İnsanlık, tam 57 yıl aradan sonra yeniden Ay yolunda.
Perşembe gecesi ilk saatlerde fırlatılan Artemis II göreviyle dört astronot -Komutan Reid Wiseman, pilot Victor Glover, görev uzmanları Christina Koch ve Jeremy Hansen- uzayın derinliklerine doğru tarihi bir yolculuğa başladı.
Bu görevde Ay’a iniş gerçekleşmeyecek olsa da mürettebat, Orion kapsülüyle uydunun etrafında bir "sapan manevrası" yaparak Dünya’ya geri dönecek.
Öte yandan bu tarihi uçuş, bazı eski tartışmaları da yeniden gün yüzüne çıkardı. Sosyal medyada birçok kişi 1969'da Apollo 11 göreviyle aslında Ay'a gidilmediğini ve her şeyin sahte olduğunu iddia ediyor.
İşte o iddiaların gerekçeleri ve gerçekte ne olduğu.
İddia 1: Radyasyon kuşağını geçmek mümkün değildi
Bazı kullanıcılar, Dünya'yı çevreleyen iki dev halka şeklindeki Van Allen radyasyon kuşağını insanların geçemeyeceğini öne sürüyor. Bu kuşaklar Güneş rüzgarından gelen yüksek enerjili yüklü parçacıklardan oluşuyor.
Van Allen radyasyon kuşağı, Apollo görevlerinden önce de gerçek bir endişeydi. Apollo 11'in arkasındaki bilim insanları bu yüzden uzay aracını alüminyum bir kabukla radyasyondan yalıtmıştı Ayrıca, Dünya'dan Ay'a, Van Allen Kuşakları'nda geçirilen süreyi en aza indirecek bir yörünge seçilmişti.
Ay'a ulaşan 9 Apollo görevinden elde edilen veriler, astronotların ortalama radyasyon maruziyetinin 0,46 radyasyon emilim dozu (rad) olduğunu gösteriyor. Bu, bazı nükleer enerji çalışanlarının maruz kaldığından daha düşük olsa da 0,46 rad, rutin olarak röntgen ve radyoterapi cihazlarıyla çalışan sağlık çalışanlarının maruz kaldığı radyasyondan yaklaşık 10 kat daha fazla.
Ancak bu, astronotların bu kuşağı geçemeyeceği anlamına gelmiyor. Artemis II göreviyle de 4 kişilik mürettebat, Dünya'yı radyasyondan koruyan manyetik kalkanın ötesine geçecekler. Bilim insanları bu radyasyonun insan vücudunu nasıl etkileyeceğini görmek için deneyler de yapacak.
İddia 2: Ay'da bayrak nasıl dalgalandı?
Ay'a ilk ayak basış sırasında astronotların diktiği Amerikan bayrağının dalgalanıyor gibi görünmesi de tartışmaların odağında. Ay'da atmosfer yoksa bu nasıl oluyor?
2019'da NASA'nın eski baş tarihçisi Roger Launius, bu iddiaları çürütmek amacıyla Associated Press'e uzun bir röportaj vermişti.
Launius, söz konusu bayrak direğinin üst kısmına ileriye doğru uzanan bir çubuk eklendiğini ifade etmişti. Bunun amacı bayrağın sarkmasını veya bozuk durmasını önlemekti.
"Armstrong ve Aldrin, yanlışlıkla çubuğu biraz bükmüştü ve bayrak hareket ediyormuş gibi göründü. Ayrıca, bayrak direğinin yere saplandıktan sonra düşeceğinden endişelendiler, bu yüzden hemen fotoğraflarını çektiler ve bayrak hareket halindeyken yakaladılar."
İddia 3: Yıldızlar neden görünmüyor?
Ay yürüyüşü sırasında çekilen fotoğraflarda yıldızların neden görünmediği de önemli bir soru.
Londra'daki Greenwich Kraliyet Gözlemevi'nden astronom Emily Drabek-Maunder yıldızların neden görünmediğiyle ilgili sorulara astronotların kameralarındaki deklanşör hızının yıldızların zayıf ışığını yakalamak için çok yüksek olduğunu söyleyerek yanıt vermişti.
İki astronot Ay'a indiği esnada gündüz vaktiydi ve NASA, fotoğrafların Ay'daki parlak ışıktan dolayı aşırı pozlanmamasını sağlamak için yüksek deklanşör hızı kullanmıştı.
İddia 4: Ay'a iniş görüntülerini Kubrick mi çekti?
Ay'a iniş görüntülerini Kubrick'in Hollywood stüdyolarında kaydettiği iddiaları, ABD’li ünlü yönetmenin "itirafına" dayandırılıyor. Yönetmenin "Ay'a iniş görüntüleri sahteydi, hepsini ben filme aldım," dediği öne sürülüyor.
Kubrick'in durumu söyleşide itiraf ettiği iddiasının çıkış kaynağı ise T. Patrick Murray’ın 2015 yapımı "Shooting Kubrick" adlı filmi. Kubrick’in ölümünden önce bilinmeyen bir film yapımcısına söyleşi verdiğini ve Amerikan tarihinin en büyük komplosunda suç ortağı oluşunu kabul ettiğini gösterdiği iddia edilen filmin IMDB sayfasında ise oyuncu olarak Tom Mayk’ın adı yer alıyor. Yani görüntülerde Kubrick olduğu iddia edilen kişi Tom Mayk adında bir aktör.
İddia 5: Dünya'da kaydedilmiş ağır çekim görüntüler mi kullanıldı?
Bunun yanı sıra film uzmanlarının analizleri, Ay'a iniş görüntülerini sahtekarlıkla yapabilecek teknolojinin 1969'da mevcut olmadığı yönünde. Buna göre, Apollo yayınları için kullanılan yavaş taramalı televizyon formatının (saniyede 10 kare) sahtesinin yapılması mevcut stüdyo teknolojisiyle son derece zordu. Film uzmanları, Ay ortamının ikna edici görüntülerini oluşturmanın 1960'ların teknolojisiyle imkansız olduğunu söylüyor.
Hertfordshire Üniversitesi, Sinema Televizyon Bölümü Post Prodüksiyon Başkanı Howard Berry, The Conversation'da kaleme aldığı yazıda, "Bazı insanlar, ağır çekimde hareket eden insanlara baktığınızda, düşük yerçekimli bir ortamdaymış gibi göründüklerini iddia edebilir" diyor:
"O dönemde ağır çekim görüntüleri kaydedebilen manyetik disk kayıt cihazları toplamda yalnızca 30 saniyelik bir kayıt yapabiliyordu ve bu da 90 saniyelik ağır çekim videonun oynatılabildiği anlamına geliyordu. 143 dakikayı ağır çekimde kaydetmek için 47 dakikalık canlı çekim kaydı yapıp depolamanız gerekiyordu ki bu kesinlikle mümkün değildi."
Apollo Ay görevlerinden 8 bin 400 adet kamuya açık fotoğraf, binlerce saatlik video kaydı, tüm hava-yer görüşmelerinin tam dökümleri ve ses kayıtları da mevcut.
İddia 6: Rusya'nın tepkisi ne oldu?
Ay'a gidilmediği yönündeki iddiaların bir kısmı da o dönemde ABD ve Sovyet Rusya arasındaki uzay yarışına işaret ediyor. Buna göre, ABD'nin yarışı kazanmak için bu tür bir düzmece kurgulaması olası.
Ancak o dönemde yaygın istihbarat ağıyla bilinen Sovyet liderleri de Apollo 11 başarısı için tebriklerini sunmuştu. Son dönemde, Rus Uzay Şirketi Roscosmos Başkanı Yuri Borisov, Amerikalı astronotların Rusya'ya Ay toprağı örnekleri verdiğini ve Rus Bilim Akademisi tarafından yapılan testlerin bunların gerçekliğini doğruladığını kamuoyuna açıkladı.
İddia 7: Neden 56 yıldır Ay'a gitmiyoruz?
Bu büyük ilerlemenin ortasında akıllarda bir soru belirdi: 1960’larda başardığımız bir şeye geri dönmek neden bu kadar uzun sürdü?
Birçok uzmana göre hükümetler Ay’a olan ilgisini kaybetti ve insanlar sonunda oraya nasıl gidildiğini "unuttu."
1960’lardaki Uzay Yarışı, Soğuk Savaş’ın körüklediği bir prestij mücadelesiydi. ABD, Rusya’yı yenmek için devasa bütçeler ayırmıştı. 1966 yılında NASA’nın bütçesi zirve yapmıştı, ancak Apollo programı 1972’de sona erdiğinde öncelikler değişti.
NASA, çarpıcı Ay görevleri yerine bütçe kısıtlamaları nedeniyle Dünya yörüngesinde kalıcı bir varlık göstermeyi amaçlayan Uzay Mekiği programına ve Uluslararası Uzay İstasyonu’na odaklandı.
Bu süreçte Ay bir kenara itildi. Zamanla Ay’a gitmek için gereken özel bileşenleri üreten ustalar emekli oldu ya da hayatını kaybetti, tedarik zincirleri dağıldı. Bir bakıma, Ay’a gitme yeteneğimiz yavaş yavaş "yok olmuş" bir beceriye dönüştü.
Ay’a dönüşün önündeki en büyük engellerden biri de istikrarlı bir siyasi desteğin olmamasıydı. Her yeni ABD Başkanı, NASA’yı farklı bir yöne savurdu.
Business Insider'a göre ise bunun için yeterli bütçe de yoktu. NASA bütçesi, bir zamanlar tüm federal bütçenin yüzde 4’ten fazlasına sahipti. Bu oran bugün yaklaşık yüzde 0,4. Kısıtlı kaynaklar, Artemis Ay projesi de dahil birçok farklı görev arasında bölünüyor. Space.com'un hesaplamasına göre, enflasyon hesaba katıldığında, tüm Apollo programının maliyeti bugünün parasıyla 260 milyar doların üzerinde. Apollo'nun öncülleri olan Gemini projesi ve robotik Ay programını da hesaba katarsak, bu rakam 280 milyar doları aşıyor. Karşılaştırıldığında, NASA son 10 yılda Artemis programına sadece 90 milyar dolar harcadı ve bu bütçe bile Kongre'de tartışma konusu oldu.


