Sudan’da Kordofan'ın kuzey bölgelerinde, özellikle stratejik öneme sahip Babnusa şehrinde şiddetli çatışmalar devam ederken çatışmalar Kuzey Eyaleti’ne de sıçradı. Kuzey Eyaleti’nin yönetim şehri Dongola, Sudan ordusu ile ‘Evlad Kamari’ adıyla bilinen yerel milisler arasında patlak veren ilk çatışmaya tanık oldu. Bu olay, yerel halk arasında terör ve korku dalgasına yol açarken, çok sayıda milis öldürüldü ve liderleri ağır yaralı halde hastaneye kaldırıldı.
Öte yandan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), ABD Başkanı Donald Trump'ın Sudan'daki savaşı sona erdirme isteğini memnuniyetle karşıladı. Cumartesi günü, BAE Devlet Başkanı Diplomasi Danışmanı Enver Karkaş, ‘Sudan’daki kanlı iç savaşın acilen sona erdirilmesi ve acil ateşkes’ çağrısında bulundu.
Karkaş, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Sudan'ın birliğine vurgu yaparken Müslüman Kardeşler'in (İhvan-ı Müslimin) etkisinin geri dönüşünün ciddi endişe kaynağı olduğunu söyledi. Karkaş, Sudan’da çatışan her iki tarafta da ihlallere karışanların hesap vermesi gerektiğinin altını çizdi.
Türkiye Sudan'daki iç savaşa nasıl yaklaşıyor?
Hilken Doğaç Boran
BBC Türkçe
Afrika'nın kuzeydoğusunda yer alan Sudan 2023'ten bu yana iç savaşın pençesinde.
Küresel gündemde nadiren yer bulan çatışmada insan hakları örgütlerine göre 150 binden fazla kişi öldü, 12 milyon kişi yerinden edildi.
Uluslararası kuruluşlar ve hak savunucuları bu ülkede "tarihin en büyük insani krizlerinden birinin" yaşandığını söylüyor.
Ancak savaşın iki tarafı olan Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile "Hemedti" adıyla bilinen Hızlı Destek Güçleri (RSF) lideri General Muhammed Hamdan Dagalo'nun çatışması devam ediyor.
Türkiye iç savaşın ilk günlerinde iki tarafa da eşit mesafede durmaya çalışırken son dönemde el-Burhan'a desteğini artırdı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Ekim'de yaptığı bir konuşmada "Kuzey Darfur'un başkenti Faşir'deki sivil halka yönelik katliamları, vicdan sahibi hiç kimse kabul edemez, buna sessiz ve kayıtsız kalamaz" dedi.
Erdoğan, Türkiye'nin saldırıları "en güçlü biçimde lanetlediğini" vurguladı ve Ankara'nın insani yardım için harekete geçmeye hazır olduğunu ifade etti.
Sudan'ı uzun yıllar yöneten Ömer el-Beşir 2019'da geniş halk protestolarını izleyen bir darbeyle devrildi.
El-Beşir sonrası askeri ve sivil yetkililerin ortaklığında kurulan geçici hükümet, Ekim 2021'de başka bir darbe ile devrildi.
Bu darbenin arkasındaki Abdulfettah el-Burhan ve Muhammed Hamdan Dagalo mevcut iç savaşın baş aktörleri.
El-Burhan ve Sudan hükümeti uluslararası makamlar tarafından ülkenin meşru yönetimi olarak tanınıyor.
Dagalo'nun milis güçlerinden oluşan RSF ise resmen tanınmıyor.
El-Burhan'a bağlı güçler merkez ve doğu bölgelerinde kısmi hakimiyet sağlamış durumda.
Dagola'ya bağlı RSF güçleri ise Sudan'ın güneybatısını kontrol ediyor.
RSF güçleri, 18 ay boyunca kuşattığı Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) kontrolündeki Faşir'i Ekim sonunda ele geçirirken yaptıkları katliamları sosyal medya hesaplarından paylaştı.
İnfaz edilen sivillerin naaşları uydular tarafından görüntülendi.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) katliamlar hakkında soruşturma başlattı.
Her iki taraf da savaş suçları işlemekle suçlanıyor.
'Varoluşsal bir menfaatimiz yok'
Peki Türkiye krize nasıl yaklaşıyor?
2009-2012 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı Uzakdoğu ve Afrika Genel Müdürlüğü yapan Emekli Büyükelçi Hasan Servet Öktem, Türkiye'nin ilk etaptaki tutumunu şöyle özetliyor:
"Bizim orada varoluşsal bir menfaatimiz yok. İki taraftan birini tutmamızın mantığı yok, bizim tutumumuz 'iki taraf barışsın' idi."

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Erciş İşletme Fakültesi'nden Dr. Huriye Yıldırım Çınar, bu süreçte Türkiye'nin "tarafsız bir arabulucu" olmasının da gündeme geldiğini hatırlatıyor.
Aynı zamanda Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Afrika Enstitüsü Eş Direktörü olan Çınar, Ankara'nın "tarihsel bağlarını, insani yardımlarını ve diplomatik deneyimini kullanarak çatışmayı durdurmayı hedeflediğini" söylüyor.
Uzman, taraflar arasındaki anlaşmazlık yüzünden bu girişimlerin sonuç vermediğini vurguluyor.
Çınar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından RSF'ye destek sağlanmasının Türkiye'yi zaman içinde fiilen el-Burhan'ın Sudan Silahlı Kuvvetleri'ne yakın bir pozisyona ittiği yorumunu yapıyor ve şunları kaydediyor:
"Türkiye'nin 'meşru hükümet' olarak gördüğü Sudan Silahlı Kuvvetleri'ne verdiği açık destek zamanla diplomatik dilden pratik politikalara dönüşmüş, böylece Ankara arabuluculuktan ziyade meşru otoritenin yanında konumlanmıştır."
Türkiye-BAE rekabeti Sudan'a nasıl yansıyor?
Hasan Servet Öktem, RSF ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ekonomik ve askeri bağlar olduğunu söylüyor.
RSF'nin Sudan'daki altın madenlerinin bir kısmını kontrol ettiğini hatırlatıyor.
Öktem, Dagola'ya bağlı milis güçlerin Yemen'de BAE ve Suudi Arabistan'ın desteklediği koalisyon ile birlikte Husilere karşı savaştığının da altını çiziyor.
Emekli büyükelçi, iki körfez ülkesinin de Türkiye'nin Sudan'daki varlığının artmasını istemeyeceğini savunuyor:
"Hem BAE hem Suudi Arabistan Türkiye'nin Sudan'da çok kuvvetli olmasını istemez. Oralarda çok öne çıkmasını istemezler."
Politico'nun 17 Kasım'da yayımlanan bir haberinde ismi gizli tutulan bir BAE yetkilisi, Abu Dabi'nin iç savaşın patlak vermesinden bu yana iki tarafa da herhangi bir destek vermediğini söyledi.
Yetkili, ülkenin "RSF'ye herhangi bir destek sağladığına ya da çatışmaya müdahil olduğuna dair elle tutulur hiçbir kanıt yok" diye konuştu.

2023 yılı verilerine göre Sudan, Afrika'nın en büyük altın üreticileri arasında yer alıyor.
Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doçent Doktor Volkan İpek, Türkiye'nin Birleşik Arap Emirlikleri ile hem Sudan da hem de başka bölgelerde çıkar çatışması içinde olduğunu söylüyor.
İpek, Ankara'nın Sudan hükümetini desteklemesinin sebeplerinden birinin bu olduğunu savunuyor.
Akademisyen, Ankara'nın Sudan'da daha aktif bir rol oynaması ile ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:
"[Sudan'daki] Türk yatırımları savaş nedeniyle büyük tehdit altında. Türkiye, yatırımlarının bir an önce tehditlerden kurtulması için savaşı çıkaran RSF'ye karşı Sudan Silahlı Kuvvetleri'ni destekliyor."
Türkiye-Sudan bağları
Sudan, Türkiye'nin Afrika kıtasında en yakın ekonomik ve siyasi bağlar kurduğu ülkelerden biri.
Osmanlı İmparatorluğu'nun bölgedeki varlığı 16'ıncı yüzyıla dayanıyor.
Türkiye, 1956'da Mısır'dan bağımsızlığını ilan eden Sudan'ı ilk tanıyan ülkeler arasında yer aldı.
2000'lerden sonra Ankara'nın "Afrika Açılımı" ile beraber 1989'dan 2019'a kadar ülkeyi yöneten Ömer el-Beşir iktidarı ile yakın bağlar kuruldu.
Doç. Dr. Volkan İpek, Türkiye'nin Afrika Açılımı kapsamında en çok anlaşma imzaladığı sahraaltı Afrika ülkesinin Sudan olduğunu söylüyor.
Afrika ülkelerinin güncel siyaseti üzerine çalışan akademisyen, 1998-2026 yılları arasında Sudan ile yapılan anlaşma sayısının diğer ülkeler ile imzalanan anlaşma sayısı ortalamasından dört kat fazla olduğuna dikkat çekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan Nisan'da Antalya Diplomasi Forumu sırasında bir araya gelmişti.
Türkiye, 2003'te patlak veren Darfur krizinde Sudan'a insani yardım sağladı.
2006'da dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Hartum'a gitti. Bu, bir Türk başbakanı tarafından Sudan'a yapılan ilk ziyaret oldu.
Sudan hükümeti 2017'de Kızıldeniz'deki Suvakin Adası'nı 99 yıllığına Türkiye'ye kiraladı.
Ankara, bu adadaki tarihi Osmanlı limantı kentinin restorasyonun da dahil olduğu projeler için Hartum ile toplam 650 milyon dolarlık anlaşmalar imzaladı.

Erdoğan'ın 2017'deki ziyareti için Port Sudan'da asılan bir poster. Ortada Suvakin Adası, Erdoğan'ın karşısında ise 2019'da darbe ile devrilen Ömer el-Beşir var.
Maden Tetkik ve Arama Kurumu 2018'de zengin yeraltı kaynakları bulunan Sudan'da maden arama ve araştırma faaliyetleri yürütmek için MTA Company Limited adlı bir şirket kurdu.
Ziraat Bankası'nın Ziraat Katılım yurt dışı şubelerinden ilki 2020'de Sudan'da açıldı. Diğeri ise Somali'nin başkenti Mogadişu'da bulunuyor.
Sınırları aşan savaş
Sudan'daki savaş kağıt üzerinde iki askeri lider arasındaki anlaşmazlık gibi gözükse de çatışmanın uluslararası boyutu da var.
Uzmanlara göre Sudan'daki savaşın bu kadar uzamasının en büyük sebeplerinden biri tarafların dış aktörler tarafından desteklenmesi.
Uluslararası Af Örgütü'ne göre iç savaşta Sırbistan, Çin, Türk ve BAE menşeli silahlar kullanılıyor.
Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan ve Nisan 2025'te İngiliz basınına sızdırılan bir rapora göre kaçak silah taşıyan kargo uçakları düzenli olarak BAE üzerinden Çad'a gidiyor.
Bahsi geçen ülkeler iddiaları reddediyor.

Uluslararası örgütlere göre Sudan'daki savaşın uzamasının en büyük nedenlerin biri dış aktörlerin farklı taraflara verdiği destek.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 12 Kasım'da basın mensuplarına yaptığı bir açıklamada RSF'nin silah üretme kapasitesi olmadığını söyledi ve şu değerlendirmeyi yaptı:
"Birileri onlara parayı veriyor, birileri silahları veriyor ve [bu silahlar] bazı ülkeler aracılığıyla geliyor.
"Kim olduklarını biliyoruz. Onlarla konuşacağız ve eğer bunu durduramazsak onlar için ve dünya için iyi olmayacağını anlamalarını sağlayacağız."
Ülkede silahların susması için ABD'nin başını çektiği ve Suudi Arabistan, Mısır ile BAE'nin dahil olduğu dörtlü mekanizma geçtiğimiz aylarda diplomatik girişimlerini hızlandırdı.
Bu girişim kapsamında önce üç aylık insani ateşkes, ardından da kalıcı bir ateşkes sağlanması hedefleniyor.
Sudan'daki iç savaşın bir tarafı olan RSF, 6 Kasım'da ateşkes teklifine uyacağını açıkladı.
Ancak müzakerelere Türkiye ve Katar'ın da dahil edilmesini talep eden Sudan Silahlı Kuvvetleri henüz bu teklife sıcak bakmıyor.
Sahadaki çatışmaların şiddetlenmesi ve taraflara uluslararası desteğin sürmesi, Sudan'daki iç savaşın bitmekten uzak olduğuna işaret ediyor.


