Ukrayna tartışması: ABD-Avrupa ittifakında sona mı gelindi?

Ukrayna tartışması: ABD-Avrupa ittifakında sona mı gelindi?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Avrupa ülkelerini baypas ederek ve Rusya'nın maksimalist taleplerine yer vererek hazırladığı "Ukrayna barış planı" Atlantik Okyanusu'nun iki yakası arasındaki ilişkilerde derin bir güven bunalımına yol açtı.

Avrupalıların endişelerini gözler önüne seren en net açıklama, Avrupa Parlamentosu'ndaki en büyük siyasi grup olan muhafazakarların lideri Manfred Weber'den geldi.

"Tarihi anlar yaşıyoruz" diyen Weber, Avrupa'nın güvenliği konusunda artık ABD'ye güvenemeyeceklerine işaret ederek, "Artık AB'yi, Avrupa'nın NATO'su haline dönüştürmemiz şart" ifadesini kullandı.

Avrupalı liderler, günler süren diplomatik çabalar sonunda, Trump'ın "Rusya yanlısı" olmakla eleştirdikleri planı üzerinde bazı değişiklikler yapmayı başardı. Ancak bu sonuç, Avrupa başkentlerindeki kaygıları gidermeye yetmedi.

Trump yönetimini, Avrupa'nın güvenlik endişelerini yok saymakla suçlayan Avrupalı siyasetçiler, bir taraftan güç birliği yaparak Washington üzerinde baskıyı artırmaya çalışırken, diğer taraftan en kötü senaryoya, transatlantik ilişkilerde olası bir yol ayrımına hazırlık yapıyor.

19 Avrupa ülkesinin parlamentosu ile Avrupa Parlamentosu'nun dışişleri, savunma ve Avrupa komisyonları başkanlarının imzalarını taşıyan ortak açıklamada, Trump'ın planı eleştirildi.

Ukrayna'da barışın, "Rusya'ya boyun eğerek veya onu ödüllendirerek sağlanamayacağına" işaret edilen açıklamada "İmparatorluklar çağı sona erdi" deniliyor.

"Avrupa, Rusya'nın sınırlarının ötesine uzanan veya Avrupa'nın güvenlik düzenini şekillendirme hakkını kendinde gören bir 'güvenlik çıkarı' anlayışını kabul etmeyecektir" ifadeleri kullanılıyor.

Ortak açıklamada ayrıca Avrupa'nın güvenliği, Ukrayna'nın egemenliği ve savaş sırasında suç işleyenlerden hesap sorulması "müzakere edilemez kırmızı çizgiler" olarak sıralandı.

Alman siyasetinin ağır toplarından sert uyarılar

Almanya'da, transatlantik ilişkilerin en güçlü savunucuları olan siyasetçilerin yaptıkları sert açıklamalar da, Trump'ın Ukrayna planının, çok büyük kırılmalara yol açabileceğine işaret ediyor.

Başbakan Friedrich Merz'in partisi Hristiyan Demokratların (CDU) en deneyimli milletvekillerinden olan Norbert Röttgen, ABD'yi Avrupa'yı varoluşsal bir konuda yarı yolda bırakmakla suçladı.

Norbert Röttgen, Die Zeit gazetesine verdiği röportajda "Trump yönetiminin kendi kasasını doldurmak için Rusya'nın Ukrayna tezlerini içeren 28 maddelik bir planı kendi planı olarak benimsediğini" savundu.

"Bu, ABD'nin Putin'in tarafına geçmesi ve hem Ukrayna'nın egemenliğini hem de Avrupa'nın güvenliğini satması anlamına geliyor" dedi.
 

İtalya, İsviçre ve ABD tanklar yan yana duruyor

11 Şubat 2025'te Almanya Grafenwoehr'de beş ülkenin katılımıyla bir tank tatbikatı yapıldı

Alman siyasetçi "Bu, Avrupa için ikinci dönüm noktası. Birinci dönüm noktası Rusya'nın Avrupa'ya savaşı geri getirmesiydi. İkinci dönüm noktası ise ABD'nin Avrupa'nın güvenliği ile ilgili bir konuda tercihini diktatörün tarafına geçmekten yana kullanmış olmasıdır" görüşünü aktardı.

"Artık yeni bir yön belirlemek zorundayız" diyen Norbert Röttgen, ABD'ye özellikle güvenlik alanındaki bağımlılığın azaltılması için daha hızlı, daha somut ve daha kararlı adımların atılması gerektiğini söyledi.
 

Karşılıklı takım elbiseli insanlardan oluşan ABD heyetiyle Ukrayna heyeti karşı karşıya oturuyor.

Cenevre'de 23 ve 24 Kasım'da yapılan görüşmelerde ABD tarafı Donald Trump'ın 28 maddelik planını masaya getirdi. Bu masada üst düzey ABD heyeti ve Ukrayna heyetleri karşı karşıya

Sosyal Demokrat Partili (SPD) eski Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ise Tagesspiegel gazetesine verdiği demeçte ABD'nin Ukrayna planına "Bu plan, şimdiye kadar transatlantik ilişkilerimizi oluşturan her şeye ihanet etmekle eşdeğerdir" sözleriyle tepki gösterdi.

Almanya ile ABD arasındaki bağları güçlendirmeyi amaçlayan Atlantik Köprüsü adlı sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yürüten Gabriel, Trump yönetiminin bu tutumunda ısrar etmesi halinde Avrupa'nın, en kötü düşmanı ile ittifak kuran bir ABD'yi müttefik olarak değerlendiremeyeceğini de sözlerine ekledi.

Sadece Almanya'da değil, Avrupa genelinde benzer açıklamalar yapılıyor.

AB'nin eski Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Trump'ın taleplerine boyun eğmenin hiçbir getirisi olmadığını, izlenen yatıştırma politikasının sonuç vermediğini savundu, "Trump'ın Amerika Birleşik Devletleri artık Avrupa'nın müttefiki olarak görülemez" dedi.

Avrupa'nın saygın düşünce kuruluşları, Avrupa hükümetlerine "safları sıkılaştırarak, Trump'a direnme" çağrısı yapıyor.

Roma'daki Uluslararası İlişkiler Merkezi (IAI) "28 Maddelik Sömürge Planı" başlığıyla yayımladığı yorumda, Trump planı için "Şu anki haliyle, bir barış planından çok sömürgeci bir mantıkla hareket eden iki güç arasındaki bir mutabakat niteliğinde" ifadeleri yer aldı.

Avrupa'nın Washington'a bağımlılığının bir gerçek olduğuna, ancak bu bağımlılığın Avrupa'yı bir sömürge devleti gibi itaat etmek zorunda bırakacak boyutta olmadığına vurgu yapılarak "Şayet Ukrayna, Washington'a direnebildiyse, Avrupa da direnebilir" denildi.

Brüksel merkezli Avrupa Politikalar Merkezi ise yayımladığı analizde Washington ve Moskova'nın Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden dizayn etmekte olduğu, bunu yaparken Avrupa'nın çıkarlarını ve değerlerini bir kenara ittikleri ifade edildi, "NATO'nun dış sınırlarını belirliyor ve 'barış' şartlarını dikte ediyorlar. Avrupa ise kenarda durup, kendisinin katkıda bulunmadığı bir vizyonun bedelini ödemeye mahkum oluyor" denilidi.

Analizde, Ukrayna'yı koruyan ve Avrupa'nın güvenliğini güçlendiren bir barış için hemen şimdi hareket geçilmesi gerektiği vurgulanırken aksi takdirde AB'nin başkaların aldıkları kararlarda ancak "dipnot" olacağı uyarısı yapıldı.

Berlin merkezli Küresel Kamu Politikaları Enstitüsü'nün (GPPI) Direktörü Thorsten Benner de NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin bugüne dek durumu idare etmeye, "baba" olarak nitelendirdiği Trump'ın suyuna giderek büyük krizleri engellemeye çalıştığını, ancak Avrupa'nın artık kıtanın kritik savunma alanlarında sorumluluğu kendi eline alması için hızlı bir şekilde hareket etmesi gerektiğine işaret etti.

ABD Berlin'de NATO'dan çekilme sinyali mi verdi?

Avrupa ile ABD'nin stratejik öncelikleri ve tehdit algıları arasındaki ayrım giderek büyüyor.

ABD'nin dikkatlerini Çin'in artan ekonomik ve askeri gücü nedeniyle Hint-Pasifik bölgesine odakladığı, ordusunu bu bölgeye konuşlandırmak için Avrupa'daki askeri varlığını azaltmak istediği bir sır değil.

Trump başkanlığı ikinci kez devraldıktan bir süre sonra, Pentagon'da ordunun yeniden yapılandırılması için yürütülen çalışmalarda, 1951 yılından bu yana Amerikalı generallerin üstlendiği NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanlığını (SACEUR) artık üstlenmemeyi değerlendirdiği basına yansımıştı.

Amerikalı askeri uzmanlar, nükleer komuta zincirinde stratejik bir role sahip SACEUR komutanının, ABD'nin Avrupa'ya güvenlik garantisini sembolize ettiğini ve bundan çekilmenin aynı zamanda NATO'dan çekilmenin ilk adımı olacağını söylemişlerdi.
 

ABD yapımı Patriot savunma sisteminin yanında bir Alman askeri görüyoruz. Kamuflajlı ve sakallı asker yere bakıyor

Polonya'nın Zamosc kentinde, ABD yapımı Patriot savunma sisteminin yanında bir Alman askeri görünüyor.

Bu nedenle ABD'nin NATO nezdindeki büyükelçisi Matthew Whitaker'in geçen hafta Berlin Güvenlik Konferansı'nda yaptığı konuşmada, SACEUR komutanlığını Almanya'nın üstlenmesini istediklerini söylemesi sadece Almanya'da değil diğer Avrupa ülkelerinde de soğuk duş etkisi yarattı.

Trump yönetiminin tartışmalı dış politikası zaten Avrupa'da ABD'nin nükleer koruma taahhüdünün sorgulanmasını beraberinde getirmişti.

"Ukrayna barış planı" nedeniyle derinleşen güven bunalımı, Avrupa'nın yeni güvenlik mimarisini şekillendirme ve nükleer güç Rusya'ya karşı kendi nükleer koruma şemsiyesini oluşturma çalışmalarına hız vermesine yol açabilir.

Almanya'nın askeri liderlik rolü üstlenmesine destek var mı?

Alman ordusu Bundeswehr'i Avrupa'nın en güçlü ordusu haline getireceğini ilan eden, yeni silah alımları için halihazırda 100 milyar euronun üzerinde kaynak ayıran Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD ile olası bir yol ayrımında daha da fazla silahlanmaya kaynak ayrılması için kamuoyunu ikna etmek zorunda kalabilir.

Alman Körber Vakfı'nın Eylül ayında yapılan ve bugün açıklanan anket sonuçlarına göre Almanların yüzde 72'si hükümetin önümüzdeki on yıl içinde savunma harcamalarını iki katına çıkarma kararını, yüzde 59'u da Ukrayna'ya askeri destek verilmesini destekliyor.

Bununla birlikte halkın yüzde 61'i Almanya'nın Avrupa'da askeri liderlik rolünü üstlenmesini reddediyor.

Körber Vakfı'nın anket sonuçlarına göre Almanların yüzde 73'ü Almanya-ABD ilişkilerinin kötü olduğuna inanıyor.

Almanların sadece yüzde 38'i, Ukrayna savaşı ile ilgili konularda ABD'yi bir partner olarak görüyor, yüzde 65'i de Trump'ın Rusya ile Ukrayna arasında kalıcı barışın tesisi için kararlı bir şekilde ağırlığını koyduğunu düşünmüyor.

Almanya'nın ABD'nin nükleer koruma şemsiyesine güvenmediğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 62, bunun yerine Fransa ve İngiltere'den nükleer koruma için destek talep edilmesi gerektiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 75.

KAYNAK: Değer Akal / Berlin - BBC Türkçe

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.