Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok cinayetlerine ilişkin "Umut Davası"nın 13. duruşmasında Mehmet Ağar 32 yıl sonra ilk kez tanık olarak dinlendi.
Mehmet Ağar, "Ben neden korkacağım? Duvar da çekerim, tuğla da çekerim. Ölümü göze almış, bu mücadelelerde, bu görevlerde bulunmuş bir insan olarak kimden korkup çekineceğim" dedi.
Ağar, "Kaldı ki cinayetlerin yakalanması her polis için bir şeref olduğu gibi devletin neresinde olursa olsun bütün üst yöneticiler için de fevkalade olumlu karşılanacak bir sonuçtur" diye konuştu.
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada 22 Eylül'deki duruşmaya, Uğur Mumcu'nun kızı Özge Mumcu Aybars ile aile avukatı Yalçın Akbal da katıldı.
Ağar ise İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla tanık olarak dinlendi.
Dava, 9 Şubat 2026'ya ertelendi.
'Sözlerim tamamıyla yanlış anlaşıldı'
24 Ocak 1993'te uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybeden gazeteci Uğur Mumcu'nun ölümü, aradan 32 yıl geçmesine rağmen aydınlatılamadı.
Hukuki süreç, aralarında Mumcu suikastının da bulunduğu faili meçhul cinayetlerle ilgili "Umut Davası" üzerinden yürüyor.
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Ocak'taki duruşmada Eski Emniyet Genel Müdürü, İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı Mehmet Ağar'ın da tanık olarak dinlenmesini kararlaştırmıştı.
22 Eylül'deki duruşmada mahkeme başkanı, Ağar'a, Uğur Mumcu cinayetinin hemen ardından Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu ile aralarında geçen "Tuğlayı çekersem duvar yıkılır" şeklindeki sözlerini sordu.
Ajanslara yansıyan ifadeye göre Ağar, bu sözlerinin tamamıyla yanlış anlaşıldığını söyledi.
Ağar "Meskun olay sırasında ben Erzurum Valisi'ydim, Emniyet Genel Müdürü değildim. Fevkalede üzüntü duydum" dedi.
Ağar, Güldal Mumcu'nun Mülkiye'den sınıf arkadaşı olduğunu, Ankara Emniyet Müdürü olduğu dönemde ortak bir dostları vasıtasıyla tanıdığı Uğur Mumcu'nun evine zaman zaman gidip geldiğini söyledi.
Ağar, Uğur Mumcu'yla görüştüğünü, hatta o dönemlerde kendisinin istememesine rağmen bazı kritik dönemlerde koruma ekibi de gönderdiğini kaydetti.

Cumhuriyet gazetesinin 25 Ocak 1992 tarihli ilk sayfası
Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde Güldal Mumcu'nun kendisini ziyarete geldiğini, "kendisinin söylemediği bir şeyin söylenmiş gibi olduğunu" belirten Ağar, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Söylediğim şudur, 'Keşke bu cinayeti ucundan yakalayasabilsek, yakalasak, arkasından Muammer Aksoy, Bahriye Üçok gibi cinayetlerin de bununla bağlantılı çıkacağı ümidindeyim.' Söylediğimiz olay budur. Ben neden korkacağım? Duvar da çekerim tuğla da çekerim."
Uğur Mumcu cinayetine atfen "Bu cinayetin çözülmesi her polis için bir şeref meselesi olmuştur" diyen Ağar, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Elden gelen her şey yapılmıştır ancak o dönemde sonuç alınamamış, daha sonraki süreçte bir sonuç alınmıştır. Dolayısıyla burada söylemek istediğimiz, kamuoyuna yanlış yansıtılmıştır. Olayın aslı budur."
Uğur Mumcu'nun kızından tepki
Ağar'ın "Kendileri de bilir, samimi bir ilişkimiz, hukukumuz vardı. Sonuçlandırmayı keşke Allah bize nasip etseymiş" sözlerine ise Mumcu'nun kızı Özge Mumcu Aybars'dan tepki geldi.
Aybars, "Hayır, böyle bir şey yoktu" dedi.
Aile avukatı Yalçın Akbal, Ağar'a "Peki, bu dava ile ilgili engellemeye sebep oldunuz mu ya da denk geldiniz mi?" sorusunu yöneltti.
Ağar, "Hayır asla öyle bir şey söz konusu olamaz. Tam tersi, olayın çözülmesi için irade vardı. Öyle bir şey olabilir mi, düşünülebilir mi?" yanıtını verdi.
Aybars'ın "1993 yılından sonra 2000 yılına kadar neden bir soruşturma açılmadı? Herhangi bir baskı gördünüz mü?" sorusuna ise Ağar şu yanıtı verdi:
"Soruşturmayı olayın olduğu savcılıklar açar ve dosyalar kapanmaz. Savcılığın gözetimi altında ilerler.
"Zaten soruşturma 93 yılında açılmış, o şekilde devam etmektedir. Bizim yeni baştan soruşturma açmamıza gerek yok.
"Asla baskı görmedim. Bana da böyle bir konuda kimse baskı yapamaz. Ben devletin hizmetinde gayri meşru hiçbir baskıya boyun eğmem."
'Gladyo mıladyo yok'
Avukat Akbal, Uğur Mumcu'nun bahsettiği "Gladyo" adlı örgütün 1993'ten sonra eylemlerini artırdığını söyleyerek Mehmet Ağar'ın bu örgütün figürlerinden biri olduğu iddiasını dile getirdi.
Akbal'a yanıt veren Ağar, "Gladyo, mıladyo bunlar bizim işimiz değildir" dedi.
Ağar şöyle devam etti:
"Biz, yasal çerçeve içinde cumhuriyet başsavcılarının gözetimi altında yaparız bütün operasyonları. Bunların hepsi de devlette kayıt altındadır.
"Bunların hepsi hayali meselelerdir. Uzaktan yakından bizimle alakası yok."
Güldal Mumcu'ya göre Mehmet Ağar ne demişti?
Güldal Mumcu, Mehmet Ağar ile görüşmesine ilişkin detayları "İçimden Geçen Zaman" adlı kitabında yazmıştı.
Avukat Kazan'ın dosyaya da sunduğu kitapta aktarıldığına göre 1996 yılında, Uğur Mumcu davasında yakalanan bazı sanıkların, yakalanma tarihlerinin belge ve tutanaklarda farklı biçimde yer alması üzerine Güldal Mumcu, dönemin adalet bakanı Ağar'dan bir görüşme talep etti.
Ağar eve gelebileceğini söyledi, Mumcu ise tek görüşmek istemediği için avukatları Emin Değer'i de çağırdı.
Kitaba göre görüşmede Mumcu ve Değer, belgelerdeki tahrifatların sehven yapılamayacağını savundu, belgeleri kontrol eden Ağar ise "Evet, buralarda bir şeyler olduğu görülüyor" dedi.

Mumcu'nun ailesi ve ziyaretçiler, 24 Ocak 2015'teki anma programında
Aktardığına göre Mumcu, "Karşımıza sürekli engeller çıkıyor. Bir duvar örülüyor sanki" deyince Ağar "Evet, Güldal bir duvar örülüyor" karşılığını verdi.
Tanıklığına göre Güldal Mumcu, bunun üzerine, "O zaman bir tuğla çekin, duvar yıkılsın" dediğini, Ağar'ın "Çekemem" cevabını verdiğini, "Tuğlayı çekin, kenara çekilin" dediğinde "Yapamam. Onu da yapamam" cümlesini sarf ettiğini, ardından "Soruşturma için yeni bir ekip kurulmasını sağlayabilirsiniz belki" dediğinde ise "Kusura bakma Güldal, yapamam" cevabını aldığını aktardı.
Mumcu, kitapta daha sonra şunları yazmıştı:
"O zaman, başkaları çeker, altında kalırsınız" dedim. "Ona kimsenin gücü yetmez" gibi müstehzi bir ifadeyle gülümsedi."
Mehmet Ağar ise ilerleyen yıllarda yaptığı bir açıklamada da, Mumcu'ya bu sözleri söylemediğini savunmuştu.
Ağar ayrıca geçmişteki açıklamalarında ve ifadelerinde de, faili meçhul cinayetlerle ilgili bilgisi olmadığını söylemişti.
'Umut Davası' nedir?
Kamuoyunda "Umut Davası" olarak bilinen davanın geçmişi, 17 Ocak 2000'de İstanbul'un Beykoz ilçesinde Hizbullah örgütüne ait bir eve yapılan baskına dayanıyor.
Baskında ele geçirilen belgeler sayesinde; Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı'nın da aralarında bulunduğu 22 faili meçhul cinayete dair önemli bilgiler ortaya çıktı.
Bunun üzerine, bu siyasi cinayetleri çözmek amacıyla kısa adı Umut olan, Uğur Mumcu Uzun Takip operasyonu başlatıldı.
İlerleyen aylarda operasyon, bazı kilit isimlerin tutuklanmasıyla derinleşti.
Aynı yıl "Umut Davası" başladı.
Davada, sanıkların yasadışı Tevhid Selam Kudüs Ordusu ve İslami Hareket örgütleriyle bağlantılı oldukları ve İran gizli servislerinin yardımıyla cinayetler işlediği belirtildi.
2014'e kadar süren yargı süreçlerinde çeşitli sanıklar hapis cezalarına çarptırıldı.

Oğuz Demir ismi, İçişleri Bakanlığı'nın "terörden arananlar" listesinde yer alıyor. Adının yanında, "Ankara-1971, Tevhid-Selam Kudüs terör örgütü" yazıyor.
Son cezaların onandığı, 31 Mart 2014 tarihli Yargıtay kararında, Tevhid Selam Kudüs Ordusu örgütünün,1988 ila 1999 yılları arasında Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmesi olaylarının da aralarında bulunduğu 18 ayrı saldırıyı gerçekleştirdiği, beş ayrı saldırının ise İslami Hareket örgütü tarafından düzenlendiği belirtildi.
Bu süreçte, Mumcu'nun aracına bombayı koyduğu öne sürülen firari sanık Oğuz Demir'in dosyası ise ayrıldı.
1971 doğumlu Oğuz Demir, Ankara'da 2000 yılındaki bir polis operasyonunda yakalanmak üzereyken kaçarak kurtuldu.
Bugün hâlâ kayıp olan Demir, İçişleri Bakanlığı'nın arananlar listesinde kırmızı kategoride yer alıyor.
Demir firari olduğu için de bu dava devam ediyor.
22 Eylül'deki duruşmada mahkeme heyeti, sanık Oğuz Demir ve ailesinin bulunduğu yerin araştırılması için Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Milli İstihbarat Başkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı ve bakanlığa bağlı konsolosluklar ile elçiliklere müzekkere yazılmasına karar verdi.
Mehmet Ağar kimdir, neden önemli?
Mehmet Ağar siyasete girmeden önce; 1984-1988 arasında "terör ve asayişten sorumlu" İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olarak çalıştı.
1988'de Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne, 1990'da İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne, 1992'de Erzurum Valiliği'ne, 10 Temmuz 1993'te de Emniyet Genel Müdürlüğüne atandı.
Ağar 1995'te milletvekili seçildi, 1996'da sırasıyla önce Adalet, sonra İçişleri Bakanı olarak görev yaptı.
Daha sonra sırasıyla Doğru Yol Partisi'nin ve Demokrat Parti'nin genel başkanlığını yürüttü.
"Umut Davası"nın avukatlarından Turgut Kazan, daha önce BBC Türkçe'ye yaptığı açıklamada, Ağar'ın tanıklığını önemli bulduklarını, mahkemenin Ağar'ın dinlenmesi kararının kendileri açısından da sürpriz olduğunu söylemişti.
Turgut Kazan, Mehmet Ağar'ın, "Türkiye'de 1993 ile 1996 yılları arasında birçok faili meçhul cinayet işlendiğini, Ağar'ın bu dönemlerde önemli görevlerde yer aldığını, Susurluk kazası sırasında içişleri bakanı olduğunu ve istifa etmek zorunda kaldığını" hatırlatmıştı.
Kazan, Ağar'ın Susurluk davasında "silahlı terör örgütü yöneticiliğinden" ceza aldığını ve hapis yattığını vurgulamıştı.
Ağar, o dönemki yeni yargı paketine dayanarak bir yıl dört gün hapis yattıktan sonra tahliye edilmişti.

Mumcu'nun suikasta uğradığı aracı, Eskişehir'deki bir parkta sergileniyor.
Aile ve avukatlar ne talep ediyor?
Özge Mumcu Aybars da daha önce BBC Türkçe'ye yaptığı açıklamada, davayla ilgili olarak hukuki süreçte eksiklik ve hatalarla karşılaştıklarını söylemişti.
Bu noktada saldırı sonrası olay yerinin çalı süpürgesiyle süpürülmesinden, önemli görülen bir tanığın TRT'de yayına çıkarılmasına kadar birçok örnekten bahseden Özge Mumcu Aybars, cinayetin üzerinden bu kadar zaman geçtikten sonra artık hem Oğuz Demir'in bulunması ve kim olduğunun belirlenmesini hem de cinayet emrini kimin verdiğinin ortaya çıkarılmasını talep ettiklerini belirtmişti.
Özge Mumcu Aybars, ayrıca gerçeklerin açığa çıkması çağrısı yapmıştı:
"Bugün Türkiye'nin her yerinde Uğur Mumcu sokakları, meydanları, kütüphaneleri vs. var ve Uğur Mumcu ismi birçok insan için hâlâ kanayan bir yara. Dolayısıyla bu davanın da artık en sağlıklı ve babama en yakışan şekilde son bulması gerekiyor; yani gerçekleri açığa çıkarılarak."


