Thomas Piketty: “Trumpçıların vücut verdiği milliyetçi sağın asıl düşmanı sosyal-demokrat dünya soludur”

Thomas Piketty: “Trumpçıların vücut verdiği milliyetçi sağın asıl düşmanı sosyal-demokrat dünya soludur”
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Donald Trump yönetiminin projesini dayatırken gösterdiği kabalık ABD’nin dünya düzeyindeki irtifâ kaybına ve sol güçlerin onda yol açtığı korkuya tanıklık ediyor, diye saptıyor yazısında, iktisatçı Thomas Piketty. Haldun Bayrı, Fransa'da Sosyal Bilimlerde İleri Araştırmalar Okulu EHESS’te araştırma yöneticisiThomas Piketty tarafından kaleme alınan ve Le Monde gazetesinde çıkan yazıyı Medyascope.com için Türkçeye çevirdi.

Alıntılayarak aktarıyoruz:

2025 yılına Trump şoku damgasını vurdu: Benzeri daha önce görülmemiş olan son derece kaba, utanması arlanması kalmamış bir milliyetçiliğin ve sınırsız bir kazıp çıkarmacılığın (extractivisme) patlak vermesi, 1945’ten beri hiç olmadığı kadar dünyayı sarstı. Bunu neyin mümkün kılmış olduğunu –ve gelecekte bununla nasıl başa çıkılacağını– daha iyi anlamak için kaynaklara dönerek başlamak gerek; yani Washington’daki en etkili muhâfazakâr think tank olan Heritage Foundation’ın yayınladığı 920 sayfalık o Project 2025 raporuna. Bu rapor, Ocak 2025 için hedeflenen iktidâra gelişten sonra izlenecek stratejiyi tek tek bakanlıkları (güvenlik, enerji, ticâret, vb.) ele alarak tasvir etmekteydi; Donald Trump’ın görevi devralışından sonra art arda kameralar önünde imzâladığı o başkanlık kararnâmelerinin (executive orders) içeriği ve takvimi bile o raporda belirtilmekteydi.

O rapor, şirketler ve milyarderler tarafından bağışlar yağdırılan bu vakfın bir araya getirdiği yüzlerce muhâfazakâr (kendilerini böyle tanımlıyorlar) uzmanın çalışmalarına dayanıyordu. Bugün bu raporu okuduğumuzda en çarpıcı gelen şey, Trump yönetiminin ardında ne kadar teknik, siyâsî ve ideolojik bir hazırlığın olduğu. Geçen yıl boyunca, Trump o Project 2025 çerçevesinde getirilen planları neredeyse harfi harfine uyguladı. Beyaz Saray tarafından 5 Aralık’ta açıklanan ulusal güvenlik doktrini ise bu projeden kopyala-yapıştır yöntemiyle alınmış gibiydi.

Project 2025, niyetini gizlemeden birçok siyâsî ve ideolojik düşman belirliyor. Bu düşmanlar arasında, önce mutlak serbest ticâret ve mesut küreselleşme taraftarı küreselci liberaller var — ki bunlar kullanışlı budalalar olarak beliriyor. Kolayca hakkından gelinebilen ve nefret edilebilen bu liberal seçkinler sanayisizleşmeyi, istihdamdaki kayıpları, yerel toplulukların ve âile bağlarının yok oluşunu umursamıyorlar.

Project 2025’ten gurur duyan muhâfazakârlar ise aksine o toplulukları korumayı üstleniyorlar. Önce gümrük vergilerini ve dört bir yanda kazıp çıkarmacılığı (extravactivisme) arttırarak ABD’nin dünyadaki gücünü öne çıkarıyorlar: Aktif olanlara doğrudan el koyuyor (Ukrayna, Panama, Grönland), Avrupalılar’a askerî bedel dayatıyor, fosil enerjilerde ise arkalarına bakmadan el artırıyorlar. Daha sonra, gayrete, âile değerlerine, doğal ve kültürel hiyerarşilere itaate yeniden saygınlık kazandırıyorlar. Fatherlessness (babasızlık, babasız büyümek, bilhassa etnik azınlıkları etkileyen durum) yarası sürekli olarak kınanıyor ve bu olgu, cinsiyetlerin rollerini inkâr edip geleneksel âileyi ayaklar altına alan liberal söylemlere isnat ediliyor.

Fakat Project 2025 bilhassa çok daha tehlikeli olduğuna hükmedilen bir düşmana kafayı takmış durumda: Enternasyonalist sosyalistler ve bunların küresel süper-devlet projeleri. Bu kaygı tebessümlere yol açabilse de, bâzen, Avrupa’daki yumuşak başlı sosyal-demokratları korkunç Marksist devrimcilerle karıştırma eğilimi görülüyor Trumpçılar’da. Fakat bu eğilim yine de ciddîye alınmalı. Zira öncelikle demokratik sosyalizmin destekçileri –Bernie Sanders veya Zohran Mamdani– şu son on yılda ABD gençliğinin gözünde çok popülerleştiler.

Sonra da özellikle, Project 2025’in yazarları, 2008 Krizi ile 2015’teki Paris Anlaşması’ndan beri gelişen, uluslararası vergilendirme, iklimsel iyileştirme ya da finans sisteminde reform üzerine tartışmalardan gerçekten travmaya uğramış görünüyorlar. Brezilya tarafından getirilen, milyarderlere küresel bir vergi koyma teklifinden ve 2008 ile 2020 krizlerinden sonra vuku bulmuş olan uluslararası para emisyonu artışından (Uluslararası Para Fonu’nun özel tiraj hakları) tiksinti duyuyorlar. Üstelik dünya gayrisâfî hâsılasındaki payı azaldığı ölçüde, yakında ABD bu kararlar üzerindeki veto hakkını da yitirecek.

Zayıflık belirtisi

Project 2025’te özellikle açıklayıcı ve çok alışılmadık bir biçim alan pasaj ise ticâretle ilgili olanı: İki bölümde zıt tutumlar arz ediliyor. Ana bölüm, Trump’ın 2025 yılı boyunca koyduklarına çok yakın gümrük vergilerinin çığ gibi yağdırılmasını savunuyor. Tıpkı Amerikan Başkanı gibi projenin yazarı da bunun yol açabileceği istihdam artışı üzerine pek yanılsama besler görünmüyor. Genel olarak raporda en yoksullar için sınırlı bir empati var ve işçilerin oylarına araçsallaştırıcı, babacan ve hiyerarşik bir yaklaşım gösteriyor. Gümrük vergilerinin baş hedefi federal yönetime gelir sağlamak ve artan oranlı vergiyi (Impôt progressif: Artan oranlı vergi, vergi matrahı arttıkça matraha uygulanan oranı da artan bir vergi tarifesi türüdür. Örneğin, yıllık 20.000 TL gelire %10 vergi oranı uygulanırken 30.000 TL gelire %15 vergi oranı uygulanması durumunda artan oranlı vergi söz konusudur – Ç.N.) ortadan kaldırma girişimi (1980’li yıllardan beri liberallerin ve muhâfazakârların ortak projesidir, ama bu girişimde muhâfazakârlar hep bir adım önde olmuşlardır).

Ticârete ayrılan ikinci bölüm ise bu stratejiyi reddediyor. Buna muhâlif olan muhâfazakâr yazar, serbest ticâretin ilkelerinin bu kadar açıkça sorgulama konusu edilmesinin küresel sosyalist planlamaya dümdüz bir yol açmakla sonuçlanmasından korkuyor. Gelecekte, piyasa düşmanları bu örnekten güç alarak ticâreti toplumsal ve iklimsel ölçütler uyarınca düzenleyeceklerdir: Muhâfazakârlar için mutlak kâbustur bu. Trumpçılar sonunda tercihlerini korumacılıktan yana yaptılar; ama sosyalist bir sapma korkusu açık bir biçimde ortada.

Gerçekte, Trumpçıların vücut verdiği milliyetçi ve kazıp çıkarmacı (extractiviste) sağın asıl düşmanı sosyal-demokrat dünya solu. Örgütlenebilmesi ve geçmişteki liberal çukurlardan çıkabilmesi şartıyla sol kazanabilir. Trumpçı kabalık bir zayıflık belirtisi. ABD dünyanın denetimini kaybediyor. Atlas Okyanusu’nun karşı kıyısından kimileri silâh çekerek ve Avrupalılar’a Batı ittifâkını muhâfaza etmek için ırksal saflıklarını korumayı buyurarak bunu bertaraf edebileceklerini zannediyorlar. Ülkelerinin imajını biraz daha soldurmakla ve dünyanın artakalanını târihin artık çok daha sık biçimde onların gıyâbında yazılması gerekeceğine iknâ etmekle kalacaklar.

Thomas Piketty Sosyal Bilimlerde İleri Araştırmalar Okulu EHESS’te araştırma yöneticisi, Ecole d’économie de Paris.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.