Mehmet A. KANCI

İran'ın Kara Laneti: Petrol

Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

1950 yılında AIOC ( Anglo-Persian Oil Company ) İran topraklarında çalıştırdığı işçiler için lojman yapılması taleplerini reddedip vasıflı işçilerin yüzde 50'sini, vasıfsız işçilerin yüzde 91'ini içme suyu, elektriği ve tahta zemini olmayan çadırlarda yaşamaya zorlarken, İngiliz şirketi 194 milyon brüt kazanç elde ediyor, 14 milyon sterlin kar payı dağıtıyor ve 42 milyon sterlini rezervlerine koyduktan sonra 43 milyon net karıyla övünüyordu. 

Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Noel-Baker dahi, AIOC'un İranlı işçileri kölelik şartlarında çalıştırırken bilançosuyla açıkça övünmesine tepki göstermiş ve ortaya çıkan durumun AIOC bünyesindeki işçileri İran Komünist Partisi Tudeh'in saflarına katacağı uyarısında bulunmak zorunda kalmıştı. ( Darbe 1953 Ervand Abrahamian / Türkiye İş Bankası Yayınları ). 

Petrol sektörü odaklı anti-emperyalist ve hükümet karşıtı eylemlerin yarattığı baskı İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi'yi köşeye sıkıştırmış, sonuç petrol kaynaklarının millîleştirilmesinden yana olan Muhammed Musaddık'ın 1951 yılında Başbakanlık görevine getirilmesi olmuştu. Şah 1 Mayıs 1951'de İran petrollerinin millileştirilmesini öngören yasayı imzaladı ve günümüze kadar devam edecek olan savaş başladı.

25 BİN DOLAR BÜTÇELİ PETROL DARBESİ

ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA ile İngiltere Dış İstihbarat Servisi MI6 yalnızca 2 yıl sonra, 1953 yılının Ağustos ayında “Ajax Operasyonu” kod adlı darbe ile Mussadık'ın görevinden alınmasını sağladılar. Tekrar gücü elinde toplayan Şah'ın ilk işi ilerleyen yıllarda İsrail gizli servisinin yakın mesai ortağı olacak SAVAK gizli polis teşkilatını kurmak oldu. Ancak bu defa İngiltere'nin yerine ABD'nin desteğiyle büyüyen İran petrol sektörünün katlanarak artan gelirleri de Şahlık rejiminin istikrarını sağlamaya yetmedi. 

16 Mart 1973'te bu defa İran Şahı ülke petrolleri üzerinde milli şirketlerin tasarruflarını artırma yoluna gitse de, tahttaki ömrü sonuçları görmeye yetmedi. Ayetullah Humeyni liderliğindeki devrim hareketinin 1979'da ülkede kontrolü ele geçirmesiyle İran'ın enerji pazarının kapıları da Batılı şirketlere kapandı. 

1979 yılından itibaren ABD-İran ilişkilerindeki iniş çıkışlara bağlı olarak İran-ABD ilişkileri de uluslararası yaptırımların konusu haline geldi. Bu yaptırımların sebepleri kimi zaman terörizme destek, kimi zaman nükleer program kimi zaman da uluslararası kara para trafiği oldu.

İran ambargolara rağmen ekonomisini ayakta tutmak için Rusya'nın yaptığı gibi petrolünü taşıyacak bir hayalet tanker filosunun yanısıra bir de “hayalet bankacılık” sistemi inşa etti. ABD Hazine Bakanlığı'nın verilerine göre yalnızca 2024 yılında ABD'deki paravan banka hesaplarından İran'ın hazinesine aktarılan paranın miktarı 9 milyar dolara ulaştı.

ABD'NİN EKONOMİK İSTİHBARATCI VE İRAN'IN KAÇAKÇILIK AĞI

Tahran yönetimi ekonomiyi ayakta tutmak için yalnızca petrol kaçakçılığı yapmakla yetinmedi. Suriye-Lübnan istikametinde kurduğu nüfuz alanı ile uyuşturucudan sigara kaçakçılığına kadar her alanda faaliyet göstererek rejimi ayakta tutacak finansmanı sağlamaya dahası ihraç etmeye çalıştı. 

2024 yılında Suriye'deki Esad rejiminin devrilmesi İran'ın bugün içerisinde bulunduğu ekonomik krizin ateşini daha da körükledi. Hizbullah'ın da yediği darbeler küresel kaçakçılık gelirlerinin kesilmesinde önemli rol oynadı. İran'ın Suriye'deki rejimi ayakta tutmak için 10 yıldan uzun süredir harcadığı paranın miktarının 30 ila 50 milyar dolar arasında olduğu tahmin ediliyor. 

İran ve Hizbullah'ın kurduğu küresel kaçakçılık ağının en önemli ayaklarından birini ise 3 Ocak günü Devlet Başkanı Maduro'nun kaçırıldığı Venezuela oluşturmaktaydı. ABD yönetiminin Maduro'nun kaçırılışının ardından “İran ve Hizbullah'ın Batı Yarımküredeki faaliyetlerine müsaade etmeyeceğiz” açıklamasının kökeni 1995 yılına kadar uzanmakta. Bu tarihte ABD Federal Soruşturma Bürosu FBI, Kuzey Karolayna eyaletindeki bir pizzacının merkezinde olduğu bir kaçakçılık vakası tespit etti. 

İlk başta mafya bağlantılı sıradan bir kaçakçılık vakası zannedilen olayın Venezuela ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden alınmış sahte vizelerle ABD'ye giriş yapan bir grup Lübnan vatandaşı ile ilişkili olduğu tespit edildi. Bu kişilerin liderliğini Hizbullah üyesi Muhammed Yusuf Hammud'un yaptığı da belirlendi. 

FBI “Operation Smokescreen” kod adıyla harekete geçerek sigara kaçakçılığı yapan çeteyi izlemeye aldı. 5 yıllık takibin sonucunda 20 Temmuz 2000'de FBI 18 kişiyi tutukladı. Dava süreci 2 yıl devam etti. Sadece bu sigara kaçakçılığı hücresinin faaliyette olduğu 8 yılda 8 milyon dolar gelir elde ettiği, paravan banka hesaplarıyla bu paraları Lübnan ve İran'a aktardıkları ayrıca çeşitli tipte askeri malzeme satın aldıkları tespit edildi. 

Nitekim 11 Eylül 2001'deki terör saldırılarından 12 gün sonra ABD, İran'a karşı terörizmi destekleme gerekçesiyle yaptırımlar silsilesini başlattı. 2011 yılından itibaren neredeyse her yıl birkaç yeni yaptırım kararıyla Tahran'daki yönetim kıskaca alındı.Coğrafi Referanslar

İRAN, EKONOMİSİ FELÇ EDİLEREK BİTİRİLİYOR

7 Ocak 2026 günü Atlantik Okyanusu'nun kuzeyinde The Marinera isimli İran-Venezuela hattındaki petrol trafiğinde kullanılan Rusya bandıralı tankere yapılan ABD-İngiltere ortak operasyonu, Tahran'daki rejimin askeri olmaktan ziyade ekonomik istihbarata dayalı operasyonlar neticesinde devrileceğine işaret ediyor. 

Suriye'de Esad rejiminin devrilmesi, Lübnan'da Hizbullah'ın etkinliğinin kırılması ve ABD'nin hayalet tanker filo gemilerine el koymaya başlamasıyla beraber İran'daki rejimi ayakta tutan ekonomik can damarları birbir kesiliyor. 

28 Aralık 2025 günü Tahran çarşısını ayaklandıran İran riyalinin ABD doları karşısındaki tarihi çöküşü ( 1 ABD dolarının 1,42 milyon İran riyaline eşit hale gelişi ), ABD'nin 22 Haziran 2025 günü İran'ın nükleer tesislerini vuran B2 bombardıman uçaklarından daha büyük hasara yol açtı. Avrupa'yı kendi sıvılaştırılmış doğalgaz pazarı haline getirerek terbiye eden ABD'nin İran üzerinde yürüttüğü operasyon, savunma sanayinde olduğu kadar enerji alanındaki bağımsızlığın öneminin de altını çiziyor.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Mehmet A. KANCI yazıları