ABD Başkanı Donald Trump, Gazze planı çerçevesinde bölgede savaş sonrasında idareyi üstlenecek bir konsey kurmayı planlıyor. Plana göre Hamas'ın silahsızlandırılması sonrasında Gazze'nin yeniden yapılandırılması sürecini yönetecek teknokratlardan oluşan bir geçiş hükümeti kurulacak. Uluslararası kişiliklerden oluşacak barış konseyi ise geçiş hükümetini yönlendirip denetleyecek.
"Barış konseyi" diye adlandırdığı bu oluşuma kendisinin başkanlık edeceğini açıklayan Trump, İngiltere'nin eski başbakanlarından Tony Blair'in de konseye katılmak istediğini söyledi ve Blair için "İyi bir adam, çok iyi bir adam" dedi.
Ancak Blair'in bu iş için "iyi bir adam" olduğu konusunda Trump'la aynı fikirde olmayanlar da var. Trump'ın açıklaması sonrasında Filistinli politikacı ve yurttaşlık hakları savunucusu Mustafa Barguti, CNN televizyonuna yaptığı değerlendirmede, "Bıraksa da Filistinliler kendi kendini yönetse. Bizi yeni bir sömürge yönetimi altına sokmak yerine kendi ülkesinde kalsa daha iyi olur" ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler'in (BM) İşgal Altındaki Filistin Bölgeleri Özel Raportörü Francesca Albanese de Trump'ın açıklamasına "Tony Blair mi? Asla. Elini Filistinden çek. Acaba Lahey'de mi görüşsek?" tepkisini gösterdi.
2003 Irak işgalinin gölgesi
Albanese gibi pek çok kişinin tepkisinde de Lahey'e gönderme vardı. Yani savaş suçlularının yargılandığı Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne. 2003 yılında başlayan Irak işgalinde oynadığı rol, 72 yaşına gelen Tony Blair'e bir gölge gibi eşlik etmeyi sürdürüyor.
1997 yılında Başbakanlık görevine seçilen ve hemen ardından 1998'de Kuzey İrlanda sorununu çözüme kavuşturan anlaşmaya imza atan İşçi Partili Blair'in popüler, başarılı, genç ve dinamik bir politikacı olarak başlangıçta çizdiği imaj 2003'te Irak savaşıyla hızla değişecekti.
ABD'de 11 Eylül 2001'de gerçekleşen saldırıların ardından "teröre karşı savaş" ilan eden Bush yönetimine koşulsuz destek veren Blair, ülkesinde yoğun eleştirilerle karşılaştı, hatta muhalefet ona "Bush'un fino köpeği" adını taktı.
İki yıl sonra Bush yönetiminin Irak lideri Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarına sahip olduğu gerekçesiyle giriştiği savaşa da ilk katılan yine Blair oldu. Sonradan Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarına sahip olmadığı ortaya çıkacaktı. ABD ve İngiltere'nin BM yetkilendirmesi olmadan giriştiği bu savaşta yüz binlerce kişi hayatını kaybetti.
Savaştan 13 yıl sonra İngiltere'nin savaştaki rolünü soruşturmakla görevli Chilcot Komisyonu'nun vardığı sonuç Blair'in imajına bir darbe daha indirdi. Komisyon, Saddam Hüseyin'in 2003 yılı itibarıyla İngiliz çıkarlarına bir tehdit oluşturmadığı, kitle imha silahlarına sahip olduğuna dair istihbarat raporlarının yersiz bir kesinlik içerdiği, barışçı alternatiflerin tüketilmediği ve savaşın gereksiz olduğu sonucuna vardı.
Ortadoğu Dörtlüsü Özel Temsilcisi olarak geçen 8 yıl
Blair, 2007'ye kadar Başbakanlık görevini sürdürdü ve İngiltere tarihinin en uzun süre görev yapan başbakanı oldu. Ancak başbakanlık görevi sona erdikten sonra da Ortadoğu politikalarında aktif kalmayı sürdürdü. Başbakanlıktan istifasının ertesi günü Ortadoğu Dörtlüsü'nün Özel Temsilcisi olarak göreve başladı.
ABD, Rusya, AB ve BM'nin oluşturduğu Ortadoğu Dörtlüsü, İsrailliler ile Filistinliler arasında arabuluculuk yapmak üzere kurulmuştu. Blair'in görevindeki odak noktası Filistin'in ekonomik kalkınmasını sağlamak ve iki devletli çözüm için koşulları oluşturmaktı.

2007'de Ortadoğu Dörtlüsü Özel Temsilciliği görevini üstlenen Tony Blair, dönemin İsrail muhalefet lideri Benyamin Netanyahu ile Fotoğraf: AP
Ancak Blair bu görevinde de giderek artan eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Sekiz yıl süren özel temsilcilik görevinde Ortadoğu'da barış için kaydadeğer bir başarı gösteremedi, üstüne üstlük bu görevdeki imkân ve bağlantılarını kullanarak kendi özel işlerini yürüttüğü ve cebini doldurduğu suçlamalarına hedef oldu. Blair, özel temsilcilik görevine geldikten sekiz ay sonra dünyaca ünlü JP Morgan Chase bankasının danışmanlık kuruluna girdi. Financial Times gazetesi o dönem Blair'in bu iş için yılda 4 milyon dolar kazanacağını yazdı.
Filistinliler de Blair'i giderek daha İsrail yanlısı bir tutum sergilemekle suçladı. Dönemin Filistin başmüzakerecisi Muhammed İştiyye, 2015'te Blair'in istifasını "Filistinliler için hiçbir şey yapmadı, aksine işgal ve yerleşim politikalarını meşrulaştırmak için İsrail tarafından kullanıldı" diye değerlendirecekti.
Blair Enstitüsü ve "Gazze Rivierası" planı
Tony Blair 2016'da kurduğu Tony Blair Küresel Değişim Enstitüsü (TBI) aracılığıyla dünya siyaset sahnesinde aktif rol oynamaya devam etti. Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame ya da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman gibi otokratlara danışmanlık hizmeti vermekle eleştirildi.
TBI'nin, İsrailli iş insanlarının danışmanlık kuruluşu BCG'ye yaptırdığı savaş sonrası Gazze'nin yeniden imarına yönelik planlama çalışmalarına da katıldığı gündeme geldi. Bu planın dikkat çekici unsurlarından biri, ABD Başkanı Trump'ın yılın başlarında “Ortadoğu Rivierası" diye dile getirdiği planla benzerliğiydi.
Trump'ın planı bölgedeki Filistinlilerin komşu ülkelere gönderilmesini ve Gazze Şeridi'nin ABD tarafından devralınarak yeniden inşa edilmesini içeriyordu. Ancak yoğun tepki görünce rafa kaldırıldı. TBI, BCG'nin projesine kurumsal olarak katılmadığını, sadece bazı çalışanlarının yazışmalarda yer aldığını açıklamakla yetindi.
Ancak Tony Blair'in Ağustos ayında Beyaz Saray'da Trump ile Gazze'nin yeniden imarı konulu bir toplantıya katılması dikkat çekti. Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff görüşmeyi "oldukça kapsamlı" diye nitelendirdi, toplantıdan başka bir bilgi ise sızmadı.
Şimdi ise Trump'ın Gazze'yi yönetmek için öngördüğü "barış konseyi"nin hayata geçip geçmeyeceği ve Blair'in bu oluşumda ne tür bir rol oynayacağı merak konusu.


