Abdullah AĞAR

Halep Oradaysa, Arşın Burada... Şeyh Maksud ve Eşrefiye'de aradığımız sonuç göründü mü?

Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Halep’te Görünen Barış, Arkasındaki Savaş.

Kandil’in “Kalın ve Savaşın” Oyunu.

Şam ile SDG arasında bir anlaşma olduğu su götürmez bir gerçek.

Sonuçta koridor açıldı, otobüsler geldi, hem Halep’in diğer mahalleri ve Afrin’e (siviller) hem Tabka ve Deyr Hafir üzerinden Rakka, Kamışlı ve Haseke’ye (terörist) çıkışları sağlandı.
Ama bu anlaşma ve terörist çıkışlarına rağmen bir çatışma aritmetiği, ağır silah atışları, tünel-mahzen kullanma, tuzaklama, sivilleri canlı kalkan yapma, sivillere saldırma, Deyr Hafir merkezli kamikaze drone saldırıları gelişti.

Hatta Halep Valiliğini Kamikaze Drone ile vurarak, Şam’ın egemenliğine resmen meydan okundu.

Peki SDG ile ŞAM arasında (büyük patron ‘ABD’ kurgusuna dair ayak izleri taşıyan ve son derece tehlikeli ‘olası’ Fırat’ın doğusu-batısı kurgusu kokan) bir anlaşma ile üniter yapı/egemenlik meselesinin sonraya ertelendiği böylesine bir durum gelişmişken, bu saldırıların anlamı nedir ve arkasında kim var?

//

Bahoz!

PKK terör örgütünün Suriye Sorumlusu Bahoz Erdal kod Fehman Hüseyin’in adını çok duyuyorum.

Yani Kandil’in; Bahoz Erdal üzerinden SDG-ŞAM anlaşması ve uygulanma sürecinde ilginç bir refleks ürettiği; resmen “Kalın ve Savaşın” talimat verdiği anlaşılıyor.

//

Peki bu Bahoz Erdal kim?

Ve Kandil’in “Kalın ve Savaşın” talimatı ne anlama geliyor?

Bizi ilgilendiren öncelikli tarafıyla Bahoz Erdal; Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” için muhatap aldığı Teröristbaşı Apo’nun; “İrademe itaat ederler” dediği Kandil’deki terör baronların Suriye’de ABD destekli SDG elebaşı Mazlum Abdi’nin başına atadığı “Kandil Vesayetidir.”

Aynı zamanda Bahoz, bir takoz misali Kandil’in en sert, en ideolojik, en uzlaşmaz figürlerinden biridir. Apo’nun “itaat ederler” dediği kadronun Suriye’deki fiili silahlı iradesi, SDG içinde Mazlum Abdi’nin üstüne konumlandırılmış örgütsel komiserdir. “Siyasi çözüm” denildiğinde devreye girip çatışmaları tırmandıran sıkı bir mikserdir.

//

Peki Bahoz Erdal burada ne yapıyor?

SDG ile ŞAM arasında yapılan anlaşmayı PKK adına tahkim mi ediyor?

Yoksa yapılmış anlaşmayı bozmaya mı çalışıyor?

Hangisi kime ve nasıl yarar?

//

Meskun mahal çatışma dinamiklerini bilen herkes Eşrefiye ve Şeyh Maksud’ta başlayan çatışmaların öyle bir kaç günde bitmeyeceğini bilir.

Hadi Eşrefiye’de Bakkara Aşireti devreye girdi, PKK hesap hatası yaptı, Eşrefiye çabucak düştü.

Peki ya teee 1985’ten beri PKK’nın sızdığı, tahkim ettiği, güç ve eleman devşirdiği asıl adı (Roma döneminden beri orada yaşayan Süryani, Ermeni vd Hristiyanlardan gelen adıyla Cebel es Seyyide) Meryem Tepesi olan tahkimli-tünelli-ağır silahlı terör tahkimatı ‘mesaj üreten’ çatışmalar eşliğinde neden kısa bir zamanda düştü?

//

Burada da ilginç bir oyun var:

Kandil’in; “Kalın ve Savaşın” dediği Şeyh Maksud kitlesinin içinde;

- PKK’lı teröristler,
- Esat Rejim kalıntıları,
- Şebbiha kalıntıları,
- Şii Milis kalıntıları olduğu söyleniyor.

Sonra da bunların SDG olmadığı söyleniyor.

Oyuna bakar mısınız? “SDG ayrı, PKK ayrı!”

Ben de yanıtı şuradan vereyim:

SDG’nin başında kim var? Şahin Cilo kod Mazlum Abdi: PKK’lı, hatta Apo’nun manevi oğlu!

SDG’nin lider kadrolarında kimler var:

Sipan Hemo: PKK’lı.

Eldar Halil: PKK’lı.

İlham Ahmed: PKK’lı.

Foza Yusuf: PKK’lı.

Arka planda Kandil adına kuklacı kim var? Bahoz Erdal: Safi PKK’lı.

Peki SDG’nin omurgasında ve çekirdeğinde kimler var?

11.000 PKK’lı terörist var.

Üstüne Suriye’de PKK’lılaştırılanlar var.

Üstüne ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinde Irak’tan Suriye’ye aktarılan binlerce PKK’lı var. 

Varın entrikayı siz düşünün.

//

Bir diğer yandan Kandil’in; “Kalın ve Savaşın” talimatının zamanlaması çok dikkat çekiyor:

Şam’a bağlı güçlerin başlattığı harekâtın ilk aşamalarında Şeyh Maksud'un dış mahalleleri ciddi bir çatışma olmadan YPG unsurlarından temizlendi, ancak Eşrefiye mahallesi boşaltıldıktan, Şeyh Maksud mahallesi ise kuşatıldıktan sonra Kandil yönetiminden bölgede sıkışan unsurlarına "kalın ve savaşın" talimatı verdiği görüldü.

Her bir PKK’lı, canının hiçbir kıymeti olmadığını ve öyle ya da böyle PKK’nın bir yemi/kurbanı olduğunu düşünebilir mi?

//

Neyse…

Eğer yapılan anlaşma gereği, PKK’lı teröristler süklüm püllüm Şeyh Maksud’tan çıkmış olsalardı;

- CENTCOM nasıl bir aktöre yatırım yaptığını çok irdelerdi.
- ŞAM’a karşı müzakere kartları çok zayıf gözükürdü.
- PKK’nın manevra alanı daralır, dengeleri ve asimetrik bağları bozulurdu.
- Hedef kitleler, PKK/SDG iradesi hakkında hayal kırıklığı yaşar, hükümranlık olumsuz derinleşirdi.

//

Bahoz’un rolü:

- Süreç içinde ve anlaşma sırasında geri planda kalmak,
- Sertlik yanlısı Sipan Hemo’yu öne sürmek,
- Anlaşma yürürlüğe girince çatışmayı tırmandırmak,

Böylece:

- “Bak biz teslim olmadık”
- “Bak bu yapı hâlâ silahlı”
- “Bak Şam tam hâkim değil” algısını üretmektir.

//

“Kalın ve Savaşın” talimatı ise:

- SDG-Şam anlaşmasını iptal etmek için değil,

- Aksine, anlaşmayı PKK lehine tahkim etmek içindir.

Yani PKK burada; “Anlaşma var, ama silah bende, egemenlik ise sende değil” demektedir.

Bu tam olarak PKK’nın Irak’ta KDP-Bağdat arasında yıllardır yaptığı şeyin Suriye versiyonudur.

Bilenler hatırlayacaklardır: Bu PKK terör örgütünün klasik “yarı teslim-yarı savaş” doktrinidir.

Bu silahlı pazarlığın bir safhasıdır.

//

Ama!

Bahoz’un rolü sadece Kandil refleksi değildir; ardındaki devlet(ler) adına sahada “kontrollü gerginlik ve yönlendirme” üretebilen bir sigorta mekanizması olmasıdır.

Yani Bahoz: Mazlum Abdi’yi zayıflatmaz, tam tersine, onu kontrol altında tutar ve SDG kılıflı PKK adına “silahlı pazarlık yapabilir aktör” olarak vitrinde ve ayakta tutar.
Bu nedenle: Bahoz’un sahada olması, SDG’nin PKK adına tasfiye edilmediğinin garantisidir.

//

Bütün bu devam eden hikayeden çıkardığım ara sonuç:

“Bu silahlı bir çöküş değil, kontrollü boşaltma ve kontrollü dirençtir.”

Halep Valiliği’ne kamikaze drone, İran menşeili dronelar dahil dron saldırıları ve Halep’in suyunun kesilmesi gibi işler ise: “Şam kendini kazandı sanmasın” mesajıdır.

//

Bizim için ise:

“Halep oradaysa arşın buradadır.”

Eğer bu bir anlaşmaysa, ölçüsü bellidir:

- Silah bırakılır.
- Egemenlik devredilir.
- Tünel kalmaz, kamikaze drone uçmaz.
- Fırat’ın doğusuna terörist aktarma olmaz, insanlar özgür bırakılır.

Bu ölçü tutmuyorsa, bu barış değil; sahnelenmiş bir ara oyundur.

//

Ara not:

Terörsüz Türkiye’ye sonuna kadar evet, ama muhatap alınan, irade olarak tanınan bu teröristlere sonuna kadar hayır.

İşte bugün Halep’te muhatap alınan Apo-Kandil-Bahoz hattının yaptıkları buna ispat.

Ama bu durum SDG/AANES/TevDem, Mazlum Abdi-İlham Ahmet-Sipan Hemo hattını da aklamaz. Hatta hiç aklamaz.

Çünkü örgüt, her tarafa ve her tarafla oynayacak kadar Şam şeytanı, Bağdat hırsızı, Tahran cambazıdır.

//

İşi doğrusallaştırsak bile: Bir tarafta İran/Avrasya eli varsa, diğer tarafta bir ABD/İsrail/Small Group eli var.

//

Small Group: Astana formatının karşısında; ABD-İngiltere-Fransa ekseninde, İsrail’le örtüşen çıkarlar temelinde hareket eden; resmi devlet çerçevesinin ötesinde, istihbarat servisleri, özel askeri şirketler, enerji-güvenlik lobileri ve bölgesel vekil ağları üzerinden Suriye sahasını dizayn etmeye çalışan dar ama yüksek etkili güç formatıdır.

//

Ve geldiğimiz noktada durum hiç de görüldüğü kadar basit değil. Çünkü Şam’ın Şeyh Maksud ve Eşrefiye zaferinden sonra olası bir SDG/ŞAM “Fırat’ın doğusu SDG-Fırat’ın batısı ŞAM” anlaşması çıkarsa, bu önce Suriye’yi böler, sonra PKK ruhu ABD destekli SDG üzerinden Şam’a nüfuz eder, oradan Alevi/Nusayriler üzerinden Akdeniz’e çıkar.

Bırakın denizi, göle bile sınırı olmayan SDG’nin Fırat’ın doğusunda “Deniz Harp Akademisi” kurmaya kalkması bundandır. Örgütsel ideoloji, dogmadır.

İmralı-DEM-Kandil-SDG-Şam aktarmalı; “Lazkiye/Tartus/Acilciler-Mihraç Ural/Suriye sahilde faaliyet gösteren Yasadışı Silahlı diğer Sol örgütler”-PKK ile bu silahlı solu bir araya getiren HBDH çatı örgütü-Türkiye’deki Alevi Arap Eşbaşkan/Samandağ düğümü” bakmasını bilen gözler için çok şey anlatır.

//

Türkiye şunu net olarak söylemeli ve Şam’a da net olarak söyletebilmelidir: “Fırat’ın doğusu-batısı diye bir Suriye yoktur: “Ya üniter Suriye vardır ya da sürekli kriz!”

Bu cümle:

- ABD’nin manevra alanını daraltır,
- SDG/PKK’nın meşruiyet aradığı zeminleri çökertir,
- Şam’ı samimiyet testine sokar,
- İsrail’in “kontrollü kaos” planını bozar,
- İran’ın manipülasyonlarını etkisizleştirir,
- Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” umudunu silahlaştıran kurnaz bölücülerin elinden silahını alır.


Yani Ankara ve Şam, Fırat’ın doğusunu Suriye’nin üniter ve egemen/ayrılmaz alanı içine koymak zorundadır. Zaman ise tuzaklarla dolu ve aleyhte akmaktadır. Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de başlayan iş, Rakka köprüsünde değil, Şimelka köprüsünde bitmek zorundadır.

Bu irade bütün bölücüleri, planları ve Atlantik içindeki kaos lobisini boğar. Sadece Suriye’yi parçalanmaktan kurtarmaz, Türkiye’yi parçalanmaktan korur. Atlantik’i (ve hatta Avrasya’yı) Türkiye ve Üniter Suriye ile birlikte çalışmaya mecbur kılar.

//

Aktör ister İran ve ardılı olsun, ister ABD/İsrail ve Small Group olsun çözüm artık nettir: Şam’la doğrudan kurulan ve tesis edilen “Egemenlik İradesi.”

//

Peki Kandil’in, Bahoz Erdal’ın “Kalın ve Savaşın” talimatının arkasında hangi ülke(ler) var?

Cevabını çoktan okudunuz zaten, ama burada ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack 3 gün önceki açıklamasına bir atıfta bulunacağım.

Sn Barrack dedi ki; “Bu kritik dönemeçte bölge, geçtiğimiz yıl elde edilen dikkate değer ilerlemeyi baltalamak ve ABD Başkanı'nın Ortadoğu barış girişimlerinin kalıcı mirasını aşındırmak isteyen yıkıcı dış güçlere ve onların vekillerine karşı birleşmelidir. Onların amacı yenilenmiş istikrarsızlıktır.”

İlginç cümleler değil mi?

Hedefi hangi ülke acaba?

İran (hatta ardılı dahi) dediğinizi duyar gibiyim.

Peki Sn. Barrack’ın işaret ettiği ülke İran ise Kandil ile Bahoz Erdal’da İran’ın maşası is; bu kurgunun üst aklında Avrupa’dan hangi ABD müttefik(ler)i var?

Zor soru değil mi?

//

Bu arada coğrafya Sn. Barrack’a, “Dıjj Güjjler’e bile”; “Dıjj Güjjler!” dedirtmeyi başarmış ya, helal olsun.

//

Şaka bir yana, sıkı durun, şimdi burada daha ilginç bir durum daha var. Çünkü bu aralar olayın faili gibi görülen İran, İran’daki istikrarsızlığı derinleştirmeye çalışan, yeni sızmalar yapan PJAK’la çatışıyor.

O zaman PJAK, kimin namına İran’a sızıyor, saldırıyor?

Kandil İran namına “Kalın ve Savaşın” diyorsa, aynı Kandil’in İran ayağı PJAK’a nasıl “İran’a saldırın” diyebiliyor.

Bu PKK’nın çok başlı bir terör örgütü olduğunu, farklı bölgelerde, farklı aktörlerle, farklı amaçlar peşinde koştuğunu gösterir. PKK’nın tek bir merkezin aparatı değil, çok başlı, çok müşterili, çok kimlikli bir terör organizması olduğunu ispat eder.

O zaman bize de; “PKK tam bir Şam şeytanı, Bağdat hırsızı, Tahran cambazıdır” sözüne “PKK, aynı zamanda tam bir Atlantik faresidir” sözünü eklemek kalır.

//

Çözdünüz mü denklemi?

Kim kime oynuyor?

Kim kimin kucağında?

Kim kaç taraflı oynuyor?

//


Peki bizim adımıza kördüğümü hangi hamle çözer?

Bunun tek bir yanıtı var:

“Kürt etnik kimliğinin istismar edildiği coğrafyaları PKK ve adı ne olursa olsun SDG/PYD/TevDem/AANES gibi türevlerinden arındırmak.”

Coğrafyası bellidir.

//

Ve şimdi ŞAM’ın samimiyet, irade testi.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye;

- ‘İddia edildiği üzere’ 30 Aralık’ta Mezze’deki Başkanlık Sarayında İngilizlerin araya girmesiyle aralanan -Colani’nin hafif yaralandığı- iç çatışmadan,
- İsrail’le Paris’te yapılan anlaşmadan,
- ABD temaslarından sonra…

Colani’nin moralini, otoritesini, hükümranlığını ve meşruiyetini tahkim etti, bu doğru ama bunları Colani için kalıcı kılmadı.

Colani için asıl soru şu: Kalıcı mı olmak istiyor, kuluçka mı?

Kalıcı olmasının yolu, kayıtsız şartsız Suriye’nin üniter yapısının tesisinden geçiyor: Şimelka’dan Golan’a, Abu Kemal’den Bab ül Hava’ya kapılarda, sınırlarda, alanlarda, stratejik tesislerde ve kaynaklarda Şam’ın egemenliğini kurmaktan geçiyor.

//

Bir de şu denize çıkma işine verilebilecek en güzel yanıtlardan biri ve tabii dostluğun testi, Suriye ile Türkiye arasında Deniz Yetki Alanları/MEB anlaşmalarının imzalanmasıdır.

//

Bir de her nedense ve ne hikmetse Suriye’de; Kürtler, Araplar, Dürziler, Hristiyanlar, Aleviler hatta İsmaililer konuşuluyor da ‘Suriye’nin 2. kurucu asli unsuru’ Türkmenlerden neden kimse bahsetmiyor?

Herkes varken, herkesin hakkı varken yok mu onlar?

//

Halep sadece moral eşik değil, stratejik eşiktir.

Fırat’ın doğusunun kaldıracıdır.

Bence Türkiye, Şam’la artık şu çerçeveyi oturtmalıdır:

Hele ki Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den sonra.

- Tek ordu,
- Tek devlet,
- Sınırlarda ve kapılarında tam egemenlik,
- Tek kaynak yönetim rejimi,
- Tek stratejik tesis yönetim rejimi,
- PKK/SDG’nin birey bazında (örgütsel hiyerarşi dışı, güvenlik süzgeçli) entegrasyonu,
- MEB / Deniz Yetki Alanları ile stratejik bağ.

Bunlardan biri eksikse:

- Şeyh Maksud kazanımı geçici, kriz kalıcıdır.
- Halep hükümranlığı bir zafer değil, tuzaktır.

//

3 gün 2 gece çalıştık.
İz aradık, sezmeye çalıştık.
Tutarsızlıklarını eşeledik.
Şüphenin kapılarını tıklattık.
Görene, doğru okuyana, ayazı yiyene ulaşmaya çalıştık.
Ruhumuzla sahanın ruhunda dolaştık.
Vardığımız yer burasıdır.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Abdullah AĞAR yazıları