ABD Adalet Bakanlığı, cinsel saldırı suçlarından hüküm giymiş Jeffrey Epstein ile ilgili belgeleri eksik yayımlayarak kafa karıştırmakla suçlanıyor.
ABD Adalet Bakanı Pam Bondi ve yardımcısının 14 Şubat Cumartesi günü ABD kongre üyelerine gönderdiği mektupta, bakanlığın elinde bulunan tüm belgelerin yayımlandığı ve dosyalarda yer alanların isim listesinin bulunduğu belirtildi.
Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası, ABD kongresi tarafından kabul edildi ve Başkan Donald Trump tarafından 19 Kasım 2025'te imzalandı.
Yasayı kaleme alanlardan Kentucky Cumhuriyetçi Temsilcisi Thomas Massie, Adalet Bakanlığı'ndan Jeffrey Epstein ve ortaklarına dava açılıp açılmayacağına dair geçmiş kararları özetleyen iç yazışmaları da yayımlamasını istedi.
ABD medyasının bir dönem Donald Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına verdiği destekle ünlenmiş, Demokratik parti siyasetçilerine karşı kanıtlanmamış iddiaları yayınlaması ve ırkçı söylemleriyle öne çıkan gazeteci Tucker Carlson, pedofili Jeffrey Epstein belgeleri hakkında çarpıcı sözler sarfetti.
Fenomen gazeteci Carlson, Epstein soruşturmalarında bir tutuklama olacağını düşünmediğini belirterek, “Çünkü bu, temsili hükümetin üstünde olan bir üst hükümeti ortaya çıkartacaktır” dedi.
Carlson, Epstein olayının şantajdan, reşit olmayanlarla cinsel ilişkiden veya şeytani ritüellerden daha büyük bir şey olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
"Jeffry Epstein, bizlerin otorite olarak değerlendirdiği, yani hükümetler, ulus devletler üzerinde "GAYRI RESMİ BİR YÖNETİM ORGANI. Her ülkede herkesi tanıyordu ve yaşadığı dönemin her olayı hakkında görüş bildiriyordu. Libya'da Kaddafi'nin düşüşünü daha olmadan tartışıyor ve bundan nasıl kar elde edeceğini bulmaya çalışıyor. Hiçbir hükümeti temsil etmiyor. Açıkça Mossad için çalışıyor, açıkça CIA için çalışıyor, açıkça her ikisiyle de temas halinde ve açıkça İngiliz istihbaratıyla. Aslında kimse için çalışmıyor. Batı'daki tüm temsili hükümetlerin üzerinde bir tür üst hükümet oluşturuyorlar. Bu materyalin bir kısmı neredeyse 20 yıldır hükümetlerin elinde. Çoğu hala gizli ve hiçbir tutuklama olmadı. Yıllardır tutarlı bir şekilde ifşa edilen kişileri tutuklamalardan koruma çabası var.
Şantaj var mıydı? Evet. Küçüklerle cinsel ilişki var mıydı? Tabii ki."
Carlson'a göre Epstein, "Batı'daki tüm temsili hükümetlerin üzerinde bir tür üst hükümet oluşturan bir dizi bağımsız güç simsarıyla birlikte çalışan" bir tür "bağımsız güç simsarı"ydı.
Bu yüzden her şeye bu kadar bağlıydı.
Kendisiyle söyleşiyi gerçekleştiren meslektaşının Carlson'a, "Tutuklamalar göreceğimizi düşünüyor musunuz?" diye sorduğunda, ünlü gazeteci şu yanıtı verdi:
“Adalet Bakanlığı'nın Kongre'ye incelenmesi için verdiği belgelerin bir kısmı yaklaşık 20 yıldır hükümetlerin elinde bulunuyor. Çoğu hâlâ gizli ve hiçbir tutuklama yapılmadı. Bunun yerine, onlarca yıldır, bu belgelerdeki kişilerin tutuklanmaktan korunması için sürekli bir çaba gösteriliyor. En iyi ihtimalle, gösteriş amaçlı tutuklamalar olabileceğini düşünüyorum."
Carlson, temsilî hükümet üzerindeki "üst hükümeti (derin devleti)" ifşa edecek kadar anlamlı bir şey olmayacağını ifade etti.
Tucker Carlson, geçen yıl Temmuz ayında da konuya ilişkin şunları söylemişti:
"WASHINGTON’DA HERKES BİLİYOR"
Amerikalı muhafazakâr yorumcu Tucker Carlson, Turning Point USA etkinliğinde yaptığı konuşmada, Jeffrey Epstein’ın yabancı bir istihbarat servisi, muhtemelen İsrail’in Mossad’ı adına çalıştığını iddia etti. Carlson, Epstein’ın servetinin kaynağının belirsiz olduğunu ve bu konunun Washington’da herkes tarafından bilindiğini, ancak konuşulmasının adeta tabu haline getirildiğini savundu.
“KİMİN ADINA ÇALIŞIYORDU?”
Carlson, konuşmasında Epstein’ın geçmişine dikkat çekerek, “70’lerin sonunda Dalton Okulu’nda üniversite diploması olmayan bir matematik öğretmeniyken, bir adam nasıl birden fazla uçağa, özel bir adaya ve Manhattan’daki en büyük konuta sahip olabilir? Bütün bu para nereden geldi? Kimse bu işin aslını ortaya çıkarmadı, çünkü kimse bunu denemedi bile,” dedi.
"İSRAİL İLE BAĞLANTISI AÇIK"
Epstein’ın yabancı bir hükümetle, özellikle İsrail ile bağlantılarının açık olduğunu öne süren Carlson, bu bağlantıların konuşulmasının ABD’de “ayıp” veya “anti-semitik” olarak görülmesinin yanlış olduğunu vurguladı.
“BU BİR NEFRET İFADESİ DEĞİL, VATANDAŞLIK HAKKI”
Washington D.C.’de geçirdiği yıllara atıfta bulunan Carlson, “Hayatımın neredeyse tamamını Washington’da geçirdim. CIA’de çalışan, aralarında çok yakın bir dostumun da olduğu insanlar tanıdım. CIA’in korkunç şeyler yaptığını, insanları katlettiğini, bir ABD başkanının öldürülmesine katıldığını söylemek beni sadakatsiz bir Amerikalı yapmaz. Bu ülkeyi seviyorum, burada doğdum, ailem yüzlerce yıldır burada. Bir devlet kurumunu eleştirmek sizi nefret dolu yapmaz, özgür bir vatandaş yapar,” diyerek hükümetlerin şeffaf olması gerektiğini savundu. Carlson, Epstein’ın İsrail adına şantaj operasyonu yürüttüğüne dair şüphelerin Washington’da yaygın olduğunu, ancak kimsenin bunu açıkça dillendiremediğini belirtti.
CARLSON'IN ‘İTİBARINI’ SARSAN GEÇMİŞİNE DAİR
Nisan 2023'te Tucker Carlson hakkında İngiliz gazetesi İndependent'ta yayımlanan yazı:
Tucker Carlson'ın Fox News'teki mirası dev bir sahtekar olmasıdır
Tucker Carlson'ın Fox News'teki dönemi biterken, modern Amerikan tarihinin en üretken propagandacılarından biri olarak saltanatı da sona eriyor.
Pazartesi günü ABD'nin üç büyük kablolu haber ağından da kovulma şerefine erişen Carlson, izleyicilerini çok az kişinin yapabileceği şekilde manipüle eden ve harekete geçiren bir oyuncu, bir aktivist ve bir partizan olarak başarıya ulaştı. Bu izleyiciler arasında başkanlar, eski başkanlar, onan nefret duyan liberaller, sıradan muhafazakarlar ve Cumhuriyetçi meclis üyelerinin hepsi vardı.
Fox'ta başarıyı, kabul edilebilirlik sınırlarını seleflerinin hepsinden daha fazla aşarak yakaladı. Primetime'da (televizyonun en çok izlendiği saatler -ed.n.) çıktığı kürsüsünden bağnazlık kustu, beyaz milliyetçilerin konuştuklarını papağan gibi tekrarladı ve gazetecilik araştırması maskesi arkasından komploları ve yalanları yaydı.
Elbette bu soruların çoğu yüzeyseldi. Yaptıkları, büyük bir gerçeği ortaya çıkarmaktan ziyade liberalleri kızdırmak için tasarlanmış gibiydi ve liberalleri kızdırmak onun için önemliydi çünkü onlar da onu kızdırıyordu. Carlson öylesine büyük bir ayrıcalığa ve kibre sahip bir adam ki, tüm kişiliğini herhangi bir şekilde düzeltilmeyi ya da meydan okunmayı reddetmek üzerine inşa etti. İstediği her şeyi söyleyebileceğini kanıtlamak için bilerek yalanlar uydurdu ve komplolar kurdu.
Carlson'ın kendisine meydan okunmasından duyduğu bıkkınlık kariyeri boyunca giderek arttı. Televizyonda ilk çıkışını 2000'lerin başında CNN'in Crossfire programında sağcıların sesi olarak yaptı; bu programda liberallerle muhafazakarlar her gece gladyatörleri andıran çarpışmalarda karşı karşıya geliyordu. Bu program, Jon Stewart kötü şöhretli bir aşağılamada iki sunucuyu küçük düşürünce yayından kaldırıldı. Bu aşağılama, belki de sonraki birkaç yılda geçirdiği dönüşüm göz önünde bulundurularak, daha sonra Carlson'ın "kötü adamın ortaya çıkış hikayesi" olarak tanımlandı. Artık iki tarafa da oynamayacaktı. 2016'da televizyona döndüğünde kimseye hesap vermeyecekti.
Carlson'ın Fox News'te her gece kamera karşısına çıktığı programının ilk bölümü Kasım 2016'da, Donald Trump'ın başkanlığı kazanmasından sadece birkaç gün sonra yayımlandı. Her iki adam da güç ve çıkar peşinde beyazların öfkesinden yararlanma konusunda uzmanlık sergiledi. Birlikte yükseldiler.
Peki Carlson'ı diğer yayıncılardan farklı kılan neydi? Bağlamdan ve primetime'ın ihtişamından sıyrılmış haldeyken, onu kendini metheden diğer taşkın radyo programcılarından ayıran pek bir şey yok. Çok zeki birisi değil. Argümanlarının ve monologlarının çoğu en hafif incelemede bile çökecek nitelikte ki bu yüzden nadiren karşıt görüşlere ev sahipliği yapıyor. Onun gibi bağnaz ama etkili iletişimciler her zaman bir şekilde var olmuştur.
Onu benzersiz kılan şey, ülkenin en çok izlenen kablolu haber ağlarından biri tarafından kendisine sağlanan platformdu. Rupert Murdoch, Carlson'ı ülkenin üzerine salmak gibi önemli bir karar verdi ve bunun mali ödüllerini de topladı.
Murdoch, Trump'ı ortaya çıkaran, kızgınlığın giderek yükselen gücünün aynı zamanda iyi reytingler de sağlayabileceğini fark etmiş görünüyordu ve haklıydı. Bu ortaklık, Carlson'a Cumhuriyetçi Parti üzerinde büyük bir nüfuz sağlarken Fox News'e de reyting kazandırdı.
Carlson'ın izleyicilerinin önemli bir kısmı bundan sonra nereye giderse gitsin onu takip edecek fakat kablolu haber devinden ayrıldığında aynı nüfuzu koruması zor olacak. Fox'ta yaptığı gibi o günün gündemini belirleyemeyecek ya da rakiplerini aynı zehirle hedef alamayacak. Nüfuzu muhtemelen azalacak.
Peki Carlson'ın mirası ne olacak?
Carlson'ın kovulmasına yol açan durumun canlı yayında söylediği bir şey olmadığını belirtmekte fayda var. L.A. Times'ın görevden alınmasına ilişkin yaptığı ilk habere göre Carlson'ın ayrılması, düşmanca ve ayrımcı bir çalışma ortamına maruz kaldığını söyleyen Abby Grossberg'in açtığı ayrımcılık davasıyla ilgili.
Ancak Carlson'ın Fox News'teki sonunu hazırlayan, Dominion oylama makineleri şirketi tarafından açılan bir başka dava oldu. Bu davada yapılan keşifler sonucunda Carlson'ın izleyicilerine, başta seçimlerin çalındığına dair yanlış iddialar olmak üzere, yalan olduğunu bildiği görüş ve haberler sunduğu ortaya çıktı. Aynı davada, Trump'ı sık sık desteklemesine rağmen Trump'a karşı yoğun bir nefret beslediği de ortaya çıktı.
Kısacası Carlson, bir sahtekar olduğunun ortaya çıkmasının ardından Fox News'ten ayrılıyor. Onun mirası budur.




