İsrail ile Lübnan arasında 10 günlük ateşkes başladı

İsrail ile Lübnan arasında 10 günlük ateşkes başladı
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile Lübnan arasında 10 günlük bir ateşkes anlaşmasına varıldığını duyurdu.

Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile görüştükten sonra anlaşmayı açıkladı.

Ateşkesi sosyal medya hesabından duyuran Trump, Hizbullah'ı anmadan "Bu iki lider, ülkeleri arasında BARIŞ'ı sağlamak için 10 günlük bir ATEŞKES'e resmen başlayacakları konusunda anlaştılar" dedi. Trump, Netanyahu ve Aoun'u barış görüşmeleri için Beyaz Saray'a davet ettiğini de söyledi.

Lübnan'daki İran destekli Hizbullah, öne sürdükleri koşullar uygulanırsa anlaşmaya uyacaklarını açıkladı. Hizbullah şartlarını, "Lübnan topraklarının tamamında İsrail saldırılarının durması ve İsrail güçlerinin hareket serbestisi olmaması" olarak sıraladı.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam da anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını duyurudu.

Netanyahu da ateşkesi doğruladı ancak İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinde 10 km'lik bir güvenlik şeridinde mevcudiyetini sürdüreceğini belirtti, "Oradayız ve ayrılmıyoruz" dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı da anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Tahran, 8 Nisan'da ABD ve İsrail ile yaptıkları iki haftalık ateşkesin Lübnan'ı da kapsaması gerektiğinde ısrar ediyoru.

Ateşkese dair neler biliniyor?

ABD Dışişleri Bakanlığı, ateşkese dair şu bilgileri paylaştı:

Bu ateşkes İsrail hükümeti tarafından "bir iyi niyet göstergesi" olarak nitelendiriliyor.
Müzakerelerde ilerleme olursa ateşkes uzatılabilir.
İsrail bir saldırı durumunda kendisini savunmak için gerekli adımları atabilir.
Ateşkes devreye girince Lübnan hükümeti Hizbullah ve diğer silahlı örgütleri engellemek için anlamlı adımlar atacak.
İki ülkenin hükümeti de ABD'den, aralarındaki çözülmemiş diğer sorunların da çözümü için arabuluculuk yapmaya devam etmesini talep etti.

BBC'nin Kudüs'teki muhabiri Nick Beake, Hizbullah'ın Lübnan devletinin kontrolü altında olmadığını hatırlatıyor ve örgütün buna tepkisini takip etmek gerekeceğine dikkat çekiyor.

Beyrut'ta bulunan BBC Ortadoğu Muhabiri Hugo Bachega "Lübnan'da Hizbullah'tan gelen ilk tepkiler de ateşkese uyacakları yönünde" diyor.

Fakat örgüt, bu ateşkesin İsrail ordusuna Lübnan'da seyahat serbestisi vermemesi gerektiği uyarısında bulundu.

İsrailli askeri kaynaklar ise Lübnan'ın güneyindeki binlerce askeri geri çekme planları olmadığını duyurdu.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırarak ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'i öldürmesinin ardından Hizbullah İsrail'e roketli saldırılar düzenlemiş, bunun üzerine İsrail de 2 Mart'ta Lübnan'a bir askeri harekat başlatmıştı.

Liderler doğrudan telefonda görüşmedi

16 Nisan'da Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun telefonda konuşacağına dair haberler çıkmış ancak ilerleyen saatlerde BBC'nin Beyrut'taki muhabiri Carine Torbey'e konuşan bir Lübnanlı yetkili, iki lider arasında bir telefon görüşmesi yapılmayacağını söylemişti.

Bu yetkili Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun'un bu kararını ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya ilettiğini söyledi.

Ateşkes açıklaması ise bundan yaklaşık iki saat sonra ABD Başkanı Donald Trump tarafından yapıldı.

BBC muhabiri Torbey de, "İsrail'in Lübnan'ın güneyinde saldırıları devam ederken Netanyahu ile konuşmak, Aoun'un hem Hizbullah'la hem de Lübnan toplumunun büyük bir kesimiyle ilişkilerini daha da kötüleştirebilirdi" yorumunu yaptı.

İsrail'in 1948'de kurulmasından bu yana Lübnan ile hiçbir diplomatik ilişkisi olmadı.

Lübnan ve İsrail, otuz yılı aşkın bir süre sonra ilk diplomatik görüşmesini büyükelçiler düzeyinde 14 Nisan'da Washington'da gerçekleştirdi.

Ardından tarafların "doğrudan müzakerelere başlama" kararı aldıkları duyurulmuştu.

Karşılıklı saldırılarsa sürüyor.

İsrail Lübnan'ın güneyinde hava saldırılarını sürdürürken, Hizbullah da İsrail'e roket attığını açıkladı.

Lübnanlı bir güvenlik yetkilisi Reuters haber ajansına Lübnan'ın güneyini ülkenin geri kalanı ile bağlayan son köprünün de İsrail saldırılarında yıkıldığını söyledi.

14 Nisan'daki tarihi görüşme

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tommy Pigott, iki ülkenin Washington büyükelçileri ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun katıldığı 14 Nisan'daki görüşmeyi "tarihi" olarak niteledi.

Pigott, ABD'nin arabuluculuğunda uzun vadeli bir barış anlaşmasına varılmasını umut ettiklerini belirtti.

Görüşmede taraflar, Lübnan'da İran'ın desteklediği Hizbullah'ın etkisinin zayıflatılması için birlikte çalışmak üzerine anlaştı.

İsrail'in "tüm devlet dışı terör örgütlerinin" tasfiye edilmesi için Lübnan'la birlikte çalışmayı kabul ettiği, ancak ülkedeki saldırılarını durdurma konusunda açık bir taahhütte bulunmadığı aktarıldı.

İki taraf arasında 1993 yılından bu yana yapılan ilk doğrudan görüşmede Lübnan'ı büyükelçi Nada Hamadeh Moawad, İsrail'i de büyükelçi Yechiel Leiter temsil etti.

Görüşme öncesinde aralarında İngiltere, Fransa, İspanya ve Yunanistan'ın da yer aldığı 17 ülke, İsrail ve Lübnan'ın bu görüşmeleri kalıcı bir barışa çevirmesi çağrısı yaptı.

Hizbullah ise bu görüşmelere karşı çıktığını, sonuçlarını da tanımayacağını açıkladı.

Beyrut'ta bulunan BBC Ortadoğu Muhabiri Hugo Bachega "Lübnan barış istiyor ama önce Hizbullah'ın ikna edilmesi lazım" diyor ve ekliyor:

"Lübnanlı yetkililerin müzakerede teklif edebileceği çok az şey var çünkü Lübnan devleti çatışmanın bir parçası değil ve Hizbullah üzerinde neredeyse hiçbir etkisi yok."

Bir milyondan fazla kişi evinden oldu

28 Şubat'tan bu yana İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları nedeniyle, Lübnan'da 1,2 milyon kişi; Hizbullah'ın saldırıları nedeniyle de İsrail'in kuzeyinde on binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Lübnan'da Hizbullah'ı hedef aldıklarını savunsa da yerleşim merkezlerine yapılan saldırılarda çok sayıda sivil hayatını kaybetti.

Çatışmalar başladığından beri Lübnan'da 2.000'den fazla kişinin, İsrail'de ise iki sivil ve 12 askerin hayatını kaybettiği açıklandı.

İran da ABD ile vardıkları ateşkesin Lübnan'ı da kapsadığını söyleyerek İsrail'in saldırılarının ateşkes ihlali olduğunu belirtti.

Derme çatma çadırların arkasında görülen birkaç kişi

Lübnan'da çatışmalar nedeniyle evlerinden edilen kişiler yol kenarlarındaki derme çatma çadırlarda kalıyor

Hizbullah nedir?

Hizbullah, Lübnan'da faaliyet gösteren, İran tarafından desteklenen, Şii İslamcı bir siyasi parti ve silahlı örgüt.

Adı "Allah'ın Partisi" anlamına geliyor ve dünyanın en ağır silahlara sahip devlet dışı askeri güçlerinden biri olarak görülüyor.

1992'de Hasan Nasrallah örgütün lideri oldu ve suikasta uğradığı 27 Eylül 2024'e kadar bu görevde kaldı.

İdeolojik kökleri 1960'lar ve 1970'lerde Lübnan'da yaşanan Şii İslami uyanışa uzansa da Hizbullah, 1980'li yılların başında ortaya çıktı.

Grup, İsrail'in Lübnan'ı işgali sırasında, İran'ın askeri ve mali desteğiyle, Lübnan'ın güneyinde yaşayan ve geleneksel olarak güçsüz bırakılmış Şii toplumunu savunmak amacını taşıyan bir güç olarak doğdu.

İsrail'in 2000 yılında Lübnan'dan çekilmesinin ardından Hizbullah, silahları bırakma yönündeki baskılara direndi ve askeri kanadı İslami Direniş'i güçlendirmeye devam etti.

Grup ayrıca, meclisteki Direnişe Sadakat Bloku üzerinden adım adım Lübnan'ın politik sisteminde ağırlığı olan kilit bir güce dönüştü ve kabinede veto gücü kazandı.

Bazı açılardan Hizbullah'ın askeri kapasitesi Lübnan ordusunun da üstüne çıkmış durumda.

Uydu görüntüleri, İsrail'in Lübnan'daki yıkımlarını gözler önüne seriyor

BBC'nin teyit ve doğrulama birimi BBC Verify'ın elde ettiği uydu görüntüleri ve videolar, Lübnan'ın güneyindeki kasaba ve köylerin İsrail tarafından yıkılarak yerle bir edildiğini ortaya koydu.

BBC Verify'ın doğrulanmış görsel kanıtlara dayanan analizine göre 2 Mart'tan bu yana 1400'den fazla bina yıkıldı.

Bu, İsrail hava saldırıları ve yıkımlarının sadece genel bir görünümü çünkü hem sahada yaşananlara hem de uydu görüntülerine erişim kısıtlı. Yıkımın gerçek boyutu çok daha büyük olabilir.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz 22 Mart'ta Hizbullah'a yönelik saldırılarının bir parçası olarak "Gazze modeli" temel alınarak, Lübnan'da İsrail sınırına yakın evlerin yıkımını hızlandırma talimatı vermişti. Yıkımlar da bu talimatın ardından gerçekleşti.

Uluslararası hukuk uzmanları BBC Verify'a, bu kasaba ve köylerin sistematik şekilde yıkılmasının savaş suçu olabileceğini söyledi.

İsrail ordusu ise çatışma hukukuna uygun hareket ettiğini ve zorunlu bir askeri gereklilik olmadıkça evlerin yıkılmasına izin vermediğini savundu.

Ayrıca Hizbullah'ın bölgedeki sivil alanlara askeri tesisler yerleştirdiğini iddia ettiler ama herhangi bir kanıt da sunmadılar.

2 Mart'ta Lübnan'daki İran destekli silahlı örgüt Hizbullah, İsrail ve ABD'nin İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'i öldürmesine misilleme olarak İsrail'e roket ve insansız hava araçlarıyla saldırdı.

İsrail ordusu da Lübnan'da Hizbullah'ı hedef aldığını söylediği bir dizi saldırıyla karşılık verdi ve Güney Lübnan'a kara harekatı da başlatıldı.

İsrail ordusu ilk olarak 2 Mart'ta sınıra yakın yaşayan Lübnanlı sivillerin bölgeyi terk etmesini emretti. Günler sonra tahliye emri, sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıktaki Litani Nehri'nin güneyinde yaşayanları da kapsayacak şekilde genişletildi. Daha sonra sınırdan 40 km uzaklıktaki Zahrani Nehri'nin güneyinde yaşayanlar da tahliye kapsamına alındı.

16 Mart'ta İsrail, birliklerinin Güney Lübnan'da Hizbullah'a karşı kara harekatına başladığını açıkladı.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) verilerine göre, Lübnan genelinde 1,2 milyondan fazla insanın yerinden edildiği tahmin ediliyor. Bunların 820 bini de ülkenin güneyinde. OCHA, Lübnan'daki savaşın birçok insanı kuzeydeki bölgelere kaçmaya veya Suriye'ye geçmeye zorladığını belirtti.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, savaşın başlamasından bu yana iki binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. İsrailli yetkililer de, son bir buçuk ayda 13 asker ve iki sivilin Hizbullah tarafından öldürüldüğünü bildirdi.

Lübnan'ın sınırdaki tepelerde yer alan kasaba ve köyleri artık tanınmaz halde. Bir zamanlar geniş vadilere bakan taş binalarla dolu dolambaçlı sokaklarıyla bilinen bu meskun mahaller, teyitli videolarda patlamaların toz ve enkazından griye dönüşmüş halde görülüyor.

Katz'ın İsrail kontrolündeki "güvenlik bölgesi" planı, sınırdan Litani nehrine kadar uzanarak Lübnan topraklarının yaklaşık %10'unu kaplayacak. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bunun "işgal tehdidini engellemek" için olduğunu söyledi.

BBC Verify, doğrulanmış videolar ve uydu görüntülerini analiz ederek, en az yedi sınır kasaba ve köyünde İsrail'in kontrollü yıkımlarına dair kanıt buldu.

İsrail'in yıkım faaliyetlerinin gerçekleştiği Güney Lübnan'daki yedi köy ve kasabanın yerlerini gösteren açıklamalı bir harita. Ayrıca, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin tahliye uyarılarının yerlerini temsil eden kırmızı bir alan da gösteriliyor.

Özellikle İsrail sınırına yaklaşık dört kilometre uzaklıktaki Taybe kasabası, yoğun bir yıkıma maruz kaldı. Doğrulanan 11 video, kasabanın tamamının aynı anda havaya uçurulduğunu gösteriyor.

28 Şubat ve 11 Nisan'da çekilen uydu görüntülerinin karşılaştırılması, bir cami de dahil olmak üzere 400'den fazla binanın yerle bir edildiğini ortaya koyuyor.

Bu arada, Kiyam kasabasında ve Kuza, Deyr Seryan, Markaba ve Ayta el Şaab köylerinde, doğrulanan diğer videolar, birkaç binayı yıkan koordineli patlamaları gösteriyor.

Sadece Ayta el Şaab'da 460'tan fazla binanın yıkıldığını tespit ettik. İstihbarat analiz firması MAIAR'ın kurucusu Tony Reeves'e göre, köyün uydu görüntülerinde ekskavatörler ve zırhlı araçlar da görülebiliyor.

Kıyıdaki Nakura kasabasında, İsrail'in yıkım için kullandığı patlayıcılar Güney Lübnan'daki BM barış gücü misyonunun karargahına da zarar verdi.

Karakolda bulunan Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) Sözcüsü Kandice Ardiel, Nisan başından beri sürekli birkaç binanın aynı anda yıkıldığını gördüğünü söyledi.

Uydu görüntüsü analizimiz, son haftalarda Nakura'da en az 100 binanın yerle bir edildiğini gösteriyor.

Ardiel, UNIFIL karargahının karşısındaki binaların çoğunun artık yıkılmış durumda olduğunu söyledi ve Nakura'daki yıkımın boyutunun "gerçekten yürek burktuğunu" söyledi.

Sözcü "Bunlar sadece bina değil, bir toplumun mirası" diye de ekledi.

UNIFIL karargahından çekilen, Lübnan'ın güneyindeki yıkılmış binaları gösteren bir fotoğraf.

Yapıların kasten yıkılması, İsrail'in yeni uygulamaya başladığı bir askeri taktik değil. 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısından sonraki misillemelerde Gazze'de de geniş bir alanda kullanıldı.

Düşünce kuruluşu Chatham House'un Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Müdür Yardımcısı Renad Mansour "7 Ekim'den ve İsrail'in Hizbullah'la savaşa girmesinden bu yana, İsrail'in bölgedeki güç dengesini yeniden düzenleme stratejisi olduğu açıkça görülüyor" diyor.

BBC Verify'a konuşan uluslararası hukuk uzmanları, askeri bir zorunluluk olmadığı sürece, yapıların yıkılmasının uluslararası hukuk tarafından kesinlikle yasaklandığını belirtti.

Oxford Üniversitesi'nden küresel güvenlik ve uluslararası hukuk uzmanı Prof. Janina Dill'e göre, "zorunluluk eşiği" askeri açıdan avantaj sağlamasından öte bir durum.

Dill "Bu eşik kesinlikle uzun vadeli ulusal güvenlik için köyleri toptan yerle bir etmeyi kapsamıyor" diyor.

İsrail Demokrasi Enstitüsü adlı düşünce kuruluşundan hukuk uzmanı Yuval Shany de, hangi yapıların askeri öneme sahip olduğunu belirlerken her bir binanın ayrı ayrı analiz edilmesi gerektiğini söylüyor.

Shany bazı sivil yapıların askeri faaliyet için kullanılabilmesi ihtimalinin "sınırın yakınındaki tüm binaların yerle bir edildiği bir tampon bölge oluşturulmasını meşru kılmadığını" belirtiyor.

Güney Lübnan'daki üç kasaba ve köyde meydana gelen yıkımı ve binaların nasıl yerle bir olduğunu gösteren öncesi ve sonrası görüntüler.

Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele ve İnsan Hakları Özel Raportörü Prof. Ben Saul, İsrail'in "özellikle Güney Lübnan'da ve Beyrut'un bazı bölgelerinde yerleşim alanlarındaki geniş çaplı yıkımının" uluslararası insani hukuku ihlal ettiğini vurguluyor.

Güney Lübnan nüfusunun büyük çoğunluğunu Şiiler oluşturuyor fakat aralarında Hristiyanların da bulunduğu diğer topluluklar da bu bölgede yaşıyor.

Saul "Bazı yerlerdeki saldırıların, ağırlıklı olarak Şii köylerini ve güneydeki halkı 'temizlemeyi' ve Hizbullah militanlarının aralarına karışmış olabileceği sivil halkı topluca cezalandırmayı amaçladığı görülüyor" diyor.

İsrail ordusu ise buna karşılık, "Ordunun sivil halkı 'temizlemek', toplulukları cezalandırmak veya sivilleri din veya mezhep temelinde hedef aldığı yönündeki her türlü iddia kesinlikle yanlış" yanıtını verdi.

İsrail ordusu ayrıca, "tahliye uyarılarının sivilleri nihai bir şekilde yerinden etmeyi veya yasal dönüşlerini engellemeyi amaçlamadığını" da iddia etti.

İngiltere'deki Bristol Üniversitesi'nin Uluslararası Hukuk Merkezi direktörü Dr. Lawrence Hill-Cawthorne "hukukun temel kuralının" sivil hedeflerin vurulmaması olduğunu vurguluyor.

Cawthorne "Güney Lübnan'daki kasaba ve köylerin tamamen yok edilmesinin, Hizbullah'ı geri püskürtmek için bir tampon bölge oluşturmak için gerekli olduğunu iddia etmek, kabul edilebilir bir savunma değil" diyor.

"İsrail'in Lübnan'daki savaşı Hizbullah'ın saldırılarına karşı nefsi müdafaa olarak değerlendirilebilse bile, yapılanlar belirli saldırılara karşı sınırlı bir müdafaa savaşının çok ötesine geçiyor gibi görünüyor."

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.