"Son günü hâlâ dün gibi hatırlıyorum" diyor İtalyan Kızılhaçı'nın (Croce Rossa Italiana) eski askerî birim albayı Emerico Maria Laccetti. 1999'da Kosova Savaşı sırasında Arnavutluk'ta, sınıra birkaç yüz metre mesafede görev yaptığını belirtiyor. O dönemde Sırbistan'a bağlı olan Kosova'dan kaçan mülteciler için kurulmuş bir sahra hastanesinin komutanıymış.
Laccetti, savaş manzarasını şöyle anlatıyor:
"Konteynerlerin üzerine çıkıp bombardımanları izliyorduk. Tuhaf bir yılbaşı havai fişek gösterisi gibiydi. Patlamaların basıncını uzaktan bile hissedebiliyorduk. Ancak bize, kullanılan silahların özellikleri ve barındırdıkları kalıcı tehlikeler hakkında hiçbir bilgi verilmedi."
Uranyumlu mühimmatın kullanımı
Mart 1999'da NATO, "Müttefik Güç Harekâtı" (Operation Allied Force) kapsamında yıllardır süren Kosova çatışmasına müdahale etti. 78 gün boyunca yaklaşık bin uçakla Sırbistan güvenlik güçlerine yönelik operasyonlar yürütüldü. Resmî verilere göre 28 binden fazla bomba atıldı. Bunların arasında kanser riskiyle ilişkilendirilen uranyumlu mühimmat da vardı.
Bu mühimmatın çekirdeği, "seyreltilmiş uranyum" (İngilizce: Depleted Uranium, DU) içeriyordu. Yüksek yoğunluğu nedeniyle zırh delici etkisi güçlü olan bu silahlar özellikle tanklara karşı kullanıldı. Ancak bu mermiler hedefe çarptığında radyoaktif uranyum tozu açığa çıkabiliyor; bu toz solunduğunda vücuda girip uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.
NATO iddiaları reddediyor
DW'nin sağlık riskleriyle ilgili sorularına NATO yalnızca yazılı yanıt verdi:
"Sağlık ve çevre konularını çok ciddiye alıyoruz."
İttifaka göre, seyretilmiş uranyum iddiaları incelemek amacıyla 2001'de kurulan "DU Komitesi", bağımsız veriler temelinde Kosova'da kullanılan mühimmatın "nüfus için kalıcı bir sağlık riski oluşturmadığı" sonucuna vardı.
NATO, bu görüşünü 2014 tarihli bazı BM (Birleşmiş Milletler) raporlarına dayandırıyor. Ancak bu değerlendirme, İtalyan mahkemelerinin kararlarıyla çelişiyor. Kosova Savaşı'nda görev yapan yaklaşık 500 İtalyan asker, uranyum mühimmatına maruz kaldıktan sonra kansere yakalandı ve devlete karşı açtıkları tazminat davalarını kazandı.
Laccetti'nin uzun hastalık süreci
Laccetti, görev bölgesinin "riskli bir alan" olduğunu bildiklerini söylüyor:
"Ama bize hiçbir zaman, bazı mühimmat türlerinin doğrudan temas olmasa da uzun vadeli tehlikeler yaratabileceği söylenmedi; örneğin yakındaki patlamamış bombalar nedeniyle."
Temmuz 1999'da eve döndükten kısa süre sonra nefes darlığı yaşamaya başladı. 36 yaşındayken yapılan tetkikler sonucunda agresif bir lenfoma (lenf sistemi kanseri) teşhisi kondu. Tedaviler geçici olarak işe yaradı, ancak 2008'de kanser nüksetti. Doktorlar, vücudunda "kusursuz şekilde yuvarlak seramik parçacıklar" buldu.
Sonuç açıktı: Bu mikroskobik parçacıklar yıllar boyunca vücudunda birikmişti.
Başarılı tazminat davası
Laccetti daha sonra benzer teşhisler konulan çok sayıda askere ulaştı ve İtalyan devletine karşı toplu davaya katıldı. 2009'da Roma Mahkemesi, onun görev sırasında maruz kaldığı uranyum nedeniyle hastalandığını kabul etti ve tazminat ödenmesine hükmetti. Ama Laccetti, acı bir tebessümle ekliyor: "Mahkemenin kararı, akciğerimdeki ya da böbreğimdeki parçacıkları maalesef ortadan kaldırmıyor."
Bilimsel tartışma sürüyor
İtalya Savunma Bakanlığı'nın komisyonu, seyretilmiş uranyuma maruz kalan askerlerde Non-Hodgkin lenfoma (bir tür lenf kanseri) vakalarının istatistiksel olarak anlamlı biçimde arttığını bildirdi. Ancak aynı dönemde yayımlanan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) raporu, doğrudan nedensellik bağına dair kesin kanıt bulamadı.
DW'nin görüştüğü Wim Zwijnenburg, Uluslararası Uranyum Silahlarını Yasaklama Koalisyonu'nda (ICBUW) çalışan bir araştırmacı, "Hakim, İtalyan devletinin askerlerine karşı bir 'gözetim yükümlülüğü' olduğunu kabul etti. Bu yüzden tazminat kararı çıktı" diyor ve ekliyor:
"Ama kesin bilimsel sonuçlara ulaşmak son derece zor. Seyreltilmiş uranyum yalnızca vücuda girdiğinde etkili olur, çoğunlukla da solunum yoluyla."
Zwijnenburg, kanserin nedenlerinin karmaşık olduğunu, genetik, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin birbirine karıştığını da ekliyor.
Temizleme yükümlülüğü ve unutulmuş bölgeler

2002'de BM Genel Kurulu, uranyum mühimmatı kullanan ülkelerin, etkilenen devletleri bilgilendirme ve kirli bölgeleri temizlemeye yardım etme yükümlülüğü getiren bir karar kabul etti. NATO'nun, Kosova'da bu yükümlülüğü ne ölçüde yerine getirdiği ise belirsiz. Bölgedeki NATO barış gücü KFOR bu konuda bilgi paylaşmıyor.
Kosova'daki birçok bölgede halk, olası risklerden habersiz. Hiçbir uranyum temizleme ya da dekontaminasyon faaliyeti yapılmadı.
Zwijnenburg, bu durumu şöyle özetliyor: "NATO'ya bu silahları kullandığı için eleştiri yöneltilebilir. Ama asıl eleştiri, savaş sonrasında hiçbir temizlik yapılmamış olmasında. Askerler için koruma protokolleri var ancak siviller için böyle bir şey yok. Zehirli mühimmat kullanıp sonra sırtını dönüp gitmek kabul edilemez."
Uranyumlu mühimmat, resmî olarak düşük ila orta düzey radyoaktif atık sayılıyor. Ancak Balkanlar gibi nemli bölgelerde, bu mermiler zamanla paslanıyor, çözülüyor ve toprağa tehlikeli kalıntılar bırakıyor.
Zwijnenburg, çarpıcı bir mukayese yapıyor:
"Avrupalılar, kendi halkı söz konusu riskleri ciddile alır. Örneğin Hollanda'daki bir parkta böyle bir mühimmat bulunsa, alan hemen kapatılır, uzman ekipler gelir, mühimmat kurşun kutuda güvenli şekilde taşınır. Ama Balkanlar'da? Kimse durumla ilgilenmiyor."
Laccetti de kendi davası ve diğer gazilerin çabalarına rağmen seyreltilmiş uranyumlu mühimmatın hâlâ yasal olmasına tepkili:
"Bu silahların yasaklanması için her yolu denedik ama başaramadık."
KAYNAK: DW Türkçe Yayını


