Çin'de azınlıklar üzerindeki baskıyı daha da artırmasından endişe edilen "etnik birlik" yasası kabul edildi. Çin Ulusal Halk Kongresi yıllık toplantısının kapanışında kabul edilen "Etnik Birliği ve Gelişimini Teşvik" adlı yasa, "Çin Komünist Partisi'nin merkezde olduğu bir ulusal birlik oluşturmayı ve Çin ulusunun yeniden canlandırılmasını" amaçlıyor.
Yasa tasarısını genel kurula sunan Halk Kongresi delegesi Lou Çinciyen, "Çin ulusunu oluşturan tüm etnik gruplar arasında daha güçlü bir topluluk duygusu geliştirmeyi amaçladıklarını" kaydetti.
Tasarıda, yerel yönetimler ve Çin Kadınlar Federasyonu gibi devlete bağlı kuruluşlar dahil tüm devlet kurumları ve özel işletmelerin "etnik birliği teşvik etmesi gerektiği" belirtiliyor, "Her etnik grubun insanları, ülkenin tüm kuruluş ve grupları, silahlı kuvvetler, her parti ve toplumsal örgüt, her şirket, yasa ve anayasaya uygun olarak Çin ulusu ortak bilincini oluşturmak ve bu bilinci inşa etme sorumluluğunu üstlenmek zorundadır" ifadesi yer alıyor.
Dinin "Çinlileştirilmesi"
Yasanın; eğitim, konut, göç, toplumsal yaşam, kültür, turizm ve kalkınma politikaları aracılığıyla etnik gruplar arasında bütünleşmeyi teşvik etmeyi amaçladığı belirtiliyor.
Metinde, "dinî grupların ve dinî okulların dinin 'Çinlileştirilmesi' programına uyum sağlaması gerektiği" vurgulanıyor.

Çin Ulusal Halk Kongresi'nin açılış oturumunda delegeler
Ayrıca etnik gruplar arasında karma evlilikleri teşvik amacıyla "etnik köken, gelenek veya din temelinde evlilik tercihlerini engellemeye yönelik her türlü müdahalenin yasaklanması" öngörülüyor.
Yasa, Çin yönetimine, Çin dışındaki kişi ve kuruluşların da "etnik birliğe zarar verecek" eylemlerden dolayı kovuşturulması imkânını veriyor. Buna göre, Çin dışında bulunan kuruluşlar ve bireyler, ülkeye karşı "etnik birliği ve ilerlemeyi zayıflatan ya da etnik ayrılıkçılık yaratan" eylemler gerçekleştirdikleri takdirde, yasa uyarınca hukuki sorumluluğa tabi tutulacak.
Mandarin Çincesi "ulusal ortak dil" olacak
Yeni yasanın en tartışmalı maddelerinden biri, eğitimde Mandarin Çincesi öğrenme zorunluluğu getirilmesi. Yasanın 15'inci maddesi, Mandarin Çincesinin, anaokulu öncesinden başlayarak zorunlu eğitimin tüm aşamalarında çocuklara öğretilmesini mecbur kılıyor.
Yasayla, Mandarin'in eğitim, iş hayatı ve kamusal alanda "ulusal ortak dil" olmasının yolu açılıyor.
Yasa, okullarda temel öğretim dilinin Mandarin olmasını, devlet kurumları ile resmî işlerde de Mandarin kullanılmasını zorunlu kılıyor. Ancak "devletin azınlık dilleri ve yazılarının öğrenilmesi ve kullanılmasına saygı duyduğu ve koruduğu" da ifade ediliyor.

Sincan'da bir sınıfta resmî Çince ders kitaplarını okuyan Uygur azınlığa mensup gençler
Azınlık dilleri birincil dil olamayacak
Çin'in resmi dili olan Mandarin; İç Moğolistan, Tibet ve Sincan gibi büyük etnik azınlık nüfusuna sahip bölgelerde halihazırda ana eğitim dili olarak kullanılıyor. Ancak yeni yasayla, azınlık dillerinin ülke genelinde birincil öğretim dili olamayacağı vurgulanıyor.
Birkaç yıl öncesine kadar etnik azınlıklar, okullarda öğrenimin hangi dilde yapılacağı konusunda özerkliğe sahipti. Moğolistan sınırındaki Çin'e bağlı İç Moğolistan özerk bölgesinde geçmişte müfredatın büyük bölümü Moğolca öğretilebiliyordu. 2020 yılında öğrenime yeni başlayan öğrencilere Moğolca ders kitaplarının artık kullanılamayacağı bildirildi. Şu an bölgedeki öğrenciler Moğolcayı sadece yabancı dil olarak günde bir saatlik derste görebiliyor.
Uluslararası Yazarlar Birliği PEN ve Güney Moğolistan İnsan Hakları Enformasyon Merkezi'nin son verilerine göre, Çin'deki Moğolca internet sitelerinin yüzde 80'den fazlası ya sansürlenmiş ya da yasaklı durumda.
Uzun yıllar boyunca Çin yönetiminin baskıcı politikalarına maruz kalan Uygurlar da yeni yasadan en çok etkilenecek gruplar arasında yer alıyor. Uygurların tutulduğu, Çin yönetiminin terör tehlikesine karşı “eğitim kampı” diye lanse ettiği kamplar uluslararası alanda büyük tepki toplamış, Çin bu kampların 2019'da kapatıldığını açıklamıştı. Bu dönemde binlerce Uygur Türkü, ayrımcılık ve terör suçlamalarıyla hapishanelere gönderilmişti.

Sincan'ın Hortan bölgesinde 2019 yılında çekilen fotoğrafta, Uygurlar'ın tutulduğu "eğitim" kamplarından olduğu düşünülen yüksek güvenlikli bir yapı görülüyor
Anayasa'daki özerkliğe ne olacak?
Çin nüfusunun yüzde 91'lik çoğunluğu Han Çinlilerinden oluşuyor ve resmi dil Mandarin Çincesi. Ülkede resmi olarak kabul edilen 56 etnik azınlık ise toplam nüfusun yüzde 9'unu oluşturuyor.
Aralarında Uygur Türkleri, Tibetliler, Moğollar, Hui ve Mançuların da bulunduğu azınlıkların yoğun olarak yaşadığı bölgeler, ülkenin toplam yüzölçümünün kabaca yarısına denk geliyor ve bu bölgelerin çoğu zengin doğal kaynaklara sahip.
Çin anayasasında, "her etnisitenin kendi dilini kullanma ve geliştirme hakkına sahip olduğu" ve "özyönetim hakkı bulunduğu" yer alıyor. Bölgesel Etnik Özerklik Yasası da etnik gruplara ekonomilerini geliştirmek için esnek önlemler alma imkânı da dahil sınırlı özerklik tanıyor. Ancak mevcut yasalardaki bu hükümlere rağmen şimdi çıkarılan yeni yasanın uygulamada öncelik kazanacağı düşünülüyor.
Asimilasyon endişesi artıyor
Başta Uygurlar olmak üzere azınlıklara yönelik baskıcı politikalarıyla tepki çeken Çin'in "etnik birlik" yasası, asimilasyon endişelerini güçlendirdi. Uzmanlar, azınlık haklarının daha da tırpanlanabileceği, ayrıca bu "etnik birliğe" karşı çıkanların ayrılıkçılık suçundan cezalandırılabileceği uyarısı yapıyor.
Cornell Üniversitesi'nden Çin uzmanı Profesör Allen Carlson, yasanın asimilasyon yönünde bir eğilimi yansıttığını belirterek "Bu yasa, Devlet Başkanı Şi Cinping'in liderliğindeki Çin Halk Cumhuriyeti'nde Han Çinlisi olmayan halkların Han çoğunlukla daha fazla bütünleşmesi ve her şeyden önce Pekin'e sadakat göstermesi gerektiğini her zamankinden daha açık hâle getiriyor" değerlendirmesinde bulundu.
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden araştırmacı Yalkun Uluyol da yeni yasanın, eski devlet başkanı Deng Şiaoping dönemindeki azınlık haklarını güvenceye alan politikalardan "belirgin bir uzaklaşma" anlamına geldiğini kaydediyor. Uluyol, bu değişikliğin özellikle eğitim alanında köklü sonuçlar doğuracağını belirtiyor.
PEN America'dan Erika Nguyen de yasanın özellikle çocukların anadilleriyle karşılaşabildikleri alanları hedef aldığına işaret ederek "Bu bir tesadüf değil. Amaç, çocukların kimlikleri, tarihleri ve kültürleriyle olan bağlarını koparmak" eleştirisinde bulunuyor.
KAYNAK: DW Türkçe


