ABD'yi Kendisinden Nasıl Koruyacağız?
- Telegram
28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş 25’inci günü itibarıyla, ABD Başkanı Trump’ın nevi şahsına münhasır kişiliği gibi öngörülemez bir safhaya evrildi. İnsanlık tarihi Hititlerden Kartaca’ya, Atina’dan Doğu Roma’ya, Batı Roma’dan Rus Çarlığı’na kadar pek çok imparatorluğun yıkılışına tanık oldu. Bu yıkılışlarda ekseriyetle yabancı bir gücün askeri baskısı, ideolojik akımlar, kıtlık, kuraklık, salgın hastalıklar gibi dışardan gelen faktörler etkili olmuştur. Ancak ilk defa küresel bir gücün tamamen iç dinamikleri neticesinde çürüyerek yıkılmaya doğru gittiğini canlı yayında izlemekteyiz.
Trump kendince bir zafer uydurarak bu savaştan sıyrılsa bile, ABD’nin geldiği durum küresel toplumu yeni ve daha büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakacaktır. Venezuela Devlet Başkanı’nı kaçıran, İran’a saldırmak için neredeyse bir yıl boyunca tüm diplomatik müzakere süreçlerini örtü olarak kullanan, müttefiklerini haraca kesen bir süper güçten bahsediyoruz.
ABD ARTIK “HAYDUT DEVLETTİR”
Geçmişte kimi ülkeleri yaftaladığı gibi ABD’nin kendisi bugün bir haydut devlete ( Rogue State ) dönüşmüştür. Konunun dehşete düşmemizi gerektiren kısmı, bu haydut devletin para birimi dünya rezerv para birimlerinin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturmakta ve küresel ekonomiye hakim durumdadır. ABD, yaklaşık 4 bin nükleer başlığı, 10 uçak gemisi, çeşitli tipte 15 bine yakın hava aracı ve 1 trilyon doların üzerindeki savunma bütçesi ile rakipsiz bir silahlı güçtür.
Trump’ın elinde kontrolden çıkmış olan bu güç, bugün hesapsız kitapsız bir şekilde dünyanın enerji ve nadir toprak elementi kaynaklarına saldırmakta, bu kaynaklara sahip olan ülkelere güç yoluyla anlaşmalar imzalatmaktadır.
Bakınız ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’nın 2013-2017 yılları arasında direktörlüğünü yapan John Brennan 23 Mart günü MS NOW medya mecrasında Trump’ın İran ile görüştüğüne dair yaptığı açıklamayı değerlendirirken neler söylemiş. Bölgesel Haberler
“TRUMP YERİNE İRANLILARA İNANIRIM”
Bildiğiniz gibi İran tarafı ABD’nin kendileriyle görüştüğüne dair Trump tarafından 23 Mart günü gündeme getirilen iddiayı yalnızca 27 dakika sonra yalanlamıştı. Yalnızca bu 27 dakikada ABD borsalarında yaşanan yaklaşık 3 trilyon dolarlık hareketin kimlerin cebine gittiği ise şimdilik meçhul. CIA eski direktörü Brennan Trump’ın İranlılarla görüştüğüne dair açıklamasını şöyle değerlendiriyor:
“Donald Trump’tan ziyade İran’a inanma eğilimindeyim. Çünkü o yüzlerce defa yüzüne tokat gibi inse dahi gerçekleri kabul edemeyen bir kişi. Şu anda sallantıda olduğu açık. Yarattığı bu fiyaskodan nasıl çıkacağını bulmaya çalışıyor.”
Belli ki Brennan uzmanlık alanı olmadığı için ülkesinin ve dünyanın, ağır kişilik bozukluğu yaşayan bir vaka ile karşı karşıya olduğunu açıkça söyleyemiyor. 24 Mart günü hızını alamayan Trump bu defa Savaş Bakanı Hegseth ile Beyaz Saray’da gazetecilerin karşısına çıktı. Bu basın toplantısında ABD Dışişleri Bakanı Rubio ya da Başkan Yardımcısı JD Vance’in ortalıkta görünmemeleri şaşırtıcı değildi. Bu ikili bir süredir İran’a savaş çılgınlığından kendilerini yalıtmak için özel bir çaba sarf ediyorlar.
Unutulmaması gereken bir husus da Dışişleri Bakanı Rubio’nun, Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörlüğü görevinden istifa eden Joe Kent’ten yaklaşık 14 gün önce, 3 Mart’ta, ABD’yi İran savaşına girmeye İsrail’in ikna ettiği gerçeğini ifşa etmesiydi. O tarihten bu yana Rubio sahneden çekilirken, yerine “İranla bombalarla pazarlık yapıyoruz” cümlesini kurabilen Hegseth sürüldü. Hatta 23 Mart günü bir başka basın toplantısında Trump, bir günah keçisi belirlediğini ima eder şekilde “İran ile savaşı Hegseth istedi” diyerek Savunma Bakanı’nı çoktan tanrılara kurban etmiş oldu. Dönelim şimdi Trump’ın 24 Mart günü Beyaz Saray’da söylediklerine. “
•İran bize çok para eden bir hediye verdi, ne olduğunu söyleyemem, petrol ve doğalgazla alakalı bir hediye.
•İran’da rejimi değiştirdiğimizi söyleyebilirim.
•İran’dan gelen hediye doğru insanlarla müzakere ettiğimizi gösteriyor.
•İranlılar anlaşmak için can atıyor.
•Bu savaşı kazandık, sanırım yakında bitireceğiz, bir şey söyleyemem.
Trump’ın bu sözleri sarf ettiği dakikalarda İran, İsrail’in Tel Aviv kentini çok başlıklı füzelerle vurmaktaydı. Rejimi değiştirdiğini ilan ettiği gün ise İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği’ne, öldürülen Ali Laricani’nin yerine Devrim Muhafızlarının çelik çekirdeğinden yetişen bir kişi, Muhammed Bakır Zülkadir atanmıştı.
Trump’ın kendisinden başka kimsenin anlamadığı, birbirinden tutarsız açıklamalar silsilesi artık piyasaları kontrol altında tutmasını sağlayacak kadar dahi gerçeklik üretebilmekten aciz. Tam da bu makalenin yazıldığı saatlerde İsrail Kanal 12 Televizyonu ABD’nin Türkiye, Pakistan, Mısır aracılığı ile Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bir barış zirvesi için girişimde bulunduğunu duyurdu.
Sizlerin bu yazıyı okuduğunuz gün yani Perşembe günü düzenlenmesi planlanan zirve, daha önce müzakere süreçlerinde iki kez aldatılmış olan İran tarafından muhtemelen kabul edilmeyecektir. İran, ABD’nin bu diplomatik süreci de zaman kazanmak ve yeni saldırılara hazırlanmak için başvurduğu bir hile olarak değerlendiriyor.
Velhasıl kelam ABD taş taş üstünde bırakmamak suretiyle İran’ı haritadan silse bile buna zafer diyebilir miyiz?
Peki sonra sıra kime gelecek?
Venezuela ve İran’a bunları reva gören bir ülkeyi bir sonraki adımda Grönland, Kanada ya da Meksika’ya yönelik bir işgal hareketinden alıkoyacak bir denge unsuru mevcut mu?
Milattan önce 44 yılının 15 Mart günü, Roma İmparatorluğu’nun tüm gücüne tekelinde toplayan ve kendisini yaşam boyu diktatör ilan eden Julius Sezar öldürülmüştü. Yaşamı savaş meydanlarında geçmiş olan Sezar bugünkü Fransa, Almanya ya da Yunanistan topraklarında savaştığı orduların askerleri tarafından öldürülmedi. Roma Senatosunun en az 23 üyesinin katıldığı bir komplo ile Senato salonunda bıçaklanarak öldürüldü. Sezar’ı öldürenlerin amacı Cumhuriyeti diktatörlüğe karşı korumaktı. Tarihin tekerrür ettiği savına karşı çıkanlar Trump vakasının gelecek bölümlerinde fikirlerini değiştirebilirler.

