Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 23 Mart 2025 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik başlatılan 'yolsuzluk' operasyonu kapsamında tutuklanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğuna ilişkin başvuruyu öncelikli olarak incelemeye aldı. Mahkeme, Türkiye'ye İmamoğlu hakkında altı kritik soru yöneltirken, tutukluluğun 'siyasi amaç taşıyıp taşımadığı' da incelenecek.
Söz konusu süreçte yaşananlara yer verilen açıklamada; 19 Mart 2025’te polisin, yürütülen soruşturma kapsamında İmamoğlu'nun evinde arama yaptığı ve aynı gün gözaltına aldığı belirtildi. Ardından soruşturma dosyasına gizlilik kararı getirildiği ve itirazın hâlâ sonuçlanmadığı hatırlatıldı.
Tutuklamaya yapılan itirazın da reddedildiği hatırlatılırken; İmamoğlu'nun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesi ile hakların kötüye kullanılmasını yasaklayan 18. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü belirtildi. Ayrıca İmamoğlu'nun; serbest seçim hakkını düzenleyen Ek 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesinin de ihlal edildiğini savunduğu ifade edildi.
AİHM'in açıklamasında, "Başvurucuya göre, dosyada kendisine yönelik 'makul şüphe' oluşturacak yeterli delil bulunmuyor. Ayrıca tutuklama kararlarının somut gerekçelere dayanmadığını, kalıp ifadelerle verildiğini ve tutukluluk süresinin makul olmadığını belirtiyor. Dosyaya erişimin kısıtlanması nedeniyle tutukluluğuna etkili şekilde itiraz edemediğini savunan başvurucu, Anayasa Mahkemesi’nin de başvurusunu yeterince hızlı incelemediğini öne sürüyor. Başvurucu ayrıca, cumhurbaşkanı adaylığını açıklamasının ardından tutuklanmasının siyasi amaç taşıdığını iddia ediyor. Bu durumun seçim kampanyasını yürütmesini engellediğini ve seçimlerde dezavantaj yarattığını belirterek, serbest seçim hakkının ihlal edildiğini savunuyor" denildi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de İmamoğlu'nun talepleri ve iddiaları üzerine Türkiye'den başvuruyla ilgili altı sorunun yanıtlanmasını, soruşturma dosyasının kopyasını ve dosyadaki tüm belgeleri istedi.
Bu kapsamda Türkiye'ye şu sorular yöneltildi:
Başvurucu, bu şikâyetleriyle ilgili olarak kendi ülkesindeki tüm etkili mahkeme ve itiraz yollarını usulüne uygun şekilde bitirmiş midir?
Başvurucunun tutuklanması hukuka uygun mudur? Özellikle, başvurucunun bir suç işlediğine dair "makul bir şüphe" olduğu söylenebilir mi? Tutuklama anında dosyada bulunan deliller, tarafsız bir gözlemciyi başvurucunun bu suçları işlemiş olabileceğine ikna edecek düzeyde miydi?
Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarını veren hâkimler, hürriyeti kısıtlamak için "ilgili ve yeterli" gerekçeler sunma yükümlülüğünü yerine getirdiler mi? Ayrıca, başvurucunun hapiste tutulduğu toplam süre "makul" kabul edilebilir mi?
Başvurucunun, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasallığına itiraz edebileceği etkili bir yolu var mıydı?
Devletin bu davada uyguladığı kısıtlamalar, kanunda belirtilen meşru amaçlar dışında (örneğin siyasi bir amaçla) mı uygulanmıştır? (Bu soruda gösterilen örnekte, eski HDP Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında AİHM tarafından verilen "siyasi saiklerle tutuklu" kararı hatırlatıldı.)
Başvurucunun cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmasına yönelik kısıtlamalar, "serbest seçim hakkı" kapsamında değerlendirilebilir mi? Hakkında açılan davalar ve siyasi amaçlı olduğu iddia edilen tutukluluk hali, başvurucunun aday olma ve seçim sürecine etkin şekilde katılma hakkını engellemiş midir?


