ABD ve Rusya neden Victor Orbán’ı destekliyor?

ABD ve Rusya neden Victor Orbán’ı destekliyor?
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit
A- A+ Paylaş

Macaristan’da 12 Nisan’da yapılacak seçimler, yalnızca bir ülkenin siyasi geleceğini değil, Avrupa’daki güç dengelerini de belirleyebilir. ABD’de Donald Trump çizgisi ile Rusya’nın Viktor Orbán etrafında kesişen desteği, bu seçimi küresel bir mücadeleye dönüştürüyor. Açıktan verilen siyasi mesajlar, enerji bağı ve propaganda faaliyetleriyle şekillenen bu süreçte asıl soru şu: ABD ve Rusya Victor Orbán’ı neden destekliyor?

12 Nisan’da Macaristan’daki seçimler, Avrupa’daki güç dengelerini de etkileyecek.
ABD’nin ve Rusya’nın Orbán’a verdiği destek, farklı stratejik ve ideolojik hesaplara dayanıyor.
ABD’de Donald Trump çizgisi, ideolojik yakınlık nedeniyle Orbán’ı açık şekilde destekliyor.
Rusya ise Orbán’ı, Avrupa Birliği içinde veto gücü ve yaptırmaları zayıflatma potansiyeli nedeniyle stratejik bir aktör olarak görüyor.

Orbán destekçileri.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteği, Rusya ile kurulan yakın ilişkiler ve Avrupa Birliği (AB) ile yaşanan gerilimler, Macaristan’daki seçimleri ülke sınırlarının çok ötesine taşıdı. Yaklaşık 10 milyon nüfuslu bir ülkenin seçimi, bugün Avrupa’nın siyasi dengeleri, Ukrayna savaşı ve Batı içindeki ideolojik ayrışmalar açısından belirleyici bir eşik olarak görülüyor.

Seçim neden bu kadar kritik?
Macaristan, uzun süredir Avrupa Birliği içinde “sorunlu ortak” olarak tanımlanıyor. Bunun temel nedeni ise Viktor Orbán’ın izlediği politika. Orbán, Ukrayna’ya yönelik mali yardımları engelleyerek ve yaptırımların kapsamını tartışmaya açarak, AB’nin ortak hareket etme kapasitesini zayıflatan aktörlerden biri haline geldi.

Bu nedenle 12 Nisan seçimleri, yalnızca bir hükümet değişikliği ihtimalini değil, aynı zamanda Avrupa’nın Rusya’ya karşı izlediği stratejinin sürdürülebilirliğini de belirleyecek.



ABD’den gelen destek: İdeolojik yakınlık

Seçim sürecinde dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri, ABD’den gelen açık siyasi destek oldu. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in seçimlerden hemen önce Budapeşte’ye yaptığı ziyaret, Orbán’a verilen desteğin sembolik bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Trump ise Orbán’ı “harika bir lider” ve “güçlü bir figür” olarak tanımlayarak defalarca destekledi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Orbán’a hitaben, “Başkan Trump sizin başarınıza derinden bağlı, çünkü sizin başarınız bizim başarımızdır” ifadelerini kullandı.

Uzmanlara göre bu destek, klasik dış politika hesaplarından çok ideolojik bir yakınlığa dayanıyor. Orbán’ın temsil ettiği “Hıristiyan muhafazakâr” ve “anti-woke” siyaset anlayışı, Trump çevresi için bir model olarak görülüyor. Macaristan, bazı yorumcular tarafından bu nedenle “muhafazakâr bir vitrin” olarak tanımlanıyor.

Rusya neden Orbán’ı destekliyor?

ABD’den farklı olarak Rusya’nın Orbán’a verdiği destek daha çok stratejik hesaplara dayanıyor. Moskova açısından Orbán, Avrupa Birliği içinde karar alma süreçlerini yavaşlatabilen, veto mekanizmasını kullanabilen ve Rusya’ya yönelik yaptırımları zayıflatabilen bir aktör.

Vladimir Putin yönetimi, Macaristan ile enerji alanındaki ilişkileri sürdürerek bu bağı güçlendirdi. Seçim sürecinde Rusya’nın Orbán’a dolaylı destek verdiği, dezenformasyon ağları üzerinden kamuoyunu etkilemeye çalıştığı iddiaları da gündeme geldi.

Ancak dikkat çekici olan nokta, bu ilişkinin büyük ölçüde gizli değil, açık bir işbirliği olarak yürütülmesi. Uzmanlara göre bu durum, Avrupa seçimleri açısından alışılmadık bir tablo ortaya koyuyor.

Seçime müdahale tartışmaları: Propaganda ve korku siyaseti

Seçim sürecinde Rusya bağlantılı olduğu öne sürülen propaganda faaliyetleri dikkat çekti ve çekmeye devam ediyor. Özellikle Ukrayna karşıtı mesajların yaygınlaştırılması, Orbán’ın seçim kampanyasının merkezine yerleşti.

Ülke genelinde Volodimir Zelenskiy’i hedef alan afişler asıldı, muhalefet ise “Ukrayna ile işbirliği yapmakla” suçlandı.

Bazı medya içeriklerinde sahte görüntüler ve yapay zekâ üretimi görsellerin kullanıldığı da ortaya çıktı. Bu içerikler seçmen davranışını etkilemeye yönelik.

Ayrıca güvenlik tehditleri üzerinden kamuoyunda korku yaratıldığı ve bunun seçim sürecinde siyasi avantaj sağlamak için kullanıldığı yönünde eleştiriler de dile getiriliyor.

ABD ve Rusya aynı tarafta mı?

Ortaya çıkan tablo, alışılmış jeopolitik dengeleri sorgulatan bir görüntü ortaya koyuyor. ABD ve Rusya, farklı nedenlerle de olsa aynı liderin iktidarda kalmasını istiyor gibi görünüyor.

Uzmanlara göre bu durum, iki ülkenin aynı stratejik hedefleri paylaştığı anlamına gelmiyor. Rusya için Orbán, Avrupa Birliği içinde etkili bir kaldıraç işlevi görürken, ABD’de Trump çevresi için Orbán daha çok ideolojik bir referans noktası.

Bu nedenle Macaristan seçimleri, yalnızca bir ülkenin iç siyaseti değil, Batı dünyasının kendi içindeki dönüşümünü de yansıtan bir süreç olarak değerlendiriliyor.

Seçimin ötesinde: Avrupa’nın geleceği

Macaristan’daki seçimlerin sonucu, Avrupa Birliği’nin Ukrayna politikası, Rusya ile ilişkileri ve iç siyasi dengeleri üzerinde doğrudan etkili olacak.

Orbán’ın iktidarda kalması, AB içinde mevcut gerilimlerin sürmesi anlamına gelirken, olası bir değişim ise Avrupa’nın daha uyumlu bir çizgiye yönelmesine zemin hazırlayabilir.

Bu nedenle 12 Nisan’da sandıktan çıkacak sonuç, yalnızca Macaristan’ın değil, Avrupa’nın geleceğine dair önemli bir gösterge olarak görülüyor.

Avrupa Birliği (AB) içinde görevde olan hiçbir lider, Viktor Orbán (63) kadar uzun süredir ülkesini yönetmedi ancak 16 yılın ardından 12 Nisan’daki seçimlerde şimdiye kadarki en güçlü meydan okumayla karşı karşıya. Kamuoyu yoklamalarının çoğu, Péter Magyar karşısında yenilgiye doğru gittiğini gösteriyor.

Gençliğinde Sovyet rejimine meydan okuyan liberal biriyken, nasıl oldu da bugün illiberal demokrasinin simgesi haline geldi?

İşte Viktor Orbán’ın hayat hikâyesi.

Viktor Orbán kimdir?

1963 yılında Budapeşte’nin batısındaki Felcsút köyünde doğdu. Üç çocuklu bir ailenin en büyüğüydü. Babası ziraat mühendisi ve Komünist Parti üyesiydi, annesi ise öğretmeniydi.

2 bin nüfuslu Felcsút köyündeki aile evlerinde su akmıyordu.

Çocukluğunun sert geçtiğini ifade eden Orbán, bir röportajında şiddet eğilimli olan babasıyla ilişkisini şöyle anlatmıştı: “Beni dövdüğünde bağırıyordu da. Bütün bunları kötü bir deneyim olarak hatırlıyorum.”

Çocukluk yıllarında hayatındaki en büyük tutku futboldu. Yerel bir futbol takımı olan FC Felcsút’ta oynadı. Yıllar sonra doğduğu köyde yaptırdığı 3 bin 800 kişilik Pancho Arena Stadyumu, kamu kaynaklarının kullanımı nedeniyle tartışmaların da odağı oldu.

Orbán Felcsút formasıyla yeşil sahalarda (1998).

Orbán’ın özel hayatındaki en belirleyici dönüm noktalarından biri, üniversite yıllarında yaşandı. Budapeşte’de hukuk eğitimi aldığı dönemde tanıştığı Anikó Lévai ile henüz 23 yaşındayken evlendi. Çiftin beş çocuğu oldu. Dört kız ve bir erkek çocuk sahibi olan Orbán ailesi, Macaristan’da muhafazakâr aile yapısının sembolik örneklerinden biri olarak gösteriliyor.

Oğlu Gáspár Orbán, İngiltere’de Sandhurst Askerî Akademisi’nde eğitim aldıktan sonra Macar ordusunda görev yaptı ve bir dönem Çad’da konuşlandırılan birliklerde yer aldı.

Orbán, genellikle ailesini siyasetin merkezine taşımamaya çalışsa da, özellikle yakın çevresine sağlanan ekonomik imkânlar ve akraba ilişkileri, zaman zaman yolsuzluk tartışmalarının odağında yer aldı.

Viktor Orbán

Orbán ve ailesi.

Bir meydan okuma: Sovyet düzenine karşı 7 dakikalık konuşma

Orbán, 1987’de avukat olarak mezun olduktan sonra, Szolnok kentinde iki yıl yaşadı ve ardından Budapeşte’deki Tarım ve Gıda Bakanlığı’nda sosyolog olarak işe başladı.

Orbán’ın siyasi hikâyesi, Sovyetler Birliği’nin dağılmaya başladığı 1980’lerin sonunda hız kazandı. Budapeşte’deki Bibo Koleji’nde hukuk öğrencisiyken kurduğu Fidesz (Genç Demokratlar İttifakı) hareketiyle genç bir muhalif figür olarak öne çıktı. Fidesz, o zamanlar Marksizm ve Leninizme karşı çıkan, merkez sol ve demokrasi yanlısı bir partiydi.

Viktor Orbán

Ancak onu ülke çapında tanınan bir isim haline getiren asıl an, 1989’da oldu.

Budapeşte’de, 1956 ayaklanmasının sembol ismi Imre Nagy’in yeniden defnedildiği törende, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) askerlerinin Macaristan’dan çekilmesi ve adil seçimlerin gerekliliği üzerine yaptığı bir konuşmayla popülarite kazandı.

“Eğer kendi gücümüze inanırsak, komünist diktatörlüğü sona erdirebiliriz” diyerek doğrudan Sovyet düzenine meydan okudu ve bu çıkış kısa sürede onu yeni dönemin en dikkat çeken genç siyasetçilerinden biri haline getirdi.

Yıllar sonra bu konuşmayı hatırladığında ise “Herkesin içindeki özgür seçim ve bağımsız, demokratik Macaristan arzusunu dile getirdim” diyerek o anın siyasi anlamını kendisi de açıkça tarif edecekti.

Oxford Üniversitesi’ni neden bıraktı?

Oxford Üniversitesi’nde siyaset felsefesi eğitimi alma fırsatı bulan Orbán, Macar asıllı milyarder George Soros tarafından finanse edilen bir bursla İngiltere’ye gitti ancak bu akademik yolculuk uzun sürmedi. Birkaç ay içinde eğitimini yarıda bırakarak ülkesine döndü ve 1990 seçim kampanyasına katıldı.

Bu karar, Orbán’ın siyasetle kurduğu ilişkinin akademik bir arayıştan çok doğrudan iktidar mücadelesine dayandığını gösteriyordu. Fidesz bu seçimlerde 22 milletvekili ile parlamentoya girerken Orbán da partinin en önemli figürlerinden biri haline geldi.

Öğrencilik yıllarından arkadaşları Fidesz’in kilit isimleri oldu. Üniversite müdürü Istvan Stumpf, 1998 ila 2002 yılları arasındaki ilk Orbán döneminde özel kalem müdürü görevini üstlendi.

Liberallikten nasıl koptu?

1990’ların başında Orbán ve partisi, Liberal Enternasyonel Hareketi’nin bir parçasıydı ancak bu çizgi kısa sürede değişti. Siyasette güç kazanmak için ideolojik yönünü dönüştüren Orbán, partisini milliyetçi ve muhafazakâr bir hatta taşıdı.

Bu dönüşümün ruhunu, erken dönem bir toplantıda söylediği sözler açık biçimde ortaya koyuyordu: “Modern bir muhafazakâr parti kurmak istiyorum.”

Kendisine bunun zamanla “modern” kısmının ortadan kalkabileceği söylendiğinde ise verdiği yanıt netti: “O zaman öyle olsun.”

Siyaset bilimci Zoltan Lakner, Orbán’ın ideolojisinin 1990’ların ikinci yarısında değiştiğine inanıyor. Lakner’e göre Orbán, “siyasi başarı elde etmek için partisini milliyetçi, liberal karşıtı bir siyasi güce dönüştürmesi gerektiğini fark etti”.

Viktor Orbán Bill Clinton

Viktor Orbán, ABD Başkanı Bill Clinton ile Beyaz Saray’da (1998).

İktidar, yenilgi ve yeniden inşa

1998’de henüz 35 yaşındayken başbakan olan Orbán, Avrupa’nın en genç liderlerinden biri haline geldi ancak 2002 ve 2006 seçimlerinde aldığı yenilgiler onun siyasi çizgisinde belirleyici bir kırılma yarattı.

2002 yenilgisinin ardından destekçilerine hitap ederken söylediği “Millet yenilmez” cümlesi, hem siyasi söylemini hem de seçmenle kurduğu bağı yeniden tanımladığı bir dönemin başlangıcı oldu ve bu tarihten sonra daha sert, daha mobilize edici ve daha kutuplaştırıcı bir dil benimsedi.

2002 yenilgisi yalnızca siyasi bir kayıp değil, aynı zamanda Orbán’ın yöntemlerini kökten gözden geçirdiği bir dönüm noktası oldu. Bu süreçte, dövüş sporları eğitmeni ve iş insanı Árpád Habony ile yakın bir ilişki kurdu.

Árpád Habony Viktor Orbán

Árpád Habony.

Resmi bir görevi bulunmamasına rağmen Habony, Orbán’ın en güvendiği isimlerden biri haline geldi ve hem siyasi stratejinin hem de Fidesz çevresinde şekillenen ekonomik ağın kilit figürlerinden biri olarak anıldı.

Zamanla bu ilişki, Orbán’ın iktidar tarzının daha kapalı, merkezileşmiş ve dar bir çevreye dayanan bir yapıya evrilmesinde belirleyici unsurlardan biri olarak yorumlandı.

2010 sonrası sistemi nasıl baştan kurdu?

2008 küresel ekonomik krizinin yarattığı siyasi dalga, Orbán’a yeniden iktidar yolunu açtı.

Küresel krizinin Macaristan üzerinde etkileri devam ederken, dönemin sosyalist başbakanı Ferenc Gyurcsány’nin basına kapalı bir toplantıda “bürokratların halka yalan söylediğini” itiraf etmesi ve bu konuşmanın da basına sızdırılmasının ardından Sosyalist Parti’nin halk nezdinde desteği giderek azaldı.

2010’daki genel seçimlerde de Orbán’ın liderliğindeki Fidesz ve Hıristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ittifakı aldığı yüzde 52’lik oy ile parlamentoda mutlak çoğunluğu elde etti ve Orbán’ın başbakanlıktaki ikinci dönemi başladı.

2010’da yeniden iktidara döndüğü dönemde Orbán, yalnızca siyasi hamleleriyle değil, kriz anlarında sahaya inen lider profiliyle de öne çıktı. 2010’da bir boksit madeninden sızan zehirli kırmızı çamurun bir Macar vadisini kaplayarak Tuna Nehri’ne ulaşma riski yarattığı felakette, itfaiyeciler ve gönüllülerle birlikte kum torbaları taşıdığı görüntüler kamuoyunda geniş yankı buldu.

2010’daki çevre felaketinde, Başbakan Orbán kameralar karşısında (sağdan üçüncü).

Yıllar içinde “sahada olan lider” imajının yerini daha kapalı ve merkezileşmiş bir yönetim tarzı aldı ve bu yıllar, Macaristan’ın siyasi yapısının köklü biçimde değiştiği yıllar oldu. Çünkü başbakanlığının ikinci döneminde genç demokrat Orbán mazide kalmıştı. Parlamentoda anayasayı değiştirme çoğunluğunu elde eden Orbán, Macaristan’ı yıllarca yönetmesinin önünü açacak bir siyasi sistemi tuğla tuğla ördü.

Anayasa ve yasalar yeniden yazıldı, devlet kurumları dönüştürüldü, medya ve ekonomi alanında iktidara yakın isimlerin etkisi giderek arttı. Mertek’in haberine göre 2018’de neredeyse tüm “Orbán yanlısı medya kuruluşları”, mülkiyet haklarını, yönetim kurulunda Fidesz milletvekillerinin olduğu Kesma adlı bir vakfa devretti.

Orbán bu sistemi “illiberal demokrasi” olarak tanımladı. Avrupa Parlamentosu ise aynı yapıyı “seçimli otokrasiye dayanan hibrit rejim” olarak nitelendirdi.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından da Macaristan birkaç yıldır, AB’nin en yolsuz ülkesi.

2014’teki bir konuşmasında Orbán, bir “istihdam toplumu” yaratmak istediklerini ve bunun özünde “illiberal” bir nitelik taşıyacağını belirtti. Macar lider, Rusya’nın devlet ve toplum yapısından övgüyle bahsederken Çin ve Türkiye’yi de örnek gösteriyordu.

George Soros, göç ve “düşman” siyaseti

Bir dönem eğitimine destek veren George Soros, ilerleyen yıllarda Orbán’ın en önemli siyasi hedeflerinden biri oldu. 2013’te siyasi danışmanları George Birnbaum ve Arthur Finkelstein, Orbán’a Soros’u düşman olarak yaratma fikrini verdi. “Soros iyi bir hedefti” diyen Birnbaum, bu fikri neden verdiklerini ilerleyen dönemlerde şöyle anlatmıştı:

“Çünkü Macaristan’da insanlar, bu milyarderin perde arkasından siyaseti ve politikayı kontrol etmesi fikrini sevmiyordu.”

Kendisi de Soros Vakfı bursu ile eğitim gören Orbán, Soros’un desteklediği sivil toplum kuruluşlarını “yabancı parayla Macar siyasetini gizlice etkilemeye çalışmakla” suçladı ve bu söylem geniş bir kampanyaya dönüştü.

George Soros.

1991’de kurulan ve Soros tarafından da desteklenen Orta Avrupa Üniversitesi (CEU), 2019’da faaliyetlerinin çoğunu Viyana’ya taşımak zorunda kaldı.

2015’teki göç krizi sırasında ise söylemi daha da sertleşti ve “Avrupa’yı Avrupalılar için korumak istiyoruz… Macaristan’ı Macarlar için korumak istiyoruz” sözleriyle hem iç politikada hem Avrupa’da güçlü bir tartışma başlattı.

Bu süreçte Sırbistan ve Hırvatistan sınırına ördüğü 523 kilometre uzunluğundaki duvar ile Macaristan’ı korumayı vaat ederken; muhalefet partilerini ise “dış güçlerin maşası olmak” ile suçladı.

Orbán’ın en büyük siyasi silahlarından biri de LGBTİ+ hakları karşıtlığı oldu. Hıristiyan değerlerin toplumda hâlâ büyük karşılık bulduğu Macaristan’da Orbán, LGBTİ+ haklarını bir “ideoloji” şeklinde tanımlıyor ve rakiplerini de sık sık Macaristan’ın aile yapısını bozmaya çalışmak ile suçluyor.

Avrupa ile ilişkileri neden kırılma noktasına geldi?

Orbán’ın Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri özellikle Ukrayna savaşı sonrasında daha da gerildi ve geriledi. Kiev’e yönelik mali destek paketlerini veto etti ve Batı’nın politikasına karşı çıktı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkisini sürdürmesi ve Donald Trump tarafından desteklenmesi, onu Avrupa içinde giderek yalnızlaştırırken, Polonya Başbakanı Donald Tusk’ın “Orbán ve dışişleri bakanı Avrupa’yı çoktan terk etti” sözleri bu izolasyonu çarpıcı biçimde özetledi.

Viktor Orbán, seçim kampanyası sırasında Györ’de yaptığı son mitingde yuhalandı.

En kritik sınavı: 12 Nisan

Bugün 60’lı yaşlarının başında olan Orbán, 16 yıllık kesintisiz iktidarın ardından en zor seçimlerinden birine giriyor. Kamuoyu yoklamaları bu kez ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya olduğunu gösterirken, yolsuzluk iddiaları ve uzun iktidar süresinin yarattığı yorgunluk da siyasi gücünü zorluyor.

12 Nisan seçimleri, yalnızca Orbán’ın siyasi geleceğini değil, aynı zamanda Macaristan’da son 15 yılda kurulan sistemin devam edip etmeyeceğini de belirleyecek.

Bir yanıt yazın

Yanıt yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.