Trump'ın aşırı sağa desteği Avrupa'yı nasıl bölüyor?

Trump'ın aşırı sağa desteği Avrupa'yı nasıl bölüyor?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

ABD Başkanı Donald Trump, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi ile ülkesinin dış politika hedeflerini bir kez daha net şekilde ortaya koymuş oldu.

Ulusal Güvenlik Strateji belgesinin içeriği ve dili ise birçok Avrupa ülkesinde endişe yarattı. Bazı gözlemciler, stratejinin Avrupa'nın iç işlerine müdahale ederek, Avrupa'daki aşırı sağın şansını artırmayı amaçladığını savunuyor. Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Bruegel'den Guntram Wolff, "Bu, Avrupa'nın iç işlerine müdahale ederek demokratik süreçleri zayıflatma ve aşırı sağ partileri güçlendirme girişimidir" diyor.

"AB'nin zayıflatılması ABD'nin çıkarına"

Uzmanlar, söz konusu stratejinin yalnızca aşırı sağ partilerle göç gibi konularda benzer görüşleri paylaşmakla kalmayıp, çok daha geniş bir plana işaret ettiğini söylüyor. Uzmanlara göre planın amacı, Avrupa Birliği'nin (AB) 27 üye devletini ideolojik çizgiler üzerinden bölerek blokun zayıflatılması ve ABD'nin bu zayıflıktan faydalanarak üstünlüğünü pekiştirmesi.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) üyesi Zsuzsanna Vegh, "ABD yönetimi açısından, küresel düzeyde AB'nin zayıflaması çıkarına olur. Bölünmüş bir Avrupa daha zayıf olur ve ticaret konularında daha kolay etkilenebilir" diyor. Dolayısıyla İkinci Dünya Savaşı'nın sonundan bu yana geleneksel müttefikler olagelmiş Avrupa ve ABD arasında derin kırılmalar mevcut.

MAGA ve Avrupa aşırı sağları birbirine yaklaşıyor

Macaristan'da iktidarda olan, Viktor Orban'ın partisi Fidesz, Almanya'da anketlerde ilk sırada olan Almanya İçin Alternatif (AfD) veya Fransa'daki Ulusal Birlik (RN) gibi bazı Avrupa aşırı sağ partileri, göçmen karşıtı ve çeşitli derecelerde AB karşıtı politikalar izliyor.

Trump'ın arkasındaki "Amerika'yı Yeniden Muhteşem Yap" sloganının kısaltması olan "MAGA" hareketinin dünya görüşü ise özellikle Müslüman ülkelerden gelen göçmenler söz konusu olduğunda, Avrupa'daki aşırı sağ ile sıkça örtüşüyor.

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde, yüksek göç oranları ve düşük doğum oranları nedeniyle Avrupa'nın önümüzdeki yirmi yıl içinde "medeniyetin yok oluşu" ile karşı karşıya kalacağı uyarısı yapılıyor.

AB'ye karşı X'i savunan Avrupalı liderler

Strateji belgesinde ayrıca AB, ifade özgürlüğünü sansürlemek ve siyasi muhalefeti baskı altına almakla suçlanıyor. Dijital Hizmetler Yasası'nın (DSA) aşırı sağ partilerin destekçilerinin ifade özgürlüğünü kısıtladığını ima eden ABD yönetimi, yasanın AB'nin iddia ettiği gibi vatandaşları dijital dezenformasyondan koruma amacı taşımadığını öne sürüyor.

Aralık ayı başında Avrupa Komisyonu, sahibi dünyanın en zengin kişisi Elon Musk olan X'e, şeffaflık eksikliği ve diğer yükümlülük ihlalleri nedeniyle 120 milyon euro ceza verdi. Bunun üzerine ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, AB'yi sert şekilde eleştirerek, "Amerikan şirketlerini saçmalık yüzünden hedef alıyorlar" dedi. Eski müttefikler Musk ile Trump'ın arası şimdilerde bozuk olsa da Musk'ın hâlâ Avrupa'da aşırı sağı desteklediği biliniyor.

X kararının ardından, Avrupa'daki aşırı sağ partiler X'i savunup AB'ye karşı tavır aldı. Macaristan Başbakanı Orban, X üzerinden paylaştığı mesajda, "Brüksel'deki üst düzey yetkililer bir tartışmayı kazanamazsa cezalara başvuruyor. Avrupa'ya ifade özgürlüğüne ihtiyacı var, seçilmemiş bürokratların ne okuyup ne söyleyeceğimizi belirlemesine değil" dedi.

AfD lideri Alice Weidel ise "Avrupa Komisyonu, vatandaşlarını sansür ve chat kontrolü ile susturmayı değerli buluyor. Eleştirel sesleri susturarak ifade özgürlüğünü kısıtlamaya çalışıyorlar" diye yazdı.

Trump'ın hedefi hükümetler yerine partilerle iş birliği

Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde, ABD'nin, Avrupa ile ilişkilerinde "Avrupa ülkelerinin mevcut yoluna karşı direnç gösteren unsurları güçlendirmeye" odaklanması gerektiği ifade ediliyor.

ECFR'den Vegh, stratejinin ABD yönetiminin, ülkelerin demokratik olarak seçilmiş hükümetleriyle iş birliği yapmak yerine, siyasi partilerle bağlantı kurmayı hedeflediğini belirtiyor. Vegh, "Bu, ülkeler arasında iyi ilişkiler kurmaya çalışan geleneksel diplomatik yaklaşımdan bir sapmaya işaret ediyor. Bunun yerine parti bağlantılarına ve parti diplomasisine öncelik veriliyor" diyor.

Strateji belgesindeki en sert eleştirinin, "aynı fikirdeki siyasi aktörleri destekleyerek ve Avrupa siyasetini Trump yönetimi lehine yönlendirerek" AB'ye karşı yapıldığı belirtiliyor.

Vegh, "Fikir, en azından kısmen, AB'yi birleştiren liberal demokratik ilkelere karşı çıkmak ve bunları sorgulatmak gibi görünüyor. ABD yönetimi, AB'yi içeriden zorlayan Avrupa sağ partileriyle ittifak kuruyor" diyor.

Wolff ise ABD'nin AB'yi kendi çıkarları ve Avrupa'nın güvenliği ile refahı pahasına zayıflatmayı hedeflediği görüşünü dile getiriyor: "Avrupa şirketleri, güçlü entegre bir AB ve iç pazar sayesinde birbirine bağlı küresel değer zincirlerinden faydalanıyor. AB ve iç pazarı hedef almak, AB şirketlerinin çıkarlarını zayıflatmak demek" diyor.

Wolff ayrıca, güvenlik açısından Rusya ile görüş birliği olduğunu belirtiyor: "Putin stratejiyi onayladığını zaten açıkladı. Elbette, Orta Avrupa ülkeleri üzerinde yeniden üstünlük kurma hayali var."

Avrupa aşırı sağı için avantaj mı, dezavantaj mı?

Trump yönetiminin stratejiyi nasıl uygulayacağı, örneğin Avrupa'daki aşırı sağ partilere mali destek verip vermeyeceği henüz netlik kazanmış değil.

Vegh, "ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı USAID, dünya genelinde demokrasiyi güçlendiren sivil toplum örgütlerini destekliyordu. USAID artık yok ama yönetim ideolojik müttefikleriyle bağlantılı örgütleri desteklemek için yeni kanallar oluşturabilir. Ancak bu tür iş birlikleri henüz kamuoyuna yansımadı" diyor.

Wolff ise Avrupa'daki aşırı sağ partiler için Trump ile yakınlığın ters tepebileceğine dikkat çekiyor: "İnsanlar, böyle bir bağlantının Avrupa'nın güvenliği ve refahı için açık bir tehdit oluşturduğunu fark ederse, buna karşı bir tepki doğabilir. Aşırı sağ, Avrupa'nın temel çıkarlarını baltalayan bir güç olarak algılanabilir."

Transatlantik ilişkiler alanında önde gelen düşünce kuruluşu German Marshall Fund'ın (GMF) Brüksel Ofisi Başkanı Ian Lesser ise ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi ile genel olarak Avrupa'daki aşırı sağ partilere destek verilmesi bağlamında bir uyarıda bulunuyor:

"Avrupa'daki gruplar, Avrupa'da hiç de popüler olmayan ABD yönetimiyle ne kadar yakın olmak istediklerini iyi değerlendirmeli."

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.