İmamoğlu'nun diploma davası 6 Temmuz'a ertelendi

İmamoğlu'nun diploma davası 6 Temmuz'a ertelendi
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla açılan dava 6 Temmuz'a ertelendi.

Ekrem İmamoğlu'nun savunmasının ardından görüşü sorulan duruşma savcısı, İdare Mahkemesi'ne kararın kesinleşip kesinleşmediğinin sorulmasını talep etti.

Mahkeme, İmamoğlu'nun üniversite diplomasının iptal edilmesine karşı İstanbul 5. İdare Mahkemesi'ne açtığı davanın reddedilmesine ilişkin kararının kesinleşmesinin beklenmesine karar vererek, duruşmayı 6 Temmuz'a erteledi.

"Doğum belgeme ne zaman dava açacaklar" diyen İmamoğlu'ndan sert savunma: Sıçan gibi kaçacaklar!

İmamoğlu, alkışlarla karşılandı

Jandarma eşliğinde, salona getirilen İmamoğlu, alkışlarla karşılandı. Hakim, idare mahkemesindeki, İmamoğlu’nun diploma iptaline karşı açtığı davadaki kararın henüz kesinleşmediğini belirtti.

Duruşmada ilk sözü avukat Tora Pekin aldı. Pekin, “Ocak 2026 tarihinde mahkeme kalemince sisteme bir evrak yüklendiğini gördük. Bu yazılım üzerinden dosyaya eklendiği anlaşılıyor. Mahkemeniz tarafından yazılmış bir yazı söz konusu. Dosyaya düştüğünde bunu gördük ve çıktısını da aldık. Ancak buraya gelmeden önce, bu hafta dosyaya yeni bir evrak gelip gelmediğini kontrol ettiğimizde söz konusu belgeyi göremedik. Sizin de şu an okumamanızdan hareketle, acaba bu evrak sehven mi dosyadan çıkarıldı, yoksa hâlen dosyada mevcut mu emin olamadık. Eğer dosyada mevcutsa okunmasını talep ederiz; en azından bu hususla ilgili beyanda bulunma imkânımız olur” dedi.

İmamoğlu: Tarihte görülmemiş bir yargı skandalı

Ardından Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’na savunmasına ekleyecekleri olup olmadığını sordu.

Savunmasına devam edeceğini beyan eden İmamoğlu, ramazan ayının birlik, vicdan ve muhasebe ayı olduğunu belirterek, 2019 yılında ramazan ayında seçimlerin iptal edildiğini, 2025 yılında ise diplomasının iptal edildiğini ifade etti. Mart ayında yargılanacağı sürecin ramazan ayına denk getirildiğini söyleyen İmamoğlu, hakkındaki iddianamenin gerçeği yansıtmadığını, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini kaydetti. Yargı sürecinde hakim değişikliği yapıldığını belirten İmamoğlu, doğal hakim ilkesinin yok sayıldığını aktardı.

İmamoğlu, söz konusu davaların hukuki değil, siyasi olduğunu savunarak, kendisine yönelik sürecin Cumhurbaşkanı adaylığıyla bağlantılı olduğunu ifade etti.

İmamoğlu, savunmasında şunları kaydetti:

Yaklaşık 16 aydır, iktidarın talimatlarıyla İstanbul’a konumlandırılmış bir avuç muktedir tarafından yürütülen operasyonlar ve oluşan davalar zinciri, tarihte görülmemiş bir yargı skandalı dönemini ülkemize yaşatmıştır. Bunun milletimize maddi ve manevi maliyeti çok ağır olmuştur. Koltuk hırsıyla yürütülen 19 Mart darbesinin maliyeti 250 milyar doları aşmıştır. Milletimiz fakirleşmiş, işsizlik artmış, itibar kaybı yaşanmıştır. Bu utanç verici iddianameyi yazan savcı ise terfi ettirilerek İstanbul’da bir ilçenin başsavcı vekili yapılmıştır. Bilinmelidir ki bu konu ne diploma ne de yolsuzluk meselesidir. Davaların komikliği, korkunun yarattığı yargı sefaletini açıkça göstermektedir. Ahmak, çirkin, casusluk, diploma iptali, evrakta sahtecilik, savcıya hakaret… Rezalet, rezalet, rezalet. Bütün bunların ana sebebi korkudur. Sadece dört seçimi milletimizin oylarıyla kazandığım ve Cumhurbaşkanı adayı olarak önümüzdeki seçimi kazanacağımı gördükleri için, rakiplerinden korkan bir anlayış her yolu mübah görmektedir. Milletimizin gönlündeki temiz yerimi gördükleri için buradayım. Benim milletimle bağım samimidir, sahte değildir. Toplumun büyük çoğunluğu bu yapılanların hukuki değil, siyasi olduğunu bilmektedir. Yurttaşlarımın verdiği güçle alnım ak, başım dik, özgüvenle buradayım. Hiçbir kuldan korkmuyorum.

Ama olan millete oluyor, geleceğimize oluyor. Adalete olan inanç yerle bir edilmiştir. İnsanlarımızın büyük bir kısmı artık adalete inanmamaktadır. Buna utanmak yerine hâlâ rahatça konuşanlarla karşı karşıyayız. Bu zihniyet sadece şahsıma saldırmıyor; milletimizin demokratik yolla iktidarı değiştirme hakkını da gasp ediyor. Millete gözdağı veriliyor. 'İstediğimde malına, mülküne el koyarım' mesajı veriliyor. Milletin nefesi, neşesi ve umudu çalınıyor.

“Bu sahte sürecin içindeki tüm uygulamalar tamamen siyasidir ve hedef bellidir”

Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi adı verilen yapı, Türkiye’nin kaderini tek bir kişinin iki dudağı arasına bırakmıştır. Yıkmak için her yolu, çatışmayı ve her türlü kötülüğü göze alan iktidar zihniyeti, 2024 yılı yazından itibaren —burayı dikkatle dinleyiniz lütfen— düğmeye basmıştır. Yerel seçimden dört ay sonra İstanbul’a atanacak başsavcı ve başarılı olursa getirileceği makam çoktan belirlenmiştir.

Bu sebeple şunu söyledim: Yürütülen her işte, her operasyonda ve yapılan tutuklamalardaki hukuksuz ve ahlak dışı uygulamaları savunan ve sürecin savcılığına soyunan, iktidarın başındaki zihniyet olmuştur. İstanbul’daki yargı makamı değiştikten sadece bir ay sonra, Esenyurt üzerinden uydurma yalanlarla, iftiralarla ve operasyonlarla sürece başlanmıştır. Ömrünü akademiye adamış Sayın Prof. Dr. Ahmet Özkan gibi, 65 yaşındaki saygın bir belediye başkanını sabahın köründe evinden aldırmak, tutuklamak ve bir yılı aşkın süre cezaevinde tutmak nasıl bir vicdan çöküşüyse, tutuklu yargılanan bütün arkadaşlarımızın maruz kaldığı tablo da tam olarak budur.

Bir yıl o insanı hapiste yatırdınız ve hakkında hiçbir şey bulamadınız. Herkes ‘masum’ diye haykırıyor. İşte benim hapiste yatan bütün arkadaşlarım da aynı şekilde masumdur. Bu sahte sürecin içindeki tüm uygulamalar tamamen siyasidir ve hedef bellidir. Cumhuriyet Halk Partisi muhtemel adayıyız. Ekrem İmamoğlu ile birlikte hedefteyiz. Hem partimiz hedeftir, hem Cumhuriyet Halk Partisi hedeftir; elbette başkaları da hedeftir. Bütün işlemler adım adım, vahşice ve hukuksuzca yürütülmüş, 19 Mart operasyonu devreye sokulmuştur. Kısacası, 19 Mart siyasi darbe girişimi öncesi ve sonrasıyla ifade ettiğim gibi bu süreç çökmüştür. Hukuksuzdur ve geçersizdir. Burada yargılananlar ve yargılanacak olanlar masumdur.

“Her türlü haksız kazanımınızın, yanlış iş ve işlemlerinizin hesabını adil mahkemelerde vereceksiniz”

Bu süreçte makam ve menfaat elde eden o bir avuç muhterise sesleniyorum: Bu makamlar liyakatle ve alın teriyle elde edilmiş makamlar değildir. Buradan söylüyorum; siz kaçacaksınız ama Türk milletinin iradesi, feraseti, adalet duygusu ve inancı sizi peşinizi bırakmadan kovalayacaktır. Sandık gelecek, gong çalacak, bu fetret devri sona erecek. 86 milyon yurttaşımız kazanacak. İnanın, zaman tahmin ettiğiniz kadar uzun değil; çok kısadır, yakındır, kapının eşiğindedir. Her türlü haksız kazanımınızın, yanlış iş ve işlemlerinizin hesabını adil mahkemelerde vereceksiniz. Kulaklarınıza küpe olsun. Yaşadıklarınız, makamlarınız ve yaşattıklarınız sahtedir, sahteciliktir. Benim çok iyi bildiğim bir büyüğü hatırlatayım: Esas makam nedir biliyor musunuz? Esas makam, aziz milletimizin gönlündeki makamdır. Ben her zaman o makama talip oldum. Milletimi çok sevdim ve milletimin de beni sevmesini arzu ettim. Tek dileğim bu olmuştur. İktidarın zihniyeti yolunu şaşırmış, milletin gönlündeki makamı unutmuştur. Öyle bir şaşkınlığa sürüklenmişlerdir ki, artık bir kişinin gönlündeki makamı gerçek makam zannetmektedirler. Oysa o makam sahtedir, aldatmacadır. Vakti dolduğunda, zamanı bittiğinde bunu anlayacaksınız.

Güç, kendinden emin olana değil; korkana serttir. Koltuğunu kaybetmekten korkanların yolu her zaman sahtecilik olmuştur. Koltuk düşkünü olanların yöntemi tarih boyunca ahlak dışı olmuştur. Dosya üretenler, manşet atanlar, TRT, Anadolu Ajansı, itibarsız ve kişiliksiz sözcüler, medya kuruluşları içindeki tetikçiler… Bir ıslık çalındığında sıçan gibi kaçtıklarını yakın tarihte gördük. Yine sıçan gibi kaçacaklar.

Kendine güvenenler ise bekler. Sakince bekler. Kendinden emin olduğu yüzünden okunur. Gerçeğin konuşmasına izin verir. Ve gerçek asla şaşmaz. İşte ben o taraftayım. O taraftaki konumumu da asla değiştirmeyeceğim. Çünkü ben hakikatin tarafındayım. Didik didik ettiler. Ne oldu? Didik didik ettiler. Yeryüzünde bu şekilde didik didik edilen başka bir insan yoktur. Hücrelerine kadar incelediler.

“Doğum belgeme ne zaman dava açacaklar diye bekliyorum”

Gerçek sahtecilerin, sahteciliklerine devam ettiklerini söyleyen İmamoğlu, "Ve benim bu hissettiklerimi anlayamazlar, anlayamayacaklar. Onun için ben buradayım. Ben gerçeğim. Doğduğum gün de gerçektim. Doğum belgeme ne zaman dava açacaklar diye merak ediyorum. Ne zaman dava açacaklar, gerçekten merak ediyorum. Köyde yetişirken de ortaokulda, lisede okurken de Trabzonlu bir çocuktum, bir delikanlıydım. Kıbrıs’a gittiğimde, Kıbrıslı Türklerle can cana, gerçek bir Kıbrıslıydım. 19 yaşında İstanbul’a geldiğimde, her işini anasının sütü gibi helal yapmaya gayret eden bir İstanbul Üniversitesi öğrencisi Ekrem İmamoğlu’yum" ifadelerini kullandı.

33 yıllık iş yaşamında, alın teriyle, gece gündüz nasıl çalıştığını her arkadaşının bildiğini, 19 yaşında da 20 yaşında da 25 yaşında da her türlü işi yaptığını anlatan Ekrem İmamoğlu, şöyle devam etti:

İşimin her aşamasında vardım. Amelelik de yaptım, bulaşık da yıkadım, patronluk da yaptım. Her aşamasını yaşayarak 2.510 konut, 140 bin villa, 107 ofis, 429 iş yeri ürettim. Ben bir iş insanıydım ve gerçektim. Babamın 60 yıllık esnaflık tecrübesinden aldığım terbiye, ahlak ve anlayışla gerçek bir İstanbullu iş insanıydım. Sosyal yaşamımda derneklerde, spor kulüplerinde, Trabzonspor’da, Bakırköyspor’da, Beylikdüzüspor’da, İstanbul’da ve Trabzon’da kurduğum kulüplerle, sivil toplum kuruluşlarında gerçek bir İmamoğlu oldum.

Gidin bakın, kurduğum kulüpler, yöneticilik yaptığım dernekler, sivil toplum çalışmaları… Onlarca iş insanının yanında, sorumlu bir kişilik olarak hayatımı dürüstçe yaşadım. Siyasette de belediye başkanlığında milletine hizmet etme prensibiyle hareket eden yine gerçek bir İmamoğlu’yum. Benim ölçüm nettir, dürüst olmak, açık olmak, aleni olmak, hiçbir hesabı milletten saklamamak. Hayatımın her anını böyle yaşadım. Kapalı kapılar ardında pazarlık yapmadım. Her zaman milletin huzurunda oldum. Karanlık ilişkilerim hiç olmadı. Yağmaya, karanlığa yaklaşanlardan uzak durdum. Benim yüzümü döneceğim yer millettir. Her adımım halkın önünde oldu. İstanbul’un her semtindeki pazarcılara sorun. Esnaf lokantalarına gidin, komilere, garsonlara sorun. Sokaklara, caddelere, meydanlara sorun. İlk, orta, lise ve üniversite arkadaşlarıma sorun. İş dünyasındaki arkadaşlarıma sorun. Allah’a şükür, referanslarım çok güçlüdür. Ben gerçeğim. Ne sahteyim ne sahteciyim. Köydeki arkadaşlarıma sorun, Kıbrıs’taki arkadaşlarıma sorun. Gizli ajandam yok, gizli defterim yok, gizli dilim yok. Her adımım milletin önündedir. Sandık sonuçları ortadadır. Ben bu yolda defalarca ‘Hak yemem, hakkımı da yedirmem’ diye haykırdım. Hırsızlara, seçimi çalanlara, özgürlüğümü çalanlara karşı mücadele ettim, kazandım. Yine mücadele ediyorum, yine kazanacağım.

"Yalan konuşmam, insan kandırmam, algı kurmam, dosya üretmem"

Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini 2019’da nasıl kazandığına, seçimi iptal ettikten sonra 23 Haziran’da 806 bin farkla nasıl kazandığını, 31 Mart 2024’te 100 bin farkla nasıl seçimi önde bitirdiğine bakılmasını isteyerek, "15,5 milyon insanın ön seçimde oy verdiği, 18 yaşından 103 yaşına kadar herkesin gelip 'adayım' dediği Ekrem İmamoğlu işte budur. 25,5 milyona yakın insanın imzasıyla destek verdiği bir Ekrem İmamoğlu vardır karşınızda" dedi.

İmamoğlu, "Ben iftira bilmem, pusu bilmem. Bu kadar mercek altındayım. Bir tane yalanımı, bir tane omurgasız sözümü bulsunlar, önümde koysunlar; milyon kez özür dilerim. Yoktur. Çünkü sözümü bin defa düşünür, bir defa söylerim. Makama ulaşmak için her yolu mübah görmem. Milletime kendimi emanet ederim. Milletim ne derse onu yaparım. Yalan konuşmam, insan kandırmam, algı kurmam, dosya üretmem. Kazanırsam çalışırım. Kaybedersem kazananı tebrik eder, ceketimi alır giderim" şeklinde konuştu.

Hayatını şeffaflıkla yaşarken, bazılarının siyaseti tutarsızlıkla yaptığını, dün dediklerini bugün inkar ettiklerini söyleyen İmamoğlu, şöyle konuştu:

Seçimden önce 'terörist', seçimden sonra 'montaj' dediler. Tutarsızlığın ve sahteciliğin zirvesini yaşattılar. Milletimize tarihinin en büyük zararını verdiler. Sadece karşı olanlara değil, onlara iyi niyetle inanan insanlara da zarar verdiler. Onların çocuklarına zarar verdiler. Milletin iradesini çalmak meşru hâle getirildi. İnsanları zorla koltuğundan indirip yerine başkasını koymak normalleştirildi. Böyle bir şey olabilir mi? Anayasada var mı? Devlet ahlakında var mı? Böyle bir şey olur mu?

“İmamoğlu’nun jeti var’ dediler, benim çocukken oyuncağım bile yoktu”

Gerçeği ilk günden tüketen, dün söylediğini bugün inkâr eden, hafızaları sıfırlayıp millete yeni masallar anlatan o düzenin bir parçası asla olmayacağız. Milletimizi uyandıracağız. Kimin kime oy verdiğinin, kimin hangi inançta olduğunun, kimin hangi fikirde olduğunun hiçbir önemi yok. Milletimizi uyandıracağız. Bu ülkenin bir uyanışa ihtiyacı var. Bu memleket uyanmazsa, Allah bizi bu tür insanlardan muhafaza eylesin. Bizi büyük bir uçurumun kenarında gezdiriyorlar. Kendilerini düşünüyorlar, çevrelerini düşünüyorlar, bir avuç insanı düşünüyorlar. Ne burada bulunan sizler, ne beni yargılayanlar, ne güvenlik güçleri… Hiçbiri umurlarında değil. Bu zihniyet sadece kendini düşünüyor. “Bana ne olacak?” diye soruyorlar. Bana ne senden? Benim memleketime ne olacak? Benim milletime ne olacak? Benim milletim yarınları nasıl karşılayacak? Benim derdim budur. Beni bir tek sahtekârlar anlayamaz. Konuşurum, anlatırım, saatlerce milletimi anlatırım ama sahtekârlar anlamaz. Hangi belgeyle, hangi fiille, hangi vicdanla bana 'sahteci' diyeceksiniz? Hangi belgeyle? 19 yaşındaki Ekrem’e nasıl sahteci diyeceksiniz? Hepsi dosyada. Atalarımın mezar taşlarından bugüne kadar her şeyi didik didik kazıdılar.

"Köyümde atamın mezar taşlarına bile gidip baktılar. Video çektiler"

Hakim Bey, köyümde atamın mezar taşlarına bile gidip baktılar. Video çektiler. Evlerimizi, arsalarımızı, tarlalarımızı kazdılar. Utanç verici. Evlerde aranmadık yer bırakmadılar. Yazıklar olsun bunu yapan sahtekârlara. Bu ülkenin siyasi tarihi bu kötülüklerle doludur. Sandığı itibarsızlaştırmaya çalışanların, milletin iradesini küçümseyenlerin, demokrasiyi yargı sopasıyla diz çöktürmek isteyenlerin örnekleriyle doludur. Değişim isteyenler, haksızlığa 'hayır' diyenler, korkmayanlar, susmayanlar hep bu salonların soğuk taşlarına basmak zorunda bırakılmıştır. Türkiye’de hak aramak bedel ödemek olmuştur. Ama bugün yaşadıklarımız bambaşka bir seviyesizliktir. Düşünün, 'Ahmak davası', 'çirkin davası', 'diplomada sahtecilik davası'… 35 yıl öncesine dönüp 19 yaşındaki bir çocuğu yargılamak. Böyle bir şey olur mu? Ben artık burada kendimi savunmuyorum. Mesele benimle ilgili değil. Bugün burada hakikatin nasıl sistematik biçimde sahteleştirildiğini anlatıyorum. Belgelerin değil, algıların nasıl üretildiğini, dosyaların değil, manşetlerin nasıl yazıldığını anlatıyorum.

Hakim Bey, mesleğinize yazık ediyorlar. Adalet mülkün temelidir. Bu ilke dün vardı, bugün var, yarın da olacak. Siz de bu sistemin bir parçasısınız, ben de. Buna rağmen doğru kararı beklemek zorundayız. Hakikat nasıl bükülüyor, nasıl parçalanıyor, nasıl kurgulanıyor, hep birlikte görüyoruz. 'Gerçek budur' diye insanlara sunuluyor. Televizyonlarda günde yirmi defa 'son dakika' gördüm. Bir buçuk yıla dönüp bakın. Bir insana yapılan bu zulüm normal mi diye düşünün. Benim ne kadar dirençli olduğumu tahmin edemezler. Millet adına direniyorum. İnancımla direniyorum. İçi yalanla, tehditlerle, gizli tanıklarla doldurulmuş bir çöp dosya oluşturuldu. '560 milyarlık yolsuzluk' dediler, ortada 560 kuruş yok. Kasalar dediler, içinden birkaç fişek çıktı. 'İmamoğlu’nun jeti var' dediler. Benim çocukken oyuncağım bile yoktu. Köy çocuğuydum. Jetim varsa gösterin, binerim. Yok. Arabamı gizlemedim, hiçbir şeyimi gizlemedim. Hayatımda her şey açıktır.

“Ailem benim vergilerimle TRT’de aşağılandı”

Ailem, çocuklarım, akrabalarım benim vergilerimle TRT’de aşağılandı. Onursuz insanların imza attığı haberlerle itibarsızlaştırıldık. Kendinizi bir saniye benim yerime koyun. Altı buçuk yıldır sistematik saldırıya uğruyorum. 31 Mart gecesini hatırlayın. Saat 10’da veri akışı kesildi. Televizyonlar sustu. Bunlar normal mi? İstanbul afişlerle donatıldı. Seçimi çalmışız gibi gösterildik. Oysa millet sandıkta cevabını verdi. Sayın Hakim, burada yaptığım siyasi şov değil, bir haykırıştır. Burası derdi olanların kürsüsüdür. Siyasi şov yapanla yapmayan gözünden anlaşılır. Bunu anlamayan sahtekârdır. 800 bin oy farkla kazanmış bir seçime 'casuslukla kazandı' demek… Aman Allah’ım. İnsan utanır. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.

Savunmasına devam eden İmamoğlu, Avukat Recep Seyhan ve Avukat Hamza Uçak’ın, Fatih Keleş’i ziyaret sürecini anlattı. İmamoğlu, şu beyanda bulundu:

Tüm bunlara rağmen, Fatih Keleş’in avukatının yaptığı suç duyurusuna rağmen, o iki avukatın şüpheli olarak ifadeleri dahi alınmadan bu pusunun, bu kumpasın sahibinin kim olduğu neden ortaya çıkarılmıyor? Bu kan dondurucu, kalleşçe pusuyu anlatan, tehdit eden avukatlardan neden ifade alınmadı? Tek bir ifade neden alınmadı? Bu suç duyurusu, bu soruşturma dosyası neden akamete uğratıldı? Çağlayan Adliyesi, Başsavcılık… Bunların yargıdaki ortakları kim? Bu kumpasın paydaşları kim?

İki avukat ve o gazete hakkında yapılan tüm suç duyurularına, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK)’ya yapılan bütün başvurulara rağmen, yargı kurumları neden kör, sağır ve dilsiz kaldı? Ben mi abartıyorum? Ben, burada cinayetin bir parçası konumuna sokuluyorum. Düşünün, Ekrem İmamoğlu’nu. Şafak operasyonlarıyla gazeteciler gözaltına alınırken, konu Sabah gazetesi olduğunda neden tek bir işlem yapılmıyor? Manşeti 12 gün önceden atanlar korunurken, iftiraya uğrayanlar neden yargılanmıyor? Yazık değil mi? Hiçbir şey yok. Ne ifade var ne başka bir şey. Sıfır. Sıfır. Sıfır.

“Bir buçuk senedir ailem, yuvam, dostlarım, İstanbullular, İstanbul’un kurumları, milletin iradesi zarar görüyor”

Ben ilk defa yargı makamıyla karşı karşıya kalıyorum. Avukatlar sordu, ben de 'Sıfır' dedim. HSK’ya başvurduk, ‘İşleme gerek yok’ dediler. Daha ne diyeyim? Adı geçen Sabah gazetesiyle aynı medya grubuna bağlı olan A Haber’dir. Ekranlara çıkan Adalet Bakanı hâlâ Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarını hedef göstererek konuşuyor. Cürmün kadar yer yakarsın. Tarihte böyle bir şey var mı? Ben esasa bakıyorum. Bir buçuk senedir ailem, yuvam, dostlarım, İstanbullular, İstanbul’un kurumları, milletin iradesi zarar görüyor. Yüzlerce şikâyetimiz, yüzlerce başvurumuz var. Bana hakaret eden o gazeteye tek bir işlem yapılmadı. Tek bir işlem. Bu nedenle başsavcıya, bugünkü bakana kadar herkese soruyorum: Açık tehditte bulunan o iki avukat ve savcılıktaki iş birlikçileri hakkında neden tek bir işlem yapılmadı? Neden?

“Millet günü geldiğinde hesabını soracak”

Cinayetle yargılanacak noktaya gelindi. Bundan daha çarpık bir tablo olur mu? Somut delillere dayanan itirazlara işlem yapmayan HSK, bu dosyada bizi muhatap bile almadı. ‘Siyasi şov’ diyorlar. Bu mu siyasi şov? Ben hapiste yatacağım, gelip burada şov mu yapacağım? Ben siyasetin içindeyken meydanlarda şov yapmadım. İşimi anlattım, derdimi anlattım, milletin derdiyle dertlendim. Başsavcılığa soruyorum: İnceleme başlattınız mı, başlatmadınız mı? HSK’ya sesleniyorum: Allah size akıl ve vicdan versin. Millet günü geldiğinde hesabını soracak.

Bir tarafta açık suçlular var, işlem yapılmıyor. Diğer tarafta muğlak ifadelerle derhal yazışma yapılıyor. İftiraya karşı sessizlik, ifade özgürlüğüne karşı baskı… Adalet böyle tecelli etmez. Sayın Hakim, bu tuhaf düzen millete çok büyük bedeller ödetiyor. Önce büyük iddialar atılıyor, manşetler atılıyor, sonra sessizlik geliyor. İddialar küçülüyor, bazıları dosyalardan çıkarılıyor ama manşetler kalıyor. İnsanların zihnine kazınıyor. Asıl mesele budur. Artık suç delille değil, algıyla oluşturuluyor. Gerçeklerle değil, anlatılarla yönlendiriliyor. Hukuk, manşetlerin arasında yürütülüyor. İnsanlar hakkında mahkeme salonlarından önce ekranlarda kanaat oluşturuluyor.

“AK Parti içinde konuşamayan, emeği olup sözü olmayanlar için konuşuyorum”

Bugün burada sadece kendim için konuşmuyorum. Adalet duygusu zedelenen herkes için konuşuyorum. Çünkü artık insanların büyük çoğunluğu yargıya inanmıyor. Bu çok vahim bir durumdur. Ben demiyorum, anketler diyor. Hakkı teslim edilmeyen gençler için konuşuyorum. Yargının gölgesinde kalanlar için konuşuyorum. ‘Bu ülkede hâlâ hukuk vardır’ demek isteyen milyonlar için konuşuyorum. Muhalefet için konuşuyorum. Bu işi sıradan görenler için konuşuyorum. AK Parti içinde konuşamayan, emeği olup sözü olmayanlar için konuşuyorum. Alın teri olup söz hakkı verilmeyenler için konuşuyorum.

Bu kan donduran girişimin ardından, aklın, hukukun ve devlet ciddiyetinin çöktüğünü gösteren, hiçbir mantıkla açıklanamayacak bir zincir kuruldu. Buna bir de “casusluk” suçlaması eklendi. Şimdi iddia makamının ortaya attığı, dünya yargı tarihinin en gülünç, en saçma ajan suçlamasına geldik. İddia makamı artık ne yaptığını bilmez hâle gelmiştir. Siyasette rakibini devre dışı bırakmak için her yolun mübah görüldüğü bir anlayışla, en absürt operasyonlardan biri yürütülmüştür. 24 Ekim sabahı, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili davada karar beklenirken, gün doğmadan Hüseyin Gün isimli ve ajan olduğu iddia edilen bir kişi üzerinden çelişkilerle dolu bir operasyon yapılmıştır. Karar beklenirken bir anda ‘son dakika’ denilerek gündem değiştirilmiştir.

Başaracağız kimsenin kuşkuşu olmasın. Bu dönemde sanık kürsüsünde olmak bazen bir şereftir. Çünkü burada oturmak korkunun değil direncin yanında olmaktır. Eğer bugün birileri tüm bunlara rağmen biz belirleriz kaderi diyorsa egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bilinsin ki bu salonda yazılan hiçbir senaryo sandıkta yazılanın önüne geçemeyecek. Millet hak edenlerden çatır çatır hesabını sorar. Siz yargılarsınız ama hükmü emin olun millet verir. onun için herkes cesaretini korusun. Anlattığım her şey bu dava ile ilgilidir. Bu kürsü dertlenenlerin kürsüsüdür.

İstanbul 5. İdare Mahkemesi, 23 Ocak tarihinde oybirliğiyle İmamoğlu'nun üniversite diplomasının iptal edilmesine karşı açtığı davanın reddedilmesine karar vermişti.

Kararda, aradan geçen 35 yıla rağmen üniversite idaresinin "açık hata" gerekçesiyle işlemi geri alabileceğine hükmedilmişti.

Davanın ardından cezaevi önünde gazetecilere açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, "Aynı soruşturma dosyasından 41 kişinin evrakta sahtecilik yaptığı iddia ediliyorken yalnızca Ekrem İmamoğlu'nun dosyası tefrik edilmiş ve yalnızca Ekrem İmamoğlu'na yönelik bir dava açılmıştır" dedi.

Günaydın, "Bir hukuki skandal olarak asliye ceza mahkemesi kararı için idare mahkemesinin kararını bekletici sorun saymıştır" ifadesini kulladı. ve şöyle devam etti:

"Yargının saati, siyasetin zamanlamasına göre bazen hızla ilerliyor, bazen yavaşlıyor, bazen de örnekte olduğu gibi bekliyor. Bütün bunlar siyasetin mahkemeler üzerinden dizayn edilme çabasından başka hiçbir şey değildir."

20 Ekim'deki ikinci celsede neler oldu?

20 Ekim'de 2025'teki ikinci duruşmada salonun küçüklüğü gerekçesiyle davayı izlemek isteyen gazeteci ve avukatların salona alınmamasının ardından Ekrem İmamoğlu duruşmaya katılmama kararı almıştı.

Duruşma sonrasında daha büyük bir salona taşınmış ve hakim İmamoğlu'nun salona getirilmesine karar vermişti.

İmamoğlu, "içeri giremeyen müdafilerinden dolayı savunma yapmasının mümkün olmadığını" söylemiş ve duruşmanın ertelenmesini talep etmişti. İmamoğlu'nun savunma yapmadığı duruşma 8 Aralık'a ertelenmişti.

Aradan geçen sürede duruşma hakimi, Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) Kasım sonunda yayımladığı bir kararname ile Kahramanmaraş'a atanmıştı.

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, 28 Kasım'da sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda hakim değiştirme kararını şu ifadelerle eleştirmişti:

"HSK kararnamesinin en "mesaj" yollu ataması, Ekrem İmamoğlu'nun diploma davasının hakimini Kahramanmaraş'a göndermek oldu.

"Suçu ne? Tutuklu avukat Mehmet Pehlivan'ı müdafi sıfatıyla SEGBİS'le duruşmaya bağlamak."

İmamoğlu ilk duruşmada ne söylemişti?

İmamoğlu, 12 Eylül'de Silivri'de yapılan ilk duruşmada 18 yaşında bir gencin iddianamede dile getirilen suçlamaları nasıl yapabileceğini "tasavvur edemediğini" söylemişti.

Ekrem İmamoğlu, isim vermeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a işaret ederek "Bu iddianameyi, o [savcı] yazmadı. Bu iddianameyi bir sonraki seçimde kendisini yeneceğini bildiği kişi yazdırdı" iddiasında bulunmuştu.

İmamoğlu diplomasının Yüksek Seçim Kurulu'na başvuruda da kullanıldığına yönelik suçlamanın "zurnanın zırt dediği yer" olduğunu söyledi.

Ekrem İmamoğlu, belediye başkanlığı için yüksek öğrenim mezunu olma zorunluluğu bulunmamasını hatırlattı.

İmamoğlu, "Buna ihtiyacım yok. Yani iddianameyi yazan, baştan kendini ele vermiş" dedi.

Ekrem İmamoğlu, "Anacığımın ak sütü kadar helal olan diplomamı iptal ettiler" şeklinde konuştu.

Sonrasında İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla davaya katıldı ve şu mesajı verdi:

"Ben müvekkilim ile görüştürülmeden, salonda olmadan, üzerimde cübbem olmadan savunma yapmayı reddediyorum. Bir sonraki duruşmada gerekli şartların sağlanmasıyla salonda savunma yapmayı talep ediyorum."

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada savcılık İmamoğlu hakkında "zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik" suçlamasıyla 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep ediyor.

Ne olmuştu?

İstanbul Üniversitesi, Ekrem İmamoğlu'nun 1994 tarihli İstanbul İşletme Fakültesi İngilizce Bölümü diplomasını 20 Mart'ta iptal etti, ardından diploma üniversitenin veri tabanından da silindi.

İmamoğlu 19 Mart'ta 'Kent uzlaşısı' kaynaklı "terör" ve "yolsuzluk" soruşturmaları kapsamında gözaltına alındıktan sonra, 23 Mart'ta "yolsuzluk" suçlamasıyla tutuklandı.

Aynı gün CHP'nin düzenlediği ön seçimde tek aday olan İmamoğlu partinin cumhurbaşkanı adayı ilan edildi.

İmamoğlu'nun avukatları, diploma iptaline karşı dava açtı. Ancak davanın açıldığı İstanbul 5'inci İdare Mahkemesi, diploma iptaline karşı yürütmeyi durdurma talebini reddetti.

İmamoğlu diplomayı iptal etme kararı ile ilgili yetkinin sadece İşletme Fakültesi Yönetim Kurulu'nda olduğunu savunmuştu.

"Bu kararı alanların tarih ve adalet önünde hesap verecekleri günler yakındır. Adalete, hukuka ve demokrasiye susamış milletimizin yürüyüşü durdurulamayacak" demişti.

İstanbul Üniversitesi, diploma iptali kararıyla ilgili bütün bilgi ve belgeleri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'na (YÖK) göndereceğini açıklamıştı.

Üniversitenin açıklamasında İmamoğlu'nun ismi belirtilmemiş ancak YÖK kararlarına ve mevzuatın aradığı şartlara aykırı olarak 1990 yılında İşletme Fakültesi İngilizce programına usulsüz yatay geçiş yapan 28 kişinin diplomalarının "yokluk" ve "açık hata" gerekçeleriyle geri alınmak suretiyle iptal edildiği belirtilmişti.

Bu 28 kişi arasında İmamoğlu'nun da olduğu bildirilmişti.

İddianamede neler var?

İmamoğlu 1990'da Kıbrıs'ta öğrenim gördüğü Girne Amerikan Üniversitesi'nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi'ne yatay geçiş yapmış ve 1994'te işletme fakültesinden mezun olmuştu.

İddianamede, GAÜ'nün 1990 yılında YÖK tarafından tanınan bir üniversite olmadığı, 1993 yılında tanındığı vurgulandı.

O yıllarda Kıbrıs'ta faaliyet gösteren kurumlardan sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin tanındığı, ancak "yatay geçiş kontenjanlarının usulsüz olarak arttırıldığı" iddia edildi.

İmamoğlu'nun yatay geçiş sürecinde İstanbul Üniversitesi'ne ibraz ettiği belgelerin, Doğu Akdeniz Üniversitesi'ne ait olmadığı ifade edildi.

"İstanbul Üniversitesi tarafından İmamoğlu'nun kaydının Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisi olarak yapıldığı, gerçeğe aykırı resmi belgenin açık bir hile ile düzenlendiği" iddia edilen belgenin "şeklen doğru ancak içerik bakımından sahte" olduğu savunuldu.

İddianamede, İmamoğlu'nun "resmi belgede sahtecilik" suçunu "zincirleme şekilde" işlediği, "hileli bir şekilde aldığı evrakı" yüksek lisans amacıyla İstanbul Üniversitesi'ne, askerlik hizmeti için Milli Savunma Bakanlığı'na ve Yüksek Seçim Kurulu'na sunduğu iddia edildi.

'YÖK'ün tanımaması denklik sorunu yaratmıyor'

İmamoğlu'nun avukatları, YÖK'ün 1990'da Girne Amerikan Üniversitesini (GAÜ) tanımamasının, yatay geçişe engel olmadığını ve bir denklik sorunu da oluşturmadığını savunuyor.

Daha önce BBC Türkçe'ye konuşan İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan, GAÜ'den 1991 ve 1992 yılında mezun olan kişilere de denklik verildiğine ilişkin belgeleri kamuoyu ile paylaştıklarını belirtmişti.

Pehlivan, "Madem ki tanınmayan üniversiten geçiş yapılamaz, o halde bu kişilere neden denklik düzenlendi? Buradan anlaşılıyor ki tanınma, yatay geçiş için de denklik için de şart değil" demişti.

Tanınma hakkındaki mevzuatın ilk kez 1996'da yürürlüğe girdiğini de ekleyen Pehlivan, "o tarihte çıkarılan yönetmelikte 'tanınmayan üniversiteden yatay geçiş yapılmaz' denmiyor" bilgisini de vermişti.

Avukat Mehmet Pehlivan da "örgüt üyesi olma", "örgütün çözülmemesi için eylemler yapma" gibi suçlamalarla 19 Haziran'da tutuklanmıştı.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.