Emekli Gazi Subay Ağar: "Teröristbaşı Apo'nun 'en güçlü otorite' kabul edilmesi doğru mudur?"

Emekli Gazi Subay Ağar:
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Abdullah Ağar
Güvenlik ve Terörle Mücadele Uzmanı

Teröristbaşı Apo’nun / İmralı’nın; “En güçlü otorite / En ciddi muhatap” olarak kabul edilmesi doğru mudur?

Teröristbaşı Apo’nun 1999’da ABD tarafından Türkiye’ye teslim edilmesi, dönemin Başbakanı Ecevit’in “Bize neden verdiler anlamadım” sözleriyle birlikte hala tam çözülemeyen bir bilmecedir. Bu teslimle teröristbaşının bir mahkûmiyet eşliğinde Türkiye’nin kontrolüne girmesi, İmralı’nın bir “bekleme odası” olarak mı tasarlandığı sorusunu açık bırakıyor. Bugün yaşanan tartışma ise şudur: Ondan yeniden bir rol isteniyor ve bu rol “Türkiye’nin üniter yapısının bozulması ve PKK’nın Suriye’de devletleşmesi başta” çok katmanlı tehditler/tehlikeler ve entrikalar barındırıyor.

İmralı “bir bekleme odası mıdır” buna bir hüküm koyamam, ama bildiğim bir gerçek var: ABD gibi bir devlet yalnızca teslim etmez; teslim ettiğine bir işlev yükler. Belki gecikmiş bir görev, zamanlaması dışarıda yapılan bir rol.

İsterseniz biraz saha diliyle konuşalım ve şöyle bir cümle kuralım: Türkiye’nin gazını alan ve terör örgütü PKK’yı manipüle eden örgüde Apo’ya/İmralı’ya biçilen görev; Türkiye’nin içine bırakılmış ‘günü geldiğinde aktif hale geçecek bir intihar ettirme kemeri, zamanlaması dışarıda yapılan bir saatli bomba görevi miydi?
Taktirini size bırakıyorum.

***

“Teröristbaşı Apo’nun ya da İmralı’nın; “En güçlü otorite/En ciddi muhatap” olarak kabul edilmesinin” ne tür fayda ve zararları olur?

Zira bu konu hayatidir: Zira “Muhataplık” sadece konuşmak değildir; aynı zamanda meşruiyet üretir, güç atfeder, toplum psikolojisine bilinçaltı bir hüküm cümlesi yerleştirir. Bir terörist, devletle muhataplaştırıldığında, toplumun bilinçaltında devletin ontolojik üstünlüğünü kemiren son derece karanlık bir gölge belirir.

Ve bence bu süreçte yapılan en büyük hataların başında; “Çok düğümlü bu tehdidi-Tek düğümlü bir muhataba” indirgemek gelir: “En ciddi/gerçekçi/sonuç alınabilir muhatap Apo’dur, İmralı’dır” yaklaşımı bu yanılgının artık kurumsallaşmış hâlidir.

Böyle bir süreçte tehdidi ve çözüm arayışına etki eden parametreleri değerlendirirken;

- Terörün çekirdek ve güç mekanizmaları nerededir ve kimin elindedir?

- Aktif ve pasif düğümler nelerdir, kimlerdir, nerelerdedir, güçleri ve etkileri nedir?

- Dış sinyal kaynakları hangi ülke ve istihbarat servisleridir, etkileri ne kadardır?

- Süreçte; kullanılan/istismar edilen kişisel/kurumsal zafiyetler, bağlantılar, alınan direktifler var mıdır, havuç-sopa/vaat-tehdit protokolleri devrede midir?

- İçte ve dışta çıkar sağlayıcı odaklar kimlerdir, niyetleri ve amaçları nedir, etkileri süreç inisiyatiflerini geliştirir mi daraltır mı, devlete ve üniter yapıya zarar mı verir, fayda mı sağlar?

- Gölge operatörler arasındaki ayrım yapılmış mıdır? Özellikle bu konu son derece önemli bir zorunluluktur. PKK dediğin yapı tek düğümlü bir örgüt değil, çok merkezli bir gölge ağdır; ABD-CENTCOM’un Suriye elitleri, İngiltere-AB’nin Avrupa diasporası, İran’ın Irak-Süleymaniye/Sincar hattı/vekil ağları ve Kandil’in iç klikleri rekabet halindeki gölge operatörlerdir. ‘Muhatap’ denilen her figür, diğer gölge ağların kapısını açar. Sen masaya bir kişiyi koyduğunu sanırsın; ama aslında ABD’nin komuta odasına, İsrail’in örtülü-dolaylı bağlarına, İngiliz istihbaratının tarihsel kliklerine-diaspora ağına, İran’ın bölgesel vekil hatlarına ve Kandil’in iç fraksiyon savaşına pencere açmış olursun.” Bu yüzden tek bir düğüme güvenmek, devleti diğer en az dört cephede rehin bıraktırır.

Devlet, gölge operatörlerin kurduğu bu çoklu sinir ağını tek düğüm üzerinden okuyamaz; okursa körleşir, gerçekçi de olamaz, aradığı etkiyi de üretemez ve tuzağa sürüklenir. Buradaki tehlikeli kör nokta da şudur: PKK artık hiyerarşik bir örgüt değil; “Çift Bağ Sendromu” ile çalışan, bir düğümü diğer düğümün üstüne bindirerek Türkiye’nin odağını şaşırtmak isteyen çok katmanlı bir ağdır. Bu ağın mantığını anlamadan tek bir düğüme yönelmek, tehdidin adresini yanlış kodlamaktır. Bu tuzaktır. Hatta, İsrail için İran’la, İran için İsrail’le savaşma potansiyeli taşıyan bir tuzak!

Gazze’de olanları bir de bu bağlamla bakın, hatırlıyor musunuz, uyarmaya çalışmıştım.

Ayrıca PKK’yı tek bir merkezden yönetilen bir yapı olarak varsaymak istihbarat ve harekât tasarımında kritik bir hatadır. Bu nedenlerle: “Gölge operatör ayrımı” bir tercih değil zorunluluktur. Bu yapılmazsa stratejik körlük ve üreteceği sonuçlar kaçınılmazdır.

***

PKK’nın bütün kodlarını tek merkezde toplayan örgütsel yapı, “İmralı=ana düğüm=asıl muhatap” yanılsaması dış güçler için ideal bir saldırı vektörüdür: Sonuçta tek düğümü manipüle edebilen, bütün ağı manipüle edebilir. Bu durum devlet aklını bypass eder, terör örgütünü bir “uluslararası sinir ağına” dönüştüren harici aktörleri güçlendirir, Türkiye’nin karar algoritmasını dışarıdan istismar edilebilir hâle getirir.

***

Bugün sahaya bakan, bakmasını bilen her göz; YPG/PKK/KCK terör örgütün çok farklı alanlarda çok farklı ağlar üzerinden çok farklı yerel-bölgesel ve küresel karar mekanizmalarına bağlandığını görür.

Bugün saha temel olarak şu altı temel dış aktörün;

- ABD: himaye, yönetme, yönlendirme, eğitme, silah, lojistik, hava kalkanı,

- Rusya: diplomatik alan açma,

- İran: istihbarat ve yeraltı ağları, vekil unsurlar,

- İngiltere: tarihi kurgu, kavramsal-etnik-aşiretsel ve dini fitne,

- Avrupa: finans, propaganda, teşkilatlanma,

- İsrail: örtülü faaliyetler ve dolaylı ilişkiler,

- Şam: ABD güdümü-İsrail baskısı-kendi teopolitik kökleri ve sancıları üzerinden PKK’yı okuması, işlemekte olan gözbayayıcı protokol.

İyi anlaşılması adına basitçe; ABD’nin YPG/PYD üzerinden, İran’ın Haşdi Şabi-Süleymaniye-yeraltı ağları üzerinden aynı tehdidi farklı amaçlarla beslemesi dahi pek çokları tarafından tam anlaşılmış değil.

Yeri gelmişken Haseke-Şam, HTŞ-YPG, Colani-Kobani” asimetrik-belirsizlik düğümünün çözülmesinin ne denli hayati olduğu görülmelidir. Şam-HTŞ-Colani, Haseke-YPG-Kobani ile belirsizlik düğümü kurmak yerine, Suriye’nin üniter ülke protokolünü işletmesinin gereği çoktan gelmişte geçmektedir.

***

Bütün bu karmaşık karar-etki ve eylem ağı ortada dururken “İmralıyı muhataplamak” tehdidi yanlış adrese kodlamaktır, haritayı daha da karmaşıklaştırmaktır.

***
Yanlış Adresleme: Düğüm Haritasının Çarpılması

- “Kandil düğümü”,

- “Suriye/YPG–SDG devletimsi terör düğümü”,

- “Avrupa finans, propaganda, teşkilatma düğümü”,

- “İran gölge düğümü”,

- “Yerel milis-kaçakçılık, küresel-uyuşturucu çoklu düğümü”,

- “Çoklu aşiret düğümü”

PKK bugün en az bu 6 bağımsız/çapraz bağlı düğüm üzerinden işleyen

- Esnek ve gevşek,

- Çok merkezli,

- Çok alanlı,

- Çok bağlı bir ağdır.

Siz buna Sincar-Irak düğümü, Süleymaniye-Talabani gibi düğümlerini de ekleyebilirsiniz.

Bu düğümlerin birbiriyle ilişkisi de sabit değildir; örgütte zaman zaman düğüm çatışması-çakışması-ayrışması ve birleşimi yaşanır. Yani örgüt içinde bir düğüm diğerine karşı da çalışır, paralel de. Kandil ile YPG, YPG ile Avrupa, İran ile Kandil arasında bu hibrit durum yıllardır vardır. İmralı merkezli bir hamle en fazla bu hibrit durumu uyarabilir, tetikleyebilir, ama sahipleriyle bağlarını asla kesmez. (Fayda-1)

İmralı artık sembolik çekirdek konumundadır. Mitolojik bir çekirdek. Çünkü karar akışları artık oradan geçmiyor, orada üretilmiyor. Sadece bugün orada üretiliyor, oradan geçiyor gibi bir algı/yanılsama üremiş durumda. PKK ve ardılı oyunu tam da bunun üzerinden oynuyor. Görmemiz gereken yalın gerçek şudur: “Muhatap Apo” yaklaşımı, tehdidin hikâyesinin yazıldığı çekirdeği muhatap almaktır, tehdidin işlem gördüğü düğümleri değil.

Endişem odur ki; bu Türk devletinde önce stratejik bir körlüğe, ardından güvenlik mimarisinde bir kaymaya, sonuç alınacak odaktan sapmaya, irade ve kararlılık boşluğuna ve bir felakete/tuzağa düşmeye yol açar.

***

Teröristbaşı Apo’nun meşrulaştırılmış bir aktöre dönüştürülmesi vahim durumundan çok daha vahim bir duruma geçiş: Türkiye’nin farkında olmadan terör örgütüne PKK’ya muhataplık atfetmesi ve bunun YPG/PYD’ye yansıması: Terör Örgütü YPG/PYD’nin meşruiyetini kendi elimizle şişirtme!

Bu olanlar;

- Terörün biteceğine katkı sağlayacağı zannıyla ayağına kadar gitmeler,

- Teröristbaşının konumunu, söylevini ve taleplerini onu muhatap alarak meşrulaştırma ve kurumsallaştırma hatası…

Farkında olmadan (bilemem belki de farkında olarak) bölgesel ve küresel aktörlere şu mesajı gönderiyor: “Türkiye terör örgütü PKK’yı siyasi bir muhatap olarak kabul ediyor.”

Bu özellikle PKK’nın Suriye ayağı YPG/PYD’ye uluslararası hukuk, diplomatik meşruiyet ve temsil iddiaları açısından gizli bir güç enjeksiyonudır;

- PKK/YPG’yi ayrıştırır,

- YPG’yi “Siyasi Aktör” basamağına çıkarır,

- Türkiye’yi bölgesel çözüm sürecinin dışına iter,

- Etki-Harekat süreçlerini baskılar ve durdurmaya kalkar,

- Şam’ı ABD-İsrail üzerinden YPG/PKK tezine iter,

- ABD’nin masa kuruculuğuna yeniden mahkûm eder.

ABD’nin de Suriye’de kurmaya çalıştığı devletimsi terör yapısı ile Irak ve Suriye bütünleşik oluşturmak istediği ileri garnizon devlet yapısının en çok aradığı şey de budur. Devam/bütünleşik hedef alanın neresi olduğunu bilmem söylememe gerek var mı?

***

Farkında mısınız bilmiyorum…

Teröristbaşı Apo’yu muhatap almak, kurumsallaştırmak ve meşrulaştırmak toplumun çok önemli bir kısmında devletine karşı büyük bir güven kaybı, büyük bir moralsizlik, onur kırılması, biz bir savaş mı kaybettik sorgusu-güvensizlik, devlet aklının müzakere baskısıyla çevrelenmesi, güvenlik güçlerinde motivasyon kaybı, PKK’nın siyasi uzantılarının ivme kazanması, PKK ırkçı çevrelerinde arsız beklentiler ve söylev, Türk toplumunda büyük bir kırılganlık ve tepki, Türk-Kürt kardeşliğinde ‘onarılması belki de imkansız olabilecek’ fay hattı kırılma riski yarattı.

Toplum mühendisliği boyutunda teröristbaşının muhatap alındığı bu söylem “devlet geri adım atıyor” ile “PKK kazanıyor” arasında kararsız psikolojik bir salınım üretti. Bu salınım terörün en sevdiği ve istismar etmek isteyeceği kaos türüdür.

***

KÖRLETME RİSKİ (Stratejik körlüğe neden olma meselesi)

Başta ABD ve İran olmak üzere PKK’nın angajman ve karar algoritmaları geliştirdiği ülkelerin/istihbarat servislerinin doğrudan-dolaylı ve gölge etkisini körletme riski.

Aslında PKK terör örgütü ile mücadele etmenin denklemi sanıldığından daha basittir, ama harekat/müttefik ilişkisi içerdiği için de zordur ve maliyetlidir:

Terörün etki ürettiği coğrafyaları elinden almak ya da doğrudan/dolaylı kontrol sağlamak.

Ve aslında bu büyük zorun büyük kısmı bugün aşılmıştır:

- Türkiye silahlı terörden ve teröristlerden tamamen arındırılmış,

- Terör örgütünün; “Devlet kurdum dediği Sinath-Haftanin-Zap-Metina-Avaşin-Basyan-Hakurk alanı tamamen ele geçirilmiş ve temizlenmiş,

- Suriye’de Fırat’ın doğusunda bazı alanlarda kritik üstünlük kazanılmıştır.

Bununla birlikte;

- Suriye’de devlet kuracağım dediği Fırat’ın doğusunda tam netice almak üzereyken Halep ve Şam denklemi farklı yöne evrilmiş,

- ABD-Atlantik-İsrail; Türkiye ve HTŞ üzerinden jeopolitik bir zafer kazanmış,

- Gelecekte yapılacak iş birliklerinde Türkiye’nin önem, değer, güç ve konumu çok daha iyi görülmüştür.

İşte temel denklemin kurulacağı yer tam da burasıdır.

“Zaferin kazandırıldığı yerde hakkını almak ya da hakkını alma iradesini ortaya koymak.”

***
Burada temel tespitimizi tekrar yapalım: Ortaya çıkan bu muhattabiyet durumu ister kabul edilsin, ister edilmesin ABD-İsrail-İran-İngiltere-Fransa-Şam ve içteki ikbal arayıcılardan oluşan DOĞRUSAL-DOLAYLI-GÖLGE DÜĞÜMLERİ karanlıkta bırakıyor, onlara fırsat ve maniple imkanı sunuyor.

***
Artık hep kötücü/karamsar/kötü çocuk olmayalım ve İmralı’yı muhatap kabul etmenin bazı faydaları olabilir mi?

Bunlara bakalım.

Ve en baştan bir yanıt verelim: Evet mümkündür, olabilir.

Bu olası faydaları şöyle sıralayabilirim:

- Örgüt içi çatlakları derinleştirme ve örgüt içi çatışmayı tetikleyerek zayıflatma potansiyeli: Devlet kontrollü ve sınırlı bir kullanım alanı çerçevesinde, zaman zaman örgütün iç güç dengesini bozmak için İmralı kartını kullanabilir. Ancak bu “fayda” yalnızca taktikseldir, stratejik değildir.

- Propaganda araçlarını kontrol etme imkânı. Bazı dönemlerde örgüt tabanının yönünü kırmak için İmralı’dan gelen mesajlar kullanılabilir. Bu da taktik bir imkândır; kalıcı çözüm üretmez.

- Harici aktörlerin oyunlarını bozmak için geçici bir araç. ABD/İngiltere’nin PKK üzerindeki hakimiyetini zayıflatmak için zaman zaman bu kanal devreye alınabilir. Ama bu da “karşı operasyon” niteliğindedir, ana strateji düzeyinde etki üretmez.

- Çok ihtimal vermiyorum ama, Kandil-Suriye rekabetinin olası kızışması: YPG, sahada fiilen devletleşmiş olduğu için İmralı merkezli bir çözümü tehdit olarak görebilir, Kandil’in otoritesini, hükümranlığını kabul etmeyebilir, beklentilerini/ihtiyaçlarını karşılamaktan vazgeçebilir.

- Örgüt içi otorite savaşını açığa çıkartma potansiyeli: Kandil, Avrupa ve YPG/PYD arasındaki “kim lider” rekabeti, bir kavgaya dönüşüp, derinleşebilir.

- Taban psikolojisini manipüle edebilir. PKK tabanında ve bazı lider tayfada İmralı hâlâ bir tür “kurucu baba miti” olduğu için, bu söylem örgüt-taban ayrımını artırabilir.

Bu muhatap alma süreçlerin bu ve benzer faydalar aranıyor olsa bile, bu faydalara ulaşmak için kontrollü, zamansal olarak iyi ayarlanmış, çok kanallı operasyonlar gerekir. Zordur yani. Bu konuyla ilgili temel sonuç cümlem şudur: Muhattabiyet üzerinden aranan fayda yalnızca örgüt içi çatlağı büyütme ihtimaliyle sınırlıdır. Etkinin tasma tutan sahiplere erişmesi, onlar üzerinde de etki etmesi söz konusu değildir. Ve bu fayda bile doğru yönetilmezse riske dönüşebilir.

Ve sonuç ehven-i şer: “Riskler faydalardan üstündür.”

Teröristbaşı Apo’nun en etkili figür olarak kabul edilmesi:

1) Türkiye’nin çoklu karar merkezlerini tek bir örgütsel düğüme bağlar. Bu hem devleti zayıflatır hem örgütü uluslararasılaştırır,

2) Kürt kardeşlerimizi PKK’nın arkasında hizalamak gibi ölümcül bir hataya neden olur,

3) Jeopolitik denklemi daraltır,

4) Tehdit haritasını yanlış kodlar,

5) Yanlış adreslemeler üretir,

6) İç politik psikolojiyi oynatır.

7) ABD-YPG hattının görünürlüğünü azaltır, rasyonalist çözüm bu hattadır.

Ya kalemle ya kılıçla…

Türkiye için ise doğru muhatap; coğrafyanın bütün Kürtleri, bütün vatandaşları ve devletin kendi aklıdır. Terörün düğümü değil.

***

Sanırım bitirdik.

Ben yazarak buralara geldim. Siz de okuyarak buralara kadar geldiyseniz, hele ki anlayarak geldiyseniz büyük bir iş başardık demektir. İçimden aklınıza, emeğinize, sorumluluk bilincinize sağlık demek geçiyor.

Ve artık şöyle bitirmem gerektiğini düşünüyorum:

Böylesine bir tehdidin-fitnenin-kısır döngünün bitirilmesini en çok kim ister?

Yanıtı erkekçedir:

- Kanı akanlar ister,

- Kanın nasıl aktığını yaşayanlar ister,

- O şehidin kanlı naaşını kucaklayanlar, şehidin neden olduğu acıyı, çaresizliği, yaşayanlar ister.

- Yani bizler ve bize/mücadeleye empati yapanlar ister.

***

Bu yazı kanın akmasını en çok “Kanı akanlar-Kanın aktığını görenler-Kan acısını yaşayanlar istemez” yazısıdır.

Tarihe not düşsün.

Saygılarımla.
 

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.