SDG/PKK mı dönüşüyor, yoksa Suriye devleti mi?
- Telegram
SDG/PKK’ya göre güvenlik tekeli yerelleşiyor, özel statü korunuyor, komuta yapısı dağıtılmıyor…
Bu bir tasfiye mi, yoksa kontrollü federalizme geçiş mi?
Terör Örgütü SDG/PKK’nın “Strüktürel Kamuflajı” ya da “Yılanın Kabuk Değişimi”
Haseke önlerinde duran Şam harekatından sonra olanları sessizce takip ediyoruz. Bunu biraz da alan hakimiyetiyle avunanların ayaklarının yere basması için yapıyoruz.
En baştan yazalım: Halep’ten Haseke’ye kadar büyük bir hızla ilerleyen; Fırat’ın doğusu ve kuzey doğusundaki olası PKK terör devletini karasal alanlarının %80’ini elinden alan Şam harekatı büyük bir başarıydı.
Bu harekatın Irak-Suriye sınırındaki Şimelka sınır kapısını da ele geçirerek noktayı koyması, taçlanması ve Şam’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve iradesi adına noktayı koyması gerekiyordu.
Ama Şam bunu yapmadı, yapamadı ya da yaptırmadılar.
Harekat SGD/PKK terör örgütünün yapısal bütünlüğünü koruduğu, terörün ideolojik çekirdeğini sakladığı Ayn el Arap ile Haseke-Kamışlı-Derik bölgesine dayanınca DAEŞ’lı transferi gibi çeşitli gerekçelerle durduruldu.
Bu da harekatın amaçlarına ve başarısına, Şam’ın hedeflerine ve iradesine, Suriye’nin üniter egemenlik arayışına gölge ve şüphe düşürdü.
Bazı kimseler ve çevreler bu harekatın bazı hassasiyetler ve kısıtlar nedeniyle bu şekilde tamamlandığını, gelecek süreçlerde farklı şekillerde tamamlanacağını savunabilir.
Bunu bilemem, niyet-eylem ve gelecek okuması yapamam, ama gerçeklik üzerinden bir öngörüde bulunabilir, bir çerçeve çizebilirim.
Yıkıcı bölücü ayrılıkçı terör örgütünün;
- Yapısal bütünlüğünü koruduğu,
- İdeolojik çekirdeğini muhafaza ettiği,
- Silahlarını bırakmadığı,
- Karar mekanizmalarını bozmadığı,
- Sınır ötesi geçişleri kontrol ettiği,
- Küresel ve bölgesel bağlantılarını devam ettirdiği,
- Tünelleri elinde tuttuğu,
- Ekonomik ve lojistik inisiyatiflerinin devam ettiği…
Her türlü oluşum Türkiye, Irak ve Suriye için büyük bir tehdit olmaya devam eder.
Hatta bugün izlerini gördüğümüz çok daha tehlikeli bir oluşum ortaya çıkar.
//
Tarihe not düşmek adına şuradan başlayalım:
Gazeteci @nevzatcicek ve sahadan haber veren @ibrahimbozanTR'ın yazdıklarına göre Haseke’de düzenlenen 'Haseke Kanaat Önderleri Buluşması'nda, SDG/PKK terör örgütünün Suriye elebaşı Mazlum Abdi'nin konuşmasının özeti şöyle:
- Suriye meselesiyle ilgili tüm ülkeler, ateşkesi sağlamak ve kalıcı bir ateşkes ilan etmek amacı taşıyan anlaşmanın uygulanmasıyla yakından ilgileniyor.
- İdari ve kurumsal entegrasyon yalnızca Kürt bileşeni ilgilendirmiyor; asıl önemli olan, Özerk Yönetim’e bağlı tüm kurumların Suriye devlet yapısına entegre edilmesidir. Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ise Kürt bölgelerine özgü bir statü korunacaktır.
- 12 yılı aşkın süredir var olan kurumlarımız mevcut. Bu kurumlar, Suriye devlet yapısına entegre edilirken yöneticilerini ve üyelerini koruyacaktır. Entegrasyon süreci biraz zaman alabilir, ancak anlaşmayı başarıyla uygulayacağımıza inanıyoruz.
- Şam’da Savunma Bakan Yardımcısının atanması konusunda bir sorun var ve bunun resmî olarak duyurulması için çalışmalar yürütüyoruz.
- Güçlerimizin Savunma Bakanlığı bünyesindeki tugaylara entegre edilmesi konusunda anlaştık. Terörle mücadelede yer alan ve fedakârlık yapan tüm savaşçılarımızın korunmasına özen gösterilecektir.
- Güvenlik unsurlarının ve yöneticilerinin, Suriye İçişleri Bakanlığı yapısı içinde görevlerini sürdürmesi gereklidir. Bu süreci fiilen başlatmış bulunuyoruz.
- Şam’dan gelen güvenlik güçleri bu entegrasyon sürecini tamamlamak için çalışıyor. Her iki taraftan üst düzey yetkililerin yer aldığı bir komite oluşturduk ve yakın dönemde entegrasyon sürecini denetleyecekler.
- Suriye Dışişleri Bakanı ve Genel İstihbarat Müdürü ile görüştük. Entegrasyon sürecinin hızlandırılması ve iki taraftan liderlik düzeyinde iki komite kurulması konusunda anlaştık. Bu komiteler yakında toplanacak.
- Son dönemde kışkırtıcı ve nefret söylemi içeren bir dil gözlemledik. Bu durum Cezire, Halep bölgeleri ve diğer yerlerde bize yabancı bir durumdur. Bizler birlikte, herhangi bir ciddi sorun olmadan yaşamaya alışkınız.
- 29 Ocak’ta Kürt bölgelerinin ya da Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerin özel statüsünün korunması konusunda anlaştık. Bununla kastımız, bölgenin kendi evlatları tarafından yönetilmesidir.
- Süryani-Asuri bileşen için de kendi köy ve bölgelerinde, Kürt bileşen için olduğu gibi özel bir statü olacaktır.
- Geçmişte hatalar yaptık ve sonuçlarını gördük. Önümüzdeki aşama için bu hatalardan ders çıkaracağız.
- Şu an en önemli konu gelecektir ve onun için çalışmaktır. Kimsenin umutsuzluğa ya da olumsuz bir ruh hâline kapılmasını istemiyoruz.
- Yolların açılması, esir takasının tamamlanması ve kayıpların akıbetinin araştırılması için bir komite oluşturduk. Komite yarın çalışmalarına başlayacak ve bir hafta içinde görevini tamamlayacaktır.
- Sınır güçleri Kobani, Dêrik, Tel Temir ve diğer bölgeler gibi yerlerin yerel halkından oluşacaktır.
- Sınır personeli görevine devam edecek, ancak kendilerine Şam’dan bir komite eklenecektir.
- Tüm Asayiş unsurları ve yöneticileri İçişleri Bakanlığı bünyesine aktarılacaktır. Güvenliği sağlamak için dışarıdan kimse gelmeyecektir.
- Asayiş’in örgütsel yapısında değişiklik olacak, ancak üyeler ve yöneticiler değişmeyecektir.
- Bölgenin güvenliğini, kendi halkı dışında hiçbir yabancı kişi yönetmeyecektir.
- Genel af ve cezaevlerinin boşaltılması konusunda söz veriyorum.
Bu söylem; SDG/PKK genel ideolojik tez ve iddialarıyla uyumlu, sahadaki gelişmelerle uyumlu, Münih güvenlik konferansında gördüğümüz fotoğraflar ve himayeyle uyumlu, Şam’ın söylem (gelecekteki eylem yaklaşımını bilemem) yaklaşımıyla uyumlu, Türkiye’deki Terörsüz Türkiye süreçlerini maniple etme potansiyeliyle uyumlu.
O zaman devasa bir sorunumuz var demektir!
Çünkü Terörist Mazlum Abdi’nin bu konuşması, yüzeyde “entegrasyon ve ateşkes” dili taşısa da, stratejik olarak incelendiğinde klasik bir tasfiye değil, kontrollü statü koruma ve yapısal dönüşüm sürecini işaret ediyor. Bize de bu durumu askerî, siyasi-idari ve egemenlik katmanlarında analiz etmek düşüyor:
Silahlı-Paçavralı-Leşkeri Katman: SDG/PKK terör örgütü silah-flama (paçavra) ve ABD ordusuna benzer sözde üniformasını ve leşkeri kıyafetlerini tasfiye etmiyor, sadece üniformasını değiştiriyor.
Mazlum Abdi’nin en kritik ifadelerinden birisi şu: “Güçlerimizin Savunma Bakanlığı bünyesindeki tugaylara entegre edilmesi konusunda anlaştık.”
Bunun anlamı şudur:
- YPG/SDG güçleri dağıtılmıyor.
- Komuta yapısı tamamen tasfiye edilmiyor.
- Sadece isim ve formel bağlılık değiştiriliyor.
Bu modeli biz daha önce gördük:
- Irak’taki Haşdi Şabi: Resmen Irak Savunma Bakanlığına bağlandı ama fiilen özerk kaldı.
- Lübnan’da Hizbullah: Devlet dışında ama devlet içinde.
- Sincar’daki YBŞ (PKK): Haşdi Şabi üzerinden Irak devletine bağlı. 7 Ekim anlaşmasına rağmen ne Irak Ordusu ne de Peşmerge PKK’yı Sincar’dan söküp atamadı.
Bu örneklerden yola çıkarak; SDG/PKK’nın Suriye’deki amacı: “Fiili gücünü korurken, hukuki meşruiyet kazanmak, hamisinin altına gizlenmektir.”
Daha iyi anlaşılması için konuyu biyolojik olarak açıklamaya çalışalım: Karşı karşıya kaldığımız bir dissolution (çözülme) değil, bir absorption (emilim) sürecidir. Yani geldiğimiz nokta iddia edildiği gibi bir maddenin (SDG/PKK’nın) bir çözücünün (Şam’ın) içinde çözünerek iyonlaşması, moleküler (bireysel) olarak dağılması değil; bir maddenin (SDG/PKK’nın) yapısal bütünlüğünü koruyarak Şam’ın içine alınmasıdır. Aynı bir virüsün ya da zehirin kana karışması, vücut tarafından emilmesi ve sonuç!
Güvenlik Katmanı: Asayiş ve Yerel Güçlerin Korunması.
Mazlum Abdi’nin şu ifadeleri özellikle kritik:
- “Asayiş üyeleri ve yöneticileri değişmeyecek.”
- “Güvenliği dışarıdan kimse sağlamayacak.”
- “Sınır güçleri yerel halktan oluşacak.”
Bu, merkezi Şam devleti açısından normal bir entegrasyon olarak kabul edilebilir mi?
Sonuçta normal (iddia edilen birey bazlı) bir entegrasyonda; Şam’ın kendi güvenlik kadrolarını göndermesi ve yerel milis yapıları dağıtması gerekirdi. Şimdi tam tersi olmaya başladı: SDG/PKK’nın mevcut yapı korunuyor, çekirdeği korunuyor, karar mekanizmaları korunuyor, sadece nominal bağlılık değişiyor.
Bu; “Fiili Özerkliğin” devam etmesi ve “Şam’ın egemenliğinin, iddiasının, üniter yapısının ve iradesinin” çöküşü ve bu çöküşün gizlenmesi demektir.
Siyasi Katman: “Özel Statü” İfadesi: Kritik Kırılma Noktası.
Mazlum Abdi’nin en stratejik ifadesi bence şu: “Kürt bölgelerine özgü statü korunacaktır.”
Bu, Suriye’nin klasik merkezi devlet modelinden sapmadır.
Bu ifade şu olasılıkları içerir:
- Apo’nun Yahudi ekoanaşist Bill Murray’dan aşırarak dolaşıma soktuğu Demokratik konfederalizm.
- Federalizm.
- Otonom bölgeler.
- Özel idari statü.
Bu, klasik üniter devlet entegrasyonu değildir.
Bu, anayasal statü pazarlığıdır.
Bir başka açıdan biz (en azından ben) çok geriden geliyor olabiliriz: İsrail işgal bölgeleri, Dürzi bölgesi, Akdeniz sahil (Alevi-Nusayri) bölgesi de düşünüldüğünde şu an kurgulanmış bir planın safha safha uygulanmasını izliyor olabiliriz.
Çünkü Şam güçlerinin egemenliğini tesis etme harekatının Haseke ve Ayn el Arap önlerinde el frenini çekmesi çok şüphe çekiyor.
Kurumsal Katman: Mevcut Yönetim Yapısı Korunuyor.
Abdi diyor ki; “Kurumlarımız mevcut. Yöneticiler ve üyeler korunacaktır.”
Bu da Şam’ın sıfırdan yeni yapı kurmayacağını gösteriyor. Yani SDG/PKK terör bürokrasisi, idari elitleri ve yönetim çekirdeği korunuyor. Bu da bize gerçek bir güç ve idare transferinin olmadığını ispat ediyor.
Bu ne demektir, biliyor musunuz? Terör gücün yeniden etiketlenmesi!
Egemenlik Katmanı:
Abdi’nin en kritik cümlesi: “Bölgenin güvenliğini kendi halkı dışında kimse yönetmeyecektir.”
Sadece bu cümle bile Şam’ın şu ana kadar ürettiği bütün egemenlik iddiaları, irade beyanları ve askeri harekatının aranan sonuçları üzerine sifon çeker.
Çünkü Şam’ın egemenliği ancak merkezi kontrol ve merkezi güvenlik tekeli ile tesis edilebilir.
Burada Abdi yerel egemenliğinin korunduğunu ve fiilî özerkliğin devam ettiğini söylüyor.
Böylece “Eğer Abdi’nin söyledikleri doğruysa ve Şam egemenliğini tesis etmek işin başladığı işi bitirmeyecekse; SDG/PKK; fiziksel varlığını, kurumsal yapısını, yönetim kadrosunu, yerel güvenlik kontrolünü, tünellerini, Şimelka sınır geçişini, dış himayesini ve bağlantılarını koruyor ve statü iradesini devam ettiriyor ve statü pazarlığı inisiyatifini elinde tutuyor.
Şam ise; sahada kazandıklarını masada devam ettiremiyor, ama dış baskılardan geçici olarak kurtuluyor, egemenlik iddiasını tehlikeli bir biçimde yeniden formatlıyor, SDG/PKK’yı resmen devlet yapısına dahil ediyor, toprak bütünlüğü söylemini güçlendirirken, kendi kendinin altını oyuyor.
ABD ise bölgedeki etkisini sürdürürken, SDG/PKK’yı tamamen kaybetmeden Şam ile doğrudan çatışmayı önlemiş oluyor.
Durum halk diliyle şudur: “İki çıplak bir ABD hamamına yakışır.”
İnsan sormadan edemiyor: Bu süreci kim tasarlıyor?
- Sadece Mazlum Abdi ve SDG inisiyatifi mi?
- Mazlum Abdi ile Kandil’deki terör baronları mı?
- ABD’nin DAEŞ’li, SDG/PKK’lı, HTŞ’li, daha büyük bölgesel denklemi mi?
- İngilizler, Fransızlar ve İsrail bu işin neresinde?
- İran ne derece bir etki ve inisiyatif üretebiliyor?
- Şam artık bilinçli bir “kontrollü otonomi” modeli mi kurma peşinde?
- Ve asıl soru: Türkiye ne yapacak?
Her ne olursa olsun, görünen gerçek şu: SDG/PKK terör örgütü teslim olmuyor, silah bırakmıyor, tasfiye olmuyor. Böylece süslü, acıtmayacak hatta göz boyayan ifadelerle kurumsal dönüşüm ve statü koruma süreci işletiyor.
Bu terörün güç kaybı değil, form değiştirmesidir.
Savaşın en kritik anı, silahların sustuğu an değil, gücün biçim, niyet, anlam ve hedef değiştirdiği andır.
Çünkü güç, savaşla yok olmaz, biçim değiştirir. Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşanan süreç, klasik askeri zafer ya da yenilgiyle açıklanamaz. Burada olan şey, bir tarafın yok edilmesi değil, bir gücün yeni bir egemenlik mimarisi içinde yeniden kodlanmasıdır.
Buna başlıkta yazdığım gibi “Terörün Strüktürel Kamuflajıdır.” Yani Kürt etnik kimliğini çalan PKK/SDG yılanının kabuk değiştirmesidir.
Eğer SDG/PKK terör örgütü:
- Kadrolarını koruyacaksa…
- Kendi güvenlik çekirdeğini koruyacaksa…
- Yerel meşruiyetini koruyacaksa…
Bu SDG/PKK’nın Suriye Savunma Bakanlığına “entegrasyonu” öyle böyle bir entegrasyon değildir.
Terörün yeniden etiketlenmesidir. Hem de son derece sinsi, planlı ve tehlikeli bir biçimde.
Bu haliyle YPG/PKK terör örgütünün tasfiye edildiği bir yalandan ve aldatmacadan öteye geçmez. SDG/PKK terör örgütünün yok edilmeden, merkezi sisteme bağlanarak, ama çekirdeğini koruyarak yeni bir form kazanma operasyonuna dönüşür.
Bu haliyle saf saf izlediklerimiz aslında terör gücünün kamufle edilmesinden başka bir şey değildir.
SDG/PKK terör örgütünün bu strüktürel kamuflajı, hayatta kalmak için kimliğini değil, formunu değiştirmesidir.
PKK bu süreçte kısaca şunları korumayı amaçlıyor.
1. Terörist çekirdeği,
2. İnsan kaynağını,
3. İdeolojisini,
4. Türkiye’yi parçalama amacını ve devlet kurma hayalini,
5. Silahlı omurgasını,
6. Terörün kurumsal hafızasını,
7. Yerel meşruiyetini,
8. Küresel ve bölgesel himayesini ve bağlantılarını,
9. Küresel uyuşturucu ağındaki pozisyonlarını,
10. Irak-Suriye geçişlerini,
11. Tünellerini, yığınağını,
12. Şam’ın karar verici/uygulayıcı mekanizmalarına ve kimyasına sızmayı,
13. Akdeniz’e kadar sürdürülebilir bir coğrafya oluşturmayı,
14. Küresel ve bölgesel taşeronlarına hizmete devam etmeyi.
Üç şey ise değişir gibi gözüküyor:
1. Resmi statü.
2. Hukuki bağlılık.
3. Sembolik kimlik.
Bu, bir yılanın deri değiştirmesine benziyor.
Organizma, oyun, plan değişmiyor. Sadece dış yüzey değişiyor.
Ama eğer Şam “yukarıdaki 14 SDG/PKK amacını” engellemeyi başaracak şekilde doğru ve gerçekçi hamleleri yaparsa, örneğin Şam istihbaratı SDG/PKK’nın karar mekanizmalarına sızarsa, komuta zinciri dağıtılırsa, ideolojik çekirdeğini, niyetlerini, hesaplarını, tuzaklarını çökertirse, egemenliğini tesis etmek için merkezi atamalardan işe başlarsa; o zaman bu meşum süreç yavaş ama gerçek bir tasfiyeye dönüşebilir.
Şu anki tablo tam bir belirsizlik fazıdır.
Biz ise Abdi’nin söylemine, Şam’ın davranış/yaklaşım biçimlerine, Münih’teki kabul edişlere/himayelere ve sahadaki uygulamalara bakarak bunun bir tasfiye değil bir dönüşüm süreci olduğunu görmek ve ona göre davranmak zorundayız.
Çünkü bu gördüklerimiz ve aldatıcı dönüşümün adı: Strüktürel Kamuflajdır.
Peki dönüşen gerçekten SDG/PKK terör örgütü müdür?
Yoksa Şam mıdır?
Bu da ıska geçilen en önemli sorulardan biri. (Bu bambaşka bir yaklaşımın ve analizin konusu)
Çünkü:
- Güvenlik tekeli yerelleşiyorsa,
- Terörist yapılar yerel komuta adı altında kalıyorsa,
- Özel SDG/PKK statüsü korunuyorsa,
- Benzer bir durum Dürzi ekseninde yaşanıyorsa,
O zaman dönüşen sadece SDG/PKK değil, yeni versiyon bir Suriye devlet modelidir.
Bu, klasik/iddia edilen üniter modelden: fiili federalizme ya da kontrollü çok merkezli egemenliğe ya da gevşek bir güvenlik federasyonuna kayış anlamına gelir.
“Buna şaşırır mısın” diye sorarsanız, Halep ve Şam savaşlarından beri hep size bu gerçeği anlatmaya çalıştım, hiç şaşırmam, ama bazıları yine çok rahatsız olurlar.
Sonuçta her şey Türkiye’nin aklına, iradesine, gücüne, elindeki dosyaları kullanma kabiliyetine ve jeopolitik değerini nasıl jeopolitik inisiyatife ve vazgeçilmezliğe dönüştüreceğine bağlı.
Size bir şey daha söyleyeyim: Suriye’de bu olup bitenlerin, Türkiye’yi ve Türkiye’deki Terörsüz Türkiye Sürecini ve Türkiye’nin siyasi ve üniter yapısını manipüle etmeyi amaçladığı da gözüküyor.
SDG/PKK artığı çoğu ağızların anlatısına bir de buradan bakın lütfen.
Bu sürecin kaderini belirleyecek tek şey şudur:
Şam gerçekten merkezi kontrol kurabilecek mi?
Eğer kuramazsa:
SDG, devlet içinde devlet olarak varlığını inşa eder.
Ve gün gelir PKK, çok daha tehlikeli bir şekilde başımıza bela olur.


