Anushka Roy
Euronews Türkçe
EURONEWS, 'Bu Kadınlar Tarihi Ayı’nda, kadınların gerçekleştirdiği inovasyonların bilgisayar programlama alanını nasıl ileriye taşıdığına mercek tutuyor.
Yazılım dünyasının bugünkü gösterişli ofisleri ve modern imkanları henüz ortada yokken, bilgisayar programcılığının yapı taşları, kadınların zorlu ve mütevazı şartlar altında sergilediği deha ile döşendi.
Tarihinin büyük bir bölümünde programlama, tekrarlayan ve sıkıcı bir iş olarak görülüyordu. Smithsonian American Women's History Museum’a göre, birçok tarihçi bu alanın önemli bir bölümünde kadın emeğinin belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
Kadın Tarihi Ayı sona ererken, ilk bilgisayar programını yazmaktan Amerikalı astronotları Ay’a taşıyan yazılımları geliştirmeye kadar bilgisayar bilimini şekillendiren kadınların yeniliklerine yakından bakıyoruz.
İlk bilgisayar programı
Genellikle ilk bilgisayar olarak kabul edilen Analitik Makine üzerine Luigi Menabrea’nın kaleme aldığı bir makaleyi çeviren Britanyalı matematikçi Ada Lovelace, kısa sürede yalnızca bir çevirmen olmadığını gösterdi. Metne eklediği kapsamlı notlarla, tarihteki ilk bilgisayar programını yazdı.
Şair Lord Byron’ın kızı olan Lovelace, çocukluğundan itibaren matematiğe yatkındı. Bu yeteneği onu, Analitik Makine’nin mucidi Charles Babbage ile yakın bir mesleki işbirliğine taşıdı.
1843’te yaptığı çeviriye eklediği dipnotlar, bilgisayar bilimi açısından belirleyici bir dönüm noktasıydı. Lovelace bu notlarda, bir makinenin yalnızca sayıları işlemekle kalmayıp semboller üzerinde de işlem yapabileceğini öne sürdü; böylece hesaplamanın sınırlarını genişletti.
Analitik Makine’nin, “soyut işlemler biliminin ilişkileriyle ifade edilebilen nesneler bulunduğu takdirde, sayıların ötesinde alanlarda da etkide bulunabileceğini” belirten Lovelace, makinenin potansiyelini erken bir aşamada kavradı.
Dahası, sayıların yalnızca nicelikleri temsil etmekle sınırlı olmadığını savunarak, bir makinenin hesaplamanın ötesine geçebileceğini gösterdi. Notlarında, “seslerin” ve “müzik bestesinin” belirli işlemlere dönüştürülebileceğini ve makinenin bir gün “dilediğimiz karmaşıklıkta ve uzunlukta” müzik eserleri üretebileceğini öngördü.
Lovelace’in hesaplamaları ve yorumları, özgün makalenin uzunluğunu neredeyse üç katına çıkararak bilgisayarlar için yazılmış ilk komutlar bütününü oluşturdu.
Bu notlar, daha sonra Alan Turing’in İkinci Dünya Savaşı sırasında yürüttüğü şifre çözme çalışmalarına da ilham verdi.

Amiral Grace Hopper, Boston, ABD'deki emeklilik töreni sırasında Deniz Kuvvetleri Bakanı John Lehman tarafından onurlandırılıyor.
Yıllar boyunca insanlar, bilgisayarların anlayabilmesi için programları yorucu biçimde uzun sayı dizileri halinde yazıyordu.
1952'de ise bilgisayar bilimci ve eski ABD donanma subayı Grace Hopper, derleyiciyi geliştirdi: Bir programın yazıldığı üst düzey programlama dilini (Java ve Python güncel örneklerdir) bilgisayarın anlayabileceği alt düzey dillere (örneğin ikili koda) dönüştüren bir program.
A-0 adı verilen bu derleyici, sembolik matematiksel kodu makinenin okuyabileceği koda çeviriyor ve modern programlama dillerinin geliştirilmesinde kilit rol oynuyordu.
Hopper'ın derleyicisi, bilgisayar programlamayı sadeleştirme yönünde yıllarca süren çabalarının bir ürünüydü.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ilk büyük ölçekli otomatik hesap makinesi olan Mark I üzerinde çalışırken Hopper, tek bir hesaplamada bazı işlemlerin tekrar tekrar kullanıldığını fark etti ve sık kullanılan kod parçalarından oluşan küçük bir arşiv oluşturdu.
Bu, ana program içinde yazılan ve ana programda defalarca yapılması gereken işleri yerine getiren küçük kod bölümleri olan alt yordam kavramının modern anlamda doğuşuydu. Alt yordamlar, kodun zaten yazılmış ve test edilmiş olması sayesinde zaman kazandırıyor.
Savaştan yıllar sonra geliştirilen Hopper'ın A-0 derleyicisi, kullanıcıların bir programın taslağını sadeleştirilmiş bir dille kodlamasına olanak tanıdı. Hopper, alt yordam arşivini sürekli genişletmiş, bunları bir banda kaydetmiş ve her birine çağrı numaraları vermişti. Kullanıcı ihtiyaç duyduğu programı ana hatlarıyla yazdığında derleyici, bant üzerindeki ilgili alt yordamları otomatik olarak bulup yerlerine yerleştiriyordu.
Hopper daha sonra, en erken İngilizce tabanlı üst düzey programlama dillerinden biri olan COBOL'ün (Common Business-oriented Language) geliştirilmesine yardımcı oldu. Dil için derleyicilerin tasarlanması ve geliştirilmesinde önemli rol oynadı.
A-0 ve COBOL ile Hopper, makinelerle konuşmayı kolaylaştırdı.
Modern GPS'i hassaslaştırmak
ABD'li matematikçi Gladys West, eşi Ira West ile birlikte 2018'de ABD'nin King George kentindeki evlerinde.
ABD'li matematikçi Gladys West'in çalışmaları, bugün turistlerden taksi şoförlerine ve pilotlara kadar hemen herkesin kullandığı bir teknoloji olan modern Küresel Konumlandırma Sistemi'nin (GPS) doğruluğundan sorumlu.
1956'da, o sırada bunu yapan ikinci Afro-Amerikan kadın olarak ABD Deniz Deneme Sahası'na katıldığında, West bir grup analiste liderlik etti; bu ekip, uyduların sensörlerinden gelen verileri kullanarak Dünya'nın şekli ile boyutunu ve yörüngesel geçiş güzergahlarını hesapladı.
Bugün GPS uydularının uçuş rotalarını hesaplamak için kullandığı temel veriler bu hesaplamalara dayanıyor.
West'in çalışmaları, 2018'e kadar hak ettiği değeri görmedi; o yıl ABD Hava Kuvvetleri'nin Uzay ve Füzeler Öncüleri ödülüne layık görüldü. 2021'de ise, İngiliz Kraliyet Mühendislik Akademisi tarafından verilen Prens Philip Madalyası'nı kazanan ilk kadın oldu.
Aya gitmek için yazılım 'dokumak'
ABD'li bilgisayar bilimci Margaret Hamilton, MIT Enstrümantasyon Laboratuvarı'nda, ABD'nin Cambridge kentindeki bir okulda sergilenen Apollo kumanda modülü maketinde, 1969
ABD’nin Boston kenti yakınlarındaki bir tesiste, kadın dokumacılar Apollo görevlerine ait yazılım talimatlarını uzun, telli bir halatın içine işliyordu.
Amerikalı bilgisayar bilimci Margaret Hamilton, ABD’nin Apollo görevlerinde yazılım geliştirme ve üretim süreçlerinin başında yer aldı. Onun liderliğindeki çalışmalar, 1969 ile 1972 arasında Ay’a gerçekleştirilen altı görevin başarısında hayati rol oynadı.
Hamilton’ın ekibi, Apollo Yönlendirme Bilgisayarları için programları depolamanın son derece yaratıcı bir yolunu geliştirdi: kodlar, bakır tellerle örülmüş bir halatın içine dokunuyordu.
Bilgisayarlar bilgiyi birler ve sıfırlardan oluşan ikili kodla saklar. Günümüzde bu veri genellikle silikon çiplerde tutulurken, Apollo döneminde bilgi, simit biçimindeki manyetik çekirdekler aracılığıyla depolanıyordu.
Bu sistemde bir telin çekirdeğin ortasındaki delikten geçirilmesi “1”i, çekirdeğin etrafından dolandırılması ise “0”ı temsil ediyordu. “Core-rope memory” olarak bilinen bu teknoloji, yazılımın fiziksel olarak dokunmasını mümkün kılıyordu.
Programlar önce yazılıp delikli kartlara aktarıldıktan sonra üretim tesisine gönderiliyor, burada çoğu daha önce tekstil sektöründe çalışmış kadınlar, bakır telleri ve çekirdekleri bir araya getirerek büyük miktarda veriyi saklayabilen uzun halatlar örüyordu.
Hamilton, bu yenilikçi depolama yöntemini benimsemekle kalmadı; aynı zamanda bilgisayar kilitlendiğinde hataları tespit edip sistemi yeniden toparlayabilen yazılımlar geliştirdi. Bu yaklaşım, özellikle Apollo 11 Moon Landing sırasında güvenli iniş için kritik öneme sahipti.
Hamilton, 2009’da MIT News’e verdiği röportajda bu süreci şöyle anlatıyordu: “Yazılımla yaşadığımız deneyim—onu tasarlamak, geliştirmek, evrimini izlemek ve gelecekteki sistemler için dersler çıkarmak—görevin etrafındaki olaylar kadar heyecan vericiydi.”
“Geriye dönüp baktığımızda, dünyanın en şanslı insanları bizdik; öncü olmaktan başka seçeneğimiz yoktu, acemi olmaya ise zaman yoktu.”


