ABD ablukası altındaki Küba Trump'a ne kadar direnebilir?

ABD ablukası altındaki Küba Trump'a ne kadar direnebilir?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Jan D. Walter
DW Türkçe

Küba'da karanlık hakim. Halk kelimenin tam anlamıyla karanlıkta, hükümet ise mecazi anlamda. Bu haftanın başında iki yıl içinde dördüncü kez adanın tamamında elektrikler kesildi. 2024'ten bu yana yaşanan onuncu büyük çaplı bu kesinti yer yer şiddet olaylarına dönüşen eylemlere neden oldu.

Hükümet ise kriz ve ABD'nin artan baskısı karşısında öyle çaresiz bir durumda ki varlığını devam ettirebilmek için ebedi düşmanla müzakere masasına oturmaktan başka bir seçeneği kalmamış görünüyor.

Ocak ayında Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun "tutuklanmasının" ardından ABD Başkanı Donald Trump'dan "öyle ya da böyle" Küba'yı ele geçirebileceğine yönelik tehdit de gelince artık Havana'nın üzerinde Damokles'in Kılıcı iyice belirginleşmeye başladı. Maduro'nun Caracas'taki malikanesinden "alınması" Küba'ya yalnızca Trump'ın neler yapabileceğini göstermekle kalmadı aynı zamanda ülkeyi en yakın müttefiklerinden ve petrol tedarikçilerinden birinden mahrum bıraktı.

Trump neden Küba'yı ele geçirmek istiyor?

ABD kıyısından yaklaşık 150 kilometre uzaklıktaki Küba, Fidel Castro liderliğinde 1959 yılında gerçekleşen devrimden bu yana Washington için bir endişe kaynağı oldu. Ülkedeki komünist yönetim bir zamanlar ada üzerinde etkili olan ABD nüfuzunu reddetti ve Moskova, Pekin ve Caracas gibi ABD karşıtı hükümetler için bir "ileri karakol" olarak görüldü.

Eski ABD Başkanı Barack Obama dönemindeki ilişkileri yeniden canlandırmaya yönelik temkinli girişimler, Trump'ın henüz ilk başkanlık döneminde yeniden yerle bir edildi. Bu, Castro rejiminin yıkılışını görmeyi arzulayan sürgündeki birçok Kübalıyı rahatlattı. Onlardan biri de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. Küba diasporası başta kritik bir seçim eyaleti olan Florida'da olmak üzere önemli bir seçmen grubunu oluşturuyor.

Trump'ın İran gündeminden çıkış hamlesi mi?

Köln Üniversitesi'nden dış politika uzmanı Klemes Fischer, Trump'ın son dönemde Küba'ya karşı söylemlerini sertleştirmesinin iç politikayla ilgili olduğu görüşünde. Alman televizyonu ZDF'e konuşan Fischer bunun İran'da işleri istediği gibi gitmeyen Trump için bir "çıkış hamlesi" denemesi olabileceğine dikkat çekiyor. Alman uzman, "Güçlü bir başkan olduğunu göstermek zorunda. Öte yandan omuzlarına yeni bir savaş yükü almaktan da kaçınması gerekiyor" ifadelerini kullanıyor.

Ne var ki Trump, Küba üzerindeki baskıyı daha önce artırmaya başlamıştı. Trump'ın talebi üzerine, Venezuela'da Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, Ocak ayında Küba'ya yönelik halihazırda kısıtlanan petrol ihracatını tamamen durdurdu. Ocak ayının sonundan beri de ABD Karayipler'deki ülkeye giden deniz yollarını bloke ediyor ve Küba'ya sevkiyat planlayan ülkeleri yaptırımlarla tehdit ediyor.

Küba hükümeti ülkeye üç aydır petrol sevkiyatı olmadığını belirtiyor. Yıllardır gerilemekte olan yerli üretim ise 2024 yılında ülkenin petrol ihtiyacının yüzde 30'undan azını karşılayabiliyordu. Elektrik üretimi önemli ölçüde petrol santrallerine bağlı olan Küba'da son dönemde sıklaşan elektrik kesintileri de doğrudan bununla bağlantılı.


Havana'nın bir caddesinde insanlar ve araçlar görülüyor

30 yıldır yaşanan en kötü ekonomik kriz

İspanya'da yaşayan Kübalı ekonomist Elias Amor enerji krizinin yalnızca mevcut ekonomik krizin yalnızca bir yönü olduğuna dikkat çekiyor.

Küba ekonomisi hafif bir toparlanma döneminin dışında 2020'deki koronavirüs pandemisinden bu yana yılda ortalama yüzde 2,75 oranında küçülüyor. 2025’te ise bu oran yüzde 5'e çıktı. 

Küba, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) çöküşünün ardından ülkeyi etkisi altına alan derin resesyonu "barış zamanlarında özel dönem" olarak nitelendiriyor. Bu dönemde dört yıl içinde reel gelirler yüzde 90 oranında düşmüştü. Turizm sektörünün kademeli olarak açılması da dahil olmak üzere geçici reformlarla, devrim lideri Fidel Castro yönetimindeki hükümet kısmi bir toparlanma sağlamıştı. Ancak gerçek iyileşme, Hugo Chavez’in Venezuela'da yönetimi devralıp SSCB'nin sponsor olarak bıraktığı boşluğu doldurmasından sonra başladı.

Ekonomist Amor, Küba ekonomisinin son yıllarda kademeli olarak açılmasının 1990'lardakine benzer bir krizin önüne geçmiş olabileceğini ifade ediyor. Ancak Fidel Castro'un kardeşi Raul Castro ve Devlet Başkanı Miguel Diaz Canel'in sınırlı reformların da artık neredeyse hiç etikisinin kalmamış olabileceği belirtiliyor. Amor, "Artık turizm bile bu kriz durumunu durduramaz hale geldi, çünkü ekonominin tüm itici güçleri tamamen çökmüş durumda" değerlendirmesini yapıyor.

Havana'daki eski parlamento binası ve şehrin elektrik kesintisi altındaki görünüşü

Küba ABD'ye nasıl karşı koyabilir?

Rusya'nın "gölge filosu"ndan bir petrol tankerinin Küba'ya doğru yola çıktığı belirtilse de içeriden ve dışarıdan gelen baskı, Küba hükümetine müzakere masasına oturmaktan başka bir seçenek bırakmamış gibi görünüyor. Geçtiğimiz hafta Havana, Donald Trump'ın henüz Mart ayı başında sözünü ettiği ABD temsilcileriyle yürütülen görüşmeleri doğruladı.

Haftanın başında, Castro kardeşlerin büyük yeğeni olan Başbakan Yardımcısı ve Ticaret Bakanı Oscar Perez-Oliva, ülkesinin Amerikan şirketleriyle açık ticari ilişkilere ve ABD'de yaşayan Kübalıların yatırımlarına hazır olduğunu açıkladı. Ancak bu, ABD için yeterli değil. Dışişleri Bakanı Rubio, işlevsiz hale gelen ekonominin aşılması için köklü değişiklikler talep ediyor.

Washington, bazı siyasi mahkumların serbest bırakılmasıyla da yetinmeyecek gibi görünüyor. İspanyol insan hakları örgütü Prisoners Defenders'ın verilerine göre, Şubat ayı sonunda Küba'nın siyasi nedenlerle hapiste tuttuğu mahkum sayısı bin 214 kişi olarak kaydedildi.

Washington merkezli Center for Engagement and Advocacy in the Americas (CEDA) Direktörü Maria Jose Espinosa, tüm bu tabloya rağmen rejimin çöküşün eşiğinde olduğunu düşünmüyor. Espinosa, "Devlet aygıtı; Komünist Parti, güvenlik güçleri ve askeri ekonomik sistem (GAESA) hâlâ nispeten kapalı bir yapı" ifadelerini kullanıyor.

Havana'da Kübalılar bir su tankerinden kovalarla su almak için bekliyor

Castrolar kurtarıcı olur mu?

Öte yandan yönetimde bazı çatlaklar da ortaya çıkmaya başladı. Mevcut Devlet Başkanı Miguel Diaz‑Canel, "kolaylıkla değiştirilebilecek bir parti bürokratı" olarak görülüyor ve halihazırda yıpranmış durumda olduğu belirtiliyor. Küba'da köklü değişiklikleri başlatabilecek tek aktör ise ordu ve Castro ailesi. New York City University'den Latin Amerika uzmanı Ted Henken, DW'ye verdiği demeçte "ABD ile yürütülen müzakereleri kontrol eden ve yönetenin Castro ailesi olduğunu" vurguluyor.

Başbakan Yardımcısı Perez‑Oliva'nın yanı sıra, Raul Castro'nun torunu Raul Guillermo da yükselen bir güç unsuru olarak görülüyor. Henken'e göre, "Tüm işaretler, onların Castro ailesinin çıkarlarını temsil ettiğini ve bir şekilde hükümeti yöneteceklerini gösteriyor" ifadelerini kullanıyor. Ancak Henken, yeni bir nesil başa gelse bile yapısal reformların ancak birkaç yıl sonra hayata geçirebileceği görüşünde.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.