Sabah erken saatlerde gelen haber deyim yerindeyse sinema ve televizyon dünyasını yıktı. Bir süredir ALS hastalığıyla mücadele eden ünlü oyuncu Eric Dane hayata gözlerini yumdu.
Grey’s Anatomy ve Euphoria gibi dizler başta olmak üzere birçok dizi ve filmden tanınan ünlü oyuncu Eric Dane sadece 53 yaşındaydı.
ALS’ye yakalandığını 10 ay önce açıklayan ve hastalığıyla cesurca savaşan yıldız isim ne yazık ki hayatını kaybetti.
YAKALANDIĞI TEDAVİSİ OLMAYAN HASTALIK ONU BİR YILDA HAYATTAN KOPARDI
Eric Dane’in ailesi People dergisine yaptığı açıklamada, “Kalbimizde büyük bir ağırlıkla, Eric Dane’in ALS ile verdiği cesur mücadelenin ardından perşembe öğleden sonra vefat ettiğini bildiririz” dedi.
Açıklamada, “ALS ile olan yolculuğu boyunca Eric, farkındalık ve araştırma konusunda tutkulu bir savunucu oldu ve aynı mücadeleyle karşı karşıya olan diğerleri için bir fark yaratmaya kararlıydı.” ifadelerine yer verildi. “Onu çok özleyeceğiz ve her zaman sevgiyle hatırlayacağız. Eric hayranlarını çok seviyordu ve aldığı sevgi ve destek için sonsuza dek minnettardır.”
Aile, bu zor kaybı atlatırken mahremiyetlerine saygı gösterilmesini rica etti.
ALS hastalığıyla mücadele için kurulan ve Eric Dane’in de çalıştığı I AM ALS vakfı da ünlü oyuncunun ölümünün ardından bir açıklama yayınladı.
DERNEKLERDE ÇALIŞIP BAŞKA HASTALARA UMUT OLMAK İSTİYORDU
Organizasyonun açıklamasında “Eric, ALS'ye alçakgönüllülük, mizah ve görünürlük getirdi ve sessiz kalmayı reddettiğimizde ilerlemenin mümkün olduğunu dünyaya hatırlattı. Eric, misyonumuzun bir destekçisinden daha fazlasıydı; ailemizin bir parçasıydı. Etkisi, finanse edilen araştırmalarda, geliştirilen politikalarda ve dürüstlüğü, cesareti ve bu teşhisle mücadele eden herkes için daha iyi bir geleceğe olan inancıyla büyüttüğü toplulukta yaşamaya devam edecek.” sözlerine yer verildi.
Eric Dane, Nisan 2025'te teşhis konulan ALS hastalığıyla ile mücadelesi konusunda her zaman açık sözlüydü.
Amyotrofik Lateral Skleroz hastalığı (ALS), kas güçsüzlüğüne neden olan beyin ve omurilikteki sinir hücrelerini etkileyen ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı ve ne yazık ki henüz bir tedavisi bulunmuş değil.
HASTALIĞIN İLK İŞARETİNİ BAŞKA BİR SEBEPTEN SANMIŞTI
Eric Dane Haziran 2025'te “Good Morning America” ile yaptığı bir röportajda ünlü sunucu Diane Sawyer'a “Sağ elimde biraz güçsüzlük hissetmeye başladım ve o zamanlar bunun hakkında pek bir şey düşünmedim. Belki de çok fazla mesajlaştığım için ya da elim yorulduğu için böyle olduğunu düşündüm. Ama birkaç hafta sonra biraz daha kötüleştiğini fark ettim.” diyerek hastalığının ilk semptomlarını anlatmıştı.
Grey's Anatomy dizisindeki Doktor Teddy Altman'ı canlandıran Kim Raver, "Çekimler sırasında gözlerinde bir parıltı olurdu ve muzip bir bakışla, kusursuz bir zamanlamayla söylediği bir replik sizi yerle bir ederdi" dedi.
Travma cerrahı Owen Hunt karakterini oynayan Kevin McKidd ise Instagram'da "Huzur içinde uyu dostum" mesajını paylaştı.

Dane, ilk kez Grey's Anatomy dizisinin ikinci sezonunda yer aldı. Daha sonra ise kalıcı olarak dizide rol almaya başladı.
Kasım ayında NBC'nin tıbbi drama dizisi Brilliant Minds'ta, ALS teşhisi aldıktan sonra destek kabul etmekte zorlanan bir itfaiyeciyi canlandırdı.
Bu ayın başlarında Time dergisi tarafından sağlık alanında en etkili 100 kişiden biri seçildi.
"Hayatımı kurtarmaya çalışıyorum" diyen Dane, dergiye verdiği röportajda, "Yaptıklarım hem kendim hem de sayısız insan için bir adım ilerleme sağlayabilirse, bu bana yeter" ifadelerini kullandı.
Aralık ayında, ALS için etkili tedaviler ve bir çare bulunmasına yönelik araştırmalar yapan Target ALS adlı kuruluşun yönetim kuruluna katıldı. Kuruluş, onun katkısıyla kampanyalarından birinin 500 bin dolarlık bağış hedefini aştığını açıkladı.
Eylül ayında ise ayrı bir bağış kampanyası için yayımlanan bir videoda, "Ben bir oyuncuyum... bir babayım ve artık ALS ile yaşayan biriyim" diyerek, "bu hastalığı sona erdirmeye doğru bir adım atma" çağrısı yaptı.
ALS nedir?
Aralarında genç ve başka açılardan sağlıklı insanların da bulunduğu çok sayıda tanınmış kişinin hayatını kaybetmesine yol açmasına rağmen, ALS'nin neden ortaya çıktığı hâlâ gizemini koruyor.
Ancak son araştırmalar bazı ipuçları ortaya çıkardı.
1939 yılında bu hastalığa yakalanan Amerikalı beyzbol oyuncusunun adından dolayı Lou Gehrig hastalığı olarak da bilinen ALS, motor nöron hastalığının (MND) bir türü.
Motor nöronlar, yani istemli kas hareketlerini kontrol eden hücreler, zamanla kaybedilir. Bu da kişilerin yavaş yavaş bedenleri üzerindeki kontrolü yitirmesine yol açıyor.

ALS, istemli kas hareketlerini kontrol eden ve motor nöronlar olarak bilinen sinir hücrelerini etkiliyor
Son verilerin gözden geçirildiği bir çalışma, ABD'de her 100 bin kişiden yaklaşık beşini etkilediğini tahmin ediyor.
Hastalık erkeklerde daha sık görülüyor ve ortalama tanı yaşı yaklaşık 60. Ancak çok daha genç kişileri de etkileyebiliyor. Tanıdan sonra çoğu insan yalnızca birkaç yıl yaşayabilse de istisnalar yok değil.
Bunlardan biri ve en bilineni 21 yaşında bir MND türü teşhisi konulan ve 2018'de 76 yaşında hayatını kaybeden fizikçi Stephen Hawking.
Stephen Hawking: Evreni anlamaya adanmış bir hayat
ALS'ye ne neden olur?
İnsanların neden ALS geliştirdiği ise karmaşık bir konu. Hastaların yüzde 10-15'inde hastalık aile içinde görülüyor. Bu durumlarda, belirli bir gendeki mutasyon nesiller boyunca aktarılmış oluyor.
Anne ya da babanızda veya atalarınızda ALS olması, mutlaka sizde de gelişeceği anlamına gelmiyor.
Bununla birlikte, kalıtsal ALS geliştiğinde etkilenen gen her zaman aynı olmayabiliyor. Sonuçlar aynı olsa da genetik neden farklı olabiliyor.
ALS geliştiren diğer yüzde 85'lik kesimde ise nedeni belirlemek çok daha zor.
Tanı konulduğunda kimse "Büyük amcanızda da buna benzer bir şey vardı" demiyorsa, bu durum tek seferlik, rastlantısal bir olay olarak kabul ediliyor ve "sporadik" vaka olarak adlandırılıyor.
Son araştırmalar, genetik mutasyonların burada da rol oynayabileceğini gösteriyor. Ancak bu durumda, ailesel ALS'de görülen tek ve belirgin bir gen hatasından ziyade, birkaç farklı gende küçük değişiklikler söz konusu olabiliyor.
Sporadik ALS riskini artırdığı düşünülen 40 civarında gen değişikliği tespit edildi. Ancak hastalık son derece nadir görülüyor.
Michigan Üniversitesi'nden nöroloji profesörü Eva Feldman, "Hastalığın genetik faktörlerle açıklanabilen kısmı, ALS türüne bağlı olarak yalnızca yüzde 8 ile yüzde 60 arasında" diyor.

Oyuncu Kenneth Mitchell, yaklaşık beş buçuk yıl boyunca ALS teşhisiyle yaşadı. Ancak Şubat 2024'te hayatını kaybetti.
Bununla birlikte, dış çevredeki potansiyel tetikleyicilere uzun süreli ve tekrarlayan maruz kalışın, özellikle sporadik formda ALS riskini artırabileceğine dair kanıtlar da ortaya çıkıyor. Bu durum Feldman ve ekibini araştırma yapmaya yöneltmiş.
"ALS 'ekspozomu' dediğimiz bir kavramın varlığından şüphelendik" diye konuşan Feldman "Toksik çevresel etmenler riski artırıyor. Bizim bulgumuz da bu çevresel maruziyetlerin toplamı" diyor.
Ekip, organik kimyasal kirleticilere, metallere, pestisitlere, inşaat çalışmalarından kaynaklanan tozdaki partikül maddelere ve kötü hava kalitesine uzun süreli maruz kalmanın ALS riskini artırabileceğini buldu.
'Tek bir neden-sonuç ilişkisi yok'
ALS Derneği'nin sorumlusu Neil Thakur ise ALS için tek bir neden-sonuç ilişkisi olmadığını söylüyor:
"Her zaman bir faktörler kombinasyonu söz konusu. Bir risk faktörünüz ya da genetik profiliniz olsa bile, ALS'ye yakalanmanız yüzde 100 kesin değil."
Thakur, dizel yakıtı, havacılık yakıtı, yakma çukurlarından çıkan partiküller, pestisitler ve aerosollere maruz kalmanın riski artırabileceğine dair bazı kanıtlar olduğunu ekliyor.
Örneğin bu maddelere yoğun şekilde maruz kalan askerlerde bu hastalığa yakalanma riski daha yüksek görülüyor.
İçme suyunda kurşun bulunmasının, sigara içmenin ve temas sporlarının da ALS'yi tetikleyebileceğine dair bulgular var. Ancak belirsizlik sürüyor.

ALS'nin tedavisi yok
ALS tanısından önce yaşam boyu içki ve sigara kullanımını inceleyen çalışmalar, içki ve sigara içmeyen birisi olmanın mutlak surette koruyucu olmadığını gösteriyor. (Elbette bu faktörleri azaltmak pek çok başka hastalığın riskini düşürür; dolayısıyla içki ve sigarayı sınırlamak için birçok başka neden de var.)
ALS ve genel olarak MND'nin nadir görülmesi, hastalıkların nedenlerini araştıran bilim insanlarının karşılaştığı zorluklardan biri. Hasta sayısı azdır ve herkes araştırmalara katılmak istemeyebilir ya da katılamayabilir.
Ayrıca genetik ve yaşam tarzı farklılıkları sonuçları etkileyebilir. Örneğin vakaların yüzde 4'ünde bir genetik değişiklik tespit edilse bile, bu grupta belirli bir kimyasala maruz kalanlarla kalmayanlar arasında net bir fark görmek için yeterli kişi olmayabilir.
Tedavisi var mı?
Şu anda ALS'nin bir tedavisi yok.
Ancak ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), hastalığın ilerleme hızını yavaşlatmaya ve hastalara biraz daha zaman kazandırmaya yardımcı olan birkaç ilacı onaylamış durumda.
Bu ilaçlar, beyin ve omurilik çevresindeki belirli kimyasalların düzeyini azaltmaktan sinir hücresi ölümünü önlemeye kadar farklı mekanizmalarla etki gösteriyor.
Belirli bir hatalı genin etkilerini hedef alan tedavilerin de faydalı olabileceğine dair işaretler var. Örneğin SOD1 mutasyonunun yol açtığı hasarı dengelemeyi amaçlayan bir ilacın erken aşama denemesi, umut verici ön sonuçlar verdi.
Ancak asıl zorluk, uygun araştırmalar için finansman bulmak. Her bir genin ya da çevresel faktörün ne kadar katkıda bulunduğunu belirlemenin yanı sıra, elde edilen bilgilerin nasıl uygulanacağına dair daha fazla çalışmaya ihtiyaç var.
Thakur, "Asıl soru insanlar neden ALS'ye yakalanıyor değil; bunu nasıl önleyebilir ya da nasıl tedavi edebiliriz?" diyor.


