Meslektaşlarına zulmeden Erdoğan'ın eski basın danışmanı Akif Beki 'masum' rollerinde

Meslektaşlarına zulmeden Erdoğan'ın eski basın danışmanı Akif Beki 'masum' rollerinde
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Gazeteci Hüsnü Mahalli, “Erdoğan’ın basın danışmanı olduğu dönemde Akif Beki, Ali Kırca’ya, bana ve birkaç gazeteciye kâğıt vererek ‘Bu soruları soracaksınız’ dedi” iddiasında bulundu.

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici’nin “Erdoğan’ın uçağında sorular önceden hazırlanıyor” iddiası tartışmalara yol açtı. Bildirici’nin sözlerine yanıt veren Ahmet Hakan, soruların önceden İletişim Başkanlığı’na iletildiğini doğruladı ancak bunun “mükerrerlikleri önlemek” amacıyla yapıldığını savundu. Ayrıca, bu uygulamanın Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Akif Beki zamanında da hayata geçirildiği ifade edildi.

AKİF BEKİ DE ‘ÇANAK SORU’ SORDURMUŞ

Gazeteci Hüsnü Mahalli, “Akif Beki, Erdoğan’ın basın danışmanıydı. Ali Kırca’ya, bana ve birkaç gazeteci arkadaşın eline kağıt tutuşturup ‘Bu soruları soracaksınız’ dediler… Sıra bana gelince o soruyu sormadım, kafama göre soru sordum. Reklam arası Akif Beki bana bağırmaya başladı. Tabii ben de bağırıp çağırdım.” ifadelerini kullandı.

Mahalli, iddiasını Tele 1 ekranlarında, Bilge Yurtdagülen’in “Gerçek Haber Gerçek Ekonomi” programında dile getirdi.

BEKİ YANIT VERMEK YERİNE ‘ESADÇI’ DİYE HAKARET ETTİ

Akif Beki, sosyal medya hesabından Hüsnü Mahalli’ye verdiği yanıtta, “Palavracıya bak. 2008 sonu ayrıldım, 16 yıldır bu sırrı niye tutmuş? Bu Esadçı, o dönem Esad’la dostken Erdoğan’a eleştirel miymiş de sorusu rahatsız etmiş? Göstersin yayının videosunu. Ali Kırca ve diğerleri hayatta, ellerine soru tutuşturulmuş da bir bu mu reddetmiş? Akıl yahu!” dedi.

‘UÇAĞA BİNEMEYENLERİN ÖFKESİ GEÇMEDİ’

Beki, gazeteci Hilal Köylü’nün, “Ben Radikal Gazetesi’nin diplomasi muhabiriyim örneğin. Yabancı konuklar geldiğinde gidip Başbakanlık’ta basın toplantısı izliyorum. Akif Bey bir süre sonra benim gibi diplomasi muhabirlerini “Başbakanlığa giremezsiniz. Gidin” diye kovdu. Kendi başbakanlık gazetecileri ekibini yarattı. Onlara akreditasyon verdi. Ambargoyu genişletti.” sözlerine verdiği yanıtta ise şunları kaydetti:

“Başbakanlık muhabirlerine yönelikti akreditasyon, Dışişleri’ni izleyen diplomasi muhabirlerine değil. Radikal’in Başbakanlık muhabiri akrediteydi zaten. Bugün de olsa aynısını yaparım. Bir de ortalama 5-6 kişi alabildiğimiz uçağa binemyenler var; 16 yıl geçti, öfkeleri geçmedi.”

‘TAYYİP ERDOĞAN’A SORU SORMAK GÜNAH MI?’

Tarihçi Ayşe Hür ise, Hasan Cemal’in eski bir yazısını hatırlatarak, “Hasan Cemal’in 25 Temmuz 2001 tarihli “Tayyip Erdoğan’a soru sormak günah mı?” yazısı doğrudan “cevapların sorulanmasına” dair değil ama engellemelerin RTE’nin henüz AKP Başkanı dahi olmadığı dönemde başladığına dair ipuçları içeriyor.” değerlendirmesini yaptı.

Beki bu paylaşım üzerine şu yanıtı verdi:

“2008 sonu ayrıldım, Milliyet çetele çıkardı: Başbakan’la uçağa Yeni Şafak kadar Hürriyet de alınmış. Daha azlarda Radikal 5, Milliyet 4, Vatan ve Cumhuriyet 2 kez. Hasan Cemal de katılmıştı, istediğini sormuş mu, sorun söylesin. O dönem söyleşiler de ortada, acabası ne daha?”

GAZETECİLER AKİF BEKİ’Yİ YALANLADI

Öte yandan Akif Beki, Halk TV’de kendi dönemini savununca gazetecilerden itirazlar yükseldi. İşte gazetecilerin Beki’ye yanıtları:

Gökçer Tahincioğlu: Başbakanlık muhabirlerinin akreditasyonu iptal edilmiş, Erdoğan rahatsızlandığında fotoğraflayan gazetecinin elinden fotoğraflar alınmak istenmişti…

Ünsal Ünlü: O dönemde Akif Bey, Süt ve Süt Ürünleri Üreticileri Birliği Basın Müşaviri idi. O haliyle gazetecilerin Başbakanlık giriş kartlarının iptali ve Serdar Özsoy’un gözaltı tehdidi ile fotoğraflarının alınmaya çalışılmasıyla asla ilgisi yoktu. 

Serdar Özsoy: Belki bilmeyenler vardır; Akif Beki, 2006 yılında Başbakan Erdoğan’ın başmüşaviri iken beni Başbakanlık korumalarına gözaltına aldırtan kişidir. (Arşiv)

Çiğdem Toker: Ayrıca kendisi, 2008 yılında Başbakanlık’ta gazetecilere akreditasyon uygulayan, çok daha önemlisi bu karar nedeniyle gazete ve TV kanalları yönetimleri üzerinde uzun süreli hegemonya kurmuş kişidir.

NE OLMUŞTU?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti dönüşünde uçakta yapılan basın toplantısında gazetecilere yöneltilen sorular gündem oldu. Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, soruların uçak havalanmadan önce kendisine ulaştığını ve kimin hangi soruyu soracağının listelendiğini açıklamıştı. Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan ise bu iddialara yanıt verdi. Ancak Hakan’ın yanıtı, Bildirici’nin ileri sürdüklerini doğrular nitelikte oldu.

VAROL ERSOY / Medyaradar.net

Akif Beki’nin, Akif Deki’yle imtihanı!

Ben bir zamanlar “Başbakanlık Sözcüsü” olan, hatta adı “Akif De Ki”ye bile çıkan bu adamı tırnağımın ucu kadar ciddiye almıyorum. O yıllarda yemediği halt kalmadı.

Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uçağında, ABD’den dönerken yaşandığı söylenen “hazır soru skandalı”nı biliyorsunuz…

Medya Ombudsmanı deneyimli gazeteci Faruk Bildirici uçakta düzenlenecek basın toplantısında sorulacak soruların, toplantıdan önce kendisine ulaştığını iddia etti.
Ondan sonra da çarşı pazar karıştı!
Bu olaya sanki ilk kez tanıklık ediyormuşuz gibi kıyamet koptu…
Her kafadan bir ses çıkmaya başladı.
Oysa biz bu ülkede eline tutuşturulan soruyu basın toplantısında okuyamayan yandaş muhabirleri de gördük, kendi yorumlarını soruya dönüştürüp Erdoğan’a “muz orta” yapanları da…
Hatta bunların bir çoğu, bugün “muteber gazeteci” olarak aramızda dolaşıyor.

BİZ SENİ DE BİLİRİZ BEKİ!
Gelelim son olaya:
Uçakta bulunan Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni ve CNN Türk Programcısı Ahmet Hakan, bu soruların “benzer konularda olmasın” diye önceden kendilerinden alındığını söyledi. Soruları kendilerinin hazırladığını, sadece İletişim Başkanlığı yetkililerine önceden verdiklerini iddia etti.
Bildirici ise bu açıklamadan sonra Ahmet Hakan’ı yalancılıkla suçladı.
Bu polemikte benim ilgimi çeken “katılımcı” ise günümüzde “muhalif Halk TV yorumcusu” olarak boy gösteren Akif Beki oldu.
Beki, bu sabah İsmail Saymaz’la birlikte Gözde Şeker’in sunduğu programa katıldı ve utanıp sıkılmadan şunları söyledi:
* Benim dönemimde böyle bir uygulama kesinlikle olmadı.
* O dönemde önden soru almak, onları eleyip sonra sırayla sordurmak akıldan hayalden geçecek bir şey değildi.”
* Yaptığımız hazırlık yalnızca gündem başlıkları düzeyinde kalırdı. Ama önden soru almak başka bir şey. Bu dört dörtlük rezalet. Attila İlhan’ın deyimiyle kemal-i rezalet.

BUNLARI KİM YAPTI?
Defalarca yazdım, tekrar edeyim:
Ben bir zamanlar “Başbakanlık Sözcüsü” olan, hatta adı “Akif De Ki”ye bile çıkan bu adamı tırnağımın ucu kadar ciddiye almıyorum.
O yıllarda yemediği halt kalmadı…
* Yandaş gazetelerin genel yayın yönetmenleri tek tek arayarak manşet dikte ettirdi.
* O gazeteler baskıya girmeden önce birinci sayfalarının ekran görüntüsünü isteyip denetimden geçirdi. Onun onay vermediği gazeteler, haber ya da manşet değiştirmek zorunda kaldı.
* Önem verdikleri konular hakkında yedi-sekiz farklı gazetenin aynı manşetle çıkmasını sağladı. Bizzat başlık önerisinde bulundu.
* Sadece yandaş gazeteleri değil, yandaş olmayı reddeden gazeteleri de ettiği telefonlarla bunalttı…
* O dönem “ortada kalmaya çalışan” Hürriyet, Milliyet, Vatan gibi gazetelerin genel yayın müdürlerini günde en az iki-üç kez arayarak “teessüflerini”, “takdirlerini” ya da “önerilerini” aktardı.
* Bu gazetelerdeki bazı yazarları isim vererek durmadan şikayet etti ve “kontrol altına alınmalarını” rica etti. Bunu kabul etmeyenlerin işten atılmalarını istedi.
* Başbakan’ın basın toplantılarına “akreditasyon” zorunluluğu getirdi. Sarı basın kartı taşısa bile her gazeteciyi bu toplantılara aldırmadı.
* Uçak gazeteciliği dönemi onun Başbakanlık Sözcülüğü döneminde başladı. Başbakan’ı rahatsız edebilecek tek bir gazeteci bile bu gezilere davet edilmedi.

UTANMASI GEREKİRKEN!
Lütfen dikkat edin:
Siyasi görüşlerindeki değişiklikten söz etmiyorum:
Başbakan’ın en yakınındayken yaptığı işleri anlatıyorum.
İşte; böyle bir adamdı Akif De Ki!
Şimdi “Halk TV” isimli çamaşır makinesine girmiş olmanın rahatlığıyla sallayıp duruyor:
“Ben yapmadım, ben etmedim! Benim dönemim şöyle beyazdı, ben böyle kahramandım.”
Hadi oradan…
Senin bugünkülerden hiçbir farkın yoktu; hatta medyanın çökertilmesi operasyonu senin döneminde başlatıldı.
Bırak Başbakan’ın sözcülüğünü ya da danışmanlığını yaptığın günleri, daha sonra iktidar itelemesiyle sızdığın Ayşenur Aslan’ın Medya Mahallesi’nde yaptıkların, savundukların arşivlerde…
O melek gibi kadını, kendi programda çıldırttın!
Onu bunu hedef göstererek, AKP karşıtlarına hakaretler ederek kanaldan ayrılmasına neden oldun…
Şimdi çıkmış “ak kaşığı” oynayıp medya etiği konusunda ahkam kesiyorsun.
Bu ülkede o etiği sen bozdun Beki…
Adın bile “De Ki”ye çıkmışken…
Sen bu ahkamlarınla bir tek Cafer Mahiroğlu’nu kandırabilirsin…
Bak iyi oku:
İşsiz bıraktığın gazetecilerin, aç bıraktığın çocukları var ya…
Herkes unutsa seni, onlar unutmayacak…
Bu dünyada da öbür dünyada da iki elleri yakanda olacak…
O yüzden bırak ombudsman ayaklarına yatmayı da…
En azından susarak, biriktirdiğin günahlarınla ölmeyi bekle!

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.