DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ: "Amaç gazetecilerin yazmasını engellemek"

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ:
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçlamasıyla 20 Şubat'tan bu yana tutuklu. Uludağ, Silivri 9 Nolu Cezaevi'nde kaldığı koğuşların fiziki koşullarını ve günlük yaşam düzenini, hakkında yürütülen soruşturma ve tutuklama kararına ilişkin değerlendirmelerini, yargı sürecine dair beklentilerini ve cezaevinde yaptığı gözlemlerini anlattı.

DW Türkçe: Silivri'deki koğuş koşulları nasıl? Kaç kişilik bir koğuşta kalıyorsun, fiziki şartlar ve günlük yaşam düzeni nasıl işliyor? Yazma ve okuma fırsatı bulabiliyor musun?

Alican Uludağ: 1 Nolu'daki geçici koğuşta üç gün kaldım. Geçici koğuş olduğu için televizyon, gazete ve kitap yoktu. Kantin alışverişi yapma imkânı da tanınmadı. Koğuşta temizlik malzemesi olmadığı için içerisi oldukça pisti. Sağlıksız koşullarda üç gün kalmak zorundaydık. 10 kişilik ranzanın olduğu koğuşta 24 kişiydik. Yerde yattık. Tahta kuruları üzerimizde geziyordu. Gece birçok kişi uyanıp üzerinden tahta kurusu ayıklıyordu. Saat de olmadığı için zaman sadece gece ve gündüzden ibaretti. Zamanı sabah ve akşam sayımları ile yemek dağıtım saatlerinden kestirebiliyorduk.

1 Nolu'da geçici koğuştan sevk edildiğim C-5'te iki gece kaldım. Burası 48 kişilik olmasına rağmen ranza sayısı yeterliydi. Televizyon, kitap ve gazete imkânı vardı.

Şimdi 9 Nolu'da tek kişilik temiz bir odada kalıyorum. Televizyon, kitap ve gazete imkânı var.

Hakkındaki soruşturma ve tutuklama kararını basın ve ifade özgürlüğü açısından nasıl değerlendiriyorsun? Sence bu dosya, gazetecilerin haber yapma sınırları ve eleştiri hakkı bakımından nasıl bir emsal teşkil ediyor?

Tutuklanmamın, suçlandığım Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla hiçbir ilgisi yok. Bu durum "Biz Alican Uludağ'ı artık tutuklamalıyız" kararının bir sonucu. Temel amaç bir yargı muhabirini içeri atarak konuşmasını, yazmasını, sorgulamasını ve soru sormasını engellemek. Hem son bir yılda Türkiye'de yapılan yargı operasyonlarını eleştirmemin diyetini ödetmek hem de bundan sonra yapacağım gazeteciliğin önüne geçmek. Tutuklanmama gerekçe yapılan tweetler ise bu amacın kılıfı.

Bir yıl önce paylaşılan ve en yenisi beş ay önce olan bu tweetlerde o gün suç görmeyen savcılık 19 Şubat'ta ne oldu da bir günde soruşturma dosyası açtı? Bunun yanıtı; Ankara'da Adalet Bakanı değişimi. Yeni Bakan benim Ankara'da onun faaliyetlerini takip etmemi, soru sormamı istemiyordu. Bir önlem olarak Silivri'ye konuldum. Tutuklanma sürecinin hızlılığı da bunun göstergesi.

Tutuklanmamın ikinci amacı da benim üzerimden diğer gazetecilere gözdağı verilmek istenmesi. Şimdi hangi gazeteci rahatlıkla siyasi iktidarı, yargı operasyonlarını eleştirmeye cesaret edebilir? Bu soruşturmayı yürütenler gazeteciler arasında korku iklimi yaratmayı da amaçlıyor. Artık her gazeteci düşündüğünü ifade ederken daha fazla otosansür uygulayacak. Bu mayın tarlasında bütün risklere rağmen gazetecilikte ısrar eden, bedel ödemeyi göze alan çokça meslektaşım var. Susanların yerini mutlaka dolduracak ve korku duygusunun yerine cesareti koyacak çok sayıda gazeteci var. Yenileri de olacaktır. Çünkü bu ülkede basın hürriyeti gazetecilerin anayasal hakkı. Kimse bu hakkı ortadan kaldıramaz.

"Gazetecinin cezaevine atılması demokratik düzene bir hakarettir"

Yargı sürecine ilişkin beklentin nedir? Yeniden yazmaya ve üretmeye ne zaman başlamayı planlıyorsun? Meslektaşlarına ve kamuoyuna iletmek istediğin bir mesaj var mı?

Yargılama süreci tutuklandığım süreç kadar hızlı olur mu emin değilim. Burada ne kadar kalacağıma hukuk mu yoksa tutuklanmamı isteyen irade mi karar verecek, asıl soru bu. Savcı iddianameyi bir günde de bir ayda da bir yılda da yazabilir. Bu, hukuka ne kadar bağlı olduğuna göre değişir. Eğer tutukluluğu peşinen cezalandırma aracı olarak kullanmak istiyorlarsa çeşitli bahanelerle iddianame yazımını geciktirebilirler. Geçmişte yaşanan örnekler çok.

18 yıllık yargı muhabiri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Türkiye'nin değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek Anayasa maddelerinde Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri arasında "demokratik" ve "hukuk devleti" olduğu da sayılmıştır. Kimse Türkiye'nin demokratik düzenini ve hukuka dayalı devlet yapısını değiştiremez. Bunu koruma görevi de yargının. Yargı hem demokratik düzeni hem de temel hak ve hürriyetleri korumak ve bu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışanlara karşı aksiyon almak zorunda. Basın hürriyeti de anayasal düzenin önemli bir parçası.

Bir siyasetçinin tutuklanması da bir gazetecinin cezaevine atılması da demokratik düzene karşı yapılmış bir hakarettir. Bu nedenle yargı mensupları Anayasa'daki konumunu hatırlamalı ve anayasal sınırlarına çekilmelidir. Türkiye geçmişte Fethullahçı hâkim ve savcı yapılanmalarını ve onların bu ülkeye yaşattıklarını unutmadı.

"Koşullar ıslah amacı taşımıyor, sistem buna izin vermiyor"

Bir gazeteci olarak cezaevindeki koşulları genel anlamda nasıl değerlendiriyorsun? Daha önce haber yaptığın veya araştırdığın cezaevi koşullarıyla karşılaştırdığında ne gibi benzerlikler veya farklılıklar görüyorsun?

Bir yargı muhabiri olarak bugüne kadar cezaevlerini hep dışarıdan takip ettim. Cezaevlerini içeriye girenlerin tanıklıkları üzerinden anlamaya çalıştım. Bugün tutuklu bir yargı muhabiri olarak içeride olmak kuşkusuz bana büyük bir gözlem fırsatı ve tecrübe yaşatıyor. İlk günden itibaren tutuklandığımı unutup gözlem yapmaya, tutuklu ve hükümlülerle, infaz koruma memurlarıyla konuşmaya odaklandım.

Zamanında bir savcı, "Son yıllardaki infaz indirimi paketleri çıkmasaydı bugün cezaevlerinin nüfusu 1 milyonu aşardı" demişti. Gerçekten de öyle. Şu an 300 bin kapasitesi olan cezaevlerinde 410 binden fazla kişi var. Dışarıda duyduklarımızı içeriye girince doğrulama imkânım oldu.

Evet, Türkiye cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler yer yataklarında nöbetleşe yatıyor. Burada tahta kurularının üzerinizde gezmesi, vücudunuzu ısırması yaşamın olağan bir parçası. Temizliğe, yeterli gıda ve suya ulaşamıyorsunuz. Bu durum, kalabalık koğuşların genel sorunu. Hasta mahpuslar, aklını yitirmiş insanlar gördüm. Benimle birlikte geçici koğuşta kalan bir hükümlünün kalın bağırsak ameliyatı sonrasında yarası halen sargıda olmasına rağmen bu koşullarda tutulduğuna tanıklık ettim.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki özellikle adli koğuşlarda kalanlar için cezaevi koşulları ıslah amacı taşımıyor. Sistem buna izin vermiyor. İçeriye giren daha öfkeli ve suça daha yatkın olarak çıkıyor.

Buna karşılık özlük hakları zayıf, sayıca yetersiz olan infaz koruma memurları yorgun ve tükenmiş durumda. Bunu mahpuslara davranışlarından anlıyorsunuz.

İçeridekiler, Türkiye'nin sosyoekonomik yapısının, eğitim düzeyinin, suçla ne kadar mücadele ettiğinin bir göstergesi ve sonucu. Türkiye'yi yönetenlerin tek yaptığı; suça neden olan asıl sorunları çözmek yerine yakaladığını içeri atmak. Bu insanları suç işlemeye iten kronik sorunlar çözülmeden çareyi cezaevlerini doldurmakta aramak faydasız bir girişim.

Buna şu örneği vermek yeterli olacaktır; banka hesabını kullandırdığı için hüküm giyen bir üniversite öğrencisi voltada şunu demişti:

"IBAN meselesi yüzünden binlerce genç içeride, bir nesil kayıp."

Şimdi bu meselede binlerce genci hapse atmak sorunu çözdü mü? Yoksa yeni yaralar mı açtı? Umarım bunun üzerine düşünenler vardır. Yoksa her gün medyatik operasyonlarla ülkeye adalet de hukuk da gelmiyor.

RÖPORTAJIN TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.