Abdullah AĞAR
Emekli gazi subay
Uluslararası Strateji Analisti, Güvenlik ve Terörle Mücadele Uzmanı
“IŞİD terör örgütü, YPG/PKK/SDG terör örgütünün sigortasıdır.”
“‘YPG/PKK zayıflarsa IŞİD güçlenir’ söylemi, ahlaki değil; stratejik bir şantajdır.”
Farkında mısınız bilmiyorum, son günlerde nefes nefese bir IŞİD tehdit gündemi var. Operasyonlar, baskınlar, gözaltılar, tutuklamalar yapılıyor. MİT ve İç Güvenlik birimleri deli gibi çalışıyor. Belli ki bir tedirginlik var. Bir taraftan Almanya gibi ülkeler çıkıyor; Türkiye için ‘uyarı’ yayınlıyor. Tedirginliği arttırma potansiyeli olan fısıltı kanalları çalışıyor. Dolaşmaması gereken kamu içi duyum metinleri whatsapp gruplarında sürüme giriyor.
Ne oluyor?
Güvenlik birimleri sadece, olası bir IŞİD saldırı ya da saldırılarını mı engellemeye çalışıyor, yoksa bunun üzerinden oynanan çok daha büyük bir oyunu mu?
***
Önce bölgesel jeopolitik ortama/gerginliğe Suriye cephesinden bir bakalım. Çünkü meselenin gölgedeki düğümü orada duruyor. Aslında cümleyi tam da şöyle kurmak gerekiyor: Türkiye aslında Suriye’nin geleceğine yapacağı etki nedeniyle, IŞİD üzerinden hedef alınıyor.
Ve bu hedef alınma biçimi; sadece IŞİD’in yapacağı olası meşum eylem(ler)le sınırlı değil… Asıl amaçları: Bu terör örgütü ve eylemselliği üzerinden Türkiye’nin baskılanması, engellenmesi, bakış açısının değiştirilmesi, direncinin kırılması, yenilgiyi kabullenmesi ve teslim olmasının sağlanmasıdır.
***
Nasıl?
Çünkü Türkiye:
- Terör Örgütü YPG/PYD’nin meşruiyet iddiasını bozan/engelleyebilecek tek aktördür.
- Terör Örgütü IŞİD ve Terör Örgütü YPG/PYD/PKK’nın ikiliğini/alternatifliğini reddeden tek devlettir.
- Alternatif (üniter) bir Suriye okuması yapan ve sunan tek güçtür.
- YPG/PKK/SDG terör örgütü ile Şam arasındaki (kaynak paylaşımı ve yapısal bütünlüğün korunması gibi son derece tehlikeli maddeleri içinde barındırmasına rağmen YPG/PKK/SDG terör örgütünün burun kıvırdığı) 10 Mart anlaşmasının uzatmalı süreçleri de doldu. Bir şeyler olacak. En iyi ihtimalle Terör Örgütü YPG/PYD/SDG, Şam’la masaya oturmak zorunda. Bu bile YPG/PKK terör örgütünün “özerk-demokratik” masalıyla çelişecek.
- Masaya oturmazsa sahadaki gerginlik, baskı derinleşecek.
- Deyrizor hattında Arap aşiret eksenlerinde yaşanan kopuşlar, belki daha da artacak.
- Örgütün zorla silah altına alma, vergi toplama, petrole çökme, halka baskı yapma gibi emrivakilerinin ürettiği kırılganlıklar daha da göze batacak.
- Olası harekatın engellenmesi için, Türkiye’ye diplomatik ve istihbari baskı da yapılması gerekiyor.
O zaman?
Meşruiyet krizi yaşayan YPG/PKK/PYD için IŞİD tekrar lazım. Yani asıl kirli aktör YPG/PKK/SDG’nin yine, yeniden ve bir kez daha IŞİD şampuanıyla yıkanması, köpürtülmesi gerekiyor.
O yüzden IŞİD, Türkiye’ye karşı serbest, terör örgütü YPG/PYD/PKK’ya karşı kontrollü bir duruma sokulduğu görülüyor.
***
Yazının ana tespitlerinden birini burada yazalım.
Bütün bu mesele:
- YPG/PKK/SDG terör örgütüne dokunulmasının engellenmesi,
- Ve sözde meşruiyetinin IŞİD üzerinden yükseltme arayışıdır.
***
“IŞİD’in yeniden devreye sokulması, YPG/PKK/SDG terör örgütüne dokunulmaması ve sözde meşruiyetinin IŞİD üzerinden yeniden tahkim edilmesi meselesini daha iyi anlayabilmek için kısaca hafızamızı tazeleyelim.”
2014-2019 modeli:
IŞİD yükseltilmişti, küresel kamuoyunda “mutlak şeytan” üretilmişti. Coğrafyada derin bir kaos baş göstermiş, derinleşiyordu. O gün (2014); YPG/PKK terör örgütü ve Sincar dağı üzerinden 12 Havariye benzer mitolojik-teolojik bir efsane yaratıldı. Hatırlayın; IŞİD katliamlarından Sincar Dağına kaçan Ezidilere PKK’lıların yol gösterdiği balonu günlerce uluslararası kamuoyunda ve bölgede pazarlanmıştı. PKK’lı teröristlerin kaç tane oldukları, aslında onların da kaçtıkları, Ezidilerden ne kadar haraç aldıkları, nasıl ve ne kadar istismar ettikleri kimin umurundaydı?
İşte YPG/PYD/SDG terör örgütünün IŞİD üzerinden köpürtülmesi ilk buralardan başlamış; IŞİD ile mücadelede YPG/PKK/SDG terör örgütü himaye altına alınmış bir güç-menfaat (maaş) ve ikbal merkezi olarak pazarlanmış, “IŞİD’e karşı savaşabilecek tek kara gücü” olarak gösterilmiş, PKK’nın geçmişi, katliamları, kendinden olmayan Kürtleri dahi kıran radikal ırkçılığı, etnik temizlikçiliği, çocuk savaşçıları, kadın istismarları görünmez kılınmıştı.
Sonrasında da bu dokunulmazlık mimarisi sürekli geliştirildi.
***
IŞİD neyi sağlıyor?
- IŞİD sahaya girdiği anda otomatik olarak YPG/PKK/SDG terör örgütüne dokunulmazlık gündeme geliyor. “Şimdi zamanı değil, IŞİD var” cümlesi dolaşıma sokuluyor, bu cümle sahada ve diplomasinin koridorlarında yankılanıyor.
- ABD varlığının sağlam bir gerekçesine dönüşüveriyor: “Çekilemeyiz, çünkü radikal terör geri dönüyor.”
- Ve Türkiye’ye bir baskı tekrar hortluyor: “YPG/PKK/SDG zayıflatılırsa IŞİD güçlenir.”
- Şam’a verilen mesaj da şu: “YPG/PKK/SDG alternatifsiz.”
İşte bütün bunlar da tek kurşun atmadan yapılan bir stratejik operasyona karşılık geliyor.
Yani bugün de bu sözde dokunulmazlık mimarisinin yeni bir perdesi oynanıyor.
“YPG/PKK/SDG’ye dokunma, yoksa IŞİD büyür!”
Ahlaki ve jeopolitik değerlerden yoksun bu stratejik şantaj, bugün tekrar Türkiye, Irak ve Suriye’ye yapılıyor.
***
Peki yakın geçmişte IŞİD kimlere saldırdı?
Bu süreci doğru anlamlandırmanın çok kritik olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada (13 Aralık-Palmira) ABD askerleri de öldürüldü. Bu basit bir iş değil. Çünkü ölen ABD askerleri, büyük olasılıkla bölgeye bakan ABD Özel Kuvvetleri 5. Gruptan.
O zaman soru:
- ABD askerlerini, bir ABD hatası mı öldürdü?
- ABD askerlerini, bir sahte bayrak operasyonu mu öldürdü?
- Yoksa ABD askerlerini, YPG/PKK/SDG’nin karıştığı bir komplo mu öldürdü?
Bunu biz bilemeyebiliriz, ama (hata olsa bile ürettiği etki hatadan bağımsız olan) bu olayı ABD’lilerin doğru anlamlandırması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kavramsal hatalar, var olsa dahi stratejik başarılarla örtülemez. (-ki ortada stratejik başarı filan yok, yüksek maliyetli yaratılmış bir kaos, bu kaostan kısır beslenme ve küçük-orta proxy nemacılarına yol verme var.)
Neyse… John’un derdi kendine… Palmira’da kim vurduya giden Amerikan askerlerinin haricinde şu kısa güncede IŞİD;
- Suriye’de Rejim artıklarına,
- Kırsal alanlarda bazı küçük-idari hedeflere,
- SDG’nin kontrol ettiği alanlarda çekirdek merkezleri (çok sınırlı) sahte bayrak operasyonları yaptı. Yani IŞİD YPG/PKK/SDG’ye sistematik bir yıkıcı saldırı yapmıyor.
- Bununla birlikte Türkiye’de IŞİD’in sivil hedef niyeti gösterildi, dedikodu ve diplomatik kanallarıyla bu tehdit köpürtüldü, kaos ve kaygı üretimi devreye girdi, iç güvenlik baskısı yaratılmak istendi.
Bütün bunlara bakarak: IŞİD’in terör örgütünün YPG/PKK/SDG terör örgütünün “Meşruiyet Sigortası” olarak yeniden sahneye sürüldüğünü söylememiz gerekiyor.
***
Peki bugün neden ve yeniden IŞİD ve neden sınırlı?
Çünkü bu sefer amaç toprak almak ve topraklarda boşluk yaratmak ve sözde Hilafet kurmak değil (o iş artık başkalarında). Amaçları IŞİD üzerinden algı üretmek, denge kurmak, YPG/PKK başta başka düğümlere dokunulmazlık sağlamak, farklı alan ve katmanlardaki müdahalelere ortam ve gerekçe hazırlamak.
Yani bu evrede IŞİD özellikle ABD varlığı, jeopolitik ve siyasi operasyonları ile YPG/PKK terör örgütünün kalıcı varlığı için koruyucu bir gölge düğüme dönüştürülmüş durumda.
Yani IŞİD, bugünün güç projeksiyonunda merkezi düğüm değil; merkezi düğümleri görünmez kılmak için kullanılan geçici bir düğüm.
Peki merkezi düğüm kimdir?
Enerji, toprak, meşruiyet, büyük güç projeksiyonu oynayan elitlerdir.
IŞİD ise bunların üstünü örten Peygamber mührünün kullanıldığı kara bayraklılardır.
Kavramsallaştırmaya çalışalım:
- YPG/PKK/SDG terör örgütü, küresel mimarinin kalıcı hale getirmeye çalıştığı yerel bir düğümdür.
- IŞİD terör örgütü ise YPG/PKK/SDG terör örgütünün varlık sigortası olarak devreye sokulan geçici bir düğümdür.
- ABD ise bu düğümlerin varlığını ve sınırlarını belirleyen meta-düğümdür.
***
Peki Türkiye neden bu IŞİD-YPG/PKK/SDG bileşik düğümünü erken kırmalıdır?
Çünkü bu düğümler büyürse, terör örgütü YPG/PYD/PKK terör örgütü dokunulmazlaşır, ABD kalıcılaşır, Türkiye içe çekilir, sonra da Türkiye çözülür.
O yüzden Türkiye, bu geçici düğümleri oluşmadan boğmalıdır.
Nerede?
- Özellikle El Hol ve El Roj başta olmak üzere YPG/PYD terör örgütünün sonuna kadar istismar ettiği IŞİD’lilerin Suriye’de tutulduğu hapishanelerde, (Konu temelde Suriye devletinin bir egemenlik-varlık meselesidir.)
- Yeniden sürüme girdiği Irak Sünni bölgelerinde, (Irak merkezi hükümeti ve bölgesel yönetim ile)
- Irak ve Suriye güvenlik kuvvetlerinin içinde. (Büyük sorun)
- Ve bence en önemlisi: diğerleriyle birlikte İslam’ı ve İslam’ın kavramları, değerlerini kirlettikleri bütün katmanlarda.
Bu yazdıklarım klasik bir terörle mücadele yaklaşımı olarak değil; İslam dinini gerçek kaidesine oturtma çabası ve terörü kullanan bölgesel/küresel aktörlerin düğüm mimarisini bozma hamlesi olarak okuyun lütfen.
***
Eğer IŞİD düğümü Türkiye içinde kaos üretirse, uzun süreli kalırsa risk üretir. O zaman yeni kalıcı düğümler doğar, algı kalıcılaşır ve müdahale zinciri başlar. Bu yüzden zamanlama kritiktir.
IŞİD, yazdığım gibi bugün bir geçici düğümdür, yüksek voltajlıdır, meşruiyet üretmek için kullanılır. Buna karşılık kalıcı olması istenmez, çünkü maliyetlidir, ama işi bitmeden de söndürülmez.
Yüksek voltajı, gayri ahlaki mutlaklığı-radikalizmi, harici-mezhepçi kontrolsüz şiddetiyle, merkezi/asıl düğümlerin görünmezliğini sağlar. Bu nedenle onunla mücadele, sadece silahlı değil; düğüm mimarisini bozmayı gerektiren sibernetik bir yaklaşımı ve eylemleri gerektirir.”



