Üçüncü Nükleer Tırmanış Nereye Varacak?
- Telegram
15 Ağustos'ta Alaska'da düzenlenen zirvenin ardından ABD Başkanı Trump'ın yaptığı açıklamalar yalnızca Ukrayna-Rusya Savaşı'nın sona erebileceğine dair ümitleri artırmakla kalmamış, küresel jeopolitik mücadeledeki fırtınanın dineceği beklentilerini de canlandırmıştı. Ne var ki geride kalan 2 buçuk aylık süreçte Ukrayna-Rusya cephesinde ateşkesin sağlanması bir yana, Rusya ve ABD'nin nükleer caydırıcılıklarını sahaya sürdükleri yeni gelişmeler yaşandı. Gözler şimdi muhtemelen sizin bu yazıyı okumanızı takip eden 48 saatte gerçekleşmesi umulan ABD Başkanı Trump ile Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Şi arasında gerçekleşecek görüşmede. Güney Kore'nin ev sahipliği yapacağı Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ( APEC ) Liderler Zirvesi kapsamındaki görüşme dünyaya iyimser bir mesaj vermez, fırtınayı dindirecek umutları yeşertmezse, 1962 Küba Füze Krizi ya da 1983 yılında ABD'nin Pasifik bölgesinde düzenlediği tatbikatlarla yükselen gerilime benzer vakalara şahit olabiliriz. Günümüz koşulları 1985 yılında ABD Başkanı Reagan ile Sovyetler Birliği lideri Gorbaçev'in Cenevre'deki ilk buluşmalarından çok farklı.
O zaman masada nükleer silahların yaratacağı yıkımın farkında olan ve silahlanma yarışına son vererek halklarının refah seviyesini yükseltmeye odaklanmış iki lider vardı. Bugün ise ringin bir tarafında öngörülmesi mümkün olmayan ve daha önce ABD'nin sahaya sürmediği silahları kullanmaktan ( 12 Gün Savaşı'nda İran'ın nükleer tesislerine karşı kullanılan bombalar ) çekinmeyen Trump, diğer tarafta ise donanma unsurları ile füze başlıklarının sayısını hızla artıran Çin Halk Cumhuriyeti var. Bir de tabi, Çin Halk Cumhuriyeti'nin vekaletiyle Avrupa'yı nükleer silahları ile doğrudan tehdit eden, Pekin'in kılıcı haline gelmiş bir Rusya'dan söz ediyoruz. Rusya bir yandan Kaliningrad ve Belarus'taki füze güçlerini takviye ederken Kuzey Denizi'ndeki nükleer kabiliyetlere sahip denizaltı sayısını da artırıyor. Çin Halk Cumhuriyeti'nden elde ettikleri tahmin edilen yeni yazılımlar sayesinde Patriot sistemleri dahil olmak üzere Ukrayna hava savunmasının Rus füzelerine karşı direnci azalıyor.
RUSYA VE ABD'DEN NÜKLEER TATBİKATLAR
Bir hafta önce Rusya Devlet Başkanı Putin, ülkesinin stratejik nükleer güç üçlüsünün katıldığı bir tatbikatı bizzat takip etti Bu tatbikat sırasında Rusya'nın kuzeyindeki Plesetsk Uzay Üssü'nden Yars tipi bir kıtalararası balistik füze fırlatıldı ve Kamçatka'daki hedefini başarıyla vurdu. Nükleer denizaltılardan ise Sineva ile Buleva tipi füzelerin atışı gerçekleşti. Tu-95MS tipi stratejik bombardıman uçakları da güdümlü füze atışları yaptı. Ancak tatbikatın Batı dünyası açısından en fazla endişe edilmesi gereken kısmı 21 Ekim'de gerçekleşti. 9M730 Burevestnik tipi füze Rus askeri yetkililerinin iddiasına göre başarıyla denendi. Bu füzenin nükleer tehdit açısından çıtayı yükselten özelliği, yalnızca başlığında nükleer bir patlayıcı taşıma kapasitesine sahip olması değil. Roketleri de nükleer güçle çalışıyor. Rusya Genelkurmay Başkanı Gerasimov füzenin 15 saat boyunca uçuş yaptığını ve bu sürede 14 bin kilometre yol kat ettiğini söyledi. Batılı uzmanlar yüksek maliyeti ve füze savunma sistemlerini aşma kabiliyeti nedeniyle Burevestnik füzesine şüpheyle yaklaşsalar da, bu nitelikte bir füzenin NATO ülkelerinde olmaması endişe yaratıyor. Rusya, nükleer caydırıcılık araçlarıyla bu şovları yaparken ABD de boş durmadı. Aynı tarihlerde Nebraska'daki Offutt Hava Kuvvetleri Üssü'nde ABD Stratejik Komutanlığı (USSTRATCOM ) “Global Thunder 26 Tatbikatını başlattı. B-52 ve B-2 stratejik bombardıman uçaklarının yanısıra elektronik harp uçaklarının katıldığı tatbikata, Ohio sınıfı nükleer füze atma kapasitesine sahip 14 denizaltı da destek verdi.
Bu nükleer tırmanışa karşı Avrupa da kayıtsız kalmıyor.
TÜRKİYE-İNGİLTERE ORTAKLIĞI EUROFIGHTER SATIŞINDAN İBARET Mİ?
ABD ve Rusya sahnesinde bu gelişmelerin yaşandığı esnada İngiltere Başbakanı Keir Starmer 27 Ekim'de Ankara'yı ziyaret etti. Pek çok kişi bu ziyareti Türkiye'ye 20 adet Eurofighter savaş uçağı satışından ibaret olarak değerlendirse de pek yakında meselenin özünde Avrupa güvenlik mimarisinin Avrupa Birliği'ni de aşacak, nükleer caydırıcılığı da kapsayacak şekilde düzenlenmesine dair gelişmelerin yer aldığı gözlemleniyor. Rus tehdidinden korunma konusunda ABD'ye olan güvenini içten içe yitiren Avrupa, İngiltere'nin nükleer silahlarının Almanya ile paylaşılacağı ve 2030 yılına kadar kapsamlı bir silahlanma programının gündeme geleceği planın ilk adımlarını atıyor.
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Ukrayna'nın toprak kayıplarıyla sonuçlanacağına dair beklentinin artması, Rusya tehdidinin Baltık Denizi ve Karadeniz bölgelerinde daha etkili bir şekilde engellenmesi ihtiyacını tetikliyor. Keza Almanya'nın nasıl olup da, yıllardır gizli silah ve teknoloji ambargosu uyguladığı Türkiye'ye Eurofighter uçaklarının satışı için onay verdiğinin yanıtını burada aramak lazım. Avrupa Birliği üyesi olmayan İngiltere önderliğinde şekillenen Avrupa güvenlik mimarisi modeli, endüstrisi olmayan ve silahlanmak için gırtlağına kadar borçlanan Yunanistan'ın, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin 150 milyar avroluk silahlanma programı “SAFE”ten uzak tutmak için kullandığı veto silahını da sonuçsuz bırakacak. Bu makalenin yayınlandığı gün Almanya'dan Türkiye'ye yapılacak ziyaret, nükleer tehditlere karşı koyma yolunda Avrupa ile Türkiye arasında inşa edilecek yeni stratejik işbirliği modeline dair daha fazla fikir verecektir.

