Emekli gazi subay ve uluslararası strateji analisti Abdullah Ağar, ABD-İsrail ortaklığıyla İran'a açılan savaşta gelinen aşamayı değerlendirdi. Ağar, savaşın üç ana eksende yürüdüğünü belirterek, Türkiye'nin konumuna dair çarpıcı öngörüler sıraladı; “Türkiye bu savaşta bir aktör değil, bir düğüm noktasıdır. Çözülürse sistem dağılır. Kontrol edilirse sistem kurulur. Bu yüzden herkesin radarında, hedefindedir.”
Ağar, 19 Nisan'da sosyal medya hesaplarından paylaştığı son değerlendirmesinde de "Gerçek Müslüman imha etmez; ihya ve inşa eder. Bugün ihtiyaç duyduğumuz da budur: barışa katkı ve sistem inşası." dedi.
Abdullah AĞAR
İran Devrim Muhafızları içinden “12. Gizli İmam (MEHDİ) gelecek, barış yapmayalım” söylemi üzerinden…
2006 ve 2007 yılında, IŞİD’in (o zamanki adıyla Irak El Kaidesi Samarra’daki Askeriyye/İmameyn Türbesi’ni vurmasıyla bir iç savaş çıkmıştı.
Bu türbede; 10’uncu İmam Aliyü’l Hadi, 11’inci İmam Hasan el-Askerî medfundur ve 12’nci Gizli İmam’ın (yani MEHDİ’nin) zuhur edeceğine inanılır.
Bu saldırı:
- Şii–Sünni fay hattını patlatmayı,
- Devleti çökertmeyi,
- Kontrol edilemez bir kaos üretmeyi amaçlıyordu.
Ve başardı. Irak’ta mezhep savaşı tetiklendi ve yüzbinlerce insan hayatını kaybetti. (Tam bilinmiyor, tahminen ~800 bin)
Sünni tabanlı IŞİD bir kıyametçiydi; kıyamet tetikçisiydi.
Şimdi de İran Devrim Muhafızları içinden “12. Gizli İmam (MEHDİ) gelecek, barış yapmayalım” söylemleri aktarılıyor.
*** ***
O zaman soralım:
Gazze’den başlayarak jeopolitik amaçlı savaşların güdümü neydi?
KIYAMETÇİLİK!!!
Tek sebep değildi elbet; ama en tehlikeli hızlandırıcıydı.
Samarra 2006–2007: Kıyametçiliğin laboratuvarıydı.
Gazze 7 Ekim 2023’ten başlayan süreç: Kıyametçiliğin küresel sahnesi oldu.
Peki biz bunlardan ne anlamalıyız, ne yapmalıyız?
- Bir yanda Arz-ı Mev’ud’cu Yahudi kıyametçiler,
- Bir yanda Armagedoncu–Neocon–Evanjelik akımlar,
- Bir yanda Milenyumcu FETÖ’cü vb. yapılar,
- Bir yanda Melhame-i Kübracı diğer Sünni kıyametçiler,
- Bir yanda Mehdi’ci Şii kıyametçiler…
Bütün insanlığın başına bela olan bu zihniyettir.
Sorun kıyamete inanmak değil; kıyameti hızlandırmak için kan dökmeyi meşrulaştıran akıldır.
*** ***
Bir de Allah’ı dinleyin:
“Sana kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar… Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır.” (A‘raf 7:187)
*** ***
Kur’an böyle derken…
Kıyametçi akıl şunu der:
“Sen bilmezsin, ben bilirim; gerekirse ben çıkarırım.”
Bu, kıyameti hızlandırmak değil…
Tanrı’yı kıyamete zorlamak değil…
Resmen Yaradan’a meydan okumaktır.
Kıyamete inanmak iman, kıyameti imal etmek şirktir.
*** ***
Kıyametçilik, teopolitik terördür. Gaybı çalar, kanla satar.
Döktükleri kan, kehanetlerini besler.
“Kıyameti hızlandıracağım” diyerek savaş çıkaran, insan öldüren; kıyameti getiremez, ama insanı, insanlığı ve geleceği katleder.
*** ***
Benim derdim ise onlar değil…
Benim derdim biz…
Benim milletim, benim devletim, benim dinim…
Bizim gençliğimiz, bizim geleceğimiz, bizim çözümümüz ve vereceğimiz hesap…
Özellikle Yaradan’a olanı…
*** ***
Dedim ya, derdim biz…
Çünkü bu hastalık sadece dışarıda değil, içimizde de dolaşıyor.
O yüzden A‘raf 187, sadece bir ayet değil; bir beka ilkesidir.
Dabık, Amik, gökten inen Mesih, Emevi Camisinde Mehdi’nin arkasında namaz, Şam’da zorunlu savaş…
Bunlar din değil; dogmadır.
Bu rivayetler itikad için değil, ibret içindir. Bunları itikadlaştırıp siyaset üreten, A‘raf 187’yi yani “haşa” Allah’ı çiğner.
Devleti, milleti ve geleceği ateşe atar.
Bu anlayış egemen, etkili, manipülatif olursa;
- Türkiye’yi savaşa iter;
- Çözümün adresi olmaktan çıkarır,
- Kıyametçi sorunun parçası yapar,
- Ve başkalarının aparatına dönüştürür.
Kıyamet saatini bunlardan öğrenen toplum, saatli bombaya döner.
“Saatini bilmediğin kıyametin akrebi olma.”
Gerçek Müslüman imha etmez; ihya ve inşa eder.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz da budur: barışa katkı ve sistem inşası.
Kıyameti bekleyen değil; kıyamete kadar emaneti taşıyan kazanır.


