Trump yeni bir kaos ve akılsız militarizm çağını başlattı

Trump yeni bir kaos ve akılsız militarizm çağını başlattı
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Eric Lewis
Independent Türkçe 

Venezuela'ya yönelik saldırıyla uluslararası hukuk ağır bir şekilde ihlal edildi ama Donald Trump'ın geçen hafta gösterdiği gibi, yeni dünya düzeninde uluslararası hukuk enayiler içindir. O ve ekibi, bu saldırıyı yasal ve hatta ahlaki gerekçelerle kılıfına uydurmak için güçlü bir şekilde defalarca zorlandı. Trump her zaman yalan söylese de bitmek bilmeyen monologları sırasında en derin düşüncelerini sık sık ağzından kaçırır. Burada da öyle yaptı. Yasallığı veya ahlakı hiç umursamadığını halihazırda netleştirdi. 30 milyonluk bir ülkeyi yönetmeye dair herhangi bir planı yok, istediği şey petrol.

Sadece ilk 48 saat içinde öne sürülen birkaç meşrulaştırma girişimini gözden geçirelim.

Birincisi, bu bir askeri istila değildi, sadece geçerli bir iddianame kapsamında tutuklama yapmaya çalışan kolluk kuvvetlerine destek verilmişti. İkincisi, bu bir ulusal meşru müdafaaydı çünkü Nicolas Maduro'nun narko-terörizme elebaşılık yapması binlerce Amerikalıyı öldürüyordu. Üçüncüsü, demokrasiyi yeniden tesis etmemiz gerekiyordu ve Maduro, öngördüğünüz gibi, seçim çalmış pis biriydi. Dördüncüsü, Venezuela "petrolümüzü" çalmıştı ve onu geri alma yolunda meşru bir hamle yapıldı. Ve beşincisi, Monroe Doktrini veya onun yeni üretilen doğal sonucu olan "Donroe" doktrini geçerli bir şekilde yürürlüğe konmuştu.
Sürekli değişen bu gerekçelerin hiçbiri en ufak bir irdeleme karşısında ayakta kalamıyor. Kanunların uygulanması yalnızca Amerika Birleşik Devletleri topraklarındaki polis tarafından gerçekleştirilebilir. (İstisnai vakalarda bandıralı gemilerde de bu olabilir ama devasa bir yaylım ateşi ve 80 kişinin öldürüldüğü Özel Kuvvetler operasyonlarıyla değil gerçi ölenler arasında Amerikalı yoksa endişelenecek bir şey de yok.) Yabancı bir ülkenin kanunlarını başka bir devletin topraklarında uygulamasına yalnızca ev sahibi hükümetin rızasıyla izin verilebilir ki burada bu da yaşanmadı.

Adolf Eichmann, 1960'ta İsrail tarafından Arjantin'den kaçırıldığında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bunun "uluslararası düzenin temel aldığı, barışın korunmasıyla bağdaşmayan bir güvensizlik ve güvensizlik atmosferi yaratan ilkelerin ihlali" olduğunu belirten ve ABD tarafından desteklenen bir karar almıştı. Ronald Reagan yönetiminin Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanına göre, yabancı ülkelerde tutuklama girişimlerinin "uluslararası hukukta meşru müdafaa dışında hiçbir yasal gerekçesi yok."
 

Bella-1 - US EUCOM

Britanya sularından çıkan Venezuela bağlantılı bir petrol tankeri. Amerikan kuvvetleri, Donald Trump'ın Venezuela'ya uyguladığı "tam deniz ablukasından" kaçan ve daha önce Bella-1 adıyla bilinen Rus bandıralı Marinera gemisini ele geçirmeye çalıştı (X/@US_EUCOM)


Bu da bizi iki numaralı gerekçeye getiriyor. Trump, Amerikalıları fentanille öldüren narko-teröristlere karşı ABD'yi savunduğunu iddia ediyor. Fentanilin aslen Meksika'da Çin malzemeleriyle üretildiğini, başta kokain olmak üzere Venezuela aktarmalı uyuşturucu sevkiyatının başlıca güzergahının Avrupa olduğunu, Trump'ın Maduro'nun suçlandığından çok daha fazla bir miktar olan 400 ton kokaini gemiyle gönderdiği için ABD'deki bir jüri tarafından mahkum edilen Honduras devlet başkanını kısa süre önce affettiğini bir kenara bırakalım. Uyuşturucu kaçakçılığı ciddi bir suçtur, ancak uzaktan yakından inandırıcı sayılabilecek bir meşru müdafaa iddiası değildir. Meşru müdafaa, başkanın yürürlüğe sokmak istemesi durumunda geçerli olan öznel bir kavram değildir. Yalnızca başka bir ülke veya devlet dışı aktör, egemenliğinizdeki topraklara yönelik bir silahlı saldırı eylemini başlattıysa geçerlidir. Venezuela, ABD'ye saldırmadı.

Öyleyse demokrasi için bir darbe vurmaya geçelim. Maduro demokrat değildi ve yakın çevresiyle birlikte 2024 seçimlerini çaldı. Ve Birleşmiş Milletler Antlaşması, tüm halklara siyasi statülerini özgürce belirleme hakkına sahip olma çağrısında bulunuyor. Yani belki de Trump, Maduro'yu devirerek Venezuelalılara bu yolda yardım ediyordu. Muazzam bir halk desteğine sahip Nobel ödüllü Maria Machado ya da geniş çevrelerin tartışmalı 2024 seçimlerinin galibi olarak gördüğü kaçak Eduardo Gonzalez'le değil, yalnızca Maduro'nun otoriter iç çevresiyle anlaşmaya çalışır gibi göründüğünü bir kenara bırakalım. Trump'ın hedefi Venezuela'da mükemmel bir Atina demokrasisi yaratmak olsa bile; kendi kaderini tayin, yabancı bir güç tarafından askeri kuvvetle dayatılan değil, bir ülkenin vatandaşlarına ait bir haktır.

Trump - AP

Trump, "ülkeyi yöneteceğini" ve Venezuela'nın petrol rezervlerinin "kontrolünü ele alacağını" söyledi (AP)


Trump'ın "petrolümüzün" çalınmasına yönelik öfkesi, (bildirildiğine göre Maduro'nun küstah dansıyla birlikte) istilanın neyle ilgili olduğu sorusunun cevabına bizi daha da yaklaştırıyor. Ancak burada iki problem mevcut. Maduro "petrolümüzü" hiç çalmadı. Petrol Venezuela'da yerin altında. 1976'da Venezuela, petrol endüstrisini kamulaştırmada düzinelerce diğer ülkeyi izledi ve yarım yüzyıl öncesinde özel şirketlere verilen değerli imtiyazları fiilen iptal etti. Bu imtiyazlar petrol şirketlerine bir süreliğine pompalama ve satma hakkı veriyordu, mülkiyet değil. Çok sayıda petrol şirketi 1 milyar dolar civarındaki tazminatı kabul etti. 2007'de Devlet Başkanı Chavez devlet kontrolünü artırınca Venezuela'ya dava açıldı ve petrol şirketleri lehine birkaç hüküm ve tahkim kararı verildi. Haklarının uygulanması ve tazminat ödenmesi konusunda herhangi bir sivil davacıyla aynı haklara sahipler. Ama hiçbir sivil alacaklı, hakkını tahsil etmek için Deniz Piyadelerini çağıramaz.

Son olarak, Monroe Doktrini'ni yeniden adlandırarak Donroe Doktrini yapan Trump yönetimi, Batı yarımkürede istediği gibi hareket etme hakkı olduğunu iddia etti. Bu, Başkan Monroe'nun Avrupalı güçlerin Batı yarımküreye müdahalesini ve sömürgeciliğini sınırlamaya çalıştığı, 19. yüzyılın başlarından kalma Monroe Doktrini'ne Trump'ın yaklaşımı. Britanyalıların 1812'de Beyaz Saray'ı yakmasının üzerinden sadece birkaç yıl geçmişti. Ne Monroe Doktrini ne de Donroe doktrini hukuk veya ahlak ilkeleri değildir. Bunlar iktidar ve nüfuz alanına dair taleplerdir.

Donroe doktrini, Venezuela'nın istilası ve Maduro'yla eşinin kaçırılmasının gerçek gerekçesini ifşa ediyor. Monroe, döneminin egemen güçlerini yeni ve kırılgan bir cumhuriyetin arka bahçesinden uzak tutmaya çalışıyordu. Donroe, bugünün emperyal gücü adına ve çağımızın temel stratejik kaynakları üzerinde yeni bir sömürgecilik kurmaya çalışıyor. Trump, "ülkeyi yöneteceğini" ve Venezuela'nın petrol rezervlerinin "kontrolünü ele alacağını" söyledi. Trump perşembe yaptığı açıklamada ABD'nin ülkedeki varlığı için "süresiz"," bir yıldan çok daha uzun" ve "Sadece zaman gösterecek" dedi. İlk iş: Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun ABD'nin "muazzam kaldıracı" dediği şeyi kullanarak 30 ila 50 milyon varil petrolü rafine edip satmak üzere ABD'ye getirmek; bu gelirlerin nereye gideceğine dair hiçbir ipucu yok.

Vance - AFP

JD Vance de dahil olmak üzere Trump yönetimi Grönland'ın kontrolünü istiyor (AFP)


Körfez Savaşları da dahil olmak üzere çeşitli ABD operasyonlarının tamamen petrolle ilgili olduğu iddiaları ortaya atılıyor. Bu suçlamalar, ABD yönetiminin amaçlarına dair paranoyakça şüpheler diye nitelenerek reddedildi; asıl hedefler özgürlük için ya da terörizme karşı mücadele etmekti. Bu başkanın döneminde daha ulvi amaçlara gerek yok, kaynaklara düpedüz el konduğu meydan okurcasına ilan ediliyor.

1954'te CIA, darbe için yoğun bir şekilde lobi yapan United Fruit Company'nin acımasız çalışma uygulamalarında reforma gitmeye çalıştığı için Guatemala hükümetini devirmişti. Bu sefer mesele muz değil. Dünyadaki en büyük hidrokarbon rezervleriyle ilgili. Ani şok ve dehşetin ardından Trump'ın derinden bölünmüş 30 milyonluk bir ülkeyi nasıl yöneteceğine dair bir planı yok gibi görünüyor ama kesinlikle bir hedefi var ve bize bunun ne olduğunu da söyledi.

Ve hiçbir şey fetih iştahını kısa vadede başarı kadar kabartmaz. Artık Donroe doktrini, iki yüzyıldan fazla süredir Danimarka'ya bağlı olan Grönland'a, NATO müttefikimize uzanıyor gibi görünüyor. İronik bir şekilde, Nazi Almanyası'nın II. Dünya Savaşı sırasında Danimarka'yı işgal etmesinden sonra Monroe Doktrini'ni genişleten ABD, II. Dünya Savaşı sırasında Almanya'nın yönetimi ele geçirmesini önlemek için bir savunma anlaşması imzalamıştı.

Danimarka özgürleştirildikten sonra, özerk bir bölge olarak topraklarına katılan Grönland'ın kontrolünü sürdürdü ve ABD, Soğuk Savaş boyunca güvenlik kuvvetlerini orada tutmaya devam etti. Batı İttifakı, Grönland'ın stratejik önemini her zaman tanıdı ve ABD'nin güvenlik şemsiyesini hep memnuniyetle karşıladı. Ancak Trump, her zaman olduğu gibi, Grönland'da yeraltındaki minerallerin kontrolü de dahil olmak üzere, mülkiyet istiyor ve bir NATO müttefikini nispeten fütursuzca toprak istilasıyla tehdit ediyor. İronik bir şekilde, 5. madde uyarınca ABD'nin herhangi bir Amerikan saldırısına karşı Danimarka'yı askeri olarak desteklemesi gerekiyor. Bu bizim halihazırdaki yaşamımızın kaotik stratejisini ve akılsız militarizmini yansıtıyor.


KAYNAK: independent.co.uk/voices
Independent Türkçe için çeviren: Eren Umurbilir

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.