Süreç Komisyonu raporu oy çokluğuyla kabul edildi: 'Af mahiyetinde değil'

Süreç Komisyonu raporu oy çokluğuyla kabul edildi: 'Af mahiyetinde değil'
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bir süredir hazırlıkları devam eden terörsüz Türkiye hedefli ortak raporu görüşmek ve oylamak üzere bugün bir araya gelirken, rapor TİP ve EMEP dışındaki partilerin “evet” demesiyle kabul edildi. CHP’li Türkan Elçi ise oylamada çekimser kaldı.

51 üyeli Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu

Rapor 7 bölümden oluşuyor

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında 21’inci kez toplandı. Toplantıda, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” süreci olarak anılan çalışmalara ilişkin hazırlanan kapsamlı rapor açıklandı.

Yaklaşık 60 sayfadan oluşan rapor; sürecin yol haritasını, örgütün silah bırakma ve fesih sürecini, ayrıca hayata geçirilmesi öngörülen idari ve hukuki düzenlemeleri kapsıyor. Komisyon raporu yedi ana bölümden oluşurken, sonuç ve değerlendirme kısmıyla sona eriyor. Raporda ayrıca beş ayrı ek de yer alıyor.

Buna göre:

Birinci bölümde komisyonun çalışma süreci,

İkinci bölümde temel hedefler ve tartışmalar,

Üçüncü bölümde Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri,

Dördüncü bölümde dinlenen isimlerin beyanlarından çıkan mutabakat alanları,

Beşinci bölümde örgütün feshi ve silah bırakma süreci,

Altıncı bölümde yasal düzenleme önerileri,

Yedinci bölümde ise demokratikleşme adımları ele alınıyor.


"Yeni bir anayasa hazırlama konusu ülkemiz için yerine getirilmesi gereken ortak bir sorumluluktur"

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada, ortak rapora ilişkin, "Komisyonumuz tarafından titizlikle hazırlanan rapor bundan sonraki süreçte atılacak adımlara istikamet çizen ve ortak hedefler doğrultusunda yol gösteren kıymetli bir başvuru metni olma özelliğini taşımaktadır. Komisyon raporumuz bu anlamda bir nihayet değil. Bilakis atılan ve atılacak kararlı adımların mihenk taşı olarak kabul edilmelidir. Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte ülkemiz için tehir edilemez, yerine getirilmesi gereken ortak bir sorumluluk olarak, ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır" dedi.  

TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bugün 21’inci ve son kez toplandı. Toplantıda, ortak raporun oylanmasının ardından komisyonun görevi sona erecek.

Kurtulmuş’un taslak metni parti temsilcileriyle paylaşmasının ardından yapılan görüşmeler ve değerlendirmeler sonrasında, komisyonun gündeminde ortak taslak rapor yer aldı. 

Kurtulmuş, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, komisyon raporunun kapsamına ilişkin bilgi vererek, raporun yedi bölümden oluştuğunu söyledi. Komisyon çalışmaları başlıklı birinci bölümde komisyonun çalışmaları ile ilgili sürecin anlatıldığını kaydeden Kurtulmuş, "İkinci bölümde komisyonun temel hedefleri üzerinde buradaki tartışmalarımız çerçevesinde vurgular yapılmakta. Üçüncü ana başlığımız Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri ve kardeşlik hukuku. Dördüncü başlığımız komisyonda dinlenen kişilerin yaptıkları söylem analizlerinden hareketle buradaki konuşmalarda ortaya çıkan mutabakat alanları" dedi. 

Raporon diğer bölümlerine ilişkin de aktarımlarda bulunan Kurtulmuş, "Beşinci, PKK'nın kendisini feshetmesi ve silah bırakması süreci. Altıncı, sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri. Yedinci ise demokratikleşme ile ilgili önerilerdir. Rapor sonuç ve değerlendirme kısmıyla sona ermektedir" ifadelerini kullandı. 

Kurtulmuş, ana rapora beş ek hazırlandığını da aktararak, "Bunlardan birisi Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu komisyonumuzun üyeleri, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışma usul ve esasları, komisyondaki siyasi partiler tarafından sunulan raporların dijital nüshalarının web sitesi linkleri ve QR kodlarıyla kamuoyuyla paylaşılması, şimdiye kadarki yirmi toplantının özetleri, dinlenen kurum, kuruluş temsilcileri ve kişilerin listesi. Bu 21'inci toplantımızda partiler adına söz alacak arkadaşlarımızın konuşmalarını da içeren tutanak ekin sonunda yayınlanacaktır" diye konuştu.

"Kalıcı barış ve huzur ortamının sağlanması tarihi bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır"

Kurtulmuş, komisyon raporuna ilişkin bilgi vermesinin ardından raporda kendi yazdığı "takdim" kısmını okudu. Kurtulmuş, Komisyon çalışmalarının, TBMM’nin temsil kapasitesi ve demokratik meşruiyeti çerçevesinde yürütüldüğünü kaydederek, bu sürecin toplumsal barışın, birlik duygusunun ve milli dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihsel bir sorumluluğun ifadesi olduğunu vurguladı.

Komisyon faaliyetlerinin, halkın uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek karşı karşıya kaldığı sorunların çözümüne Meclis’in yasama ve denetim yetkisi zemininde kalıcı bir perspektif kazandırmayı amaçladığını dile getiren Kurtulmuş, "Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte milli iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclisimiz üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlenmiştir. On yıllardır ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen ve ülke olarak ağır bedeller ödediğimiz terör eylemleri kalkınma ufkunu daraltmış, sosyal bağları örselemiş ve siyaseti sadece güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştır" dedi. 

Kurtulmuş, Soğuk Savaş sonrasında terör örgütlerinin bölgede artan biçimde bölünme ve parçalanma projelerinde, ayrıca vekâlet savaşlarında araç olarak kullanıldığını belirterek, "Coğrafyamızı bir asır önce etnik, mezhebi ve dini farklılıklar üzerinden bölmeye çalışanların yine aynı hedef peşinde koşmalarını engellemek için terörün tamamen ortadan kaldırılması, tam manasıyla kalıcı barış ve huzur ortamının sağlanması tarihi bir sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır" ifadelerini kullandı. 

"Türkiye'de terörün kalıcı çözümü çok katmanlı ve çok taraflı politikaları zorunlu kılmaktadır"

Bölgede bugün yaşanan istikrarsızlık, adaletsizlik ve demokratikleşme sorunlarının arka planında emperyal müdahalelerin bulunduğunu dile getiren Kurtulmuş, bu müdahalelere verilecek cevabın "daha fazla kardeşlik ve daha fazla bütünleşme" olduğunu söyledi. Türkiye’nin, küresel emperyal güçlerin yaklaşımlarına rağmen, bölgede bütünleştirici politikaların öncülüğünü sürdürmeye devam edeceğini kaydeden Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

Güç dengelerinin değiştiği, jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda Türkiye'nin iç kalesini tahkim ederek bölgesinde kalıcı barış ve istikrarı sağlaması hem kendi güvenliği hem de bölgesel düzen açısından yeni imkan ve fırsatları ortaya çıkaracaktır. Türklerin, Kürtlerin, Arapların, bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak bölgede emperyalistlerin kurguladığı dağılma ve parçalanma senaryolarını bozacak, planlarını etkisiz hâle getirecek bir dönemi başlatacaktır. Milletimiz dağılma ve parçalanmayı durduracak bozguncu emellerden daha güçlü bir birlik ve bütünleşme iradesine sahiptir.

Türkiye'de terör meselesinin kalıcı biçimde çözülmesi sadece güvenlik boyutuyla sınırlı olmayan, çok boyutlu, çok yönlü, çok katmanlı ve çok taraflı politikaları zorunlu kılmaktadır. Siyasal meşruiyet, toplumsal kabul ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesini gerektirmektedir. Öte yandan dünyamız uluslararası kurumların meşruiyet tartışmalarıyla çöküşe geçtiği, kural bazlı uluslararası sistemin yerine sadece güçlülerin kendi kurallarını dayattığı bir döneme doğru hızla ilerlemektedir. Böylesi bir dönemde devletlerin egemenliğini, güvenlikleriyle toplumsal bütünlüğü aynı anda, aynı irade çizgisinde tutabilme kudreti üzerinden değerlendirmek gerekir.

"Ülkemizde kardeşlik, esenlik ve toplumsal barışı büyüten her sözü ve her adımı en güçlü şekilde desteklemekteyiz"

Küresel sistemin her krizde ne yazık ki, en fazla yıpranan alanı insan onuru ve hukukun üstünlüğü olurken adaleti sağlama gücü zayıflayan her yapı toplumda umut yerine yeni kırılganlıklar meydana getirmektedir. Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması ve çatışma alanlarının genişlemesi ülkemize çok yönlü sorumluluklar yüklemektedir.

İçeride milli dayanışmamızı derinleştirirken bölgemizde barış sağlama yönünde çabalar, refahın artırılması ve adalet duygusunun güçlendirilmesi ile birlikte üstlenilmesi gereken yeni vazifeler olarak önümüzde durmaktadır. Ülkemizde kardeşlik, esenlik ve toplumsal barışı büyüten her sözü ve her adımı en güçlü şekilde desteklemekteyiz. Bu mesele farklılıkları derinleştiren ezber kalıplarla değil, basiretli bakış, samimi yaklaşım ve kararlı adımlarla çözüme kavuşacaktır. Bu konu varlığımızı ve yarınımızı ilgilendiren niteliğiyle dar siyasi çıkarların veya risk hesaplarının konusu asla olamaz. Dar siyasi çıkarların ve risk hesaplarının çok ötesinde bir gerçektir.

"Zaman geçse de acıları geçmeyen kayıpları unutmadan hatıralarına saygıyla sahip çıkıyoruz"

Kalıcı sükunet, devletin sağlam temeller üzerinde yükselmesi; güvenliğin yanında hukuk devleti pratiğini, demokratik siyaset ahlakını ve milli dayanışma iradesini aynı anda kuvvetlendiren birliği gerektirmektedir. Terörün ülkemizin gündeminden çıkarılması her birimiz için tarihi bir sorumluluktur. Ortak geleceğimize dönük her adım Gazi Meclis'in denetimi ve toplumsal meşruiyetle ilerlediğinde alınan tedbirler hukukla temin edilmiş bir istikamete doğru sağlam bir şekilde ilerleyecektir. TBMM milli iradenin tecelligahı olarak milletimizin geleceğini ilgilendiren her meselenin meşru çözüm adresidir.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarihi sorumluluğunun Meclis zeminine taşınması için teşekkül ettirilmiş bir komisyondur. Bu çatı altında açık diyalog ve kararlı karşılıklı saygı içinde kardeşliğimizi güçlendiriyoruz. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu acılarımızı inkar etmeden geleceği birlikte kurma kararlılığının açık bir ifadesidir. Bu çerçevede zaman geçse de acıları geçmeyen kayıpları unutmadan hatıralarına saygıyla sahip çıktığımızı vurguluyoruz. Komisyonumuz milletimizin her türlü düşünceyi baskıdan, ön yargıdan ve çekincelerden ari biçimde ifade edebilecek kabiliyete, irfana ve olgunluğa sahip olduğunu da göstermiştir.

Ortak akıl ve asgari müşterekleri önceleyen bir yaklaşım benimseyerek uzlaşı zemininden uzaklaşmadan meseleler derinlikli biçimde tartışılabilmiş, ele alınabilmiştir. Siyasal hayatın son dönemde ürettiği temaslar, kamu vicdanının büyüyen huzur talebi ve örgütün silah bırakmasına dönük gelişmeler meclisimizin temsil gücünü daha görünür kılan bir istişareyi gerekli kılmıştır.

"Rapor, algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuk düzeninin belirlilik ilkesini merkeze alan yaklaşımı ortaya koyuyor"

Elinizdeki rapor, komisyon çalışmalarının olgunlaştırdığı müşterek idraki belirginleştirme amacı taşımaktadır. Partilerimizin raporun ekinde yer alan raporlarının okunmasını kolaylaştıracak kavramsal bir çerçeve sunmaktadır. Komisyona katkı sunan partilerimizin raporları her bir partinin kendi siyasal duruşunu bir tutum belgesi şeklinde kamuoyuyla paylaşan birer politika belgesidir.

Türkiye modeli olarak adlandırılan yaklaşımın kurucu ilkeleri, milli iradeye dayanan siyasal bir metin disiplini içinde kayda geçirilmektedir. Kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyet alanının genişlemesi, toplumsal bütünleşmenin güçlenmesi, demokrasinin ilerlemesi ve refahın kalıcı biçimde büyümesi birbirini tamamlayan tek bir bütünün parçaları olarak ele alınmaktadır.

Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, örgütsel yapının fesih ve silah bırakmasının güvenli biçimde teyidi ile birlikte yürürlüğe alınması düşünülen idari ve hukuki düzenlemelere rehberlik edecek ilkeleri belirlemeyi, tespit ve takip mekanizmalarında öngörülebilirlik sağlamayı, toplumla uyum adımlarını özgürlük ile güvenlik dengesini koruyan bir çerçevede tasarlamayı hedeflemektedir.

Rapor, mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuk düzeninin belirlilik ilkesini merkeze alan ve kamu vicdanının hassasiyetini gözeten yaklaşımının ana hatlarını ortaya koyarken; devlet aklı ile millet vicdanını koruyan demokratik iradenin aynı bütünlük içerisinde harekete geçtiğinde toplumsal barışın kalıcı zeminini kurduğuna da işaret etmektedir.

"Yaptığımız çalışmalar gelinen aşamayla sınırlı ve tamamlanmış bir süreç olarak değerlendirilemez"

Terörsüz Türkiye'de daha geniş bir ufukla terörsüz bir bölge tasavvuruna açılmaktadır. İç huzuru pekiştiren her adım bölgesel ve küresel adalet arayışında Türkiye'nin gücünü artırmaktadır. Meclisimizin görevi müşterek hayatın hukukunu kurmak, farklılıkların sesini ortak geleceğin sesine katmak, her yurttaşın kendini eşit, güvende ve saygın hissettiği demokratik yapıyı güçlendirmek ve hürriyet ufkunu genişletmektir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, toplumsal huzur ve sükunu zedeleyen terör eylemleri ve şiddet ikliminin sona erdirilmesi iradesini rapor hâline getirmiştir.

Raporun giriş bölümü ve değerlendirmeler kavramsal bir çerçeve sunmayı, komisyon çalışması boyunca oluşan ortak idraki ortaya çıkarmayı ve çatışma çözümleri konusunda uluslararası literatürde Türkiye modeli olarak tanımlanacağına inandığımız komisyon çalışmalarının ilke ve hedeflerini siyasi bir metin disiplini içinde kayda geçirmeyi amaçlamaktadır.

Şeffaf ve açık yaklaşımımız sayesinde komisyon toplantıları kamuoyu tarafından ilgiyle takip edilmiş, çalışmalara ilişkin gelişmeler medya organlarında geniş yer bulmuş ve süreç milletin denetimine açık bir şekilde ilerletilmiştir. Yaptığımız çalışmalar gelinen aşamayla sınırlı ve tamamlanmış bir süreç olarak değerlendirilemez.


"Komisyon raporumuz bu anlamda bir nihayet değil, atılan ve atılacak kararlı adımların mihenk taşı olarak kabul edilmelidir"

Komisyonumuzun sergilediği sağduyulu, kapsayıcı ve çözüm odaklı yaklaşım yarının güçlü, etkili ve huzurlu Türkiye'sine uzanan sağlam bir çerçeve ortaya koymuştur. Komisyonumuz tarafından titizlikle hazırlanan rapor bundan sonraki süreçte atılacak adımlara istikamet çizen ve ortak hedefler doğrultusunda yol gösteren kıymetli bir başvuru metni olma özelliğini taşımaktadır.

Komisyon raporumuz bu anlamda bir nihayet değil. Bilakis atılan ve atılacak kararlı adımların mihenk taşı olarak kabul edilmelidir. Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte ülkemiz için tehir edilemez, yerine getirilmesi gereken ortak bir sorumluluk olarak, ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

Komisyon çalışmalarının neticesinde raporda bahsedilen düzenlemeler ve önerilere ek olarak siyasi partilerimizin daha önce çeşitli vesilelerle kamuoyuyla paylaştığı raporlarda ifade ettikleri daha demokratik, sivil, özgürlükçü, katılımcı ve kapsayıcı yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğu da aşikardır.

Kurtulmuş'tan siyasi parti liderlerine "destek teşekkürü"

Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarında yapılacak demokratik değişiklikler de yüce Meclisimizin sorumlulukları arasındadır. Komisyonumuzun adını oluşturan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi hedefi bu adımların atılması ile birlikte nihayete erecektir.

Bu çerçevede sorunun çözümü için ilk ve önemli adımları atarak meselenin bir devlet politikası olarak benimsenmesini sağlayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, yaptığı kritik ve yol gösterici çağrılarla sürecin başlamasını sağlayan Sayın Devlet Bahçeli'ye, komisyona başta milletvekillerinin temsilini sağlamak olmak üzere samimi destek veren genel başkanlar Sayın Özgür Özel, Sayın Tuncer Bakırhan, Sayın Tülay Hatimoğulları, Sayın Mahmut Arıkan, Sayın Ali Babacan, Sayın Ahmet Davutoğlu, Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu, Sayın Muhammed Ali Fatih Erbakan, Sayın Erkan Baş, Sayın Seyit Aslan, Sayın Önder Aksakal ve Sayın Gültekin Uysal'a da hassaten teşekkürlerimi ifade ediyorum.

Geçmiş dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanları, bakanlar ve ilgili kamu kurumlarının temsilcileri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı, şehit aileleri ve gaziler, sivil toplum temsilcileri, baro başkanları, hukuk çevreleri, insan hakları örgütleri, işçi ve memur sendikaları ile işveren temsilcileri, akademi camiası, düşünce kuruluşları, emekli güvenlik mensuplarımızın temsilcileri, gençlik ve kadın sivil toplum kuruluşları gibi alanlardan 137 kişi dinlenmiş ve bu dinlemelerin her birisi rapora büyük katkı sunmuş, raporun ufkunu genişletmiştir.

Büyük bir demokratik olgunluk ve iş birliğiyle çalışmalarını sürdüren komisyon üyesi milletvekillerimizin her birine, fedakâr gayretleriyle çalışmalarımızı kolaylaştıran idari teşkilat mensubu arkadaşlarımıza ve milletimizin doğru bilgiye erişmesi için büyük bir sorumluluk bilinciyle çalışan değerli basın mensubu arkadaşlarımıza bu tarihi görevdeki katkıları nedeniyle teşekkür ediyorum.

Sorumlu ve yapıcı tutumları sebebiyle katkı sunan herkese ayrı ayrı teşekkürlerimi ifade ediyorum. Uzlaşı ve diyalog kültürünün bundan sonraki süreçte de aynı kararlılık ve samimiyetle yürütülmesini canı yürekten temenni ediyorum. En büyük teşekkürümüz desteklerini her daim yanımızda gördüğümüz ve hissettiğimiz aziz milletimizedir.

Son olarak komisyonumuz teşekkür etmeden hemen önce aramızdan ayrılan, sürecin sükûnetle yürümesi, güven zemininin korunması ve ortak aklın güçlenmesi için büyük emek veren Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekilimiz değerli dostum Sırrı Süreyya Önder'i rahmet ve minnetle yad ediyorum. Komisyon çalışmalarımız kapsamında görüşlerine başvurduğumuz, sahada insan hayatına dokunmayı kendisi için vazife bilmiş insani yardım gönüllüsü eğitimci Vahdettin Kayan kardeşimi de rahmetle anıyorum.

Milletimizin huzuru, bölgemizin istikrarı ve toplumsal barış ülküsü için sivil toplumda, siyasette ve halkımıza hizmetin farklı alanlarında emek veren her bir kıymetli insanımızı şükranla; ortak vatanımızın esenliği uğruna canını veren şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmet ve minnetle yâd ediyorum. Aziz hatıraları atacağımız her adımın insan onuruna, adalete ve ortak geleceğimize karşı taşıdığımız sorumluluğu hepimize daha güçlü biçimde hatırlatmaya devam edecek.

Kurtulmuş'un konuşmasının ardından TBMM Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Bozkurt, raporun somut önerilerle ilgili 6'ıncı ve 7'inci bölümlerini okumaya başladı.

Rapor yazım ekibi nasıl çalıştı, bundan sonra ne olacak?

Altı oturum gerçekleştiren rapor yazım ekibi, komisyonun ortak metin taslağını tamamladı. Hazırlanan belgede “umut hakkı” kavramına doğrudan yer verilmezken, dolaylı bir çerçeve çizildi. Taslakta ayrıca kayyum uygulamasının sonlandırılmasına yönelik bir öneri de yer aldı.

Komisyonun ortak raporunu kaleme alan ekipte, Murat Emir (CHP), Cengiz Çiçek (DEM Parti), Abdulhamit Gül (AK Parti), Feti Yıldız (MHP) ve Bülent Kaya (Yeni Yol) yer aldı.

Toplantıda raporun üyelere sunulması ve ardından oylanması bekleniyor.

Komisyonun usul ve esaslarına göre toplantı yeter sayısı, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile sağlanıyor. Kanun teklifi hazırlanmasına ilişkin kararlar için üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu aranırken, diğer konularda toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu yeterli kabul ediliyor. Usul ve esaslarda açık hüküm bulunmayan durumlarda ise komisyon, karar yeter sayısına göre yöntem belirleyebiliyor.

Bülent Kaya: Ortaya konulmuş önerilerin süratle yasalaştırılmasına dair bir eylem planını ortaya koymamız lazım

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, ortak raporu tartışmak ve sonuca bağlamak için 21’inci ve son kez kez topladı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un açılış konuşmasının ardından siyasi parti gruplarına 10 dakikalık söz verildi.

İlk sözü alan Yeni Yol Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Kürt meselesinin çözümünde "çok kritik bir eşiğin" aşılmak üzere olduğunu belirterek, sorunun çözümünde geçmişten günümüze rol alan siyasetçilere teşekkür etti. Sürecin hedefinin sadece belli bir örgütün feshi, tasfiyesi veya silah bırakması olamması gerektiğini belirten Kaya, "Ülkemizde yeni bir başlangıca ve tüm mağduriyetlerin giderildiği, herkesin ayrım yapılmaksızın kucaklanarak büyük bir toplumsal bütünleşmeye vesile olması, grubumuzu oluşturan partilerin ortak arzusudur" dedi.

Kürt sorununda kalıcı bir çözüm için yalnızca sonuçların değil nedenlerinde ele alınması gerektiğini söyleyen Kaya, şunları kaydetti:

Bu belgenin Meclisimizin ve kamuoyunun takdirine sunulmasından sonra siyasi partilerimiz ve milletvekillerimiz olarak bir siyasi irade ortaya koyup, raporun çerçevesini çizdiği süreç yasalarını, demokratik ve hukuk devletinde eksikliklerin giderilmesi ya da daha kâmil manada bir demokrasi hedeflenmesi için ortaya konulmuş önerilerin süratle yasalaştırılmasına dair bir eylem planını ortaya koymamız lazım. Bu raporun çok önemli çabalarla ortaya çıktığını ve tarihimizde çok önemli bir siyasi uzlaşı belgesi olduğunun farkında olarak, burada mutabık kaldığımız konuların yasalaşması sürecinin özellikle bu komisyonda bu rapora destek veren tüm partilerin ve milletvekillerinin ortak sorumluluğu olduğu inancıyla, bu raporda yer alan hususlardaki eylem planlarının yasalaştırılmasına grubumuz adına her türlü katkıyı vereceğimizi ifade ediyoruz.

Feti Yıldız: Komisyonumuzun ilk tavsiyeleri arasında infaz düzenlemesi gelmektedir

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada, "Çalışmaları hepimiz biliyoruz. Kamu vicdanını sızlatmadan bazı düzenlemeler yapılacaktır. Öncelikle ezelden beri söylediğimiz bizim infaz sistemimiz gerçekten yamalı bohçaya dönmüştür. Bu infaz sistemimizin düzeltilmesi lazım. Burada eşitliğin sağlanması gerekir. Komisyonumuzun da ilk tavsiyeleri arasında infaz düzenlemesi gelmektedir" dedi.

TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında bugün 21’inci ve son kez toplandı. Toplantıda, ortak raporun oylanmasının ardından komisyonun görevi sona erecek. Toplantıda söz alan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, şu ifadelere yer verdi:

Öncelikle yılmaz bir iradeyle bizlere özgür bir vatan, çağdaş bir cumhuriyet armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının ruhu şad olsun, mekanları cennet olsun diyorum. Bu süreçte söylenmedik söz kalmadı hatta partilerimize yapılmadık iftiralar da kalmadı ancak bunlara cevap vermeye bile gerek duymadık. Komisyonumuzun Türkiye Cumhuriyeti kuruluş felsefesine, temel anayasa ilkelerine, demokratik işleyişi, üniter devlet yapısını dönüştürmek gibi bir yetkisi ve misyonu yoktur. Bunun altını bir kere daha çiziyorum. Türkiye'nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, ülkenin resmi dil statüsü, laik cumhuriyet ilkesi üzerinde tartışma yapılamayacak ortak temel değerlerimizdir. Milletimizin tamamını kucaklayan, toplumsal barış ve huzur için terörle mücadele kanunlarından taviz vermeden, hukukun üstünlüğü ilkesinden sapmadan ve milli güvenlik gözardı edilmeden bu elimizdeki çerçeve metin hazırlanmıştır. 

Siyasi, sosyolojik, dini veya etnik hedeflere ulaşmak maksadıyla şiddetin sistematik olarak tatbiki suretiyle tezahür eden terör yalnızca doğrudan hedef aldığı kurbanlar üzerinde kalmayıp daha geniş kitleler üzerinde korku ve yıldırma yaratan, psikolojik etki bırakmayı arzulayan bir insanlık suçudur. Terör olgusu çağdaş devletlerin egemenlik, güvenlik ve toplumsal istikrar kavramlarını derinden sarsan çok boyutlu bir durumdur. Terörsüz Türkiye vizyonu işte tam burada salt bir güvenlik politikası olarak görmekten ziyade devletin beka meselesidir. Demokratikleşme süreci ve ekonomik kalkınmayı da kapsayan stratejik bir hedeftir. 

"Bu tavır Türk demokrasisinin daha da güçlenmesi açısından önemli bir adımdır"

Ülkemizin jeopolitik durumu ile Terörsüz Türkiye yalnızca iç güvenlik stratejisi olmaktan çıkarıp bölgesel güvenliğin de merkezine yerleştirmektedir. Bunun için Anadolu coğrafyası Asya ile Avrupa arasında stratejik bir köprü olmanın yanı sıra enerji koridorlarının, ticaret ağlarının ve göç rotalarının kavşak noktasındadır. Bölgemizde uzun süredir devletleşme ve merkezileşme taleplerinin olduğu görülmektedir. Birçok ülke kendi egemenlik kapasitesini yeniden inşa etme sürecine girmiştir. Bu süreç devlet dışı aktörleri ya uyum sağlamaya veya tasfiye olmaya zorlamaktadır. Türkiye'nin iç istikrarı Ortadoğu'dan Avrupa'ya uzanan geniş bir güvenlik ekosistemi üzerinde doğrudan belirleyici olmaktadır. Bizim merkezi yapımız, milli devlet yapımız kuşatıcıdır, özgürlükçü ve demokratiktir. Vatandaşlık anlayışlı millet yapımız ve kurucu kodlarımız hiçbir zaman şiddetin ve terörün kaynağı olmamıştır. Aksi yönde iddialar her şeyden önce gerçekliği inkardır. 

Türk siyaset kurumu tarihi bir adımla önemli bir sorunu çözmek için güçlü bir fikir birliği ile Meclis yapımızın kahir ekseriyetli çözüm odaklı bir yaklaşım inşa etmiştir. Bu tavır Türk demokrasisinin daha da güçlenmesi açısından önemli bir adımdır. Yapılan çalışmalar neticesinde 'benim de bir diyeceğim var' diyen herkesin sözcüleri dinlenmiş, bu tarihi mesele üzerine söylenen her söz tutanaklara geçmiştir. Tam bu sırada MHP'nin Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli Bey Meclis grubunda yaptığı toplantı ve yaptığı çağrı siyasi hayatımızdaki tüm ezberleri bozmuştur. Çalışmaları hepimiz biliyoruz. Kamu vicdanını sızlatmadan bazı düzenlemeler yapılacaktır. Öncelikle ezelden beri söylediğimiz bizim infaz sistemimiz gerçekten yamalı bohçaya dönmüştür. Bu infaz sistemimizin düzeltilmesi lazım. Burada eşitliğin sağlanması gerekir. Komisyonumuzun da ilk tavsiyeleri arasında infaz düzenlemesi gelmektedir.

"Cezaevlerinde hasta ve yaşlı mahkumlarla ilgili düzenleme yapılacaktır"

Yine bazı tartışmalara neden olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uyum konusundaki itilaftır. Bu konu da Anayasamızın emri açıktır. Anayasanın 90. maddesi ortadadır elbette Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına da Anayasa Mahkemesi'nin kararlarına da bir hukuk devleti olarak uymak zorundayız. Cezaevlerinde hasta ve yaşlı mahkumlar var. Bunlara zaman zaman el atılsa da yine yüzlerce kişi ya hastaneye gidememekte ya da cezaevinde kendi bakımını, hayatını idame ettirecek durumda değildir. Komisyonumuz raporunda bu konuya da değinmiştir. Meclis'imizin ilk yapacağı işler arasındadır.

Murat Emir: Rapordaki genel çerçeveye uygun yasal düzenlemeler, iktidarın ve yargının atması gereken adımlar ivedilikle atılmalıdır

Komisyonda konuşan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, ortak raporun hazırlanma sürecinin partiler açısından belirli ölçülerde pozisyon değişikliklerini ve ortak akılda buluşmayı gerektirdiğini belirtti. 

Emir, "Bizim de Cumhuriyet Halk Partisi olarak kamuoyu ile paylaştığımız, burada deklare ettiğimiz kendi raporumuza aslında sıkı sıkıya bağlı olduğumuzu; ancak Türkiye'nin önüne yepyeni bir model olarak grubu olan beş partinin ve diğer partilerin ağırlıklı bir biçimde katkı verdikleri, barış, demokrasi ve Türkiye'nin hukuk standartlarının yükselmesi için ortak bir kararlılıkla emek verdikleri bir rapor yazılması önemlidir, değerlidir" diye konuştu.

"Kulanılan dilin belirli bir ideolojik bakışı yansıtması dolayısıyla biz karşılamadığını ifade etmek isteriz"

Rapora ilişkin eleştiri ve değerlendirmelerinin bulunduğunu da kaydeden Emir, özellikle ilk beş bölümde kullanılan dile dikkati çekti. Emir, "Öncelikle bu raporun ilk beş bölümünde yer alan dilin son derece sorunlu olduğunu, belirli bir siyasi ve sosyolojik bakış açısını içerdiğini, bizi kapsamadığını ifade etmeliyim. Ama buradaki cümlelerin her birinin aslında belirli bir ideolojik bakışı yansıtması dolayısıyla bizi tam karşılamadığını da ifade etmek isteriz" ifadelerini kullandı.

Emir, raporun 6’ncı ve 7’nci bölümlerine ayrı bir önem atfettiklerini dile getirerek, "Ancak 6'ncı bölüm olan yasal düzenleme önerileri, 7'nci bölüm olan demokratikleşme önerileri, bizim için ve 86 milyon için önemli bir beklenti yaratan ve Türkiye'nin hem demokrasi standartlarını yükseltecek hem de toplumsal barışımızı inşa etmeye dönük olarak Meclisimize bir ödev yükleyecek olması dolayısıyla bu konunun çok da büyütülmemesi gerektiğini düşünenlerdeniz" dedi.

"Bu komisyon çalışmaları beklenen umudu doğurmamıştır"

Komisyonun bir umut üretme amacı taşıdığını ifade eden Emir, ancak çalışma süreci ile Türkiye’nin siyasal ortamının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Emir, komisyonun toplandığı ve görev yaptığı dönemde Anayasa’nın ihlal edildiğini, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmadığını savundu. Emir, şu ifadeleri kullandı:

Bu komisyon toplanırken ve görev yaparken Anayasa'nın sürekli çiğnendiği, Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmadığı, bu Meclis'in bir üyesi olan Can Atalay'ın dahi buraya hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulduğu için gelemeyişi, Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen Tayfun Kahraman'ın hâlâ cezaevinde tutulması, Selahattin Demirtaş'ın AİHM kararlarına rağmen cezaevinde tutulması, kayyum uygulamalarında en ufak bir geri adım atılmamış olması, tutukluluk uygulamalarının peşinen cezaya dönüştürülmüş olması ve Türkiye siyasetinin adliye koridorlarından iddianamelerle, iftiracılarla dizayn edilmeye çalışılması sürecinde maalesef en ufak bir demokrasiye, hukuk devletine ve adalete ait bir ilerleme kaydedilmemiştir. Bu açıdan bu komisyon çalışmaları beklenen umudu doğurmamıştır.

Biz ısrarla komisyona komisyonun önemli bir görevi olduğunu, Türkiye'nin önüne bir perspektif koyacağını ama beklenen umutları yeşertebilmesi için somut adımların, en azından kolay somut adımların atılması gerektiğini ısrarla söyledik. Ama o güne kadar bu gerçekleşmedi. Bugünden sonra asıl soru şudur: Bu rapor yaşama geçecek midir? Bugüne kadar sadece sözde kalan demokrasi, toplumsal barış, hukuk devleti, adalet, anayasa, AİHM kararları artık yaşama geçecek midir? Asıl cevap verilmesi gereken burasıdır. Bu rapor, her birimize bir ödev yüklemektedir. Bu rapor, lafta ve rafta kalmamalıdır.

Bu raporun içeriğindeki o genel çerçeveye uygun olarak yasal düzenlemeler, idari adımlar, iktidarın atması gereken adımlar, yargının atması gereken adımlar ivedilikle atılmalı ve Türkiye'nin önüne barışını inşa etmiş, kavgalarını azaltmış, demokrasi standartlarını yükseltmiş, hukuk devleti niteliğini güçlendirmiş ve adaletini ayağa kaldırmış bir umut yeşertmek zorundayız. Elbette bu komisyonumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Meclisimizin özellikli, kendine özgü bir komisyonudur. Cumhuriyetimizin demokratik, laik, anayasal yapısını koruyan ve üniter devlet yapısını tartışmaya açmayan bir çalışma yürütmüştür ve bu açıdan da değerlidir.

Gülistan Kılıç Koyiğit: Öcalan'ı ziyaret etmek tarihi önemdeydi

Toplantıda söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bir çok toplantı yaptı ve birçok toplantıda da burada toplumun çeşitli kesimlerinden birçok insan gelip görüş ve düşüncelerini ifade etti. Bu komisyon kurulurken aslında çok özel birkaç amaçla kurulmuştu. Onlardan birisi gerçekten aslında 1 Ekim 2025 tarihinde başlayan sürecin toplumsallaşması, geniş bir zeminde siyasal mutabakatla Meclis zemininde konuşulması ve en önemlisi de sürecin ihtiyacı olan yasal düzenlemelerin yine geniş bir siyasal mutabakatla burada tartışılarak bir tavsiye raporuyla da Genel Kurul'a ve Meclis'e gönderilmesiydi. Bu anlamıyla bu amaçlardan sonuncusunu bugün konuşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Ve bu raporun da sürece en azından katkı koyan, sürecin önündeki engelleri kaldıran, sürecin genişlemesini derinleşmesini ve gerçek anlamında başarıya ulaşmasında önemli bir eşik olduğunu ifade etmek isterim. Yine bu komisyonun tabii ki çok önemli çalışmalarıyla beraber özellikle 24 Kasım tarihinde burada nitelikli çoğunluk oyuyla aldığı karar gereği İmralı Ada Hapishanesi'nde Sayın Öcalan'ı ziyaret etmiş olmasının da tarihi bir önemde olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

"Bundan sonra da bu sürece her türlü katkıyı sunmaya hazırız"

Bu anlamıyla bütün bu çalışmaların her birisi içinde bulunduğumuz süreçte pozitif adımlar, pozitif gelişmeler ve sürece katkı koyan çalışmalar olara da ele alınmalıdır. Bugüne kadar Komisyon çalışmalarında her bir siyasi partinin genel anlamda yapıcı, olumlu ve sürece katkı koyan yaklaşımlarını gerçek anlamda takdir ettiğimizi ve bu konuda da her bir siyasi partiye de ayrı ayrı teşekkür ettiğimizi de ifade etmek isterim. Ben çok uzatmayacağım çünkü partimizin görüşleri ayrıca ifade edilecek. Ama başından beri sürece katkı veren, irade ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanı'na, yine MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli'ye, 27 Şubat 2025 tarihinde barış ve demokratik toplum çağrısı yaparak süreçte çok önemli ve çok kritik bir eşiğin aşılmasını saplayan Sayın Öcalan'a, siyasi partilerin bütün liderlerine, bu komisyonda bulunan her bir milletvekili arkadşımıza ve bu süreçte çok ciddi emek veren Komisyon'un kuruluşunda da çalışmalarında da ciddi bir çabayı ortaya koyan zatıalinize partim adına teşekkür ettiğimi ifade etmek istiyorum.

Yine ilk günden beri Komisyon çalışmalarının büyük bir titizlikle takip eden basın emekçilerine de özel bir teşekkürü buradan borç biliyorum. Bütün bu sürecin gerçekten Kürt sorunun demokratik çözümüne katkı sunması temennsini ifade ederek bundan sonra da bu sürece her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğumuzu ifade ederek ben partimizin oluşturulan taslak rapora dair görüş, düşünce, eleştiri ve itirazını kayda geçmek üzere sözümüzü İstanbul Milletvekili ve Yazım Kurulu'nda yer alan arkadaşımız Cengiz Çiçek vekilimize bırakmak istiyorum.

Cengiz Çiçek: Terör örgütü' kavramının ortak rapor taslağında kullanılmasını doğru bulmuyoruz

DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, ortak rapor taslağına yönelik farklı görüşlerini bulunduğunu belirterek, taslağa yönelik şerhlerini açıkladı. Çiçek, şunları söyledi:

Ortak rapor taslağını hazırlık sürecinde DEM Parti olarak ısrarla uzlaşma zeminini zorladığımızın, bunun için yapıcı bir rol üstlenmek konusunda özenli hareket ettiğimizin bilinmesini isteriz. Ortak rapor taslağının, özellikle sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri ve 'Demokratikleşme ile ilgili öneriler' başlıklarında yol gösterici rolünü oynayacağına inanıyor; bu konuda demokratik geleceğe olan inancımızın bir gereği olarak elimizden gelen katkıyı sunacağımızın bilinmesini istiyoruz. Komisyon çalışmaları ve ortak rapor taslağı yazım sürecinde olduğu gibi bundan sonra da barış ve demokratik toplum sürecinde üstlendiğimiz tarihsel rolün sorumluluğuyla hareket edeceğimizi vurguluyor, sürecin gerektirdiği demokratik ve yapıcı yaklaşımdan taviz vermeyeceğimizi belirtiyoruz.

"Süreci Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak tanımlamaktayız"

Ancak tüm çabalarımıza rağmen ortak rapor taslağında yer alan kimi kavramlar ve yaklaşımlar hakkında farklı düşündüüğümüzü belirtmek isteriz. Farklı düşüncelerimizi, gerekçeleriyle birlikte paylaşmak istiyoruz. Bu çerçevede; Komisyon ortak rapor taslağında 'Terörsüz Türkiye süreci', 'terör örgütü', 'terör belası' gibi kavramların kullanılmasını uygun bulmuyoruz. Buna göre; sürecin adı konusunda Komisyon'a üye veren siyasal partiler arasında bir uzlaşı olmadığı için bu durumu gözetmeyen tek taraflı yaklaşımları doğru bulmadığımız gibi bu türden yaklaşımlar ortak rapor yazımına ve uzlaşı arayışına da denk düşmemektedir. DEM Parti olarak mevcut süreci, Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıya ismini veren 'Barış ve Demokratik Toplum Süreci' olarak tanımlamaktayız. Anılan nedenlerle sürecin adının ortak rapor taslağında 'Terörsüz Türkiye' olarak ifade edilmesinin doğru olmadığını, bunun yerine TBMM bünyesinde kurulan Komisyon ismindeki gibi 'Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi' süreci adıyla nitelendirilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.

"Kürt meselesi 'terör' kavramı ile anılamaz"

Kürt meselesi 'terör' kavramı ile anılamaz. Kürt meselesi vardır ve bu bir terör sorunu olarak görülemez. Kök nedenleri itibariyle tek boyutlu bir sorun değildir; siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, tarihsel arka planı olan bir hak ve özgürlükler meselesidir. Bugün ısrarla 'terör' diye tariflenen süreç, inkara dayalı politikaların ortaya çıkardığı çatışmalı süreçtir. Bu yönüyle Kürt meselesi, bir sistem sorunu olduğu kadar, kimlik ve kültür sorunudur. Kürt halkının eşitlik ve özgürlük haklarının bütününü ve demokratikleşmeyi kapsar. 40 yılı aşkın süredir yaşanan çatışmalı sürecin bin bir emekle sonlandırılmasına çalışıldığı bu dönemde halen ezber yaklaşımlarda, eski tariflerde ısrar etmek, yaşanılan acılı dönemden gerekli dersleri çıkarmamış olmaktır. Rapor taslağının ilgili yerlerinde acıları bile tek taraflı tarif etmek, Kürt halkının yaşadığı acıları görmezden gelmek, kabul edilebilir değildir. Ortak gelecek, acıları ortaklaştırmakla ve paylaşmakla mümkündür. Ülke insanına lazım gelen, ortak bir gelecek tahayyülü, ortak değerlerdir. Bu değerler ancak hakikatin kabulüyle mümkündür. Demokratik geleceğin inşasında ortak kavramlar, tanımlar ve yaklaşımlar geliştirmek önemlidir.

Kürt halkı ve dostları, Kürtlerin özgürlük ve eşitlik mücadelesini ne terör olarak ne de örgütlü mücadelesini terör örgütü olarak tarifledi. On yıllar boyunca onca zulme, baskıya rağmen özgür ve eşit yaşam tutkusundan başka bir amacı olmayan Kürt halkı, bu tanımlamaları kabul etmedi. Rapor taslağında anıldığı üzere çatışma çözüm literatürüne gerçekten bir 'Türkiye Modeli' armağan edilmek isteniyorsa tüm halkların değerlerine saygılı olmakla yola çıkılmalıdır. Toplumsal değerler tek taraflı tanımlamalarla inşa edilemez; bilakis bu tarz yaklaşımlar, Komisyon dinlemelerinde de sıkça ifade edildiği üzere siyasal ve toplumsal sorunları yaratmaktadır. Bu vesileyle bir kez daha belirtmek isteriz ki, gerçek kardeşlik, halkların-inançların değerlerine eşit yaklaşmakla, ona eşit mesafelenmekle mümkündür. Ortak rapor taslağında yer verilen 'Kürdün onurunun, Türkün gururunun korunması' ancak bu eşit yaklaşımla söz konusu olacaktır. Tüm bu gerekçelerle 'Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır' diyen milyonlara karşı sorumluluğumuz ve saygımız gereği 'terör örgütü' kavramının ortak rapor taslağında kullanılmasını doğru bulmuyoruz. Bu kapsamda; coğrafyamızda Türkler, Kürtler ve Araplarla birlikte birçok farklı etnisitelerin ve inanç gruplarının yaşadığını, halkların ve inançların arasındaki ilişkinin demokratik temelde kurulması gerektiğini düşünüyoruz.

"Sayın Öcalan, Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda stratejik bir çabanın sahibidir"

Kürt meselesini, çatışma zemininden uzaklaştırıp siyasi ve hukuki bir zemine çekmeye çalıştığımız bu dönemin baş mimarlarından, yürütücülerinden birisi olan Sayın Abdullah Öcalan’a yaklaşım da kritik önemdedir. Unutulmamalıdır ki, Sayın Öcalan, 1993 yılından bugüne Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda stratejik bir çabanın sahibidir. Ayrıca son bir yılı aşkın süredir İmralı adasının elverişsiz koşullarında ilmek ilmek barışı örmeye çalışmaktadır. Tüm sorunları çözmek için olağanüstü bir çaba göstermektedir. Bu yönüyle sürecin enfekte olmaması için hem sorun çözücüdür hem de sürecin öncülerindendir. Lideri olduğu PKK’ye yaptığı çağrıyla alınan kararlar, atılan adımlar ve son olarak Rojava’daki kriz esnasında geliştirdiği çözümle siyasal, örgütsel, toplumsal gücünü göstermiştir. Tarihsel birikimi ve tecrübesi, tereddütsüz demokratik cumhuriyet çabası itibarıyla de kurucu siyasal aktörlerden birisi olan Sayın Öcalan’ın ve mücadelesinin taslak raporda ısrarla 'terör', 'terör örgütü' gibi kavramlarla birlikte tanımlanmasını, sürecin hukuku ve gereklilikleri noktasında doğru bulmamaktayız.

"Barış, sadece sonuç değil; yöntemin ve dilin kendisidir aynı zamanda"

Komisyon ortak rapor taslağının 'Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler' başlığı altında 'Doğuştan gelen dokunulamaz ve devredilemez' hakların başta anadili hakkı ve kimlik/kültür hakları gibi insanlık değerlerini ve evrensel hakları içerdiğini özellikle belirtmek isteriz. Anadili, yalnızca bir iletişim aracı değil; düşünme biçimini, öğrenme süreçlerini, duygulanım dünyasını ve toplumsal aidiyet hissini belirleyen kurucu bir unsurdur. Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilik ile barışılması gerekmektedir.

Sonuç olarak; ortak rapor dili, tek taraflı bir dil olmamalıdır. Birçok kesimde farklı travmatik etkiler yaratan birçok kavram yeniden değerlendirilmelidir. Metnin ruhuna, sahici ve toplumsal vicdana hitap eden bir dil yerleştirilmelidir. Barış, sadece sonuç değil; yöntemin ve dilin kendisidir aynı zamanda. Unutmayalım ki, dil kırılgansa, sonuç da kırılgan olma ihtimalini barındırır.

 Abdulhamit Gül: Ortaya çıkan bu rapor ve bu çaba bir Türkiye mutabakatıdır, bir Türkiye uzlaşısıdır

AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, komisyonda yaptığı konuşmada 5 Ağustos 2025 tarihinde başlayan çalışmalarda bugün sona gelindiğini belirtti. Gül, şöyle konuştu:

Asıl teşekkür milletimize, milletimizin vermiş olduğu güçlü desteğedir. Bu süreci sahiplenerek 'Terörsüz Türkiye' idealinin gerçekleşmesi noktasında çok önemli bir noktaya gelmiş bulunmaktayız. Bin yıllık bu coğrafyada kardeşliği sürdüren bu toprakların birliğini, beraberliğini, kardeşliğini tehdit eden teröre karşı çok önemli bir duruş burada ortaya konmuştur. Türkiye'nin 100 yıllık tarihinin yaklaşık yarısını terör prangasından kurtaracak çok önemli bir aşamayı hep beraber bugün gerçekleştirmiş olacağız. Esasen hükümetlerimiz döneminde, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde terörü kaynağında kurutmaya yönelik yapmış oldukları çok güçlü, kararlı mücadeleyle çok önemli neticeler alınmıştır. Ama bunu tamamen gündemden çıkarmak ve 'Terörsüz Türkiye'yi ortaya koymak adına önemli bir merhaledeyiz. Kim terörün devam etmesini ister? 86 milyon vatandaşımızın hepsi terörün tamamen sona ermesini, annelerin hiçbir suretle ağlamamasını ister. Bu, bu toprakların ortak talebidir, dileğidir.

"Bu topraklarda yaşayan herkes eşit ve birinci sınıf vatandaştır"

Özellikle AK Parti olarak, yine birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi vurgulayacak ve güçlendirecek şekilde, bu topraklarda yaşayan herkesin eşit, birinci sınıf vatandaş olduğu vurgusu ve yaklaşımı bizim en temel yaklaşımımızdır. Kim neye inanırsa inansın, ne düşünürse düşünsün; bu anlamda tüm bu düşüncelerin kıymetli olduğu, bunların hepsinin değerli ve korunması gereken prensipler olduğu bizim temel yaklaşımımızdır. Bu ülkede kim 'benim bir sorunum var' diyorsa, 'hayır, senin sorunun yok, çok iyisin' demeye kimsenin hakkı yok. Bu sorunu empatiyle çözme ve bu sorunları giderme konusunda hükümetlerimizin yaklaşımları yine güçlü bir şekilde elbette devam edecektir. Daha güçlü, daha özgür, daha demokratik bir hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü daha da güçlendirecek, demokratik reformlarını sürdürecek bir anlayışla meseleye bakıyoruz. Bu konuda meseleyi sadece bir güvenlik perspektifine sıkıştırmadan, güçlü bir perspektifle ele alıyoruz. Güvenlikten elbette taviz yok; ama özgürlüğü de bu anlamda hayata geçirecek uygulamalar herkesin hafızasındadır.

Özellikle iktidara geldikten daha bir ay olmadan OHAL'i kaldıran, Diyarbakır'da yapmış olduğu açıklamalarla Kürt sorununun varlığını kabul eden, Türk'üyle Kürt'üyle bu ülkenin bütün vatandaşlarını bir ve beraber gören bir anlayışla konularımızı güçlü bir şekilde sürdürdük. Bu konuda bizim raporlarımızda da var, bunu da ifade etmek isterim. Her partinin tutumu aslında kendi raporunda var. Ama burada ortaklaştığımız için, ortak bir metinde elbette müzakere ederek bir ortak metin üzerinde arayışlarımız oldu. Elbette partilerin, bizim de partimizin bu konuda yaklaşımı çok açık.

"Türk ile Kürt'ü kimse ayıramadı"

Özellikle Türkiye'de birçok mesele hepimizin gözü önünde yaşandı. Ama şu olmadı: Türk ile Kürt'ü kimse ayıramadı. Birçok ülkede, birçok dünya coğrafyasında çatışmalar oldu. Ama Türk ile Kürt arasında akrabalık bağlarını, kardeşlik bağlarını, komşuluk bağlarını hiç kimse ortadan kaldıramadı. Bu bizim en güçlü yanımız ve korumamız, geliştirmemiz gereken en güçlü yanımızdır. Acıyı da sevinci de beraber yaşayan topluluklar olarak, bir millet olarak, bu ülkede yaşayan 86 milyon olarak hiçbir şekilde etnik bir çatışma asla yaşamadık. Bu topraklar kardeşliğini daha da güçlendirmiştir. O yüzden 'Terörsüz Türkiye'de bir uzlaşma, bir ortak akıl ve demokratik katılımla daha da güçlenerek yoluna elbette devam edecektir.

Bu çalışmalarımız özellikle toplumsal mutabakatın siyasal mutabakatla sonuçlanması açısından çok kıymetlidir. Ortaya çıkan bu rapor ve bu çaba bir Türkiye mutabakatıdır, bir Türkiye uzlaşısıdır. Bu anlamda kardeşliğimizin manifestosu olma adına çok özgün bir modeldir. Bir millet projesinin millet aklı ve vicdanıyla birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi daha da güçlendireceğine inanıyoruz ve bu hususta özellikle Meclis Başkanımızın bundan sonraki süreçlerde de desteğini sürdüreceğine inanıyoruz.

Ortaya konan tespit ve teyit mekanizmalarından diğer hususlara varıncaya kadar elbette tüm bu çalışmaları yaparken, şehitlerimizin emaneti olan bu toprakları onların da aziz hatırasına halel getirmeyecek şekilde çalışmalarımızı, çabalarımızı ortaya koymaya devam edeceğiz. Temel yaklaşımımız 'Terörsüz Türkiye' ve bölgenin 'Terörsüz Bölge' hâline gelmesiyle birliğin, beraberliğin, kardeşliğin daha da güçlenmesidir. AK Parti olarak, Cumhur İttifakı olarak bugüne kadar sürdürdüğümüz demokratik reformları daha da güçlendirerek çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

"Komisyon bir tarih yazmıştır ve bir tarihin yazılmasına öznellik yapmıştır"
 
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, bu komisyonun "bir tarih yazdığını ve bir tarihin yazılmasına öznellik yaptığını" ve önemli olduğunu söyledi. Yayman, 2009'daki demokratik çözüm sürecinde, 2013'teki çözüm sürecinde ve akil insanlar heyetinde yer almış, 2025'te de komisyon çalışmalarını takip eden bir siyasetçi olarak, aynı zamanda bir aydın ve vatandaş sıfatıyla süreci çok değerli bulduğunu ifade etti. Yayman, şu ifadeleri kullandı:
 
Buradan bir Türkiye ittifakı çıkmıştır. Bir Türkiye uzlaşısı çıkmıştır. Türk demokrasi tarihinde çok önemli bir eşik aşılmıştır ve Türk demokrasisi gerçekten sorun çözme yeteneğini test etmek suretiyle çok önemli bir imtihanı başarıyla vermiştir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ve burada yürütülen işler bir devlet politikasıdır, bir millet politikasıdır ve biz tarihin doğru tarafında duruyoruz. Türkiye'de 1991 yılında Başbakan Süleyman Demirel'in 'Kürt realitesini tanıyoruz' sözüyle başlayan bu süreçte Özal'ın, Erbakan'ın ve yine Cumhurbaşkanımızın çok önemli adımları atılmıştır. AK Parti döneminde biz bunlara sessiz devrim diyoruz. 90'lı yıllarda dile getirilen tüm bireysel ve kolektif hak talepleri tek tek yerine getirildi. 24 saat yayın yapan Türkçe radyo ve televizyondan olağanüstü hâlin kaldırılmasına, OHAL Bölge Valiliğinin kaldırılmasından DGM'lerin kaldırılmasına, Kürtçe propaganda yasaklarının kaldırılmasından Kürtçe dil kurslarına ve özel okullarda Kürtçe eğitim verilmesine, Kürt aydınlarının eserlerinin Kürtçe basılmasına kadar burada sayamayacağımız pek çok hak talebi AK Parti ve Cumhurbaşkanımız tarafından dile getirilmiş ve yerine getirilmiştir.
 
Biz bu meselenin çözümü için gerekirse baldıran zehri içeriz ve yine çözeriz noktasındayız. Biz meseleyi bir etnik mesele olarak, bir kimlik meselesi olarak asla görmüyoruz. En başından beri meseleyi bir demokratikleşme meselesi olarak gördük. Haklar ve özgürlükler meselesi olarak gördük ve Türkiye'nin, Türk demokrasisinin sorun çözme yeteneğinin sınanması olarak gördük. Dolayısıyla bu noktada 'Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge', Türkiye Yüzyılı'nda ve Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında yeni bir sayfanın açılması ve paradigmanın değişmesi anlamına gelmektedir.

"Eğer Türkiye'de silahlar sözde değil özde susarsa..."

"Korkaklar zafer anıtı dikemez" diyen Yayman, sözlerini şöyle sürdürdü:

David Hume'un söylediği gibi, eğer burada bulunduğumuz noktada duracaksak, eğer ileri gitmeyeceksek neden bu noktaya kadar geldik? Dolayısıyla buradaki uzlaşmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yeni bir dil inşa etmeye, başta siyasette olmak üzere partilerimizin ve medyanın gerçekten bunun üzerinde bir kez daha durması gerektiğini ifade etmek isteriz. Eğer Türkiye'de silahlar sözde değil özde susarsa, İmralı notlarında da ifade edildiği gibi silahlar sadece elden değil, akıllardan ve zihinlerden de bırakılırsa Türkiye'nin konuşamayacağı, Türkiye'nin başaramayacağı, Türkiye'nin atamayacağı hiçbir demokratikleşme adımı yoktur.

"Nihai karar, Türk milletinin temsil edildiği yüce Meclis'e aittir"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu, komisyon üyelerine uzlaşmacı tutumları nedeniyle teşekkür ederek, sürecin üniter devlet yapısı ve milli birlik temelinde yürütüldüğünü söyledi. Zorlu, "Anayasal düzenimiz, Anayasamızın ilk dört maddesi ve bu kapsamdaki diğer kırmızı çizgilerimiz tartışmaya açık değildir ve pazarlık konusu yapılamaz" dedi.

Komisyonun görevinin, terör örgütünün silah bırakma ve kendini feshetme kararının hayata geçirilmesini sağlamak ve bu süreçte gerekli hukuki altyapıyı güçlendirmek olduğunu belirten Zorlu, "AK Parti olarak milli birliğimizden, anayasanın temel ilkelerinden ve devletimizin bekasından asla taviz verilmeyecektir" diye konuştu.

Hazırlanan raporun herhangi bir kişiye özel düzenleme anlamına gelmeyeceğini kaydeden Zorlu, infaz mevzuatında yapılacak olası düzenlemelerin de anayasanın temel ilkelerine bağlı kalınarak, şehit aileleri ve gazilerin vicdanını incitmeyecek şekilde ele alınacağını söyledi.

Zorlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına saygı duyulduğunu, ancak bunun egemenlikten taviz anlamına gelmeyeceğini ifade ederek, "Nitekim hukuk devleti kişilere göre eğilip bükülen bir yapı değildir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Nihai karar, Türk milletinin temsil edildiği yüce Meclis'e aittir" ifadesini kullandı.

AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun kapsamlı ve stratejik bir rapor hazırladığını, 'Terörsüz Türkiye ile Terörsüz Bölge' vizyonunu kurumsallaştırmayı amaçlayan milli bir yol haritası niteliği taşıdığını belirtti.

Ahmet Şık: Barış umudunu zedeleyen bu sürecin asli sorumluluğu, Cumhur İttifakı’na ve TBMM Başkanına aittir

TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, komisyonda yaptığı konuşmada, rapora ilişkin eleştirilerde bulunarak, "Raporda söylenmeyeni hakikatin en yalın haliyle biz dile getirelim: Türkiye’de Kürt Meselesi vardır" dedi.

Kürt meselesinin inkar edilerek, bastırılarak ve kriminalize edilerek çözümsüz bırakıldığını dile getiren Şık, bugün çözüm iddiasıyla ortaya çıkan metnin de aynı siyasi aklın ürünü olduğunu ifade ederek, "Yıllardır söylediğimiz gibi böylesi tarihsel bir meselenin çözümü; birbirinden kopuk, göstermelik adımlarla değil, bütünlüklü, tutarlı ve samimi bir siyasi iradeyle mümkündü. Bugün burada oylamaya açılacak bu raporla birlikte gördük ki bir kez daha böyle bir irade ortaya konulmamış" ifadelerini kullandı.

Komisyonun çalışma biçimini de eleştiren Şık, raporun "katılımcılığı tasfiye ederek demokratik mekanizmaları işletmeyen sorunlu kurgusundan" ve "siyaseti dar bir koridora hapseden tutumundan" bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Raporun grubu olmayan partilere son anda sunulmasını "dayatmacılık içeren bir ‘oldu bitti’ operasyonu" olarak nitelendiren Şık, "Komisyon’un kuruluşunda adının 'barış, demokrasi ve eşit yurttaşlık' olması yönündeki talebimiz, bir kelime tartışması değil, yön tayiniydi. Bu ısrarımız Komisyon’a duyduğumuz inanç ve siyasi iktidara duyduğumuz bir güvenin değil; kalıcı barışın bu ülkenin en yakıcı ihtiyacı olduğuna dair sorumluluk bilincimizin sonucuydu. Ancak iktidar, daha baştan barış kavramından dahi ürkerek, süreci 'Terörsüz Türkiye' başlığına hapsederek meseleyi yine güvenlikçi bir tahkimatın malzemesi haline getirdi" diye konuştu. 

"Rapor, Kürt meselesine dair tespit ve yapısal çözüm içermeden, kanuni düzenleme gerektirmeyen temennilerle sona ermektedir"

Raporun dil ve üslubunun sorunlu olduğunu belirten Şık, "'Kürt Meselesi' demeyen, sorunun adını koymaya dahi cesaret edemeyen bir metnin çözüm üretmesi zaten mümkün olmaz" dedi. Meselenin tarihsel ve siyasal kökleri yerine "terör" kavramına indirgenmesini tepki gösteren Şık, sözlerini şöyle sürdürdü:

Metnin satır aralarına serpiştirilen 'sadece güvenlik meselesi değildir' cümleleri ise içi boş bir demagojiden ibaret. Rapor, güçlü ve bağlayıcı çözüm önerileri sunmak yerine yuvarlak ifadelerle temel talepleri savuşturan, siyasi iktidarı övgüyle selamlayan bir metne dönüşmüştür. Kürt meselesine dair tek bir somut tespit ve yapısal çözüm içermeden, kanuni düzenleme gerektirmeyen temennilerle sona ermektedir. Bu metin, bir çözüm programı değil; siyasi sorumluluktan kaçış belgesidir. Somut demokratik adımları yok sayan, önerileri budayan, meseleyi yeniden güvenlik ve terör eksenine sıkıştıran, bunları gizlemek için de dilek ve temenniler içeren bölümler ekleyen bir yaklaşım çözüm değil, statükonun tahkimidir.

Raporun 'Demokratikleşme' başlığı altında yer alan 'dilek ve temennilerin' bazıları siyasal iktidarın demokratik normları referans almasıyla, yargının siyasal iktidarın kuklası değil hukuk normlarının uygulayıcısı olarak mevcut anayasa ve kanunlara dahi uyma iradesi göstermesiyle derhal çözülebilecek nitelikteyken, Meclis iradesini taşıdığını söyleyen bir komisyonun bunları bir 'öneri metni' haline getirmesi başlı başına bir siyasal iflastır. Büyük bir utanç vesikasıdır. TBMM, bir kez daha anayasa ve kanunların varlığını inkar ederek, anayasa ve kanunlara aykırı davrananlar hakkında adım atması gerekirken anayasa ve kanunların uygulanması konusunda tavsiye kararı önerisinde bulunmaktadır. Kendi yasama fonksiyonunu hiçe sayan bu tutumun bir TBMM işlemi haline getirilmesi asla kabul edilemez.

"Can Atalay’ın milletvekilliğini düşürenler bugün hukukun uygulanmasını tavsiye eden bir metne imza atmaya kalkıyor"

Anayasa’da bağlayıcı olduğu açıkça yazılı olan Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen tek bir somut adım atılmamıştır. Adaletsizliğin, hukuksuzluğun üzerini sayılarla örtmekten vazgeçin. İhtiyaç olanın sayılar değil, adalettir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Tayfun Kahraman ve Can Atalay hakkında verilen kararların gereğini yerine getirmek için yeni düzenlemelere, dilek ve temennilere değil, hukuka uymaya ihtiyaç var.

Hatay halkının oylarıyla seçilen Can Atalay’ın milletvekilliğine ilişkin düşürme işlemi AYM tarafından 'yok hükmünde' sayılmasına rağmen hukuksuz işlem ortadan kaldırılmamıştır. AYM kararına rağmen Can Atalay’ın milletvekilliğini düşürenler bugün hukukun uygulanmasını tavsiye eden bir metne imza atmaya kalkıyor. Bu, kendi varlık nedenini inkâr eden bir yasama pratiğidir. Anayasa’yı uygulamayanların, anayasanın uygulanmasına dair tavsiye kararı üretmesi hukukla alay etmektir. Eğer hukuka dönmekte ve önerdiğiniz demokratikleşme adımlarında samimiyseniz Hatay milletvekilimiz Can Atalay’la ilgili AYM kararını uygulayın.

"Komisyon raporuna hayır oyu vereceğimizi açıkça ilan ediyoruz"

Böylesi tarihsel bir meselede dahi hukuku askıya alan bir yaklaşım, sorunun çözümüne değil, derinleşmesine hizmet eder. Meseleyi terör ve güvenlik eksenine indirgeyen, barış demekten imtina eden bir anlayışın barışı inşa etmesi zaten beklenemezdi. Tüm bu nedenlerle Komisyon raporuna hayır oyu vereceğimizi açıkça ilan ediyoruz. Barış umudunu zedeleyen bu sürecin asli sorumluluğu, Komisyon’un demokratik bir zeminde çalışmasını engelleyen Cumhur İttifakı’na ve TBMM Başkanı’na aittir. Bizler biliyoruz ki Kürt sorununun çözümü; inkarda, güvenlikçi politikada ve hukuksuzlukta değil barışta, demokraside ve eşit yurttaşlıkta ısrardadır. Bu ülkenin tüm yurttaşlarının eşit, özgür ve adil bir ülkede yaşayacağı gerçek bir demokratik düzen kurulana dek bu ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda ortak rapor kabul edildi: 47 evet, 2 ret, 1 çekimser

 Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda ortak rapor 47 evet, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul edildi. Numan Kurtulmuş, "Bundan sonraki süreçlerde de inşallah bu raporda dile getirilen hususların uygulanması mümkün olur" dedi. Komisyon, çalışmalarını tamamladı. Numan Kurtulmuş, komisyon üyelerini 10 Mart Salı günü iftara davet etti. 

Tüm siyasi partilerin temsilcilerinin konuşmalarından sonra Numan Kurtulmuş, raporun bu komisyonda yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıktığını belirterek, "Bu çalışmalar sonucu ortaya çıkan bu rapor bir veya birkaç partinin raporu değil bütün partilerin uzlaşarak ortaya çıkardığı bir rapordur. Dolayısıyla bundan sonraki süreçlerde de inşallah bu raporda getirilen hususların uygulanması mümkün olur. Ben şimdi müzakerelerini tamamladığımız rapor hakkında sizlerin oylarınıza müraacaat edeceğim" diyerek raporu oylamaya sundu.

Oylama sonucunda ortak rapor 47 evet oyuyla kabul edildi. CHP’den Türkan Elçi çekimser, EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ile TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise ret oyu verdi.  

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, komisyon hep böyle zor konularda değil de bir iftar sofrasının huzur ve esenliği içinde yeniden bir araya gelelim diyerek, komisyon üyelerini 10 Mart Salı günü iftara davet etti.

Toplantı sona erdikten sonra Numan Kurtulmuş ve komisyon üyeleri birbirleriyle tokalaştı ve fotoğraf çektirildi. 

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.