Mehmet A. KANCI

Bolivarcı Yolun Sonu mu?

Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Hugo Chavez, 1992'de şansını askeri darbe ile deneyip başarısız olduktan 6 yıl sonra bu defa seçim sandığı yoluyla Venezuela devlet başkanlığı koltuğuna oturmuş ve izlediği siyasette ilhamının kaynağı olarak ülkenin kurucu lideri Simon Bolivar'ı işaret etmişti. Bolivar, 19'uncu yüzyılın başında Latin Amerika'daki Avrupa sömürgeciliğine karşı mücadele etmiş ve günümüz Güney Amerika kıtasının haritasının belirlenmesinde önemli rol oynamıştı. İran ile birlikte dünyada kanıtlanmış en kaliteli ve bol petrol rezervlerinin üstüne oturmuş olan Venezuela, bu zenginliği verimli bir şekilde kullanmak yerine Körfez ülkeleriyle aynı hataya düştü. Petrol gelirlerine dayalı bir büyüme süreci izleyen ülke, ekonomisini çeşitlendirecek adımları atmadı. Dahası Chavez döneminde devlet petrol şirketinin yönetim kuruluna liyakatsiz atamaların yapılması, ülkenin en büyük gelir kaynağını verimsiz bir sektöre dönüştürdü. Ülke ekonomisi çıkmaza girerken Chavez'in, ülkesinin imkanlarını aşacak şekilde bölgedeki ABD hegemonyasına karşı mücadele arayışı, kaçınılmaz şekilde Beyaz Saray'ın Venezuela'yı hedef tahtasına oturtması sonucunu getirdi. Trump ilk başkanlık döneminde karşısına rakip çıkartarak, olabildiğince “demokratik” yollarla Chavez'in halefi Maduro'yu alt etmeye çalıştı. 2019 yılındaki tartışmalı seçimlerin ardından Juan Guaido, başta ABD olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri tarafından devlet başkanı olarak tanınsa da bu proje yürümedi. Guaido, ABD'nin kendisi için harcadığı paralarla beraber ortadan kayboldu.

SANDIKLA OLMADI, UÇAK GEMİSİ İLE DEĞİŞİM YOLDA

İkinci Trump dönemi Venezuela'da rejimi değiştirmeye yönelik oyunun ikinci perdesini de vizyona taşıdı. ABD yönetimi bu defa Guaido gibi karakterlerle vakit kaybetmek yerine 2025 yılının Ağustos ayı itibarıyla askeri gücünü Karayip Denizi'ne yığdı. Her ne kadar bugün Venezuela'da Marina Corina Machado gibi gönüllü sömürgeci yalakası ve mandacı zihniyetin 21'inci yüzyıldaki temsilcisi bir karakter zuhur etmiş olsa da, ABD'nin bu defa sandık, seçim süreci gibi ayrıntılarla vakit kaybetmek istemiyor. Trump, ikinci başkanlık dönemi için koltuğu oturmasıyla beraber, Latin Amerika'da ABD hegemonyasının Çin'e karşı yeniden tesis edilmesi için gerekli altyapıyı hazırlamaya başladı. ABD'de ulusal güvenlik meselesi haline gelen fentanil uyuşturucu maddesinin kaynağı olarak Çin'i işaret eden Trump, Venezuela ve Kolombiya kartellerini Pekin yönetiminin işbirlikçileri olarak damgalarken, Meksika ve Kanada hükümetlerini de ABD halkının fentanil ile öldürülmesinde pay sahibi olmakla suçladı. Başkanlığının yedinci ayında Venezuela kıyılarına donanma gönderen Trump, bu süreçte uyuşturucu kartellerini de terör tehdidi olarak değerlendirecek kararları çıkarttı.

ABD DIŞINDA KİMSENİN DUYMADIĞI BİR SUÇ ŞEBEKESİ

Son olarak bu hafta başında ABD, kimsenin adını 2025 yılına kadar duymadığı Venezuela merkezli Cartel de los Soles adlı bir suç şebekesini Yabancı Terörist Örgüt olarak tanımladı. Halen Venezuela Devlet Başkanlığı görevini yürüten Maduro'nun da bu suç örgütünün başı olarak kabul edildiğini tahmin etmişsinizdir. ABD'nin tezine göre Cartel de Los Soles, Venezuela ordusu içerisinde örgütlenmiş ve 1998'den itibaren yani eski Devlet Başkanı Hugo Chavez'in iktidara gelişiyle beraber faaliyete geçen, Latin Amerika'daki neredeyse tüm kaçakçılık suçlarından sorumlu olan bir kartel. ABD'nin tezine göre diyorum çünkü ABD Hazine Bakanlığı ve istihbarat servislerinin ortaya koyduğu bilgiler haricinde böyle bir suç şebekesinin varlığına dair ortaya kanıt koyan bir uluslararası kuruluş ya da ülke yok. Yalnızca Trump'ın ikinci iktidar dönemiyle beraber Cartel de los Soles'i yasadışı suç örgütü olarak kabul eden bazı ABD yanlısı Latin Amerika ülkelerinin çeşitli yasama organlarının bu yönde aldıkları kararlar var. ABD, senaryonun hazır olduğuna ikna olduktan sonra 2 Eylül itibarıyla Karayip Denizi'nde ve Kolombiya'nın Pasifik Okyanusu kıyılarında uyuşturucu taşıdığını iddia ettiği teknelere saldırmaya başladı. Bu saldırılarda şu ana kadar en az 18 tekne vuruldu ve en az 80 kişi uyuşturucu karteli üyesi oldukları iddiasıyla öldürüldü.

RUBIO'DAN AVRUPA'YA “İŞİMİZE KARIŞMAYIN” MESAJI

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun 12 Kasım Çarşamba günü konuyla ilgili gazetecilerin sorusuna verdiği bir yanıt, günümüz Beyaz Saray yönetiminin uluslararası düzene bakış açısını da aydınlatır nitelikteydi. Avrupa Birliği'nin bölgedeki askeri operasyonlara eleştirileri ve ABD'nin eylemlerinin hukuka aykırılığına dair tespitleri sorulduğunda Rubio'nun “Avrupa Birliği'nin uluslararası hukukun ne olduğunu belirleme yetkisi olduğunu düşünmüyorum” ifadesi, Latin Amerika'daki gelişmelere, kıta dışından ülkelerin “burunlarını sokmamalarına” dair uyarı niteliği taşıyordu. Eş zamanlı olarak ABD, 2 Eylül'de Venezuela'ya karşı başlattığı savaşın adını da koydu: Güney Mızrağı Operasyonu. ABD istihbarat ve güvenlik birimleri bu hafta itibarıyla Trump'a, Venezuela topraklarına düzenlenebilecek bir operasyon için seçenekleri sunmaya başladı. ABD'nin ve dünyanın en büyük savaş gemisi USS Gerald Ford uçak gemisi bu hafta itibarıyla güvertesindeki 70'den fazla hava unsuru ile Karayip Denizi'nde pozisyon alırken, Venezuela Devlet Başkanı Maduro başkent Caracas'ta düzenlediği mitingde John Lennon'un “Imagine” adlı eseri ile barış mesajları veriyordu. Maduro'nun hali bana Irak'taki Saddam rejiminin sözcüsü Muhammed el Sahaf'ın televizyonda göründüğü son anları hatırlatıyor. 8 Nisan 2003 günü el Sahaf, ABD ordusunu nasıl perişan ettiklerini anlatırken, arka planda Amerikan tankları Bağdat'ın merkezinde ilerliyordu. Gidişat o ki, ABD 20'inci yüzyılın büyük bölümünde olduğu gibi Latin Amerika'yı yeniden “arka bahçesine” dönüştürmekte kararlı. Bolivarcı hareket doğumundan 2 asır sonra daha ciddi bir sınavla karşı karşıya. Latin Amerika'da kısa vadede yaşanacak gelişmeler, Afrika, Ortadoğu ve Orta Asya'da ABD'nin gündemindeki tüm ülkeler için öğretici olacaktır.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Mehmet A. KANCI yazıları