ABD ile İran heyetleri Perşembe günü İsviçre'nin Cenevre kentinde Umman arabuluculuğunda bir kez daha bir araya gelecek. ABD'nin Orta Doğu'ya savaş uçağı ve uçak gemileri yığdığı bir ana gelen görüşmeler, çoğu gözlemci tarafından son şans olarak görülüyor.
Siyasî ve askerî çevrelerde, Cenevre'de bir uzlaşıya varılamaması durumunda ABD'nin askerî operasyona girişip girişmeyeceğinden ziyade operasyonun kapsamının ne olacağı tartışılıyor. Cenevre görüşmesi öncesindeki durumu "Ortadoğu tarihinin en kritik anlarından biri" ve "askerî geri sayım" diye nitelendirenler var.
ABD Başkanı Donald Trump, hem nükleer programı hem de Aralık ayında başlayan kitle protestolarında ölen göstericiler bağlamında İran'ı defalarca askerî operasyonla tehdit etmişti. Trump dün gece yaptığı "Birliğin Durumu" konuşmasında Tahran'ın nükleer silah sahibi olmasına asla izin verilmeyeceğini yineledi, gerilimi diplomasi yoluyla çözmeyi tercih ettiğini söylemekle birlikte tehdidini de sürdürdü.
İran'ın "ABD'nin Avrupa'daki ve denizaşırı üslerini tehdit edebilecek füzeler geliştirdiğini ve yakında ABD'ye ulaşabilecek füzeler üzerinde çalıştığını" iddia eden Trump, "Silah programlarını, özellikle de nükleer silah programını yeniden geliştirmeye çalışmamaları konusunda uyarıldılar ama buna devam ediyorlar. Yeni baştan başlıyorlar" dedi.
Operasyonun boyutu ne olur?
ABD basınına sızan haberlere göre Trump yönetimi, İran'ın nükleer programı ile ilgili Amerikan taleplerini kabul etmeye yanaşmaması durumunda sınırlı bir askerî operasyonla baskıyı artırmayı planlıyor. Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, bu adımın sadece baskı aracı olarak düşünüldüğünü, İran'dan güçlü misillemeye yol açabilecek topyekûn bir savaşa dönüşmesinin planlanmadığını yazdı.
Bir başka senaryo ise ABD'nin doğrudan İran rejimini zayıflatma ya da devirmeye yönelik, devlet kurumlarını hedef alan daha geniş bir askerî operasyona girişebileceği yönünde.
İsrail'de yaşayan İranlı Yahudi uzman Menashe Amir, bir savaş durumunda ABD'nin hedefinin ne olacağını kestirebilmenin zorluğuna işaret ediyor ve "Belki Sayın Trump'ın kendisi de şu an nihaî yanıtı bilmiyordur" diyor. DW'ye konuşan Amir, İran rejiminin devrilmesi fikrinin ağırlık kazandığını belirterek "Trump, Tahran'daki mevcut rejim son bulmadan Ortadoğu'nun asla istikrara kavuşmayacağı sonucuna vardı" değerlendirmesinde bulunuyor.
"Gerilim kontrolden çıkabilir" uyarısı
Hollanda'daki Lahey Jeopolitika Enstitüsünden strateji analisti Damon Golriz ise sınırlı bir askerî operasyonun bile başlangıçta düşünülen boyutun ötesine geçme riskine işaret ediyor. Çeşitli cephelerde varoluşsal tehditlerle karşı karşıya kalan bir rejimin salt hayatta kalma güdüleriyle hareket edeceği uyarısında bulunan Golriz, içeride kitlesel huzursuzluk ve uluslararası dışlanmışlığın baskısı altında Tahran rejiminin vekil güçleri aracılığıyla zincirleme tepkiler verebileceğini ve gerilimin hızla kontrolden çıkabileceğini belirtiyor.
Golriz, eski CIA Başkanı David Petraeus'un 23 Şubat'ta yaptığı uyarıyı hatırlatıyor. Petraeus, İran'a karşı girişilecek kapsamlı bir askerî operasyonun bile Tahran rejiminin istikrarına sadece sınırlı etki edebileceği ve büyük ihtimalle rejim değişikliğine yol açmayacağı görüşünü dile getirmişti.
Sussex Üniversitesinden Uluslararası İlişkiler uzmanı Kamran Matin de Trump'ın askerî bir çatışmadan ziyade uzlaşmaya varma çabasında olabileceği görüşünde. Kamran Matin, "Askerî bir ihtilafın sonuçlarını hesap edebilmek zor, net bir çıkış stratejisi olmadığı görülüyor. Başkan'ın danışmanları da defalarca açık bir çatışmanın risklerine işaret etti" diyor.
İsrail'in baskısı
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise Trump'ı askerî operasyona ikna etmeye çalışıyor. Netanyahu 23 Şubat'ta İsrail parlamentosunda yaptığı konuşmada İran'a "sert bir yanıt" verilmesi gerektiğini savundu, "Tetikteyiz ve her tür senaryoya hazırlıklıyız. Ayetullah rejimine şu mesajı çok açık bir şekilde verdim: Eğer tarihinizin en büyük hatasını yapar ve İsrail'e saldırırsanız tahayyül bile edemeyeceğiniz bir güçle yanıt vereceğiz" ifadelerini kullandı.
Uzman Menashe Amir, İsrail'in ABD üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu belirterek "İsrail Washington'ı, bölgedeki sorunların sadece rejimin devrilmesiyle çözülebileceği konusunda kapsamlı kanıtlarla ikna etti" diyor. Trump'ın son açıklamalarının sadece İran'ın nükleer programıyla sınırlı olmadığına, İran halkı üzerindeki baskıyı da konu aldığına işaret eden Amir, bunun Trump'ın doktrininde bir değişiklik anlamına gelebileceği görüşünde.
İran'da rejim devrilir mi?
Ancak bölgedeki gelişmelerin İran'da laik bir demokrasinin yolunu açabileceği konusunda analistler şüpheli. Kamran Matin, Kasım ayında açıklanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisine işaret ediyor ve bu belgede "ulus inşası" döneminin sona erdiğinden, ABD'nin odak noktasını Ortadoğu'dan Çin'e kaydırdığından bahsedildiğini hatırlatıyor. Kamran Matin, net bir siyasî alternatif bulunmadığı sürece ABD'nin mevcut rejimle bir anlaşmaya varmasının daha olası bir seçenek olduğu görüşünde.
Damon Golriz de bir Amerikan operasyonunun İran'da laik bir demokrasiye giden yolu açacağından şüpheli. Aralık ayında İran'da hayat pahalılığını protestoyla başlayan ve rejim karşıtı gösterilere dönüşen protesto olaylarını hatırlatan Golriz, "30 binden fazla göstericinin öldürülmesi sonrası, içeriden kaydadeğer sızmalar yaşanmadan rejimin ayakta kalabilmesi, ülkede demokrasiye geçişin ne kadar uzakta olduğunu gösteriyor" diyor. Golriz, "ülkede otoriter bir askerî hükümetin ortaya çıkması ya da en kötü ihtimalle devletin toptan çöküşü ve bölgesel savaşların daha olası olduğu" görüşünde.


