Masumiyet Müzesi'nde Kemal'in Füsun'a hissettiği: Limerence nedir?

Masumiyet Müzesi'nde Kemal'in Füsun'a hissettiği: Limerence nedir?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından uyarlanan Masumiyet Müzesi, Netflix'te yayınlandı. 

Masumiyet Müzesi, 1970’li yılların İstanbul’unda geçen ve zengin bir aileden gelen Kemal ile yoksul akrabası Füsun arasında yaşanan, yıllara yayılan tutkulu ve takıntılı aşk hikâyesini konu alıyor. 

Aşkı uğruna hayatındaki herkesi karşısına alan Kemal’in, Füsun’a ait eşyaları biriktirmesiyle derinleşen hikâye; bağımlılık ve takıntı temalarını işliyor. Kemal'in durumu yoğun, sarsıcı ve her şeyi gölgeleyen bir duygu olan “limerence” kavramı ile açıklanabilir.

BBC'nin haberine göre, 1970’lerde psikoloji literatürüne giren limerence kavramı, bir kişiye yönelik yoğun, takıntılı ve istemsiz bir bağlanma hali olarak tanımlanıyor.

Nörobilimci Tom Bellamy’ye göre bu durum, sıradan romantik duygulardan farklı bir bilinç hali yaratıyor. Başlangıçta kişiye yüksek enerji, iyimserlik ve coşku veren bu süreç, zamanla bağımlılık benzeri bir hal alabiliyor. “Düşünceleriniz hızlanıyor, kendinizi olağanüstü iyi hissediyorsunuz. Bu yüzden de bırakması zorlaşıyor” diyor.

“Limerence” aramaları artıyor

Google Trends verileri, 2020’den bu yana “limerence” aramalarında küresel artış olduğunu gösteriyor. Sosyal medyada ve bloglarda da aşkın ne zaman takıntıya dönüştüğü ve bununla nasıl başa çıkılabileceği sıkça tartışılıyor.

Kavram ilk kez 1979’da psikolog Dorothy Tennov tarafından ortaya atıldı. Tennov, yüzlerce kişiyle yaptığı görüşmeler sonucunda, belirli bir kişiye yönelik istemsiz, yoğun ve müdahaleci bir özlem halini tanımladı. Psikoloji literatüründe bu duyguların yöneldiği kişi “limerent nesne” olarak adlandırılıyor. Limerence yaşayan kişi her zaman karşılık talep etmese de, bazı durumlarda bu yoğunluğun zararlı davranışlara dönüşme riski bulunuyor.

Tennov’a göre limerence bir kişinin hayatında yalnızca bir kez yaşanabileceği gibi, farklı dönemlerde tekrar da edebiliyor. Ortalama süresi 18 ay ile üç yıl arasında değişiyor. Kontrol altına alınmadığında ise kişinin ruh sağlığı, iş hayatı ve sosyal ilişkileri üzerinde yıpratıcı etkiler bırakabiliyor.

Hem karşılık bekliyor hem de reddedilme korkusu yaşıyor

İngiltere’deki Chichester Üniversitesi’nden bilişsel-davranışçı psikolog Ian Tyndall, limerence’ı sıradan bir gönül hoşluğundan ayıran temel unsurun “belirsizlik” olduğunu söylüyor. Bu durum, karşılık görme ihtimaline dair küçük bir umutla besleniyor. Kişi hem karşılık bekliyor hem de reddedilme korkusu yaşıyor. Geçmişteki her etkileşimi tekrar tekrar düşünüyor, karşı tarafın sözlerini ve beden dilini ayrıntılı biçimde analiz ediyor.

Bu yoğunluk zamanla günlük hayatı sekteye uğratabiliyor. Uzmanlara göre limerence yaşayan kişiler uyku ve beslenme düzenini ihmal edebiliyor, iş performansları düşebiliyor ve diğer ilişkileri zarar görebiliyor.

Araştırmacılar limerence’ın tek başına bir kişilik bozukluğu ya da resmi bir psikiyatrik tanı olmadığını belirtiyor. Londra Metropolitan Üniversitesi’nden Prof. Emma Short’a göre bu durum, belirli bir kişiye özgü ve duygusal anlam yüklenen istisnai bir bağlanma hali. Short, limerence yaşayan kişilerin genellikle duygularının kendilerinden kaynaklandığının farkında olduğunu ve bunun zararlı takıntılı davranışlardan ayrıldığını söylüyor.

Kontrolsüz bırakıldığında kişinin dengesini kaybetmesine yol açıyor

Limerence’ın sağlıklı bir ilişkiye dönüşüp dönüşemeyeceği ise kişiye ve koşullara bağlı. Bellamy, eşine duygularını açmasının bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor. İş arkadaşına yönelik yoğun duygularının ise teması azaltarak zamanla zayıfladığını ifade ediyor. Uzmanlara göre, karşılık ihtimaline dair umut ortadan kalktığında limerence da gücünü kaybedebiliyor.

Sonuç olarak limerence, aşkın sıradan heyecanından daha derin ve daha sarsıcı bir deneyim olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, bu durumun romantik duyguların doğal bir uzantısı olabileceğini ancak kontrolsüz bırakıldığında kişinin yaşam dengesini bozabileceğini vurguluyor.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.