ABD'nin İran'da rejimi değiştirdiği darbe: 1953'te Musaddık nasıl devrildi?

ABD'nin İran'da rejimi değiştirdiği darbe: 1953'te Musaddık nasıl devrildi?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

María Elena Navas
BBC News Mundo

İranlılar ülkelerinin tarihinde bir dönüm noktası olan darbeyi "28 Mordad" diye biliyor.

19 Ağustos 1953'te, ABD ve İngiltere'nin istihbarat teşkilatları CIA ve MI6'in düzenlediği operasyonla, demokratik yollardan seçilmiş Başbakan Muhammed Musaddık devrildi.

Amerikalılar ve İngilizler tarafından desteklenen darbe, sadece İran halkının kaderini belirlemekle kalmadı; aynı zamanda İran'da Batı karşıtı bir dış politikanın benimsenmesinin zeminini hazırladı ve bölgesel jeopolitiği kökünden değiştirdi.

"İran'daki Toplumsal Hareketler" kitabının yazarı İngiltere'deki Manchester Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Simin Fadaee "Darbe, modern İran siyasetini derinden şekillendirdi ve Musaddık'ın devrilmesi, özellikle ABD ve genel olarak Batı'ya karşı bir öfkeyi miras bıraktı" diyor.

Soğuk Savaş'ın başlangıcındaki operasyon

Bugün 19 Ağustos 1953'te neler olduğunu biliyoruz çünkü olaylardan 60 yıl sonra, 2013'te CIA, Musaddık'a karşı darbede rol oynadığını ilk kez kabul etti.

Dışişleri Bakanlığı bir dizi belge üzerindeki gizliliği kaldırdı.

Bu belgelerde CIA'nın "Ajax Operasyonu", MI6'in ise "Boot Operasyonu" olarak adlandırdığı darbeyle ilgili ayrıntılar yer alıyordu.

Bu belgelerden birinde, "Musaddık ve Milli Cephe kabinesini deviren askeri darbe, bir dış politika hamlesi olarak, hükümetin en üst düzeylerinde tasarlandı ve onaylandı. CIA'nın yönlendirmesiyle gerçekleştirildi" ifadesi yer alıyordu.

Operasyon, üst düzey CIA görevlisi Kermit Roosevelt (Başkan Theodore Roosevelt'in torunu) tarafından yönetildi.

Roosevelt "Musaddık'ın Devrilmesinde Rol Oynayan Faktörler" başlıklı bir çalışma yaptı. Sonra da "İran'da bir darbe mümkün" sonucuna vardı.

Muhammed Musaddık, Tahran'daki Parlamento binası önünde toplanan protestocu kalabalığa hitap ediyor.
İran Başbakanı Muhammed Musaddık, 2 Ekim 1951'de Tahran'da kalabalığa hitap ederken.

2. Dünya Savaşı'ndan sonra Soğuk Savaş başlamıştı ve 1950'lere gelindiğinde İran, Batı için stratejik açıdan hayati önem taşıyordu.

Birincisi, ülke siyasi açıdan güvenilir bir bölgeydi. Sovyetlerin Basra Körfezi'ne erişimini ve bölgede komünizmin yayılmasını engelliyordu.

İkincisi, 1909'da keşfedilen İran'ın kârlı petrol rezervleri, fiilen şimdi BP diye bilinen İngiliz Anglo-İran Petrol Şirketi (AIOC) tarafından kontrol ediliyordu.

AIOC, İran'ın büyük bir bölümünde petrol arama ve çıkarma alanındaki bir imtiyaz anlaşması kapsamında üretimi yönetiyordu.

Fakat bu imtiyazlar Muhammed Musaddık'ın 1951'de demokratik seçimlerle başbakan olmasıyla tehdit altına girdi.

Musaddık ve petrolün millileştirilmesi

İran, Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin devletin başı olduğu anayasal bir monarşiydi ama Musaddık'ın seçilmesi ülkenin demokratik evriminde önemli bir adım oldu.

Musaddık, iktidardaki başlıca amacının İran'ın petrol endüstrisini millileştirmek olduğunu söyleyen solcu politikacıydı.

Bu hamleye İran'da büyük destek veriliyordu. Fakat Batı'da, özellikle de İngiltere'de o zamanlar dünyanın en büyük ve en kârlı işi olan petrol endüstrisinin geleceği konusunda büyük bir endişeye yol açtı.

Simin Fadaee, "İngiltere özellikle Hindistan'ı kaybettikten sonra İran'daki ekonomik ve stratejik etkisini tehdit eden bu millileştirmeyi tersine çevirmeye çalıştı" diyor.

"Ve ABD, özellikle ülkede önemli bir komünist ve sosyalist hareketin varlığı göz önüne alındığında, Musaddık'ın daha büyük bir Sovyet etkisine kapı açacağından korkuyordu."

İngilizler Musaddık ile müzakere etmeye çalıştılar ama başbakan, İran'ın petrol endüstrisine herhangi bir yabancı müdahaleyi reddetti.

İngiltere daha sonra, Musaddık'ın komünizme karşı mücadelede bir tehdit olduğunu savunarak ABD'den yardım istedi.

Böylece, başbakanı devirme komplosu başladı.

İngilizlerin planı, Musaddık'ın yerine, daha esnek bir müttefik olarak gördükleri General Fazlollah Zahedi'yi getirmekti.

Zahedi'yi Batı çıkarlarına sempati duyan ve kesinlikle anti-komünist olan Şah'ın yönlendirmesi altında hareket ettirmek istiyorlardı.

Gizliliği kaldırılmış belgeler, Kermit Roosevelt'in Temmuz 1953'te İran'a gittiğini ortaya koyuyor.

Roosevelt hemen İranlı ajanlarla görüşüyor, subaylardan destek alınmasını organize ediyor ve din adamları arasında da destekçiler arıyor.

Roosevelt ayrıca, daha önceki başbakanı devirme girişimi başarısız olduktan sonra ülkeyi terk eden Şah Muhammed Rıza Pehlevi ile de temas kuruyor.
 

Musaddık, İran Kabinesi toplantısında ülkenin petrol endüstrisinin millileştirilmesi konusunu ele alırken.

Muhammed Musaddık, 1951'de İran petrol endüstrisinin millileştirilmesini görüşmek üzere kabinesiyle yaptığı bir toplantıdayken.

Simin Fadaee, CIA ve MI6 operasyonu için "dikkatle planlanmıştı" diyor.

Fadaee "Siyasi manipülasyon, psikolojik savaş ve sokak ayaklanmalarını birleştirdiler. Etkili politikacılar, askeriler ve din adamları arasındaki muhalif figürleri ve grupları finanse edip, organize ettiler ve Musaddık'ı istikrara tehdit olarak göstermek için büyük ölçekli propaganda kampanyaları yürüttüler" diyor.

Ayrıca, hızla kaos yaratan ve ülkeyi istikrarsızlaştıran sokak protestoları ve ayaklanmaları da örgütlediler.

Kaosun ardından, General Zahedi düzeni sağlamak için orduyu seferber etti ve güç kullanarak hükümeti devirdi, başbakanı da tutukladı.

Gizliliği kaldırılmış belgeler, darbede önemli bir rol oynayan Ayetullah Ebu'l Kasım Kaşani de de dahil olmak üzere birçok din adamının da komploda yer aldığını gösteriyor.

Musaddık vatana ihanet suçlamasıyla yargılandı ve üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra ev hapsine alındı ​​ve 1967'deki ölümüne dek yaşamını burada evde geçirdi.

Şah'ın dönüşü ve 1979 Devrimi

Muhammed Rıza Pehlevi, 1953'te İran Şahı olarak iktidara geri döndü.

Mutlak iktidarı ele geçirdikten sonra baskı ve insan hakları ihlalleri dönemini başlattı.

Profesör Fadaee "Darbe, uzun bir otoriterlik döneminin temelini attı ve sonuçlarını bugün hala görüyoruz" diyor.

"Muhammed Rıza Pehlevi, CIA'nın yardımıyla istihbarat teşkilatı Sazman-e Ettela'at va Amniyat-e Keshvar'ı (SAVAK) kurdu, tüm muhalif partileri yasakladı, petrolün millileştirilmesi ve diğer muhalif hareketlere karışanları susturdu, tutukladı ve kontrolünü hızla güçlendirdi."

Şah, 20 yıldan fazla bir süre hüküm sürdü. Bu dönem, bazı İranlılar için hızlı ekonomik büyüme anlamına geliyordu ama İran dünyanın ekonomik anlamda en eşitsiz ülkelerinden biri haline geldi.

Şah Muhammed Rıza Pehlevi, sürgünden döndüğünde 23 Ağustos 1953'te Tahran havaalanında askerler tarafından karşılandı.

Şah Muhammed Rıza Pehlevi, sürgünden döndüğünde 23 Ağustos 1953'te Tahran havaalanında askerler tarafından karşılandı.

Musaddık'ın devrilmesiyle, Şah'ın iktidarının güçlenmesi, İran'da İslam Cumhuriyetini kuran 1979 devrimini getiren milliyetçiliğin yükselişine zemin hazırladı.

Ayetullah Ruhullah Humeyni önderliğindeki yeni dini rejim, katı dini yasalar ve ağır sosyal kısıtlamalar getirdi. İslam Cumhuriyeti Batı yanlısı politikaları tersine çevirdi ve bölgesel jeopolitiği kökten değiştiren ideolojik bir dış politika benimsedi.

Simin Fadaee "Devrimden kısa bir süre sonra, İslam Cumhuriyeti hızla kendi gizli polisi olan Sazman-e Ettelaat Va Amniat Meli Iran'ı (Savama) kurdu ve bu teşkilat, Savak'ın kullandığı birçok acımasız yöntemleri benimsedi" diyor.

1979 Devrimi'nin sonuçları

1979 devriminin ardından, ABD ve İran arasındaki ilişkilerde düşmanlık başladı.

O yılın Kasım ayında, bir grup protestocu Tahran'daki ABD büyükelçiliğine baskın düzenledi ve diplomatik personel ile elçilikteki diğer Amerikan vatandaşlarını rehin aldı.

Rehine olayı 444 gün sürdü. Nisan 1980'de ABD İran ile diplomatik ilişkilerini kesti ve o zamandan beri de bu ilişkiler kopuk.

Washington, büyükelçilik baskını ve Amerikan vatandaşlarının rehin alınmasına karşılık İran'a karşı ağır ekonomik yaptırımlar uyguladı.

Ayrıca, ABD, 1980'lerde sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı sırasında Irak'ı destekledi.

Savaşta yüz binlerce İranlı hayatını kaybetti ve ülkenin siyasi ve ekonomik yeniden yapılanma uğraşları ciddi şekilde sekteye uğradı.

Onlarca yıldır süren Amerikan yaptırımları İran ekonomisi üzerinde büyük bir olumsuz etkiye neden oldu. Son yıllarda ise halkı ciddi şekilde etkileyen şiddetli enflasyon görüldü ve para değer kaybetti.

Dünya Bankası Mart 2025'te İranlıların %35 ila %40' ının yoksulluk sınırının altında yaşadığını tahmin etmişti.

Profesör Simin Fadaee, her yıl 1953 darbesinin yıldönümünde kendisinin ve birçok İranlının, bu darbe yaşanmasaydı, ülkelerinin kaderinin ne olacağını düşündüğünü söylüyor.

İranlılar hala temel hakları için mücadele ediyor olur muydu? İran ile Batı arasındaki ilişkiler daha iyi olur muydu? Şu anda yaşanan ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları önlenir miydi?

Simin Fadaee "Geçmişe bakarak neler olabileceği hakkında spekülasyon yapmak kolay değil ama bence 1953 darbesi, uluslararası alanda, Küresel Güney'de bir dizi emperyalist müdahaleye ve demokratik olarak seçilmiş hükümetlerin devrilmesine zemin hazırladı" diyor.

"Belki de ABD, İran'da Muhammed Musaddık'ı devirmeyi başaramamış olsaydı, 1954'te Guatemala'da, 1961'de Kongo'da veya 1973'te Şili'de darbe planlamadan önce bir kez daha düşünürdü."

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.