Abdullah AĞAR

Ateşkes: Savaşın Boyutunu Aştığı An

Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

“Ateşkes, savaşın bittiği değil” kontrol edilemez hale gelmeden önce durdurulduğu andır.”
Her iki tarafın da “Ben kazandım” ve karşı tarafı “Ateşkese mecbur ettim” dediği…
Paylaşılan metinler ve şartlar arasında bırakın uçurumları, dağların olduğu…
İran ile ABD/İsrail arasındaki ateşkese nasıl okumalıyız?

Önce klasik ateşkesler:
Bizim “Ateşkes” dediğimiz şey, çoğu zaman barışın başlangıcı değil…
Savaşın yeni faza geçtiğinin ilanıdır.

Çünkü ateşkes, silahların susması değil; amaçların, yığınağın, doktrinin ve buna bağlı stratejik yaklaşımların yeniden konumlanmasıdır.
Ve ihtiyaç duyulan “ZAMAN’ın” satın alınmasıdır.
Savaşla yorulan taraflar nefes alır, şöyle bir arkasına yaslanır, ne olduğuna, ne yaptığına bakar.
Ve bu nefeslenme zamanı, barış için değil çoğu zaman:
- Yeniden konuşlanmak ve silahlanmak,
- Zafiyetleri gidermek,
- Yıkılanı, bozulanı, zarar göreni yerine koymak,
- Zayiatları geri çekmek, bütünlemek,
- Yeni ittifaklar kurmak,
- Zayıf noktaları analiz etmek,
- Yeni planlar yapmak,
- Algıyı yeniden inşa etmek içindir.

Yani ateşkes, görünenin aksine; durmak değil, pasiflik değil, barışa yanaşmak değil, gizli bir hazırlık dönemidir. Bu evre, savaşın görünür enerjisinin düşüp, görünmeyen enerjisinin yükseldiği evredir.
Ve ateşkes önceden isteyip sonradan işine gelmediğini gören taraflar tarafından çok rahatlıkla bozulabilir.

///

Ateşkes: Algı savaşlarının başlangıcıdır.

Sıcak savaş durur, ama:
- Bilgi savaşı canlanır,
- Medya savaşı evrilir,
- Diplomasi savaşı başlar,
- İstihbarat savaşları kızışır,
- Psikolojik savaş derinleşir.

İki tarafta: “Ben kazandım, ama ben durdum” demeye başlar.
Bu yüzden ateşkes metinlerinden çok ateşkes sonrası anlatılar ve yapılanlar belirleyicidir.
Bu aşamada “hakikat” değil, “hakikatin kime ait olduğu algısı” savaşın yeni cephesi olur.

“Ateşkesle savaş bitmez, sadece görünmez hale gelir ve daha tehlikeli bir forma evrilir.”

Ateşkesle sıcak savaş durmuş gibi gözükür, ama (-ki ama bu evrede Lübnan ve Irak daha da kritikleşir) aktif çatışma düğümleri donmuş düğümlere dönüşürken arka plan çalışmaya başlar. Yeni bağlar kurulur, sırası gelen devreye alınır, şu ana kadar görünmeyen aktörler daha aktif hale gelir.

Yani taraflar açık savaş modundan gizli rekabet ve asimetri moduna geçer. Bu daha tehlikelidir. Çünkü görünmezdir. Örneğin; PJAK başta vekil güç hareketliliğine dikkat. Geçen gün The Newyork Times ABD’nin Suriye’de eğittiği SDG’li kadroların Zagroslar’da PJAK teröristlerini nasıl eğittiklerini anlatıyordu.
Bu safha, savaşın merkezden çevreye değil; çevreden merkeze doğru akmaya başladığı safhadır.

///

Ateşkesin en gerçek analizi şu soruyla yapılır: Kim ateşkese daha çok ihtiyaç duydu?
Çünkü ihtiyaç duyan zayıf taraf olabilir, ama bazen büyük saldırı öncesi bilinçli “durma” da olabilir, Örneğin “şu evrede olduğunu düşündüğüm gibi” sembol zaman krizini aşma da (Savaşın Erbain’ini) olabilir.
Bu yüzden ateşkes barış göstergesi değildir, denge ve pozisyon değişiminin göstergesidir. Yani ateşkes, sonuç değil yeni oyunun başlangıç konfigürasyonudur.

///

Şimdi olduğu gibi en tehlikeli ateşkes türü; “zorunlu ama geçici ateşkes” türüdür. Kalıcı barış aramaz, taraflar barış istemez, ama savaş savaşı aşar, riskleri kontrolü çok zorlar, taraflar da artık savaştan yorulmuş, savaşacak durumda da değildir.
Ve bunun sonrasında kaçınılmaz, daha büyük bir çatışma gelir. İran’ın ve ABD/İsrail’in karşılklı söylev ve tehditlerindeki gizli yüklem de zaten budur.
Bu tür ateşkesler, bastırılmış enerjinin daha büyük bir patlamayla geri döneceği sistem aralıklarıdır.

///

Yani ateşkes: Gücün sustuğu değil, yön değiştirdiği andır. Ve çoğu zaman savaşın bittiği değil, derinleştiği zaman aralığıdır.

İran-ABD arasında “Ateşkes” klasik bir durma değil, çok katmanlı yeniden konumlanmadır.
Bu aynı zamanda iki tarafın da “kontrol sınırına çarptığını” kabul ettiği andır.
Çünkü bu ateşkes:
- Kalıcı bir barış değil.
- Kalıcı bir barışa giden bir yol değil.
- Güven üretmiyor.
- Krizin bittiği anlamına gelmiyor.
Çünkü İran ve ardılı ile ABD/İsrail arasında mesele zaten sınır değil;

- Sistem meselesidir.
- Ortadoğu’nun ittifak yapısını oluşturma meselesidir.
- Ortadoğu üzerinden küresel düzeni inşa etme meselesidir.
- Asya’nın kapısının kırılması meselesidir.
- Asya’yı dizayn etme meselesidir.
- Türkiye’yi sistemin içinde konumlandırma meselesidir.
- İsrail’in güvenliği, İsrail’in tehdit alan değil, tehditleri yöneten bir ülke olma, stratejik egemenliğinin resmileştirme meselesidir.
- Teopolitik ihtirasların/dogmaların/karşıt kıyametçiliklerin kapışma meselesidir.
- İsrail’in 7 Ekim 2023’te basılmasının karşı refleksi, intikam meselesidir.
- Hamas baskınıyla yıkılan jeopolitik yapının yeniden inşa meselesidir.
- Araplarla Persleri düşman etme meselesidir.
- Çin’i boğma, Rusya’yı engelleme meselesidir.
- ABD’ye rağmen Çin, Asya, Ortadoğu ve derin bağları üzerinden küresel hakimiyet oyunları oynayan İngiltere’ye “Aklına başına al, eksenimden çıkma” meselesidir.
Yani çatışma coğrafi değil; ideolojiktir, jeopolitiktir, teopolitiktir, sistemseldir, dogmasaldır ve intikam amaçlıdır.

///

Ateşkesin Gerçek Anlamı: “Kontrollü Donma”
Bu durumda sahada sıcak temas azalabilir, ama;
- Vekil güçler aktif kalır,
- Siber saldırılar artar,
- Ekonomik baskı sürer,
- İstihbarat savaşı derinleşir.
Yani: Savaş durmaz, sadece görünmez hale gelir.

///

Kimin Neye İhtiyacı Var?

Ağır darbe alan, kırılganlık ve sistem çökmesi yaşayan İran:
- Karar ve eylem mekanizmalarını onarmaya çalışır,
- Yaralarını sarar,
- Dış destek ve transfer arar,
- Ağır hasar alan savaş çarklarını, sistemini çalışır ve üretir hale getirmeye çalışır,
- Stratejik varlığını ve yığınağını daha korunur, tahkimli ve gizli hale getirmeye çalışır,
- Kopan emir-komuta, komuta kontrol, kontrol ve koordinasyon hatlarını birbirine bağlamaya ve alternatifler geliştirmeye çalışır,
- İç ekonomik baskıyı dengelemek ister.
- Rejim içi konsolidasyon arar.
- Bölgesel vekil ağını daha etkin organize etmeye çalışır.

Yorulan, gerilen, aradığı hedeflere aradığı zaman aralığında ulaşamayan, savaşın kontrolünü kaybetme riski yaşayan, öngörülemezlik gören, hesaplanamaz maliyetlerle karşı karşıya kalan, zafer tanımı bulanıklaşan ABD:
- Çok cepheli yükü azaltmak ister.
- Çin odaklı stratejiye alan açmak ister.
- Doğrudan savaş riskini sınırlamak ister.
- Birileri Trump’ı neden olacağı insani kriz ve savaş suçları konusunda uyarmış olmalı.
- ABD’nin korktuğu şey yenilgi değil kazansa bile kontrol edemeyeceği bir savaş biçimidir. O yüzden ABD’nin kontrolü korumaya ihtiyacı var. Çünkü kontrolsüz kaos: zincirleme reaksiyonlara, sistem dışı şiddet üretimine, sistem ve müttefik kırılmalarına neden olur, küresel sistemdeki rakiplerin ve bağımsız aktörlerin devreye girmesine neden olur. Yani ABD’nin karşısına hiç kimsenin durduramayacağı bir savaş formu çıkar.
Artık buradaki en kritik nokta şudur: Ortada savaşı bitirmek isteyen bir taraf yok! Sadece zamanı, savaşın şeklini ve amacı yönetmek isteyen taraflar var. Ve bu taraflar, savaşan taraflarla sınırlı değil. Sonuçta herkes ABD’nin bu savaş üzerinden sadece İran ve Ortadoğu’yu değil, bütün küreyi dizayn etmeye, tahtını sağlama almaya çalıştığını görüyor.

Ama ben ABD/Trump, İsrail/Netenyahu’nun şunu da çok iyi gördüğünü düşünüyorum: “İran, ABD ve 
İsrail’i savaşı büyütmekle tehdit etmiyor; savaşı yönetilemez hale getirmekle tehdit ediyor.”
Ve bunun stratejik karşılığı: “Kontrol eden kazanır” çağından; “Kontrolü bozan belirler” çağına geçiştir.
Çünkü artık İran klasik üstünlükler ve klasik direniş söylevi üzerinden değil, zafiyet mühendisliği üzerinden konuşuyor.
Yani ABD ve İsrail’e; “Güçlü olduğunuz yerde karşınıza çıkmam, zayıf, hassas ve bağlı olduğunuz yerlerden vururum, sadece kurmak istediğiniz düzeni değil küresel düzeninizi de bozarım” diyor.

///

O zaman bizim karşımıza çıkan tehlikeli senaryo da: “Her şey sakin görünüyor” algısıdır. Biz buna “sahte stabilite” diyelim.
Ve o hepimizin bildiği o kritik cümleyi buraya yazalım: Büyük fırtına öncesi sessizliği!

///

Bu tür bir ateşkes Türkiye için ise;
- Rehavetin değil uyanık kalmanın,
- Stratejik ve jeopolitik radarları açmanın,
- Pasif kalmanın ya da bir eksene katılmanın değil, aktif denge ve sistem inşa edici rolü üslenmenin konusu.
Çünkü bu ortam risklerin azalmasına değil, “belirsizliğin ve asimetrinin artmasına” karşılık geliyor.
Hatta biz buna Azerbaycan’ı da katalım.
- Bize bu ortamda basınç doğrudan değil dolaylı gelir.
- Kriz Güney Kafkaslar’da, dibimizde, hatta içimizde kendini gösterebilir.
- Bu krizler “sıçrama etkisiyle” yayılır.
- Enerji ve güvenlik hatları daha kırılgan hale gelir.
- Toplumsal hassasiyetler ve eksenleşmeler kaşınır. (tam detay bilmesek de; en son başkonsolosluk saldırısına bu açıdan bakmak önemlidir. Bu tür eylemler toplumu bölmez, ama toplumu bölünebilir hale getirmeyi amaçlar, test eder, refleks ölçer.)

///

Bu kadar çabadan ve zihin türbülansından sonra, şu cümleleri kuralım ve bitirelim:
İran-ABD ateşkesi: Silahların sustuğu değil, savaş aklının derinleştiği andır.
Bu tür ateşkeslerde savaş bitmez, sadece bitme umudu silah olarak kullanılır, savaşın haritası değil, mantığı değişir.
Ve bu değişim, artık savaşın nerede olacağını değil, nasıl olacağını belirler.

///

Ve her şeye rağmen ALTIN UMUT!

Bu ateşkes öncesinde, ateşkese neden olan ve savaş savaşın hedeflerine ulaşmasa da SAVAŞI DURDURABİLECEK BİR UMUT ortaya çıktı.

Savaşın ürettiği risk o kadar büyük ki…

Ve bu risk, bir savaşı değil bin savaşı durdurabilecek kadar büyük.
Bakalım bunu gören taraflar, bu fikri nasıl yönetecekler?

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Abdullah AĞAR yazıları