Emekli gazi subay ve uluslararası strateji analisti Abdullah Ağar, ABD-İsrail ortaklığıyla İran'a açılan savaşta gelinen aşamayı değerlendirdi. Ağar, savaşın üç ana eksende yürüdüğünü belirterek, Türkiye'nin konumuna dair çarpıcı öngörüler sıraladı; “Türkiye bu savaşta bir aktör değil, bir düğüm noktasıdır. Çözülürse sistem dağılır. Kontrol edilirse sistem kurulur. Bu yüzden herkesin radarında, hedefindedir.”
Ağar'ın ABD ordusunun İran limanlarına giriş ve çıkış yapan tüm deniz trafiğine yönelik ablukayı başlattığı bir süreçte kalema aldığı tespitler şöyle:
Abdullah AĞAR
“İran ve ardılı” ile “ABD/İsrail” neden savaştı?
Neden hâlâ savaşıyor?
Ve neden savaşacak?
Nedeni tek değil.
Az da değil.
Ve bu savaş sınır ya da toprak hiç değil…
Bu bir sistem savaşıdır.
Ama sadece sistem değil.
Bu savaş; sistemi, zihni ve geleceği kimin yazacağını belirlemek için yapılıyor.
Ve üç ana eksende yürüyor:
I. SİSTEM SAVAŞI
(Gücün kodunu yazma savaşı)
1. Bu savaş, sistemin kendisini yazma savaşıdır. Taraflar sadece sahada değil; sistemin kodunda ve o kodu yazmak için savaşıyor.
2. Bu bir güvenlik pazarı savaşıdır.
“Korkuyu üretenin güvenliği sattığı bir düzende” kimin sistemi egemen olacak sorusu belirleyicidir. Özellikle Körfez Araplarının kimin sistemine bağımlı olacağı düzlemde.
Veya başka bir deyişle: Kendi güvenliğini üretemeyip satın alan Körfez Araplarını kimin menüsünde olacak?
Korkuyu kim üretecek?
Güvenliği kim satacak?
Güvenlik ihtiyacın çok ötesinde bağımlılık üreten bir kontrol aracı olarak kullanılıyor.
3. Bu, kaynak ve akış kontrolü savaşıdır.
Enerji, değerli maden, veri…
Ve bu kaynakların akışı. (boru hatları, hava-kara-deniz ve denizaltı kanalları)
Akışları yöneten; zamanı, sistemi ve geleceği yönetir.
4. Bu, görünür ve görünmeyen altyapının savaşıdır.
Limanlar, hatlar, enerji koridorları kadar; siber ağlar, veri merkezleri ve dijital sistemler de hedeftedir.
5. Bu, zaman savaşıdır.
Savaşı başlatan değil; zamanı kontrol eden kazanır.
II. ZİHİN VE TEOPOLİTİK SAVAŞ
(İnancı, algıyı ve kader iddiasını yönetme savaşı)
6. Bu, Ortadoğu’nun zihin haritasını yeniden yazma savaşıdır.
Sınırlar değil; inançlar, bağlar, tehdit algıları ve refleksleri şekillendiriliyor.
7. Bu, teopolitik bir savaştır.
Burada akıl değil; “kader yazma iddiası” ve dogma savaşır.
Bu katman, savaşın en tehlikeli ve en kontrolsüz katmanıdır.
8. Bu, inançları kodlama savaşıdır.
İnancı yöneten davranışı, davranışı yöneten tarihi yönetir.
9. Bu savaş, vekalet savaşlarının evrimidir.
Artık sadece vekil güçler değil; vekil akıllar, duygular, inançlar, kavramlar, acılar, refleksler savaştırılıyor.
Bence bu; her babayiğit göremeyeceği, anlayamayacağı vekaletin geldiği en derin ve etkili katmandır.
Yeni savaşta cephe insanın içidir.
10. Bu, zihin savaşıdır.
Bilgiyi, algıyı ve anlamı yöneten gerçeği tanımlar ve savaşı kazanır.
III. KÜRESEL GÜÇ SAVAŞI
(Dünya düzenini yeniden kurma savaşı)
11. Bu, Ortadoğu üzerinden küresel düzen kurma savaşıdır.
Çünkü Ortadoğu enerji, inanç ve kriz üretme merkezidir.
12. Bu, büyük güçlerin ileri karakol savaşıdır.
Ortadoğu: ABD-Çin-Rusya rekabetinin ana sahasıdır.
Bu savaş sadece İran’ın değil; Çin ve Rusya’nın gücünü, etkisini ve yönünü dizayn etme savaşıdır. Yani küresel rakiplerin geleceğini belirleme savaşıdır.
13. Bu savaş Araplarla İran’ı düşman etme, Pakistan’ı yeniden konumlandırma savaşıdır.
Bu düşmanlaşma sağlanırsa, Çin planı çöker, İsrail’in stratejik egemenliğini ve “ABD’nin müttefik/düşman” kurgusu eşliğinde bölgesel enerjinin iç çatışmaya yönlendirilmesi sağlanır.
Bölünmüş enerji, kontrol edilebilir enerjidir.
Pakistan’ı yeniden konumlandırma arayışı ise bambaşka ve Afganistan-Pakistan-İran-Hindistan ve ÇİN’i ilgilendiren tehlikeli bir konu. (Bunu ayrıca yazacağım.)
14. Bu, Asya’nın kapısını kırma savaşıdır.
Bu kapı kırılırsa: küresel güç, kaynak ve akış dengesi zorla yer değiştirir.
“Umman/Gwadar-Çabahar rekabeti, Basra-Hürmüz.”
15. Bu, kontrollü kaos savaşıdır.
Kaos amaç değil; araçtır.
Kontrollü kaos, yeni nesil güç projeksiyonudur.
16. Bu, ittifak testi ve hizalanma savaşıdır.
NATO hizalanmak istenir.
Müttefikler test edilir.
Tarafsızlara mesaj verilir.
17. İngiltere’ye özel: ABD’ye rağmen “Çin, Asya, Ortadoğu, derin bağları ve angaje teolojik yapıları üzerinden” küresel hakimiyet oyunları oynayan İngiltere’ye “Aklına başına al, eksenimden çıkma” savaşıdır.
18. Bu, teknolojik ve varoluşsal üstünlük savaşıdır.
Kinetik kabiliyetler, yapay zekâ, siber alan, drone sürüleri, ağ merkezli harp… Savaş değişiyor, savaştaki askerin rolü değişiyor.
19. Ve en önemlisi: ABD’nin küresel üstünlüğünü koruma savaşı.
Şimdi ne kadarını göze alabilirler bilmem, ama küresel tahta çıkmak için 2nci dünya savaşında 405.000 askerini feda etmişlerdi.
Bu savaş, dünya tahtının savaşıdır.
*** ***
KRİTİK KIRILMA: 7 EKİM
20. Bu savaşın tetikleyici kırılması 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e saldırısı ile gerçekleşti.
Bu olay sadece bir saldırı değildi. Hamas üzerinden İran’ın (belki de İran ardılların da) dahil olduğu bir sistem kırılmasıydı.
8 Ekim’de Netanyahu’nun “Bialik’in intikam şiiri üzerinden” Rusya’yı tehdit etmesi belki bu yüzden, belki başlayacak savaşa dahil olmaması içindi.
Hamas, 7 Ekim’de ne yaptığının farkında mıydı, bilmiyorum, ama ABD ve İsrail’in jeopolitik çatırtısı o kadar büyük oldu ki…
- IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru) fiilen çöktü.
- İbrahimi anlaşmalar süreci sarsıldı.
- Suud Arabistan-İsrail yakınlaşması rafa kaldırıldı.
- BM-AB işbirliğinde yürütülen İsrail-Filistin görüşmeleri bitti.
- İsrail’in caydırıcılığı ve prestiji ağır darbe aldı.
- ABD/İsrail jeopolitik mimarisi çatladı.
- Hamas baskını ve Gazze vahşeti üzerinden “Sünni” vicdan ve bazı “Sünni” tabanlı devletler-karar vericiler ve toplumsal eksenler Şİİ-İRAN VEKİLİNE dönüştü.
- İsrail-Türkiye kırılması gerçekleşti.
- Türkiye-ABD hattındaki kırılma belirginleşti.
- Türkiye-Azerbaycan bağı baskılandı.
Bütün bunlar bir Şİİ asilin(İran’ın), Filistin çıkmazını ve bir Sünni vekili (Hamas’ı) kullanarak ABD ve İsrail’e vurduğu ağır bir sistemsel-jeopolitik darbeye ve Sünni eksenin vicdanına ve karar mekanizmalarına yapılan derin bir manipülasyona karşılık geliyordu.
Ve en önemlisi buradan bir şey çıktı: Ortadoğu’da 2,5 yıldır gördüğümüz savaşların kaynak kodu 7 Ekim Hamas Baskını ve İsrail’in Gazze Vahşeti üzerinden yazıldı.
Sonuç: Bu savaş bu açıdan, 7 Ekim’in intikam savaşıdır.
Ama bu yetmez.
21. Zincir reaksiyon şöyle çalıştı:
- İsrail’in caydırıcılığı kırıldı.
- Caydırıcılık kırılınca normalleşme süreci çöktü.
- Normalleşme çökünce bölgesel entegrasyon projeleri durdu.
- Bu kırılma, ABD/İsrail jeopolitik mimarisini sarstı.
- Sarsılan yapı, sert güçle yeni kurulma sürecine girdi.
Sonuç: Bu savaş Hamas baskınıyla gelişen o büyük çatırtıdan sonra silahı eline alan ABD ve İsrail’in “stratejik sessizlik, algı ve görünür savaşlar eşliğinde” yapmak istediği şey; artık bir onarım değil; yeni bir düzen kurma savaşıdır.
22. Bu artık İsrail’in dönüşüm savaşıdır.
Tehdit alan değil, tehdit üreten, üstünlüğünü dayatan bir güç olma savaşı.
23. Bu savaş:
Coğrafi değil (ama coğrafileşebilir),
İdeolojik,
Jeopolitik,
Teopolitik-dogmasal,
Sistemsel,
Ve intikam yüklü.
Yani Hürmüz, Nükleer İran, vekil güçler birer bahane, birer yan etki, birer gerekçe, birer ara hedef.
Bu savaş sistem inşa etme güdülerinin, sistemlerin çarpışmasıdır.
*** ***
Aldatmasın…
Savaş bitmedi.
Çünkü hedeflerine ulaşmadı.
Pes eden de yok.
Sadece faz değiştirdi.
Artık savaş: görünenden çok görünmeyenin savaşıdır.
Ve öyle bir noktadayız ki…
Bu savaş öyle tehlikeli bir noktaya gitti ki…
Bu savaşı ancak ürettiği risk durdurabilir.
Ümit ederim savaşan taraflar bunu görür.
Tarih bize şunu söyler:
Çoğu zaman savaşları akıl değil, bedel durdurur.
*** ***
VE SAVAŞTA TÜRKİYE: DÜĞÜM MÜ, KURUCU MU?
Türkiye bu savaşta bir aktör değil, bir düğüm noktasıdır.
Çözülürse sistem dağılır.
Kontrol edilirse sistem kurulur.
Bu yüzden herkesin radarında, hedefindedir.
Ama asıl mesele şu:
Türkiye üç yoldan birine girecek:
1. Pasif kalırsa: savaşın sonuçlarını yaşayan bir coğrafyaya dönüşecek.
2. Bağımlı hizalanırsa başkasının sisteminde araç olacak.
3. Aktif denge kurarsa: Oyunu okuyan, yöneten ve sistem kuran bir güç olacak.
(Aktif denge kuramayan, başkasının sistemine entegre olur.)
BENİM ÇÖZÜMÜM: GÜÇ SİBERNETİĞİ STRATEJİSİ…
Türkiye için tek çıkış yolu:
1. Güvenlik üreten, satın almayan ülke:
Savunma bağımsızlığı; stratejik bağımsızlıktır.
2. Akışları kontrol eden ülke:
Enerji, ticaret ve veri hatlarında düğüm olmak.
3. Zihin savaşı yapabilen ülke:
Yani ahlaki, kavramsal, anlam ve anlatı üstünlüğü kuran ülke.
Ahlaki-kavramsal üstünlük; “Stratejik Dokunulmazlığın Kapısını Açar.”
4. İslam içi teopolitik denge kuran ülke: Sünni-Şii kırılmasını yönetebilen tek aktör.
5. Küresel ölçekte teopolitik denge kuran ülke:
Küresel teopolitik denge; Fetö-Dinler Arası Diyalog gibi, İngiliz güdümlü İslamcı yapılar gibi ya da Hakk’ın muradından kopmuş dini istismar eden ŞİRK tabanlı Ebu Cehillikler gibi emperyal projelerin ürettiği ve desteklediği din simülasyonlarıyla değil, vahyin muradıyla uyumlu, insanı ve hakikati merkeze alan bir güç mimarisiyle kurulabilir.
Ve bu denge; bugün gölge boksu yapan Papa-Trump gibi vitrin aktörleriyle değil,hakikate sadık bir aklın inşasıyla mümkündür.
İnsanlık bugün; yüzeysel uzlaşı arayışlarıyla ya da küresel güçlerin yönlendirdiği hibrit dini yapılarla yönünü bulamaz.
Çünkü sorun dinler değil (bu Yaradan’ın işi), dinin araçsallaştırılması, dini-siyasi-teopolitik-teknolojik ruhbanlıktır. Yani çağımızın yedek tanrıları, konuşan putlarıdır.
İnsanlık için temel sorun ise inanç ya da inanç farklılıkları değil, inancın güç için eğilip bükülmesidir.
Savaş ve insanlık; yaradılışın ruhuna ve Yaradan’ın muradına uygun,
hakikati merkeze alan bir teopolitik denge arayışındadır.
Bu dengenin tarihsel prototipi: Medine Sözleşmesi ve
Osmanlı dönemi Kudüs pratiğidir.
Bu iki örnek bize şunu gösterir:
Hakikat merkezli güç; farklılıkları yok etmez, düzenler.
İnancı araç yapmaz, ölçü kılar.
Birbiriyle savaşan Kıyametçilerin anlayamadığı şey şu: “Bölgesel ya da küresel dengeyi güç kurmaz; hakikat kurar. Güç, ancak hakikate bağlandığında denge üretir.”
Teopolitik denge ilkeleri de bence şudur:
- Din; araç değil, ölçü.
- Güç; tahakküm değil, emanet.
- Devlet; sahip değil, sorumlu.
- İnsan; nesne değil, merkez.
6. Çok eksenli ama bağımsız kalan ülke:
Hiçbir eksenin parçası olmayan; denge kuran ve aktif denge üreten, kimsenin karşısına almak istemeyeceği bir ülke.
Bence bunlar artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Aktif denge üreticisi bir güç olmak: Bence bu sadece jeopolitik bir tercih değil; aynı zamanda bir medeniyet tercihi ve varoluş meselesidir.
Belki de yerli ve milli olmanın…
Türkiye Yüzyıl’ını inşa etmenin en büyük dersi, testi ve ispatı bu savaştadır.
*** ***
Bir savaşın kara-kızıl şafağında tarihe bir not düşelim.


