SDG-Şam Anlaşması: Çözüm mü, Ertelenmiş Tehdit mi?
- Telegram
Bu metin uzun, sert ve rahatsız edici.
Ama jeopolitik hamaset kaldırmaz.
Konu son derece sert, karmaşık, sıcak, dinamik ve değişken.
Analiz de o yüzden oldukça uzun.
Uyarmadı demeyin.
Ateşkes ve anlaşma tam da ne zaman devreye girdi?
Şam’a bağlı güçlerin Halep (Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den) başlayarak yürüttüğü harekat büyük bir hızla gelişerek önce Fırat’ın batısını SDG/PKK terör örgütünden temizledi. Ardından geçemezler denilen (benim de geçemeyeceklerini düşündüğüm) Fırat’ı büyük bir hızla geçerek, Fırat’ın batısındaki Arap havzalarını ele geçirdi.
Bu haliyle büyük bir başarı.
Ancak;
- Harekatta SDG/PKK’nın büyük bir güç kaptırmadan Suriye’de güç tuttuğu Kürt havzasına çekilmesi,
- Şam güçlerinin Arap havzasını ele geçirdikten sonra durması,
- Tam bu noktada Şam’da SDG ve Şam’ın ABD gözetiminde bir araya gelmesi,
- Ve buradan bir “Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması” çıkması dikkat çekiyor.
Neden bu anlaşma tam da;
- Ricat yaşayan,
- Yapısal bütünlüğü bozulan,
- Büyük alan kaybeden,
- Manevra kabiliyetini yitiren,
- Kendi içinde kırılan,
SGD/PKK’nın askeri bir harekatla tamamen ortada kaldırılma fırsatı ortaya çıktığında devreye girdi?
Tekrar soralım: Neden tam da SDG/PKK çökerken bu ateşkes ve anlaşma devreye girdi?
Bu planlanmış bir süreç miydi, dinamik sürecin içinde mi oluştu?
İster planlanmış ister dinamik sürecin içinde gerçekleşsin, soğukkanlı bir akılla bu anlaşmanın Türkiye ve Suriye’nin üniter bütünlüğü için fayda ve zararlarını doğru okumak zorundayız.
///
Önce iyimser, sonra gerçekçi tarafımla konuşacağım.
İyimser tarafımı okuyup, gerçekçi tarafımı okumamazlık etmeyin. Çünkü asıl anahtarlar orada.
//
Önce iyimser yaklaşım:
Stratejik akıl sadece alarm üretmez; fırsatı da tespit eder.
O hâlde bilinçli biçimde bir adım geri çekilip, bu metnin Türkiye ve Suriye açısından doğurabileceği OLASI OLUMLU CEPHELERİ soğukkanlı şekilde yazalım.
1- “Entegrasyon” ifadesi, bölünme söylemini ‘teorik olarak’ resmen terk ediyor.
Metin boyunca:
- “federasyon”
- “özerklik”
- “kendi kendini yönetme”
gibi ifadeler bilinçli olarak yok.
Bu şu anlama gelebilir:
- SDG/YPG ilk kez yazılı bir metinde Suriye üniter devlet çerçevesini kabul etmiş görünüyor
- Uluslararası zeminde: “Kuzeydoğu Suriye özerk bölgesi-AANES” söylemi geriye itiliyor.
2- Arap havzalarının Şam’a devri stratejik kırılma yaratmıştır.
Bu, küçümsenecek bir şey değil.
- Deyrizor,
- Rakka,
- Fırat batısı,
Bu alanlar:
- SDG’nin meşruiyet üreten Arap vitriniydi.
- Petrol-nüfus-coğrafya dengesi buradaydı.
Buraların Şam’a geçmesi:
- SDG/YPG’nin etnik sıkışmaya itilmesi
- “Tüm Suriye’yi temsil ediyoruz” iddiasının çökmesi demektir
Bu, orta vadede: Kürt kimliği istismarının daha görünür ve savunmasız hale gelmesi anlamına gelir.
3- SDG’nin bireysel entegrasyon vurgusu (kâğıt üzerinde de olsa) önemlidir.
Metin: “birlik halinde değil, bireysel olarak” diyor.
Bu ifade eğer gerçekten uygulanırsa:
- SDG/YPG’nin kolektif askeri kimliği dağılabilir.
- Komuta-kontrol zinciri kırılabilir.
- Kandil-Suriye, AB-Suriye, Uyuşturucu-Suriye, İran-Suriye bağları kopabilir.
- Sadakatler ayrışabilir.
Türkiye için bu:
- Parçalanabilir bir yapı demektir.
- Doğru baskıyla kadrolar ayrıştırılabilir.
(Bu ihtimal zayıf ama tamamen yok değil.)
4- PKK’lı yabancı unsurların ülke dışına çıkarılması maddesi
Madde 12: “Suriyeli olmayan PKK lider ve unsurlarının ülke dışına çıkarılması”
Bu ifade:
- PKK-SDG ayrımını ilk kez yazılı bir metne sokuyor.
- Kandil bağlantısını hukuken ve pratikte tartışmalı hale getiriyor.
Türkiye bu maddeyi:
- Diplomatik baskı aracı,
- İhlal dosyası,
- Uluslararası platformda kozi
olarak kullanabilir.
Yani metin zayıf ama üzerine gidilebilir bir taahhüt üretmiş.
5- Sınır kapılarının Şam’a devri
Sınır kapıları: ekonomik, lojistik, diplomatik anahtardır.
Eğer Şam kapıları gerçekten devralırsa:
- SDG/YPG’nin tek başına dış dünya bağlantısı zayıflar.
- Türkiye-Şam hattında dolaylı pazarlık alanı oluşur.
6- ABD için “sorumluluk yükleme” fırsatı doğmuştur.
Metin açıkça diyor ki: “ABD ile koordinasyon sürecek”
Bu olumsuz gibi görünür ama:
- Artık her ihlal,
- Her provokasyon,
- Her sınır olayı,
- Her sızma,
- Suriye kaynaklı Türkiye içindeki her olası saldırı,
ABD’ye fatura edilebilir
Yani: “kontrolsüz vekil” değil, anlaşmaya dayalı “ABD sorumluluğundaki yapı” anlatısı kurulabilir.
Bu da Türkiye’ye: NATO, Washington, Pentagon, CIA, Centcom ile Avrupa başkentleri nezdinde yeni söylem alanı açar.
7- Şam’ın da bu yapıya yaklaşımı, çekinceleri, bağlarının ve himayelerinin Şam üzerinde ürettiği etki ortada.
Ve bir gerçek var:
- Şam SDG-PKK’yı sevmiyor,
- Güvenmiyor,
- Ama o da zamana oynuyor.
Bu anlaşma:
- Şam’ın nefes alma hamlesi olabilir.
- ABD baskısını zamana yayma girişimi olabilir.
- Uymazlarsa yapacaklarının (ileri harekatının) gerekçesi olabilir.
Türkiye-Şam örtük çıkar kesişimi burada devreye girebilir, etkiye soyunur.
- Üniter yapı,
- Ayrılıkçılık karşıtlığı,
- Merkezi egemenlik üzerinden bağ işler.
8- Eğer pratiğe dökülebilirse bu anlaşma (9. Md) SDG/PKK’nın elindeki DAEŞ istismar dosyasını kısmen elinden alıyor. Madde biraz muallak. Bir birleştirme demişler, bir hükümete devir. DAEŞ hapishane ve kampların yönetimi Şam’a gerçekten geçerse, SDG/PKK elindeki en önemli kozlardan birini kaybetmiş olur.
GENEL İYİMSER AMA UYANIK HÜKÜM:
Bu metin:
- Terörü bitiren bir anlaşma değil
- SDG/YPG/PKK’yı tasfiye eden bir belge değil.
Ama:
- SDG/YPG’yi daha savunulamaz, daha teşhir edilebilir,
- ABD’yi daha sorumlu,
- Şam’ı daha bağımlı,
hale getiren bir çerçeve sunuyor.
Doğru baskı kurulursa: Bu metin SDG/YPG için koruma kalkanı değil, uzun vadeli sıkışma çerçevesine dönüştürülebilir.
İyimser okumayla bu anlaşma bir çözüm değil, ama doğru kullanılırsa bir fırsat penceresidir. Yanlış okunursa devlet içine yerleştirilmiş kalıcı bir tehdide dönüşür.
///
ŞİMDİ GERÇEKÇİ MOD:
Ben şimdi tekrar ‘bazılarına göre’ kötü, kötümser, karamsar, felaket tellalı, yarım akıllı, öngörüsüz, başarıyı kıskanan, şüpheci ve yetersiz olayım ve gördüğüm risk ve tehditleri yazayım.
Benim işim ortaya çıkan başarıyla avunmak değil.
Riski görmek, tehlikeyi sezebilmek, gözükene (gösterilene) değil arkasındakine bakabilmek, geleceği öngörmenizde size bir katkı/bakış açısı sunabilmek, soru sormanızı sağlamak.
Bir de temenni de bulunayım. Ümit ederim endişelerim, şüphelerim hüsnü kuruntudur, ama genellikle öyle olmuyor. Terörle mücadele, jeopolitik ve strateji; saflığı, dogmayı, hamaseti, anlam kaymasını kaldırmıyor. Cehenneme giden yok sadece iyi niyet değil, hamaset ve saflık taşlarıyla da döşeniyor.
Hadi başlayalım:
1- Bu anlaşma metninde ilk bakışta “entegrasyon” ve “egemenlik” vurgusu öne çıkarılıyor. Ancak metnin bilinçli biçimde boş bırakılmış alanları, asıl niyetin nerede olduğunu gösteriyor.
Haseke, Ayn el Arap, Afrin metin içinde geçiyor, ama Kamışlı ve Derik bilinçli olarak metin dışında tutulmuş.
Oysa bu iki merkez: (Kamışlı ve Derik)
- SDG/YPG’nin siyasi-askeri beyni,
- ABD ile temas noktaları,
- Irak geçişlerine açılan kritik düğüm alanlarıdır.
Bu bilinçli suskunluk, “dokunulmayacak çekirdek alanlar” anlamına gelir.
2- ABD silahları ve üsleri: Mutlak bir sessizlik.
Metinde:
- ABD’nin verdiği en az 40.000 TIR ve 6.000 sorti uçakla verdiği on binlerce silahın akıbeti
- ABD üslerinin durumu
- ABD askeri varlığının sınırları
tek kelimeyle bile düzenlenmiyor.
Bu şu anlama gelir:
Silahlar da üsler de olduğu gibi kalıyor.
Sadece üniforma değişiyor.
3- SDG/PKK’nın elindeki ağır silahları hakkında hükümler belirsiz.
- Silah bırakma yok, olacaksa nasıl olacak,
- Envanter devri yok
- Depolama–kontrol mekanizması yok
Yani: Özellikle ABD’nin verdikleri başta SDG/PKK/YPG’nin elindeki silahların kimin kontrolünde olacağı tanımlanmamış.
O zaman bu “entegrasyon” adı altında silahlı yapının korunması riski taşıyor.
4- Anlaşmanın birinci maddesi; “SDG’ye bağlı bütün askeri birimler Fırat’ın doğusuna geçecek” diyor, ama Tişrin Barajı hala SDG/PKK’nın elinde.
5- Anlaşmanın ikinci md: Deyr ez Zur ve Rakka (Arap homojen) illerin idari ve askeri olarak Şam’a devrinden bahsederken, üçüncü md: Haseke (Arap-Kürt karışık) ilinin sadece sivil kurumların entegrasyonundan bahsediliyor. Yani homojen olmayan bir yaklaşım var: Kimi yerler askeri-sivil, kimi yerler devir-entegrasyon.
6- Onuncu maddede ŞAM’ın; SDG kadrolarının sadece uygulama mekanizmalarına değil, karar mekanizmalarına da girmesini kabul ettiği anlaşılıyor.
7- Rütbe ve kadro maddesi: Devlet içine paralel ordu.
SDG’nin askeri ve güvenlik unsurlarının:
- Savunma ve İçişleri’ne alınması
- Rütbe verilmesi
- Mali ve lojistik haklarının tanınması
demek şudur:
YPG, Suriye devleti içinde binlerce rütbeli personel üretir.
Bu sayı:
- Kısa sürede Suriye ordusundaki rütbeli personel sayısına yaklaşabilir,
- Hatta bazı alanlarda geçebilir.
Bu, devlet içinde devlet demektir.
8- “Bölgelerin özgün yapısının korunması” ne demek?
Bu ifade hukuken muğlaktır ama siyaseten nettir:
- Mevcut fiilî düzenin
- Yerel otorite yapısının
- SDG/YPG’nin kurduğu idari-sosyal düzenin
korunacağı anlamına gelir.
Yani: Özerkliğin adı kalkıyor, içeriği kalıyor.
9- ABD ile koordinasyon var, Türkiye yok
Metin açıkça şunu söylüyor:
- Bölgenin güvenliği için ABD ile koordinasyon sürecek
Ama: Türkiye, Irak, İran gözükmüyor. Tek kelime koordinasyon yok.
Bu, Türkiye açısından açık bir dışlanma ve tehdit göstergesidir.
10- Afrin maddesi: Masum değil
“Afrin ve Şeyh Maksud halkının güvenli ve onurlu dönüşü” ifadesi:
- Hukuki bir ihtiyaçtan değil
- Siyasi bir hedefle yazılmıştır.
Çünkü: Afrin’de geri dönüşün önünde fiilî bir engel yoktur.
Burada amaç: Afrin’in 2018 öncesi sosyopolitik yapısına geri döndürülmesi,
yani örgüt için yeniden rol model alan yaratılmasıdır.
Çünkü Zeytin Dalı Harekatı ile SDG/PKK’nın çökertildiği Afrin, terör örgütün Ayn el Arap ile ideolojik güç tuttuğu iki merkezden biridir.
11- Deyrizor ve Rakka maddesi: Dokunulmaz SDG
Şam’ın:
- SDG mensuplarına,
- Çalışanlara,
- Sivil yönetime,
karşı “hiçbir tasarrufta bulunmama” taahhüdü;
Bu iki şehirde:
- SDG yapısının,
- Kadrolarının,
- Etki alanının,
aynen korunacağı anlamına gelir.
Şam’daki merkezi hükümet:
- Temizlik yapamaz,
- Yapıyı dağıtamaz,
- Dönüştüremez.
12- Büyük tartışmalara neden olan SDG/PKK’nın kadın yapılanması YPJ’nin ne olduğuna/olacağına dair en ufak bir atıf yok.
- Buhar mı oldular?
- Kaldılar mı?
13- Anlaşmada çok kritik bir detay var. Sınır kapılarının Şam’a devri var, ama sınır hatlarının devri yok.
Sınırları kim koruyacak?
Şam mı, SDG’mi?
SDG koruyacaksa SDG’nin Irak bağlantısı açık.
14- Anlaşma ve ateşkes imzalanma hattında SDG/PKK elebaşı Mazlum Abdi bir açıklama yaptı:
- Kazanımlarını koruyacağız,
- Bölgemizin özel statüsünü koruyacağız,
- Gücümüz var ve çabalarımız devam edecek.
Akla gelen soru şu: Şara üniter yapının tesisinden, bireysel entegrasyondan bahsederken, Abdi bölgenin özel statüsünün korunmasından bahsediyor.
Hangisine inanacağız?
15- Bir de bu anlaşmaya Kandil, Kandil’in saha komiseri, vesayet aygıtı Bahoz Erdal ve arkalarındaki duruma müdahil ülke(ler) ne diyor, çok merak ediyorum. Biliyorsunuz; “Kalın ve Savaşın” talimatı veren onlardı.
16- Tabi bir başka merak ettiğim konu, aşiretler bu işe ne diyor? Pek kabul etmedikleri, kabullenmedikleri görülüyor?
17- Peki sahada savaşanlar ne diyor? Bir savaşı başlatmak kolaydır, ama durdurmak zordur. Sahanın öfke, acı, dökülen kan dili konuşmaya başlamışsa ayrışmak zor olur. Hele ki, tutarsızlığa dair bir kanaat, kadın, çocuk ve sivil katliamları varsa. Dün gece itibariyle Haseke’ye bağlı Cebel Abdülaziz bölgesinden gelen katliam haberleri vardı. 200 civarında sivilin SDG/PKK tarafından katledildiği ifade edildi.
18- Ateşkes ise saha için ayrı, masa için ayrı, sizin için ayrı anlam taşır.
Ateşkesler masa için zaman kazanmak, saha için toparlanmak, sizin için umut ve algı yaratmak için vardır.
Birileri için de bozmak!
SDG/PKK ve Şam klikleri ile ardıl güçler içinde bu anlaşmayı bozmak isteyecek ve bozabilecek hatırı sayılır bir klik var. Baksanıza ABD'li senatör Graham bile memnun olmamış!
19- Anlaşmada bir Haseke muğlaklığı var. Haseke her iki tarafın da (SDG/PKK, Şam-Arap aşiretler) hak iddia ettiği yer. Arap taban ve Arap Aşiretler Haseke’yi özellikle istiyor. SDG/PKK ise Haseke’yi sözde bir başkent gibi kullandı. Haseke’de nüfus Rakka ve Deyr ez-Zor gibi Arap homojen değil. % 60-70 Arap ağırlığı varken, % 25-30 Kürt var denilebilir. % 8-10 diğer (Asuri-Hırisyan-Erm vd)
Katliam haberleri de Haseke bölgesinden geldi. Haseke valiliği için Mazlum Abdi’nin adı geçiyordu. Haseke için masada oluşturulmak istenen statü, sahada şu an karşılık bulmadı ve bu karışım havzasında gerilim son derece yüksek. Haseke valiliği ve SDG/PKK hükümranlılığın bir şekilde devam etmesi, Arap Aşiretler ve Şam arasında da bir kırılganlık üretiyor.
20- Bu anlaşmanın imza hanesinin bir tarafı mutlak butlan taşıyor. Taraflardan biri Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, diğeri sözde Suriye Demokratik Güçleri Komutanı Mazlum Abdi.
Yani Mazlum Abdi’nin imzasının, sözde yetkisinin hükmü yok.
Mütekabiliyeti yok.
Şam bu mütekabiliyeti kabul etmekle büyük bir hata yaptı. (yaptı…


