F-35, F-15 ve A-10: ABD'nin Gökyüzündeki Dokunulmazlığı Sona mı Eriyor?

F-35, F-15 ve A-10: ABD'nin Gökyüzündeki Dokunulmazlığı Sona mı Eriyor?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Savaşın altıncı haftasına girilirken, geçen hafta sonu iki Amerikan uçağı düştü; bu, nadir görülen bir gelişme. Bir savaş uçağı İran toprakları içinde düştü ve mürettebatı için arama kurtarma operasyonu başlatıldı. New York Times (NYT) ise ikinci bir Amerikan A-10 Warthog savaş uçağının Hürmüz Boğazı yakınlarında düştüğünü ve pilotunun kurtarıldığını bildirdi. Böylece Washington, bir günde hem İran içinde hava kayıplarıyla hem de Körfez bölgesinde ikinci bir çatışmayla karşı karşıya kaldı; üstelik bu sırada Tahran'a yönelik saldırılarına devam ediyor ve gerilimi daha da artırmakla tehdit ediyordu.

ABD, Cuma günü İran'ın güneyinde vurularak düşürülen Amerikan F-15 savaş uçağının kayıp ikinci mürettebatını da kurtardı. ABD Başkanı Donald Trump, Pazar sabahı sosyal medyada yaptığı açıklamada, ABD ordusunun tarihindeki "en cesur arama kurtarma operasyonlarından birini gerçekleştirdiğini" belirterek kurtarmayı doğruladı. Trump, "şimdi GÜVENDE ve SAĞLIKLI!" diye ekledi. Uçakta iki mürettebat bulunuyordu ve ikisi de paraşütle atlamıştı. Bunlardan biri ABD güçleri tarafından daha önce kurtarılmıştı.

Emekli gazi subay ve uluslararası strateji analisti Abdullah Ağar, ABD-İsrail ortaklığıyla İran'a açılan savaşta gelinen aşamayı ve İran topraklarında düşen uçaklar konusunu değerlendirdi.

Abdullah AĞAR

Bir F-35’ten sonra… ABD’nin bir F-15E Strike Eagle ve hemen ardından A-10 Thunderbolt II savaş uçağını kaybetmesinin anlamı nedir?

Cuma günü ABD’nin F-15E ve A-10 savaş uçakları başta bazı hava araçlarını kaybetmesine dair haberler peş peşe geldi.

36 gündür devam eden savaş içerisinde pek çok tanker-erken uyarı-stratejik SİHA ve avcı uçağının; yani ABD stratejik üstünlük aygıtlarının konuşlandıkları üslerde veya görev sırasında vurulduklarını, baskı altında kaldıklarını, oyun dışı kaldıklarını gördük, duyduk ve/veya iddialarına tanık olduk.

Bu noktada kritik sorumuz şudur: Bu kayıplar sistematik ve doğrulanmış bir gerçeğe mi işaret ediyor, yoksa savaş sisi, bilgi savaşı ve psikolojik operasyonların ürettiği bir algı alana konu mu oluyor? Gerçeklik bir başka, bizim aradığımız da bu… Ama modern savaşta algı, fiili kayıp kadar stratejik etki üretme aracı. Buna dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü modern savaş, aklımıza sızmayı, bizi yönetmeyi ve kullanmayı çok seviyor.

***

ABD’nin bu uçaklarının karada konuşlu iken vurulanlar ile Kuveyt üzerinde dost ateşi ile vurulan 3 F-15; ABD açısından bir yığınak-lojistik-maliyet sorununa karşılık gelirken, İran’ın askeri kabiliyetleri çerçevesinde vurduğu uçaklar ise son derece önemli bir;

- Stratejik üstünlük sorununa…
- Doktrin sorununa…
- Teknolojik üstünlük sorununa…
- Olası bir askeri stratejik istihbarat sorununa…
- Ve bir stratejik karar alma sorununa…
karşılık geliyor.

Çünkü burada mesele “platform kaybı” değil, “sistemin güvenirliğinin aşınmasıdır.”

Eğer bu kayıplar zincirleme bir modele işaret ediyorsa, baskılanan savaş uçakları değil; ABD’nin “kill chain” olarak tanımlanan tespit-teşhis-takip-karar ver-VUR-sonucu doğrula zincirinin kırılması olabilir.

Kill chain kırılırsa, en gelişmiş uçak bile kör, sağır ve yalnız kalır.

Bu sorunu tetikleyen olayların ilki ve en önemlisi bir F-35 Lightning II savaş uçağının ateş altında kalarak bir üsse acil iniş yapmasıydı.

Diğer(ler)i de Cuma günü gerçekleşti. ABD’nin ağır savaş uçağı olarak tanımlanan F-15E Strike Eagle uçağı İran tarafından düşürüldü.

A-10 tank avcısı uçağın düşürülmesi, F-15 pilotunu kurtarma operasyonu sırasında verdikleri helikopter-uçak kayıp iddialarını bir tarafa, hatta savaşın sisi altında kalan düşen F-16’lar, diğer olay ve iddiaları bir tarafa bırakın, sadece bu iki uçağın (F-35 ve F-15) oyun dışı kalması bu savaşın şu ana kadar ki en önemli iki askeri olayıdır.

Çünkü ABD’nin sadece bu savaştaki değil, küresel ölçekteki stratejik vurucu üstünlüğü ve derin stratejik darbe kabiliyeti (F-22 Raptor’larla birlikte) bu uçaklara dayanır.

Bu iki platform aslında ABD’nin “erişilebilir güç” değil, “ulaşılamaz güç” iddiasının taşıyıcı kolonlarıdır.

Ve ABD bu konuya bir çözüm bulamazsa doktrin değişikliği dahil pek çok farklı sorunla ve belirsizlikle karşı karşıya kalır.

***

USAF (ABD Hava Kuvvetleri) açısından vurulan bu iki uçakla ilgili tablo: Bir çöküş değil belki, ama zorunlu bir adaptasyon baskısına karşılık gelir.
Bu bir yenilgi değil, ama “yenilmezlik anlatısının çatlamasıdır.”

ABD’nin olası refleksi:

- Zafiyeti görmek,
- Doktrini güncellemek,
- Teknolojiyi entegre etmek şeklinde olacaktır.

Bu bağlamda:

- Stealth (hayalet) inisiyatifi tek başına yeterli görülmeyecek,
- Stand-off (ölüm bölgesine girmeden-uzaktan atış) daha çok gündeme gelecek.
- Elektronik harp - ağ - otonomi öne çıkacak,
- Belki de; “İnsanlı platformlar geri, dağıtık sistemler ileri” diyecekler.

Yani çözümler, sorunun derinliğine, belirsizliğine, ölçeğine, risklerine bağlı olarak şekillenecek.

Bu durum ABD açısından bir çöküş değil, ama zorunlu bir evrime karşılık geliyor.

Artık savaş, platform merkezli olmaktan çıkıp ağ merkezli bir varoluş-iddia-prestij-etki mücadelesine dönüşme potansiyeli taşıyor.

***

F-15E Strike Eagle nedir?

En baştan yazalım. Klasik bir avcı uçağından çok daha fazlasıdır.

- Hava üstünlüğü sağlar.
- Hava-hava savaşın amansız avcısıdır.
- Derin kara taarruzu yapar, stratejik hedefleri vurur.
- Elektronik Harp kabiliyeti çok üstündür.
- Gece ve kötü hava operasyonlarının uçağıdır.
- Radar altı uçuş, düşük irtifa sızma yapar.
- Çoklu hedef takibi, LANTIRN, radar karıştırma ve tehdit algılama sistemleri üst düzeydedir.
- Harici tanklarla 5.500 km menzile sahiptir. Yani harekat yarıçapı çok yüksek. İkmalle çok daha yüksek.
- 10 tona yakın mühimmat taşır.

Yani bu uçak, tek başına küçük bir hava harekât sistemi olarak çalışır.

Bu yüzden F-15E’nin düşmesi bir uçağın değil, “mini bir harekat sisteminin” düşmesidir.

Zafiyetleri ise:

- Stealth (hayalet) özelliği yoktur.
- Ağırdır.
- S-300, S-400, Bavar-373, TOR M-1 gibi sistemlere karşı hassastır.

İran’ın bu tür sistemleri birlikte, katmanlı ve entegre şekilde kullanma becerisi; radar, pasif sensörler, IR izleme ve elektronik harp unsurlarının birleşimiyle bir “Karşı Hava Vuruş Mimarisine” karşılık gelir. F-15’i bir radar açma pususu-kaçış manevrası-vurulma denkleminde de avlamış olabilirler. Bütün bunlar İran’ın tekil teknoloji üstünlüğünden ziyade sistemler arası koordinasyonun başarısına işaret eder.

Bir diğer tarafıyla Çin ve Rusya’dan bu alanda bir destek var mı sorusunu akıllara getirir.

Eğer bu işin işinde onlar ya da bir başkaları da varsa…

Bu da bize şunu söyler: Savaş artık tekil platformların değil, senkronize sistemlerin…

Ve bu teknolojiler ile stratejik akılları üreten İran (ve varsa ardılı devletlerin) savaşıdır.

***

F-15E ve F-35 birlikte düşünüldüğünde:

Yani Stealth (hayalet) ve ağır-derin taarruz; aynı anda baskılanabilir hale gelmişse…

İran; radar - IR (ısı güdüm) - elektronik harp - HSS füzeler ile çok katmanlı bir savunma başarısı gösterebiliyorsa…

Ve bu derinleşirse…

- ABD’nin görünmezlik üstünlüğü sarsılır.
- Doktrin sorgulanır.
- Küresel algı etkilenir.
- Vuran sistemler ve sahibi devletler uçuşa geçer.
- Anlayış, yüzlerce milyar dolarlık tekno-silah pazarı, arz-talep, kazanç yön değiştirmeye başlar.

Bu, sadece bir stratejik kırılma değil; ekonomik ve psikolojik güç transferidir.

***

A-10 Thunderbolt II (Warthog)

Bir A-10 Thunderbolt II (Şimşek) ya da namı diğer Warthog (Yaban Domuzu) tank avcısının düşürmesi.

Açık konuşayım: Bir F-35 ya da F-15’in vurulmasının yanında vurulması çok basit kalır.

Evet, A-10 ağır zırhlıdır, “uçan tank” diye anılır. Aynı zamanda uçan bir 30’luk mitralyözdür, ama adamın işi “ölüm bölgesi” işidir. Yani A-10’lar gökyüzünün en tehlikeli katmanında çalışır.

Yerdeki tanklar başta diğer zırhlı ve tahkimatlı hedefleri dakikada 3.900 atımıyla paramparça edebilen 30 mm GAU-8 Avenger topuyla ormana dalan inatçı bir yaban domuz (warthog) olarak anılan A-10’lar alçak irtifadan uçar, diğer avcılara göre yavaş uçar (700 km/h), ama alçak ve orta irtifa HSS’lerin etki alanında uçar.

Burada hayret ettiğim nokta, böylesine hassas bir uçağın, ölüm bölgesine girip girmediğini bilememesidir.

Çünkü hiçbir aklı başında A-10 HSS tehdidinin olduğu ölüm bölgesine girmez. Çünkü onun ağır zırhı, HSS’ler için değil, yatık mermi yollu-namlulu silahlar (kaleş-hafif makinalı vs) içindir.

A-10’lar alçak irtifa güdümlü omuzdan ateşlenen füzelere (manpads) ve güçlü uçaksavarlara karşı hassastır. Yüksek irtifala HSS’leri yazmaya bile gerek yok; TOR M1, BUK, Panshir S1, Bavar-373 ve Majed gibi sistemlere bile hayli hayli hassastır.

ABD’de bu uçağın kullanılması zaten tartışılıyordu. “Eski ve riskli diyenler” diyenlerle “Sahada vazgeçilmez” diyenleri kapışıyordu. Şimdi bu tartışma daha da alevlenecek.

Ama asıl soru şu: A-10 neden oradaydı?

Bu soru, savaş alanından çok karar merkezine yöneliktir.

Olası nedenler:

- İstihbarat hatası,
- Elektronik körlük,
- Acil yakın destek ihtiyacı,
- Aşırı özgüven,
- Bilinçli ölüm bölgesine girme, riskin bilinçli göze alınması.

Her seçenek farklı bir zafiyet tipine işaret eder.

Diğer yandan; eğer A-10 o ölüm bölgesinde zorunlu bir görevdeyse bu bir hata değil; ABD’nin hava üstünlüğünü garanti edemediği bir ortamda bile uçmak zorunda kaldığını gösterir.

Ve bu soruların yanıtları: ABD’nin karar algoritmasının sağlığını gösterir.

***

Bu tür olaylar devam ederse: ABD’nin hava üstünlüğünün parçalanması veya gökyüzü düğümlerinin çöküşü yaşanır.

Çünkü:

- Üst katman (stealth) F-35,
- Orta katman (strike) F-15E, F-16 vd.
- Alt katman (CAS) A-10, AC-130 vd.

Ayrı ayrı baskılanabilir hale gelir ve sürerse bir sınır aşılır:

- ABD hava üstünlüğü mutlak olmaktan çıkar.
- Risk maliyeti artar.
- Derin taarruz doktrini değişir.

Bu sadece ABD’yi değil, tüm NATO hava gücü paradigmasını etkiler.

Ve bu durum, ilk kez ABD’nin “her koşulda gökyüzünün sahibi olma” varsayımının test edildiği bir sürece işaret ediyor olabilir.

***

F-35, F-15E ve A-10 üzerinden bütün bu yazdıklarım meselenin sadece kaybedilen platformlar meselesi olmadığı içindir.

Mesele platform değil; güven, erişim, süreklilik, dokunulmaz ve mutlaklıktır.

Yani ABD ve İsrail açısından buradaki asıl mesele:

- Dokunulmazlık/erişilemezlik algısının kırılması,
- Belirsizliğin derinleşmesi,
- Ağın kesilmesi,
- Karar süreçlerinin baskılanması meselesidir.

Ve modern savaşta en büyük kayıp, kontrolü kaybetmektir.

Eğer bu süreç kalıcı hale gelirse, 1991 Körfez Savaşı sonrası oluşan hava üstünlüğü/stratejik egemenlik paradigmasının sonu gözükmüş olabilir.

Eğer bu kayıp tablosu artar ve derinleşirse, ABD’nin kaybettiği şey platformlar değil, hava savaşının kesintisiz üstünlük varsayımı olacaktır.

***

Haa, bu arada…

İsrail’in/Netanyahu’nun ittirmesiyle girdiği bu savaşta ABD tartışmalı kayıplar verirken, İsrail’in bir tek uçak dahi kaybetmemesi karşısında CENTCOM, Pentagon, 

Trump ve ABD yönetimi ne düşünüyordur?

Belki de asıl soru şu. Aynı savaşta iki farklı gerçeklik mi yaşanıyor?

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.