın bir kültür mücadelesinin ortasında olduğunu söylüyor. Ona göre ABD yönetimi, Avrupa'da göç, iklim, woke tartışmaları ve ifade özgürlüğü gibi konularda açık bir ideolojik mücadele yürütüyor. Aynı zamanda Trump, mümkün olan her yerde "Yeni Sağ" hareketlerine destek vererek radikal pozisyonların normalleşmesine katkıda bulunuyor.

MAGA ideolojisinin stratejileri arasında seçimlere müdahaleler, sağ muhafazakâr adaylara destek ve uluslararası ölçekte bir "MAGA International" ağı kurulması da bulunuyor. Bu ağ; sağ medyayı, siyasi partileri, konferansları ve özellikle Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı (CPAC) gibi etkinlikleri kapsıyor.

Avrupa ne yapabilir?

Zerka'ya göre Avrupa, kendisini yalnızca ABD'ye bağımlı bir konumda görmemeli; ortak çıkarlarını egemen biçimde savunabilmeli. Bugün AB ülkelerinin çoğunun hükümetleri hâlâ pro-Avrupa çizgide ve bu avantaj, ulusal ya da partisel ayrışmaların ötesine geçerek kullanılmalı.

Bertelsmann Vakfı'ndan Clüver-Ashbrook ise Avrupa için başka bir riske dikkat çekiyor: Heritage Foundation ve Project 2025'in arkasındaki mali açıdan güçlü çevrelerin Avrupa'daki partiler üzerinde etkili olmak için bağış kanallarını kullanmaya başladığını belirtiyor. Almanya merkezli Lobbycontrol (Lobi Kontrolü) adlı STK da haftalardır bu konuda alarm veriyor; mevcut parti bağışı düzenlemelerinin dış müdahaleye karşı yetersiz olduğu uyarısında bulunuyor.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.