Erdoğan'ın Suudi Arabistan - Mısır turu: İttifak arayışı mı?

Erdoğan'ın Suudi Arabistan - Mısır turu: İttifak arayışı mı?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Gülsen SOLAKER 
DW Türkçe / Ankara

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu hafta yapacağı Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri  İran'a yönelik bir ABD müdahale ihtimalinin yükseldiği ve bölgede yeni bloklaşmaların oluşmaya başladığı bir dönemde gerçekleşecek.

Tur kapsamında Erdoğan'ın ilk durağı 3 Şubat'ta Suudi Arabistan olacak. Erdoğan 4 Şubat'ta ise Mısır'a geçecek. Görüşmelerin gündeminde ABD'nin İran'a saldırı tehdidi, Suriye'deki son gelişmeler ve Gazze'deki durum gibi bölgesel meselelerin yanı sıra ikili ilişkiler olacak.

Erdoğan'a Türkiye'den farklı sektörlerden iş insanlarının yer aldığı kalabalık bir heyetin eşlik etmesi beklenirken, her iki ülkede de geniş kapsamlı iş forumları düzenlenecek. Bu kapsamda savunma sanayi, havacılık, enerji, altyapı ve inşaat, sağlık; tarım, gıda, turizm, bilgi teknolojileri, dijital dönüşüm, lojistik ve gayrimenkul gibi alanlarda yeni iş birliği imkanları gündemde olacak.

Ancak bu ziyaretler tüm bunların ötesinde de bir anlam taşıyor. Geçmiş dönemde zor zamanlar yaşanan bu iki ülke ile yapılacak temaslar Türkiye'nin Ortadoğu'da ABD ve Rusya'dan bağımsız bir güvenlik mimarisi örme çabası açısından önem taşıyor.

Ziyaretler yeni ittifaklar için işaret mi?

Değişen dünyada yeni bölgesel ittifakların yoğun bir şekilde konuşulmaya başlandığı dönemde Erdoğan'ın ziyaretlerinin önemi ne?

Suudi Arabistan ile Pakistan arasında Eylül 2025'de resmiyete dökülen savunma iş birliğine Türkiye'nin de katılması için görüşmeler yapıldığı açıklanmıştı.

TEPAV Dış Politika ve Güvenlik analisti Nihat Ali Özcan bölgedeki son durumu şöyle açıklıyor:

"Dünya yeniden şekilleniyor ve herkes bir arayış içerisinde. Bu ittifak da bu arayışın bir sonucu diyebiliriz. Herkes neyin olup neyin olamayacağını test ediyor. Bu arayışı aslında tetikleyen de küresel gelişmeler ve daha çok da ABD Başkanı Donald Trump'ın Batı'daki güven duygusunu erozyona uğratmış olması."

Suudi Arabistan ile Pakistan arasında onlarca yıl süren askeri ve stratejik iş birliği en son 17 Eylül 2025'te Riyad'sa imzalanan "Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması" ile bir üst boyuta taşınmıştı. İki ülke NATO’nun 5. maddesine benzer bir anlayışla taraflardan birine yapılacak herhangi bir saldırının diğerine yapılmış sayılacağını taahhüt etmişti.

Bloomberg Haber Ajansı 9 Ocak'ta yayımladığı bir haberle Türkiye'nin bu savunma ittifakına dahil olmak için görüşmeler yürüttüğünü ve müzakerelerin ileri aşamada olduğunu duyurmuştu. Bu görüşmelerin varlığı resmen de doğrulanmıştı.

Bu arada hafta sonu AFP'ye konuşan Suudi Arabistan'dan bir yetkili, Pakistan ile yaptıkları savunma anlaşmasının ikili düzeyde olduğunu ve Türkiye'yi kapsamadığını belirtti. Ancak bu son açıklamaya ilişkin Türk yetkililerden bir yorum henüz gelmedi.

Dış politika analisti Dr. Gökhan Çınkara bu ziyaretin oldukça ilginç ve önemli bir jeopolitik bağlamda gerçekleştiğini belirterek, İran, Sudan, Yemen, Somali gibi ülkelerde gerçekleşen yeni jeopolitik gelişmelerin bölge ülkelerini yeni ittifak alanlarına ittiğini belirtiyor. Çınkara'ya göre bunlardan en öne çıkanı Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan ve belki de Mısır arasında yükselen ortak anlayış birliği.

Çınkara, bu ortak anlayışın, bir askeri ittifaka veya güvenlik paktına hızlı bir şekilde dönüşmesini beklemek için erken olduğunu söyleyerek, bununla birlikte bu ülkeler arasında koordinasyonun önümüzdeki dönemde artmasının bekleneceğini söylüyor.

Arap Baharı döneminde farklı kutuplara düşen Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler Ekim 2018'de gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul'da Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürülmesinin ardından hızla kötüleşmişti. Ancak daha sonra dünyada ve bölgede değişen konjonktür ile birlikte ilişkiler normalleşme dönemine girmişti.

Çınkara, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında stratejik ortaklıktan ziyade stratejik başlıklarda koordinasyonun artması ve politikaların yakınlaştırılmasından bahsedilebileceğini vurguluyor.

Ankara'nın kafasında nasıl bir ittifak var?

Peki Körfez'in en önemli ülkesi Suudi Arabistan ile nükleer güç Pakistan arasındaki ittifaka katılım ile ilgili Türkiye'nin kafasındaki ne?

Edinilen bilgilere göre Ankara'nın bu konudaki hedefi bir kutuplaşma ortamından ziyade bölgede çok ihtiyaç duyulan genel bir istikrar ortamı yaratmak. Türkiye'nin bloklaşma yerine, bölge ülkelerinin karşılıklı güvene dayalı, kapsayıcı ve genişlemeye açık bir iş birliği platformu kurmasını savunduğu belirtiliyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bunu "Ortadoğu AB'si" olarak tanımlamıştı.

Fidan, Katar'ın Al Jazeera kanalına verdiği demeçte bölgedeki sorunu "ulus devletler arasındaki güven eksikliği" olarak işaret ederken, "Uluslarımız arasındaki güveni artırmayı başarabilirsek, bu istikrar ve barış getirmeye yardımcı olacak. Tahakküm olmayacak ne Türk tahakkümü ne Arap tahakkümü ne Fars tahakkümü ne de başka bir tahakküm..." demişti.

Fidan, bölgedeki herhangi bir anlaşmanın kapsayıcı olması gerektiğini de söyleyerek, "Bölücü olmak ya da yeni bir cephe oluşturmak istemiyoruz" ifadesini kullanmıştı.

Özcan, NATO'nun ve Avrupa-Amerika ilişkilerinin sorgulandığı bir dönemin her ülkeyi yeni ittifak arayışına sürüklediğini, AB'nin en son Hindistan ile serbest ticaret anlaşması yaptığını hatırlatarak, Türkiye'nin de Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelerle ve bundan sonra Suriye'yi de içine alacak şekilde bir yeni sistem kurmaya çalıştığını belirtiyor.

"Ama bu ülkelerin hepsi yüzde yüz aynı çizgide duracak anlamına gelmiyor. Bu arada bu ittifak çerçevesinde ortaya yeni fırsatlar ve aynı zamanda da riskler çıkabilecektir."

Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de Oksijen gazetesinden Sedat Ergin'e verdiği röportajda, "NATO üyeliği, Türkiye'nin başka ülkelerle savunma alanında iş birliği geliştirmesine engel değildir. Aksine bu tür ilişkiler, Türkiye'nin caydırıcılığını artıran ve bölgesel istikrara katkı sunan unsurlar olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.

Eurasia Group'ta Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) Bölge Direktörü Firas Maksad ise son makalesinde Ortadoğu'nun artık İran merkezli eski dengelerden uzaklaşarak, İsrail-BAE-Hindistan eksenli "İbrahimî" blok ile Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan eksenli "İslami" blok arasındaki rekabete sahne olacağını yazmıştı.

Başkentler arasında son dönemde artan trafik

Erdoğan'ın Riyad ve Kahire'de vereceği mesajlar merakla beklenirken, Türkiye ile gerek Suudi Arabistan gerekse Pakistan arasında son dönemde artan bir ziyaret ve diplomasi trafiği bulunuyor.

Uzmanlara göre üç ülke arasındaki iş birliğinin yansımaları Gazze, Sudan, Somali ve Libya gibi bölgelerde de görülebilir.

Özcan, üçlü ittifak için öncelikle siyasi bir konsensus oluşması gerektiğini ve bu açıdan Erdoğan'ın ziyaretinin önemli olduğunu söyleyerek, "Bu siyasi konsensusun oluşmasının ardından hangi sektörlerde iş birliği yapılacaksa; askeri, siyasi, diplomatik, bunlar için komisyonlar oturup çalışır ve ortaya mutabakat metni çıkar. Şu anda henüz politik düzeyde ana fikir oluşma aşamasında" diyor.

Bu arada Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu 30-31 Ocak'ta Pakistan'a resmi bir ziyaret yaparak, savunma alanında temaslarda bulundu.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.