Al Laricani'yi Ver Joe Kent'i
- Telegram
Yakın gelecekte ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın tarihi yazılacak olursa üzerinde en çok durulacak tarih ihtimaldir ki 17 Mart 2026 Salı günü olacaktır.
Savaşın gidişatına ve belki de finalinin nasıl şekilleneceğine dair iki kırılma noktası peş peşe geldi.
17 Mart günü önce ABD-İsrail cephesi, savaşın başlamasıyla, Ayetullah Ali Hamaney ve beraberindeki 40'dan fazla üst düzey yetkilinin öldürülmesi üzerine Tahran'da dizginleri ele alan Ali Laricani'nin öldürüldüğünü duyurdu.
İsrail kaynaklarından verilen bilgiye göre, Pazartesi gecesi yalnızca Laricani değil, İran'ın iç güvenlik ve vekil güçlerinin komuta kademelerindeki üst düzey isimlere yönelik olarak da anlık istihbarata dayanılarak çok sayıda eş zamanlı saldırı yapıldı.
Tahran yönetimi perde arkasındaki birinci adamının yanısıra, Laricani'nin özellikle ülke içerisindeki protestoları kanlı bir şekilde bastırmak için kullandığı en önemli enstrüman olan Besic milis örgütünün 6 yıldır komutanlığını yapan Gulam Rıza Süleymani'yi de kaybetti. Laricani'nin ölüm haberiyle beraber dünya başkentleri, Tahran'daki güç dengesi bu gelişme üzerine ılımlılardan yana döner mi, bir barış imkanı doğar mı sorularını tartışmaya başlamışken, Washington'dan bir başka sürpriz haber geldi.
Ulusal Kontrterör Merkezi Direktörü Joe Kent görevinden istifa etti. İstifasını ilan ederken yaptığı açıklama ise ABD Başkanı Donald Trump açısından yenir yutulur gibi değildi: Uzun süren değerlendirmenin ardından, Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü görevimden bugün itibariyle istifa etmeye karar verdim. Vicdanım elvermediği için İran'da devam eden savaşı destekleyemem. İran, ülkemiz için acil bir tehdit oluşturmuyordu ve bu savaşı İsrail'in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır.
KENT'İN İSTİFASIYLA ABD SURLARINDA BÜYÜK GEDİK AÇILDI
Irak Savaşı gazisi ve eski bir CIA görevlisi olan Joe Kent geçmişi itibarıyla korkaklık ya da vatana ihanet ile suçlanabilecek bir kişi değil. Bu profildeki bir bürokratın herkesin bildiği sırrı ilan etmesi, yani Trump'ın Netanyahu ve Washington'daki Siyonist lobiler tarafından savaşa sürüklendiğine işaret etmesi, Hamaney ve Larica'nin öldürülmesi için atılan tüm füzeler ve bombalardan daha büyük etkiye sahip.
“Laricani'nin kaybı mı, Kent'in istifası mı savaşın sonucu üzerinde daha etkili olur?” diye soracak olursanız benim oyum Kent'in istifasından yana. İran'daki rejim kurulduğu günlerden bu yana liderlerini ve lider kadrolarını muhtelif komplo ve suikastlarda yitirmeye alışmış dahası buna bağışıklık kazanmış bir yapı.
Yalnızca 1981 yılının yaz mevsiminde İran'daki devrim yönetiminin uğradığı kayıplar başka bir ülkede yaşansa, o rejimin 1 yıl daha ayakta kalması mümkün olmazdı. Önce 28 Haziran 1981 günü Cumhuriyetçi İslami Parti'nin Tahran'daki merkezi bir bombalı saldırıya hedef oldu. Devrimin iki numaralı ismi Muhammed Hüseyin Behişti beraberindeki 73 üst düzey isimle beraber hayatını kaybetti. Sadece iki ay sonra, 30 Ağustos 1981 günü bu defa Başbakan Muhammed Cevad Bahunar'ın ofisine bombalı saldırı düzenlendi. Bu saldırıda yalnızca Başbakan değil, Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ile 6 üst düzey isim daha hayatlarını kaybetti. Halkın Mücahitleri Örgütü tarafından ofise yerleştirildiği tahmin edilen bomba o denli etkiliydi ki Recai ve Bahunar'ın naaşları ancak diş kayıtları sayesinde teşhis edilebildi.
Yani uzun lafın kısası İran'daki rejim lider kadrolarının yok edilmesiyle kolay kolay çökertebilecek bir yapı değil. Ortadoğu'yu bu anlamda Latin Amerika ülkeleri ile karıştırmamak lazım.
SİNİR KRİZİNİN EŞİĞİNDEKİ TRUMP
Joe Kent'in istifası vakasına bakacak olursak, Trump yönetiminde herhangi bir silah kullanılmadan açılan bu gediğin yaratacağı doğrudan ve dolaylı hasarın telafisi kolay kolay mümkün değil.
Savaşın maliyetini Körfez, Asya ve NATO üyesi ülkelerin üzerine yıkma girişimleri sonuçsuz kalan Trump'ın 17 Mart itibarıyla yaşadığı hayal kırıklığı da sinir krizine dönüşmüş durumda.
Laricani'nin ölümüne dahi sevinemeyecek hale geldiği anlaşılan Trump, 16 Mart günü Almanya Savunma Bakanı Pistorius'un, 17 Mart günü ise Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Hürmüz Boğazı'na yönelik olası bir operasyona dair verdikleri yanıtlar nedeniyle giderek dengesiz bir görüntü sergiliyor.
Pistorius ve Macron, “Bu bizim savaşımız” değil diyerek Trump'a rest çekerken, ABD Başkanı bu durumu NATO'ya dair tespitlerinde haklı çıkmasının delili olarak pazarlamaya başladı. “NATO, tek taraflı bir yapı. Biz onları koruyoruz, onlar ise bize destek olmuyor. Bu yüzden NATO'nun ya da Japonya, Avustralya ve Güney Kore gibi ülkelerin desteğine ihtiyacımız yok.”
Desteğini istediği ülkelere danışmak yerine Netanyahu'nun aklı ve İsrail'in hedefleri uğruna savaşa balıklama atlamış bir devlet başkanı için bu son derece talihsiz açıklamalar, sadece bugünkü savaşın kaybedilmesine yol açmakla kalmayacak.
ABD'nin Güney Kore ve Pasifik'teki askeri varlıklarını Ortadoğu istikametine kaydırması üzerine Tayvan çevresinde hareketlenen Çin Halk Cumhuriyeti Batı ittifakındaki bu çatlaktan yararlanmak için tüm gücünü seferber edecektir.
Neredeyse Hititlerden bu yana dünya tarihinin defalarca verdiği derslerden pek yakında Trump sayesinde ABD halkı da nasibini alacak.
Orduların niceliksel büyüklüğünden ziyade stratejinin öneminin anlaşılacağı günlerden geçiyoruz.

