Onur Yaser Can davasında dört polise altışar yıl hapis

Onur Yaser Can davasında dört polise altışar yıl hapis
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Onur Yaser Can davasında dört polise altışar yıl hapis: 'İnsan hakları mücadelesi için kazanım'

İstanbul’da, 2010 yılında gözaltına alındıktan kısa süre sonra yaşamına son veren Onur Yaser Can ile ilgili davada karar açıklandı.

İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada dört polise "resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme" suçundan altışar yıl hapis cezası verdi.

Polisler hakkındaki işkence suçlaması ise ayrı bir dosya olarak savcılık tarafından inceleniyor.

Mahkeme davada daha önce de aynı ceza verilmiş, karar istinaf mahkemesinde "iyi hal indirimi uygulanmadığı" gerekçesiyle bozulmuştu.

10 Nisan'daki kararla, yerel mahkeme önceki kararında direnmiş oldu.

Kararın ardından BBC Türkçe'ye konuşan Onur Yaser Can'ın kardeşi Ezgi Sevgi Can, "Bu bizim için küçük de olsa bir kazanım" dedi ve hukuk mücadelesini, sözkonusu polislerin işkence suçundan yargılanmaları için başlattıklarını hatırlattı.

Can "Çok karışık duygular içindeyim" dedi ve ekledi:

"Bir yandan bir kazanım duygusu var ama hiçbir şey ailemi geri getirmeyecek. Ama en azından bu ülkedeki insan hakları mücadelesi için de bir kazanım bu."

Can'ın annesi 2014'te yaşamına son vermiş, babası ise sağlık sorunları nedeniyle 2019'da hayatını kaybetmişti.

10 Nisan'daki kararın ardından kendisine destek olan avukatlara ve süreci takip eden kamuoyuna teşekkür eden Can, "Bu mücadeleler ancak dayanışmayla devam ediyor. Hak mücadelesi davalarında dayanışmaya devam edelim, geride kalanları yalnız bırakmayalım" ifadelerini kullandı.

Ailenin avukatları davada polislerin suçlu bulunduğu "belgeleri yok etme, bozma ve gizleme" eylemlerinin işkence ve kötü muameleyi gizleme amacıyla yapıldığını savunuyordu.

Önceki duruşmada söz alan Ezgi Sevgi Can, davanın konusunun işkence suçu olduğunu, kamera kayıtları ve bilirkişi olmasına rağmen polislerin "bir pişmanlık göstermediklerini" söylemişti.

Avukatlar mahkemenin iyi hal indirimi uygulamamasını ve sanıklara üst sınırdan ceza vermesini talep etmişti.

'İşkence ve kötü muamele örtbas ediliyor'

Can'ın gözaltı sürecine ilişkin belgeleri yok ettikleri iddia edilen polisler hakkında yürütülen soruşturmaya dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya izin vermemişti.

Ancak mahkeme, bu engeli kaldırarak polislerin yargılanmasının önünü açmıştı.

Savcı, Onur Yaser Can'a ait ilk ifade ve tutanaklarının imha edildiğini belirtmişti.

Mütalaada, yok edilen belgelerin "kamu görevlisi tarafından görevi gereği düzenlenen ve kamusal niteliği bulunan resmi belgeler" olduğu ifade edildi.

Savcı, söz konusu belgelerin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olduğunu, bu tür kayıtların ancak yeni resmi belgelerle değiştirilebileceğini belirtti.

Savcı ayrıca, Onur Yaser Can'ın emniyete tekrar çağrılarak sonradan hazırlanan belgelere imza attırıldığını ve ilk ifade tutanaklarının ortadan kaldırıldığını ifade etti.

Onur Yaser Can'ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ve ailenin avukatları ise mahkemeye sundukları dilekçede, belgelerin yok edilmesinin sıradan bir evrak suçu olmadığını söyledi.

10 Nisan'da 41. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ilk kararında direnmesinin ardından dosyanın son durumu hakkında bilgi veren Ezgi Sevgi Can, işkence suçlamasına ait dosyanın savcılıkta beklediğini, bugünkü kararı da savcılığa ileterek süreci hızlandırmalarını talep edeceklerini söyledi.

Can nasıl hayatını kaybetti?

Yirmi sekiz yaşındaki Onur Yaser Can, esrar satın aldığı gerekçesiyle 2 Haziran 2010’da İstanbul'da Narkotik Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı.

Ancak ailesi ve avukatlarının aktarımına göre, bu durum yakınlarına haber verilmedi ve ifadesi alınırken yanında avukat bulundurulmadı.

Ailesi, Can'ın nezarette çıplak arama ve işkenceye maruz bırakıldığını savunuyor.

Can'a ifade sırasında kendisine imzalatılan tutanaklar verilmedi.

Ailesi ve avukatlarına göre Can, nezarethaneden çıktıktan sonra takibe alındı.

Bir gün sonra Narkotik Şube tarafından tekrar ifadeye çağrıldı.

Bir avukata başvurdu ve verdiği ifadeleri almak istedi ama ifadeler verilmedi.

Kısa süre sonra, imzasının eksik olduğu gerekçesiyle üçüncü kez ifadeye çağrıldı.

Arandığı günün akşamı, yani 23 Haziran 2010 tarihinde yaşamına son verdi.

Başka bir şehirde olan ailesi, "Can'ın kendilerini aradığını, başının sıkıntıda olduğunu, bunu telefonda anlatamayacağını ve İstanbul’a gelmelerini istediğini" aktarıyor.

Ölümünün ardından ortaya çıkan ve yarım kalmış bir notunda, “gözaltında çırılçıplak soyulduğunu, çömeltilerek bekletildiğini, tokatlandığını, kendisine polislere yalvaran bir kişinin sesinin dinletildiğini, kendisinden muhbirlik yapmasının istendiğini” yazdığı ortaya çıktı.

2010'dan bu yana neler yaşandı?

Onur Yaser Can'ın ailesi bu olay ardından polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Yaklaşık bir yılın sonunda Cumhuriyet Başsavcılığı, işkence suçundan takipsizlik kararı verdi.

Açılan davada, iki polis hakkında ise düzenlenen bilirkişi raporu doğrultusunda, “kamu görevlisi olarak sahte belge düzenlemek” ve “resmi belgeyi bozmak ve yok etmek” suçlarından indirimli hapis cezaları verildi.

Aile ve avukatlar karara itiraz etti.

Can’ın annesi Hatice Can, hukuki süreç devam ederken 2014 yılında intihar ederek yaşamını yitirdi.

Baba Mevlüt Can ise sağlık sorunları nedeniyle 2019’da hayatını kaybetti.

KAYNAK: BBC Türkçe

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.