Mehmet A. KANCI

Demir Almak Günü Gelmişse Avrupa'dan

Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

ABD'nin 2025 yılı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi bir nevi Avrupa'ya veda mektubu niteliği taşıyor. İki dünya savaşında Alman saldırganlığından ABD'nin insan gücü sayesinde kurtulan, Birinci Soğuk Savaş ile palazlanan Sovyet tehdidini ise Marshall Planı'nın meyvesi olan ekonomik yardımlarla atlatan Avrupa, nihayet kendi gerçekliği ile yüzleşiyor. 

Kamuoyu ile paylaşılan belgeyi değerlendirirken ilk üzerinde durulması gereken husus 2010 yılından itibaren Barack Obama-Hillary Clinton- Demokrat Parti üçlüsünün bir numaralı tehdit olarak belirlediği Çin Halk Cumhuriyeti'nin “en büyük meydan okuma” kaynağı olmaktan çıkarılması. Pekin yönetimi artık ABD'nin gözünde askeri bir rakip olmaktan ziyade küresel ekonomik hegemonya mücadelesi verilecek bir aktör. Çin'in birincil tehdit niteliğini ortadan kalkarken, Rusya da düşman statüsünden çıkarıldı. Belgenin bir diğer özelliği de Trump yönetiminin dünyayı algılayış şekline dair sunduğu ipucu.

ABD YÖNETİMİNE GÖRE DÜNYA “BATI VE DOĞU YARI KÜRELER” OLARAK BÖLÜNÜYOR

Venezuela'ya baskı uygularken Trump yönetiminde yer alan isimlerin kullandığı bir kavram belgede öne çıkıyor: “Batı yarı kürede güvenlik ve istikrarın sağlanması”. Yani Trump yönetimi, Amerika kıtasını kuzeyi ve güneyi ile Grönland'ı da dahil ederek dünyanın geri kalanından ayırmak suretiyle kendisini bir nevi “eski dünyadan” soyutluyor. Bu yaklaşım bir bakıma ABD'nin 5'inci başkanı James Monroe'nun 1823'te yürürlüğe koyduğu kendi ismiyle anılan doktrini anımsatıyor. 

Monroe doktrini, Birinci Dünya Savaşı sonunda dönemin Başkanı Wilson tarafından aşılmak istenmiş olsa da, kendilerini dünyanın geri kalanından izole eden Monroe Doktrini'nden memnun olan ABD halkı, o yolda yürümeyi tercih eden Warren G. Harding'i 1920'de başkanlığa seçerek Avrupa'nın meselelerine mesafeli kalmayı tercih etmişti. Görünen o ki 2025 yılında tarih tekerrür etmekte.

ABD AVRUPA MEDENİYETİNE 20 YIL ÖMÜR BİÇTİ

Gelelim şimdi ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'ndeki, kendisini dev aynasında görmeye devam eden Avrupa'ya dair teşhislere. Belgenin 25 ve 26'ıncı sayfaları Avrupa'nın içerisinde bulunduğu kriz haline ayrılmış. ABD yönetimine göre Avrupa'nın sorunları savunma harcamalarındaki yetersizlik ve ekonomik durgunlukla sınırlı değil. 

“Avrupa'nın gerçek sorunları daha derin” ifadesinin kullanıldığı metinde kıta Avrupasının küresel gayri safi yurt içi hasıladaki payının 1990'da yüzde 25 olan düzeyinin yüzde 14'e gerilediğine dikkat çekiliyor. Bunun sebebi olarak ise yaratıcılığı ve çalışkanlığı baltalayan bürokrasi çarkı ve regülasyonlara işaret ediliyor. ABD ulusal güvenlik uzmanlarına göre, Avrupa'nın karşı karşıya olduğu tehlike kötü ekonomik gidişat ya da Rusya'nın askeri baskısının da ötesinde. 

Avrupa medeniyetinin silinmesi gibi daha gerçek ve çarpıcı bir olasılık gündemde. Bu olasılığı gündeme taşıyan faktörler ABD'ye göre, siyasi özgürlük ve egemenliği baltalayan Avrupa Birliği politikaları, ulus ötesi kuruluşların faaliyetleri, kıtayı dönüştüren ve çatışma yaratan göç politikaları, ifade özgürlüğüne uygulanan sansür, siyasi muhalefetin bastırılması, azalan doğum oranı, ulusal kimlikler ile özgüven kaybı gibi unsurlar. 

ABD Ulusal Güvenlik ve Strateji Belgesi ile ilgili bu noktada altı çizilmesi gereken bir husus daha var. 

Küreselleşmeye karşı olduğunu ilan eden Trump yönetimi, dünyanın geleceğini ulus devlet kavramında gördüğünü bu belgede de vurguluyor. Yani Avrupa Birliği var olduğu müddetçe Avrupa'nın içerisine düştüğü çıkmazdan kurtulamayacağı görüşünde Washington yönetimi. 

ABD'nin, eğer özgüven kaybı sorunu giderilemezse Avrupa medeniyetinin çöküşü için öngördüğü süre ise 20 yıl. Avrupa'nın bu durumu haliyle ABD açısından NATO'nun geleceğini de tartışmaya açıyor. Bu belgeye göre, Avrupa gittiği yolda ısrar ederse en geç 10 yıl içerisinde NATO ittifakı bir dönüşüm geçirmek zorunda kalacak ve bu dönüşüm ittifakın yaşaması için NATO'ya Avrupalı olmayan üyelerin girişi anlamına gelecek.Siyaset

ALMANYA BELGEDEKİ TESPİTLERİ REDDETTİ, AVRUPA'NIN GENELİ SESSİZ

Belgedeki tespit ve ifadelerin Avrupa başkentlerinde yarattığı şoku tahmin etmeniz zor olmasa gerek. Almanya Hükümet Sözcüsü Sebastian Hille belgede yer alan Avrupa'ya yönelik eleştirileri toptan reddettiklerin ilan etti. Alman sözcü, Avrupa Birliği'ne yönelik eleştirilerin stratejik olmaktan ziyade ideolojik olduğunu iddia etti. Özellikle Rusya'nın tehdit olarak sınıflandırılmamasının Berlin yönetimini çileden çıkardığı anlaşılmakta. 

Alman Hristiyan Demokrat Birlik Partisi Dış Politika Sözcüsü Norbert Röttgen'in belgeye yaklaşımı daha gerçekçiydi. Röttgen, belgenin Avrupa açısından bir “dönüm noktası” olduğunu vurgularken, ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ilk defa Avrupalıları terk ettiği gerçeğiyle yüzleşilmesi gerektiğini ifade etti. Diğer Avrupa başkentlerinde ise belgeye dair sessizlik hakim.

AVRUPA'YA TEKME Mİ VURMALI, AYAKTA MI TUTMALI?

Rus Çarı I. Nikolay ile Avusturya Şansölyesi Metternich, Bab-ı Ali'nin Rus Çarlığı'na tavizler vermek zorunda kaldığı ve Boğazlar Sorunu'nun doğumuna yol açan 8 Temmuz 1833 tarihli Hünkar İskelesi Anlaşması'nın imzalanmasından iki ay sonra yaptıkları görüşmede Osmalı devletini “Hasta Adam” olarak nitelemişlerdi. Bu anlaşmayı takip eden 80 yıl boyunca Avrupa devletleri, Hasta Adam'ın tepesinde akbabalar gibi dolanmış ve Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Mondros Mütarekesi ve Sevr Anlaşması ile amaçlarına ulaştıklarını zannetmişlerdi. Lakin devran 2 asır sürmüş olsa da döndü. ABD'nin Avrupa'ya dair tespitlerine bakacak olursak çağımızın “Hasta Adamı Avrupa Birliği”.

Görünen o ki, yakın gelecekte ABD'nin üzerinden elini çektiği Avrupa'nın hayatta kalma mücadelesine şahit olacağız. Peki bu durumda Türkiye ne yapmalı? 40 yıldır Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin şantajlarına boyun eğerek Türkiye'yi dışlayan Avrupa Birliği'ne bir tekme de biz mi atmalıyız? Yoksa “Türk atları Vistül Nehri'nden su içmedikçe Lehistan özgür olamaz” düsturuna uyarak Avrupa'nın güvenlik mimarisine daha fazla katkı mı sunmalıyız?

İngiltere, İspanya ve İtalya'nın son 2 yılda Türkiye ile geliştirdiği savunma işbirliğine ve Macaristan Başbakanı Orban'ın hafta başında Türkiye-Macaristan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 7'inci Toplantısı için geldiği İstanbul'da alınan kararlara bakacak olursak, Türkiye bütün dışlanmışlığına rağmen Avrupa'yı ayakta tutma seçeneğini değerlendirmeyi tercih edecek. Keza Belçika Savunma ve Dış Ticaret Bakanı Theo Francken'in 9 Aralık'ta Anadolu Ajansı'na yaptığı değerlendirmeye de kulak kabartmak lazım. 

Francken, Avrupa'nın Türkiyesiz güvende olamayacağına işaret ederken “Türk halkına, Türk sanayisine, Türk siyasetine ve Türk diplomasisine ihtiyacımız var. Türkiye'nin içinde olmadığı bir güvenlik senaryosuna inanmıyorum” ifadeleriyle yalın gerçeğin resmini çizdi.

Görünen o ki Avrupa Birliği pek yakında kendi selameti açısından sistematik Türk düşmanlığı yapan Almanya başta olmak üzere kuzey ülkeleri ile onların maşaları Yunanistan ve GKRY'ye karşı somut bir adım atma seçeneğini gündemine almak zorunda kalacak.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Mehmet A. KANCI yazıları