İran'da 73 Yıldır ABD Kazanıyor
- Telegram
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin sosyal medya hesabında paylaştığı bu fotoğraf 28 Şubat 2026 Cumartesi günü İsrail-ABD ikilisinin İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ve 40'dan fazla üst düzey yetkilinin öldürüldüğü suikast saldırısından yaklaşık 1 saat sonra hedef alınan Hürmüzgan eyaletinin Minab şehrinden.
Minab şehrinin yanı başında uluslararası petrol ticaretinin yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı bulunuyor. Bu mezarlara bırakılan naaşlar yaşları 7 ile 12 arasında değişen kız çocuklarına aitti. 3 Mart günü, ABD-İsrail saldırısında tek bir füzeyle vurulan ilkokulda hayatını kaybeden 165 kız çocuğu ve okul personeli için cenaze töreni düzenledi. 
Bu mezarlık fotoğrafı yalnızca içerisinden geçilen savaşın ikonik bir sembolü olmakla kalmıyor. Aynı zamanda Batı dünyasının insan haklarını nasıl araçsallaştırdığını da belgeliyor.
Bir tarafta kadın haklarını hiçe saydığı ve değişmesi gerektiği iddia edilen bir rejim, diğer tarafta İran'a demokrasi getirip kadınları kurtaracaklarını iddia edenlerin öldürdüğü 160 kız çocuğu.
Saldırının failleri Gazze halkını da “yarı insansı” olarak niteleyecek kadar aşağılık zihniyetin temsilcileri olduğu için eylemi üstlenmiş değiller. Yani o okulu vuran füze ABD'ye mi yoksa İsrail'e mi ait bir hava ya da deniz platformundan ateşlendi bilemiyoruz.
Silahı ateşleyecek cesaretleri var, ama rezilliklerini üstlenecek cesaretten mahrumlar. Bir gelişme olur da bunun bir “ kaza” olduğunu iddia ederlerse Gazze'de son iki buçuk yıldır neler yaşandığını hatırlayalım.
Gazze'de soykırıma başlar başlamaz hastaneleri vurmaya başlayan İsrail ile bu saldırılar için Netanyahu'yu aklamaya çalışan ABD'nin bir okulu kasten vurduklarını düşünmek için yeterli kanaat ve tecrübeye sahip artık insanlık ailesi.
Şimdi gelelim savaşın gidişatına ve “Canım İran da ABD'nin istediklerini verseydi” yaklaşımını benimseyenlere. Bu meselenin nereden gelip nereye gittiğini hatırlamak gerek önce.
İRAN: KOMŞULUK HUKUKUNDAN NASİBİNİ ALMAMAK
Önce İran'a bakalım. 1979'da Şah rejimini alaşağı devrimin ardından İran milyarlarca dolarını “Şii Hilali Projesi” uğruna heba etti. Hem bölge halkına hem kendi halkına gün yüzü göstermedi.
Terör örgütlerini destekledi, uluslararası kaçakçılığın her türüne ev sahipliği yaptı. Türkiye'nin zararına olacak her faaliyette kendisine bir çıkar gördü. Hatta Umman ev sahipliğinde başlayan son müzakerelere Türkiye'nin ev sahipliği yapmasına dahi sırf bölgesel liderlik rekabetinde geri kalacağı endişesiyle karşı çıktı.
PKK ve türevlerine verdikleri desteğin ayrıntılarına girmeye dahi gerek yok, bizzat o örgütler bugün silahlarını Tahran'a çevirmiş bulunuyorlar.
Etme bulma dünyasında yaşıyoruz çok şükür.
İran'ın Türkiye'ye yönelik tutumunu anlamak için 1984 yılında Tahran'daki diplomatik personelimizi hedef alan ASALA bağlantılı şu saldırıları hatırlayalım:
1- 27 Mart 1984 Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği Ticaret Müşavir Yardımcısı Işık Ünel'in aracına bomba yerleştirilmesi girişimi.
2- 28 Mart 1984 Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği Askeri Ataşe Yardımcısı İsmail Pamukçu'nun silahlı saldırıda yaralanması.
3- 28 Mart 1984 Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği Başkatibi Hasan Servet Öktem'in silahlı saldırıda yaralanması.
4- 28 Mart 1984 Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği İdari Ataşesi İbrahim Özdemir'e silahlı saldırı girişimi.
5- 11 Nisan 1984 Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği İdari Ataşesi İhsan Yiğit'e silahlı saldırı.
6- 28 Nisan 1984 Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği Sözleşmeli Sekreteri Şadiye Yönder'e silahlı saldırı. Şadiye Yönder saldırıdan kurtulurken eşi Işık Yönder şehit oldu.
Peki yalnızca bir aylık zaman aralığında yaşanan ve bazıları eş zamanlı olan terör örgütü ASALA ve türevleri ile bağlantılı bu saldırıların failleri ile ilgili olarak İran ne yaptı? Cevap: Hiçbir şey. İbrahim Özdemir'e saldıranlar yakalandı ancak kimlikleri açıklanmadı.
Pamukçu, Yönder, Öktem ve Yiğit'i hedef alan saldırıların failleri yakalan(a)madı. Kimlikleri hala bilinmiyor! Ele geçen tek terörist Işık Ünel'in aracına bomba yerleştiren Sultan Gregorian Semaperdan oldu. O terörist de bombanın elinde patlayıp ölmesi sonucu ifşa olabildi. Komşusuna bu şekilde davranan bir ülkenin yönetimi için üzülmek mümkün olamıyor.
HER DEVİRDE İRAN DOSTU ABD!
Başlık şaka değil ama sebebi için sabredip okumaya devam ediniz. ABD'nin İran'ı hegemonyası altına alma girişimleri 1946 yılına dayanıyor. Gözden kaçan bir bilgidir, Birinci Soğuk Savaş henüz başlamadan, ABD nükleer silah kartını Berlin Ablukası'ndan da önce SSCB'ye karşı İran Krizi esnasında göstermiştir. İngiltere'den batı kampının liderliğini devralan ABD, haliyle İran petrolleri üzerinde söz sahibi olma hakkını da kendisinde görüyordu.
Bu devir teslim 1953 yılında, İran halkının seçtiği ve ülke petrollerini İngiliz şirketlerinin elinden alarak devletleştiren Başbakan Musaddık'ın CIA-MI6 darbesiyle devrilmesi ile eyleme geçmiş oldu.
Ajax darbe operasyonunun ardından ABD yalnızca İran'ı değil, Şah Rıza Pehlevi hanedanını da devraldı. İran'ın bugün şikayet konusu olan nükleer programı yine ABD'nin desteğiyle Şahlık döneminde başladı.
ABD o yıllarda Şah'ın devlet güvenlik teşkilatı SAVAK'ı da İsrail istihbarat servisi Mossad ile işbirliğine teşvik etti. İki gizli servis beraberce Şah yönetiminden şikayetçi olan komünistler üzerinde tatbik ettikleri işkence yöntemleri konusunda bilgi alışverişinde bulundular.
1973 yılında CIA'nın Ortadoğu'yu kontrol eden merkezi Kıbrıs'tan Tahran'a taşındı. Fakat nasıl olduysa bu koskoca CIA karargahı burnunun dibinde gelişen bir devrimi ve Ortadoğu'daki en büyük müttefikleri Şah Rıza Pehlevi'yi devirecek darbeyi haber alamadı. Ancak devrimden sonra dahi ABD ile yeni İran rejimi arasındaki karmaşık ilişkiler devam etti.
1986 yılında bir Lübnan yayın organı ABD'nin 1981-1986 yılları arasında, ( Bu yıllar arasında tüm dünya İran ile ABD'nin birbirlerinin acımasız düşmanı olduklarını zannediyorlardı ) Tahran'a silah sattığını ortaya çıkardı.
Peki iki ülke birbirlerini şeytanlaştırırken bu nasıl olmuştu?
Tabi ki İsrail, kendi bekası için Irak-İran savaşının mümkün olduğunca uzamasından yanaydı ve bunun için de İran'ın Şah döneminde ABD'den alınmış silah sistemlerinin sürdürülebilir kılınması gerekiyordu. İsrail, İran'a silah satışı için dönemin ABD Başkanı Reagan'ı ikna etti.
ABD, Ronald Reagan'ın başkanlığı döneminde İran'a en az 2 milyar dolarlık silah ve mühimmat sevkiyatı yaptı. Dahası bu ticarete yer yer İsrail de dahil oldu ve 1985'te İran'a anti-tank roket sistemleri temin etti. İran yönetimi de bu jestleri karşılıksız bırakmadı, silahlar karşılığında Lübnan'daki vekil örgütlerine kaçırttığı ABD vatandaşlarını serbest bıraktırdı. Evet değerli okuyucuları, şu anda televizyonlarımızdan canlı olarak izlediğimiz savaşın kabaca geçmişi bu şekilde.
Kim kimle savaşıyor, kim kimin silahıyla öldürülüyor buna siz karar verin.

