"Türkiye Terörle Terbiye Edilemez"

Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Gazeteci-Yazar ve uluslararası ilişkiler uzmanı Mehmet A. Kancı, İstanbul'da terör örgütü DEAŞ'ın kanlı bir eylem hazırlığının güvenlik güçlerince önlenmesini analiz etti: 

7 Nisan Salı günü öğle saatlerinde İstanbul'dan bir terör saldırısı haberi geldi. İzmit plakalı kiralık bir araçla İstanbul'a gelen 3 terörist Levent semtinde polisle silahlı çatışmaya girdi. Birinin DEAŞ bağlantılı olduğu, birinin ise uyuşturucu kullanmaktan kaydı olduğu belirlenen teröristlerden biri ölü, ikisi yaralı olarak etkisiz hale getirildi. 

Terör eyleminin hedefinin bölgedeki İsrail konsolosluğu olduğu iddia edilse de geçmiş tecrübeler amacın daha farklı olduğuna işaret ediyor. Öncelikle bu terör saldırısının zamanlamasına bir bakalım. Saldırı Türkiye ve Pakistan'ın ABD-İsrail ile İran arasında ateşkes sağlanması çabalarının en üst düzeyde yürütüldüğü, Trump'ın İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için tanıdığı sürenin dolmasına saatler kala meydana geldi. 

Zamanlama ile ilgili dikkat çeken ikinci hususu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir gün önce bakanlar kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada bulabiliriz: “Ekonomi kurmay ekibimiz Türkiye'yi çok uluslu şirketler için bölgesel yönetim merkezi olarak konumlandırmak için yoğun çaba sarf ediyor”. Saldırının neden İstanbul'da düzenlendiğini anlatmak için herhalde detaylı bir izaha gerek yoktur. Ve gelelim zamanlamanın üçüncü dikkat çeken unsuruna.

Yeni nesil savaşların ana aktörü haline gelen balistik füzeler ve kamikaze dronlar alanında Türkiye'nin tarihi bir adımının duyurulmasına yalnızca birkaç saat kala, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Roketsan'da katılacağı temel atma töreninden önce gündemi değiştirmek için yapılan bir plan izlenimi uyandırıyor bu terör saldırısı.

10 EYLÜL 2001'DEN BUGÜNE İZLENEN BİR YÖNTEM

Gelelim hedefin neden İsrail konsolosluğu olamayacağı konusuna. Uzun süredir faaliyette olmayan, muhtemelen içerisinde kimsenin bulunmadığı bir konsolosluğa hem de bir plaza içerisinde saldırmaya çalışmak, istihbarat yoksunluğu ile değil ancak zeka yoksunluğu ile mümkün olabilir. Keza bir konsolosluğu hedef alma paravanıyla güvenlik güçlerimizi hedef alan terör saldırıları çeşitli örgütler tarafından uzun süredir icra edilmekte. 

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri el Kaide terör örgütünün 11 Eylül'de ABD'deki saldırılarından 1 gün önce İstanbul'da yaşandı. DHKP-C terör örgütü mensubu intihar bombacısı, 10 Eylül 2001 günü Taksim Meydanı'ndan İnönü Stadı istikametine inen Gümüşsuyu Caddesi üzerinde, Alman Konsolosluğu yakınında toplanan Çevik Kuvvet polislerinin arasına girerek kendisini patlattı. 

Benzer bir başka saldırı 9 Temmuz 2008 günü yine İstanbul'da bu defa ABD Başkonsolosluğu girişindeki güvenlik noktasında yaşandı. Polislerimizi hedef alan saldırının DEAŞ bağlantılı olduğu tespit edildi. 

Gelelim 10 Aralık 2016 gününe. Hendek Operasyonları sürecinde bu defa FETÖ/PYD terör örgütü sahneye çıktı. Beşiktaş-Bursaspor maçının ardından görevlerini tamamlayan Çevik Kuvvet polislerinin otobüslere binmek için beklendikleri noktaya bombalı araçla saldırı düzenlendi. Bölgeye ulaşmaya çalışan bir başka intihar bombacısı ise polislerin müdahalesi sırasında üzerindeki bombayı patlattı. 

Bu örneklerden görüldüğü üzere özellikle İstanbul'da güvenlik güçlerinin görevleri icabı toplu halde sabit olarak bulundukları noktalara terör saldırıları düzenlenmesi neredeyse 25 yıldır bir yöntem olarak terör örgütleri ve onların iplerini tutanların gündeminde.

TERÖR EYLEMLERİNDE UYUŞTURUCU BAĞIMLILARININ KULLANIMI

Gelelim saldırganlardan birinin uyuşturucu kullandığı için poliste kaydının olması meselesine. Bu da yine terörle mücadele alanıyla ilgilenenlerin yabancısı olmadıkları bir konu. 13 Mart 2016 günü FETÖ/PYD terör örgütü, Hendek Operasyonları karşısında uğradığı hüsran üzerine Ankara'da bir terör saldırısı düzenlemiş, bomba yüklü bir aracı Kızılay Güvenpark'taki otobüs duraklarının bulunduğu bölgede havaya uçurmuştu. Hareket halindeki araçta cesedi bulunan teröristlerden Özgür Ünsal'ın da uyuşturucu kullanmaktan kaydı bulunduğu tespit edilmiş, ancak terör saldırısını düzenleyen kişinin annesine de kız arkadaşı olarak tanıttığı PKK mensubu olduğu üzerinde durulmuştu.

KRİTİK DÖNEMEÇLERDE SAHNEYE ÇIKAN TERÖR MAŞALARI

Yazının başında saldırının zamanlamasına değinmiştim. Türkiye kritik tarihi dönemeçlerde terör maşaları kullanılmak suretiyle defalarca hedef alınmış bir ülke. Terörsüz Türkiye sürecinin başlarında, 23 Ekim 2024 günü savunma sanayi kurumu TUSAŞ'ın Kahramankazan'daki merkez yerleşkesine düzenlenen saldırının anıları belleklerimizde tazedir. Asla unutmamamız gereken bir başka acı hatıra ise 24 Mayıs 1993 günü Elazığ-Bingöl karayolunda durdurulan otobüslerinden indirilen silahsız 33 askerimiz, 3 öğretmen ve 3 sivilin PKK terör örgütü tarafından katledilmesidir. 

Bu saldırı, Azerbaycan petrolünü Türkiye üzerinden uluslararası piyasalara taşıyacak boru hattının güzergahının belirlenmesi için yabancı heyetlerin Türkiye'yi ziyaret ettiği ve bölgeye yapacakları gezi ile eş zamanlı olarak düzenlendi. Türkiye İran-Nahcıvan üzerinden bir hat inşa edilmesini isterken sonuç ABD'nin öngördüğü Bakü-Tiflis-Ceyhan rotası oldu.

Sevr Anlaşmasını akamete uğratan Kurtuluş Savaşı'nın ardından 1924 yılından itibaren Birleşik Krallık, Fransa ve Sovyetler Birliği Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde etnik ve dini motivasyonlar içeren 20'den fazla isyan hareketini kışkırttılar. 1938 yılında bu isyanlar süreci bıçak gibi kesildi. İsyan hareketlerine mola verilmesinin en önemli sebebi patlak vermek üzere olan İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin, Almanya ile ittifak kurmaya yönelebileceği endişesiydi. 

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından bir süre daha devam eden sessizlik, isyanların Soğuk Savaş ve ideolojik soslara bulanarak bu defa gençlik hareketleri içerisinden devşirilen “ şehir-kır gerillası” kavramları ile piyasaya sürülmesiyle bozuldu. 12 Mart 1972 darbesi sonrasında bu terör dalgasının kırılması üzerine önce ASALA ve türevleri devreye sokuldu. 

1980'lerde Ortadoğu'nun yeni bölgesel gerçekleri ve değişen şartları ASALA'yı da ıskartaya çıkardı. Bu defa değişen uluslararası konjonktürün etkisiyle PKK devreye sokuldu. Bu tiyatronun son sahnesi ise Suriye'de PYD/YPG ile oynandı. ABD-İsrail ortaklığı ile kurulan DEAŞ ise raf ömrü dolmasına rağmen hala Türkiye ve Ortadoğu'ya dair hesapları olanların ellerinde kalan son kukla olarak varlığını sürdürüyor.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.