Yeni Nesil Deniz Savaşları ve Türkiye
- Telegram
Geçen hafta Karadeniz üzerinden Türkiye topraklarını denizden ve havadan tehdit eden kaynağı muğlak dron operasyonlarını değerlendirmiştik. Bu hafta meseleyi biraz daha küresel boyutuyla ele alacağım.
Dünya 19'uncu yüzyıldakine benzer bir deniz savaşları dönemini yeniden yaşıyor hatta daha büyüklerini de yaşamanın eşiğinde. Atlantik ve Pasifik Okyanusları bugün Ukrayna-İngiliz özel kuvvetlerinin Rus tankerlerine saldırıları ile ABD'nin Venezuela bağlantılı petrol tankerleri ile uyuşturucu teknelerine müdahalelerine sahne oluyor.
Doğu Akdeniz'de geçen hafta ilk defa Rusya ile bağlantılı gölge filonun parçası bir Rus tankeri hedef alındı. Bu tankerde Rusya'nın Avrupa'daki suikast operasyonlarından sorumlu olan General Andrey Averyanov'un bulunduğu ve saldırıda öldürüldüğü iddia edilmekte. Yalnızca açık denizler değil, Hazar Denizi gibi kapalı denizler ve Don Nehri gibi akarsulardaki taşımacılık faaliyetleri de yine Ukrayna-Rusya Savaşı'nın hedef listesinde yer almakta. Çin Halk Cumhuriyeti ise Güney Çin Denizi başta olmak üzere Hint-Pasifik bölgesinde kendisine yönelik tehditleri bertaraf etmek üzere bir yandan uçak gemilerinin sayısını artırırken, bir yandan da binlerce tekneden oluşan hibrit bir güç haline gelen, gerektiğinde silahlandırılabilecek balıkçı tekneleri filosuyla Pasifik Okyanusu'nun en doğusuna kadar gücünü yaymakta.
TÜRKİYE YENİ DONANMA REKABETİNİN ETKİLİ OYUNCUSU
Nitekim Türkiye de bu rekabet sahasına duyarsız kalmadı. Şu anda farklı tiplerde 39 savaş gemisinin tersanelerde inşası sürüyor. Reis sınıfı yeni denizaltı Atılay'ın inşası başladı. Cumhuriyetin ilanının ardından Akdeniz'deki tehditleri karşılamak için Türk donanmasına kazandırılan Ay sınıfı denizaltılar “Reis” ile yeniden doğarken, silahları da yerli ve milli nitelik kazanmakta. Atmaca ve Gezgin güdümlü mühimmatlarının yanısıra Akya tipi torpido ve Malaman mayınlarıyla Reis sınıfı denizaltılar Türkiye'yi, kendi denizaltısını tasarlayan ve inşa edebilen ülkeler listesinde ilk 10'a yükseltti. Ege Denizi'ni, İsrail'den satın alacağı katmanlı füze sistemiyle donatmaya hazırlanan Yunanistan ise İtalya ve Fransa tersanelerini zengin etmekle meşgul. Türkiye'nin denizlerde başlattığı seferberliğin benzeri atılımlar, yalnızca geride bıraktığımız hafta 3 ülkede daha kendisini gösterdi.
FRANSA'NIN UÇAK GEMİSİ SEVDASI
Önce Fransa'ya bakalım. Fransa, donanmasının belkemiğini oluşturan Charles de Gaulle uçak gemisinin yerini alacak yeni bir gemi inşa etmeye karar verdi. Bu gemi F-35 uçaklarının donanmalar için tasarlanan versiyonunu, yani dikey iniş-kalkış kapasitesine sahip olanları taşıyacak. Fransız uçak gemisinin 30 uçağın yanısıra, helikopterler ve dronlar taşıması da planlanıyor. Uçak kapasitesine bakacak olursak bu gemi, dünyanın en büyük savaş gemisi ve ABD'nin hizmete giren son uçak gemisi USS Ford'un ancak yarısı büyüklüğünde olacak. Ama Fransa gibi boyunu aşan küresel etki iddiasındaki bir ülke için en büyük handikap, bu geminin hizmete giriş tarihi olarak 2038 yılının belirlenmiş olması. Çin Halk Cumhuriyeti'nin her 10 yılda bir uçak gemisi inşa ederek hizmete soktuğu gözönüne alınacak olursa Fransa'nın bu alanda başat güçlerle rekabet etmesi çok da olası değil.
BANZAİ PAROLASI DENİZLERE DÖNÜYOR
Ve dönelim İkinci Dünya Savaşı'nın görkemli donanma gücü Japonya'nın geri dönüşüne. Japonya'nın silahlanma programına İkinci Dünya Savaşı'nın ardından sınırlama getirilmiş, dahası uçak gemisi gibi araçlara sahip olması tamamen yasaklanmıştı. Ancak Japonya ABD'nin de desteğiyle, helikopter gemileri olarak inşa ettiği İzumo sınıfı savaş gemilerine dikey iniş kalkış kapasitesine sahip F-35 uçaklarını yükleyerek bu yasağın arkasından dolandı. Mitsubishi tersaneleri şu anda Mogami sınıfı çok amaçlı fırkateyn üretimini seri bir şekilde gerçekleştiriyor. İzumi sınıfı gemilerin sayısını artırmayı planlayan Japonya, denizaltı üretiminde de gaza basmış durumda. Kıyı savunması için yürüttükleri füze programları da Pasifik bölgesindeki olası bir çatışmanın yaklaştığının habercisi. Ve gelelim son olarak ABD'nin bu alandaki planlarına.
ABD'NİN ALTIN FİLOSU MU,HAYALET FİLO MU?
ABD donanması şu anda mevcut kapasitesiyle dünya genelinde 3 temel görevi yerine getirmekte. Tayvan çevresindeki Çin baskısına karşı caydırıcı faaliyetler yürütürken, Kızıldeniz, İran Körfezi ve Akdeniz'de İsrail'i olası İran ve Husi füze saldırılarından koruyorlar. En zorlu görevi ise şu sıralarda Karayip Denizi'nde yürütmekteler. ABD donanmasının en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford ve muharebe grubunun yanısıra 20'den fazla çeşitli tipte muharebe ve ikmal gemisi şu sıralarda Venezuela'ya denizden ve havadan uygulanan ablukayı yürütüyor. Ancak bu bile Donald Trump için yeterli gelmemiş olmalı ki 22 Aralık'ta ABD donanmasını büyütecek yeni programını açıkladı.
“Altın Filo” adında tasarlanan programın omurgasını Trump sınıfı savaş gemileri oluşturacak. Yeni savaş gemilerinin eskilere oranla “100 kat daha güçlü” olacağını iddia ediyor ABD Başkanı. Kamuoyu ile paylaşılan planlara göre uzunluğu 250 metreyi bulacak bu gemilerde 600 ila 800 mürettebatın görev yapacağı iddia edilmekte. Bir mukayese yapmak açısından Türkiye'nin en yeni savaş gemilerinin mensup olduğu İstif sınıfı firkateynlerimizin 113 metre uzunlukta olduğunu ve 120 kadar mürettebatla sefere çıktığını belirteyim. Trump, kendi adını taşıyan bu sınıftaki gemilerden ilki olan USS Defiant'ın iki buçuk yıl sonra donanmaya katılacağını da iddia etti.
ABD'nin gerçeklikle pek bağdaşmayan projesinin bir “Altın Filo” mu yoksa “Hayal Filo” mu olduğunu anlamamız çok uzun sürmeyecektir. Kesin olan tek şey, ulusların girdiği bu donanma yarışlarının geçmişteki örneklerinin mutlak şekilde çatışma ihtimalini de beraberinde getirdiği gerçeğidir.

